İçeriğe geç

HAYALET

Bölüm 5 · 6 dk okuma

HAYALET

Bölüm 5

5.Bölüm : Gölgedeki Gözler

Lina, telefon ekranındaki mesajı uzun süre izledi.

Hayalet hakkında fazla soru sorma.

Ardından gelen ikinci mesaj ise daha kötüydü.

Çünkü bazı sırlar öğrenilirse, geri dönüşü olmaz.

Lina’nın parmakları telefonun kenarında sıkıca kenetlendi.

O ana kadar Hayalet olmak onun için yalnızca ikinci bir hayattı.

Gündüzleri Lina.

Geceleri Hayalet.

İki hayat arasında kalın bir çizgi vardı ve Lina o çizgiyi yıllardır koruyordu.

Ama şimdi biri o çizginin farkına varmıştı.

Üstelik sadece Hayalet’in varlığını değil, onun hakkında soru sorduğunu da biliyordu.

Lina hemen mesaj ekranına yazdı.

Sen kimsin?

Gönderdi.

Cevap gelmedi.

Birkaç saniye bekledi.

Sonra:

Beni nereden tanıyorsun?

Yine cevap yoktu.

Lina odasının içinde birkaç adım attı.

Telefonunu masaya bıraktı.

Sonra tekrar aldı.

Ekranı açtı.

Hiçbir şey.

“Harika.”

Kendi kendine söylendi.

“Gerçekten harika.”

Tam telefonu kapatacakken yeni bir mesaj geldi.

Bilinmeyen Numara:

Yarın gece gelme.

Lina’nın kaşları çatıldı.

Bu kez korkmaktan çok sinirlenmişti.

Lina:

Bana emir verme.

Mesaj gönderildi.

Karşı taraf yazıyor işareti çıktı.

Sonra kayboldu.

Tekrar çıktı.

Sonra yine kayboldu.

En sonunda yalnızca tek kelime geldi.

Dikkat et.

Lina telefonu yatağın üzerine fırlattı.

Bir süre sessizce durdu.

Sonra derin bir nefes aldı.

Kim olduğunu bilmiyordu.

Ama bir şeyi çok iyi biliyordu.

Yarın gece oraya gidecekti.

Ertesi sabah kampüs her zamanki gibi kalabalıktı.

Lina sınıfa girdiğinde Ece çoktan yerini almıştı.

Lina’yı görür görmez elini kaldırdı.

“Lina!”

Lina yanına oturdu.

Ece hemen yüzüne baktı.

“Bir şey olmuş.”

Lina çantasını açtı.

“Hiçbir şey olmadı.”

“Senin ‘hiçbir şey olmadı’ yüzünü biliyorum.”

Lina durdu.

“Kaç gündür tanışıyoruz?”

“Yeterince.”

Lina istemsizce gülümsedi.

Ece biraz daha yaklaştı.

“Gerçekten ne oldu?”

Lina birkaç saniye düşündü.

Ona anlatamazdı.

Hayalet’in kimliğini kimse bilmiyordu.

En yakın arkadaşları bile.

“Gece kötü uyudum.”

Ece’nin yüzü yumuşadı.

“Yine mi?”

“Evet.”

“Bir sorun mu var?”

“Yok.”

Ece ona baktı.

Bu kez üstelemedi.

“Tamam.”

Lina şaşırdı.

“Bu kadar mı?”

“İstersen anlatırsın.”

Lina başını kaldırdı.

Ece omuz silkti.

“Arkadaşız sonuçta.”

Lina birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Sonra küçük bir gülümsemeyle:

“Teşekkür ederim.”

Ece:

“Rica ederim.”

Tam o sırada Aras sınıfa girdi.

Lina göz ucuyla ona baktı.

Aras’ın elinde iki kahve vardı.

Birini masasına bıraktı.

Diğerini ise…

Lina’nın önüne koydu.

Lina şaşkınlıkla kahveye baktı.

“Bu ne?”

“Fazla aldım.”

Ece’nin bakışları anında ikisinin arasında gidip geldi.

Lina kahveyi eline aldı.

“Ben kahve içtiğimi nereden biliyorsun?”

Aras:

“Geçen gün kafede içtin.”

Lina birkaç saniye sustu.

Gerçekten hatırlamıştı.

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Aras yerine oturdu.

Ece, Lina’nın kulağına eğildi.

“Fazla almış.”

Lina:

“Sus.”

“Gerçekten fazla almış.”

“Ece.”

“Tamam.”

Ama Ece’nin yüzündeki sırıtış kaybolmadı.

Ders boyunca Lina birkaç kez Aras’a baktı.

Aras not alıyordu.

Sonra Lina’nın bakışını yakaladı.

“Ne?”

Lina hemen önüne döndü.

“Bir şey yok.”

“Bakıyordun.”

“Hayır.”

Aras hafifçe güldü.

“Tamam.”

Lina:

“Gerçekten bakmıyordum.”

“İkna oldum.”

Lina gözlerini devirdi.

Aras tekrar önüne döndü.

Fakat bu kez gülümsemesini saklayamadı.

Lina da farkında olmadan gülümsedi.

Ece bunu gördü.

Bir şey söylemedi.

Sadece önündeki deftere küçük bir not yazdı ve Lina’ya doğru itti.

Lina kâğıdı açtı.

Bence bir şeyler oluyor.

Lina hemen altına yazdı.

Olmuyor.

Ece:

Daha.

Lina:

Ece.

Ece:

Tamam sustum.

Lina kâğıdı buruşturup ona attı.

Öğle arasında grup kütüphanede toplandı.

Projenin teslim tarihi yaklaşmaya başlamıştı.

Mert bilgisayara bakıp iç çekti.

“Biz bunu nasıl yetiştireceğiz?”

Selin:

“Çalışarak.”

Mert:

“Başka çözüm?”

Berk:

“Çalışmamak.”

Mert:

“Bu çözüm değil.”

“Senin için olabilir.”

Lina bilgisayarını açtı.

“Etkinlik akışının son hâlini hazırladım.”

Aras sandalyesini biraz yaklaştırdı.

“Bakabilir miyim?”

“Tabii.”

Lina ekranı ona çevirdi.

Aras dikkatlice inceledi.

“Burada bir değişiklik yapabiliriz.”

“Nerede?”

Aras parmağıyla ekrandaki bölümü gösterdi.

“Etkinliğin sonunda herkesin katılabileceği bir bölüm ekleyebiliriz.”

Lina:

“Yarışma mı?”

“Belki.”

Lina düşündü.

“İnsanları küçük gruplara ayırıp bir görev verebiliriz.”

Aras:

“Tam olarak.”

Lina:

“Fena değil.”

Aras:

“Fena değil mi?”

Lina gülümsedi.

“Biraz daha geliştirirsen güzel olabilir.”

Aras başını iki yana salladı.

“Seninle çalışmak zor.”

“Niye?”

“Her şeyi beğenmiyorsun.”

“Ben detaycıyım.”

“Anladım.”

Bir süre birlikte çalıştılar.

Lina bir şey söylerken Aras onu dikkatle dinliyordu.

Bazen fikirlerini tamamlıyor, bazen farklı bir öneri sunuyordu.

Lina ilk defa onunla çalışmanın düşündüğünden daha kolay olduğunu fark etti.

Aras’ın yanında kendisini rahat hissediyordu.

Bu düşünceyi fazla önemsemedi.

Henüz.

Bir süre sonra Kaan yanlarına geldi.

“Lina.”

Lina başını kaldırdı.

“Efendim?”

“Bir şey göstereceğim.”

Telefonunu uzattı.

“Etkinlik için bulduğum afiş tasarımı.”

Lina telefonu aldı.

“Bu güzel.”

“Gerçekten mi?”

“Evet.”

Kaan’ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

“İstersen birkaç tane daha bulabilirim.”

“Olur.”

Aras sessizce onları izledi.

Kaan telefonu geri aldı.

“Akşam sana gönderirim.”

“Tamam.”

Kaan uzaklaştı.

Aras bir süre ekrana baktı.

Lina fark etti.

“Ne oldu?”

“Hiç.”

“Bir şey var.”

“Yok.”

Lina kaşlarını kaldırdı.

“Sen de Ece gibi konuşmaya başladın.”

Aras gülümsedi.

“Tehlikeli bir benzetme.”

Lina güldü.

Akşamüstü dersler bittikten sonra herkes kampüsten ayrılmaya hazırlanıyordu.

Lina çantasını omzuna taktı.

Ece:

“Akşam geliyor musun?”

Lina:

“Nereye?”

“Bizimkilerle kafeye.”

Lina bir an düşündü.

“Bugün olmaz.”

Ece’nin yüzü düştü.

“Yine mi?”

“İşim var.”

“Ne işi?”

Lina durdu.

Aklına dün gece gelen mesaj geldi.

Yarın gece gelme.

Ece hâlâ ona bakıyordu.

“Özel bir şey.”

Ece:

“Tamam.”

Lina onun sesindeki hayal kırıklığını fark etti.

“Başka gün gideriz.”

Ece:

“Söz?”

“Söz.”

Aras biraz uzakta onları bekliyordu.

Lina ona baktığında Aras’ın bakışlarıyla karşılaştı.

“Sen de mi gidiyorsun?”

Lina:

“Evet.”

Aras:

“Ben de o tarafa gidiyorum.”

Ece hemen:

“Harika.”

Lina Ece’ye baktı.

“Ne harika?”

“Hiç.”

Aras ve Lina birlikte yürümeye başladı.

İlk birkaç dakika sessiz kaldılar.

Sonra Aras:

“Bir şey sorabilir miyim?”

Lina:

“Tabii.”

“Son zamanlarda sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyorsun.”

Lina’nın adımları hafifçe yavaşladı.

“Öyle mi?”

“Evet.”

“Nereden çıkardın?”

“Çünkü her etkinlikten erken ayrılıyorsun.”

Lina cevap vermedi.

Aras devam etti.

“İstersen cevap verme.”

Lina ona baktı.

“Yok. Sadece… bazı işlerim var.”

“Tamam.”

Aras daha fazla sormadı.

Lina birkaç saniye sonra:

“Sen çok soru sormuyorsun.”

“İnsanların anlatmak istemediği şeyleri zorlamayı sevmem.”

Lina durdu.

Aras birkaç adım sonra fark edip döndü.

“Ne oldu?”

Lina başını iki yana salladı.

“Hiç.”

Ama bu kez Lina’nın bakışları değişmişti.

Aras’ın bu tarafını beklemiyordu.

Onu daha yeni tanıyordu.

Ama Aras’ın yanında kendisini rahat hissetmesinin nedenlerinden biri belki de buydu.

Onu zorlamıyordu.

Lina tekrar yürümeye başladı.

“Teşekkür ederim.”

Aras:

“Ne için?”

“Hiç.”

Aras gülümsedi.

“Sen de çok gizemlisin.”

Lina:

“Ben mi?”

“Evet.”

“Belki.”

O gece saat 00.30’da Lina yine siyah kıyafetlerini giydi.

Maskesini eline aldı.

Telefonuna baktı.

Kerem’den mesaj vardı.

Neredesin?

Lina cevap verdi.

Geliyorum.

Bir dakika sonra:

Bugün farklı bir şey var.

Lina kaşlarını çattı.

Ne?

Kerem:

Bilmiyorum. Ama dikkatli ol.

Lina’nın kalbi hızlandı.

Bu kez Kerem de aynı şeyi söylüyordu.

Dün gece gelen mesaj…

Bugün Aras’ın fark ettiği tuhaflık…

Ve şimdi Kerem’in uyarısı.

Lina maskesini yüzüne geçirdi.

Hayalet yeniden ortaya çıktı.

Yer altındaki salona girdiğinde Kerem kapının yanında bekliyordu.

Onu görünce yaklaşarak:

“Gelmemeni söylediler mi?”

Hayalet durdu.

“Sen nereden biliyorsun?”

Kerem’in yüzündeki ifade değişti.

“Ne?”

“Birisi bana dün mesaj attı.”

Kerem:

“Kim?”

“Bilsem sana sormazdım.”

Kerem birkaç saniye düşündü.

Sonra:

“Ben sana mesaj atmadım.”

Hayalet’in bakışları sertleşti.

“Ben de senden geldiğini düşünmedim.”

“İyi.”

“Kerem.”

“Efendim?”

“Burada son zamanlarda bir şey değişti mi?”

Kerem sustu.

Sonra çevreye baktı.

“Son birkaç gündür yeni insanlar geliyor.”

“Kim?”

“Bilmem.”

Hayalet:

“Birini gördün mü?”

Kerem’in yüzü ciddileşti.

“Bir adam var.”

“Nasıl biri?”

“Yüzünü tam görmedim.”

Hayalet’in gözleri kısıldı.

“Ne istiyor?”

“Onu bilmiyorum.”

Tam o sırada salonun diğer ucunda bir kapı kapandı.

İkisi aynı anda o tarafa baktı.

Kerem:

“İşte o.”

Hayalet’in bakışları kapıya kilitlendi.

Kapının önünde siyah giyimli bir adam birkaç saniye durmuştu.

Sonra kayboldu.

Hayalet bir adım attı.

Kerem kolundan tuttu.

“Dur.”

Hayalet ona baktı.

“Ne?”

“Tek başına gitme.”

Hayalet kolunu çekti.

“Ben tek başıma hallederim.”

Kerem:

“Belki.”

Hayalet:

“Belki mi?”

Kerem hafifçe gülümsedi.

“Takım arkadaşınım diye endişeleniyorum.”

Hayalet ona birkaç saniye baktı.

“Sen gerçekten çok konuşuyorsun.”

Kerem güldü.

“Bu konuyu değiştirme.”

Hayalet arkasını döndü.

Ama tam o anda…

Telefonu titredi.

Ekranda yine aynı bilinmeyen numara vardı.

Mesaj sadece dört kelimeydi:

Seni gördüm, Lina.

Hayalet’in gözleri dondu.

Kerem:

“Ne oldu?”

Lina telefonu hemen kapattı.

Hiçbir şey söylemedi.

Çünkü o mesaj artık bir uyarı değildi.

Bir tehdit de değildi.

Birinin onun gerçek adını bildiğinin kanıtıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.