İçeriğe geç

HAYALET

Bölüm 1 · 8 dk okuma

HAYALET

Bölüm 1

1.Bölüm : İlk Ders

Üniversitenin ilk günüydü.

Lina, kampüsün girişinde birkaç saniye durup karşısındaki kalabalığa baktı.

Her yerde yeni yüzler vardı.

Kimi elinde kahveyle koşturuyor, kimi telefonundan ders programını kontrol ediyor, kimi de yanında ailesiyle kampüsü keşfetmeye çalışıyordu. Birkaç metre ötede iki kız birbirlerine sarılmış, daha ilk günden arkadaş olmuş gibiydi.

Lina ise çantasının askısını omzunda biraz daha yukarı çekti.

Telefonunun ekranına baktı.

08.17

İlk dersine girmesine on üç dakika vardı.

“Harika,” diye mırıldandı. “İlk gün ve daha sınıfı bulamıyorum.”

Telefonundaki haritaya tekrar baktı.

B Blok – 3. Kat – 307

Başını kaldırıp binaya baktı.

“Tabii. En uzak bina.”

İç çekerek yürümeye başladı.

Lina yeni ortamlara alışmakta çok iyi değildi. İnsanlarla konuşamaz değildi; sadece ilk adımı atmayı sevmiyordu. Sessiz kalmayı, karşısındaki insanı gözlemlemeyi tercih ederdi.

Bu yüzden üniversitenin ilk günü onun için heyecan verici olmaktan çok yorucuydu.

Birkaç basamak çıktıktan sonra telefonuna mesaj geldi.

Ece:
NEREDESİN?

Lina kaşlarını çattı.

Ece’yi daha üç gün önce tanımıştı.

Üniversite kayıtları sırasında aynı sırada beklerken konuşmaya başlamışlardı. Ece, Lina’nın tam tersiydi. Bir insanı tanıması için beş dakika yeterliydi.

Lina cevap yazdı.

Lina:
Binadayım.

Mesaj hemen geldi.

Ece:
BEN DE.

Lina:
Hangi kattasın?

Ece:
Bilmiyorum.

Lina durdu.

Lina:
Nasıl bilmiyorsun?

Ece:
Çünkü kayboldum.

Lina istemsizce güldü.

Lina:
İlk günün daha ilk yarısında kaybolmayı nasıl başardın?

Ece:
Yetenek.

Tam o sırada biri Lina’nın omzuna çarptı.

“Özür dilerim.”

Lina dönüp baktı.

Elinde kahve taşıyan uzun boylu bir erkek, yere düşmek üzere olan defterleri yakalamaya çalışıyordu.

“Bir şey olmadı.”

Lina eğilip yerdeki defterlerden birini aldı ve ona uzattı.

Çocuk teşekkür ederek aldı.

“Sen de 307’ye mi?”

Lina şaşırdı.

“Evet.”

“Ben de.”

Çocuk kapıya doğru baktı.

“İstersen beraber gidelim. Ben de ilk defa geliyorum.”

Lina birkaç saniye düşündü.

“Olur.”

Çocuk elini uzattı.

“Ben Mert.”

“Lina.”

“Memnun oldum.”

“Ben de.”

Birlikte merdivenlerden çıkmaya başladılar.

Mert konuşmayı seven birine benziyordu.

“İlk günler çok garip oluyor ya. İnsanlar birbirine bakıyor ama kimse konuşmuyor.”

Lina hafifçe gülümsedi.

“Sen konuşuyorsun.”

“Ben insanları rahatlatıyorum.”

“İnsanları mı?”

“En azından kendimi.”

Lina güldü.

Mert de sırıttı.

“Tamam, en azından bir kişinin güldüğünü gördüm. Bugün başarılıyım.”

Üçüncü kata çıktıklarında koridorun sonundaki sınıfa yöneldiler.

Kapının önünde birkaç kişi bekliyordu.

Lina’nın gözü ilk olarak Ece’yi buldu.

Ece, elindeki telefonla uğraşıyordu.

“LİNAAA!”

Koridordaki birkaç kişi dönüp baktı.

Lina gözlerini kapattı.

“Bağırmana gerek yok.”

Ece yanlarına geldi.

“Ben seni bulamadım!”

“Çünkü kayboldun.”

“Detay.”

Ece sonra Mert’e baktı.

“Bu kim?”

“Mert.”

“Ben Ece.”

Mert elini kaldırdı.

“Memnun oldum.”

“Ben de.”

Lina, Ece’nin arkasındaki iki kıza baktı.

“Selin ve Mina’yla tanıştın mı?”

Ece başını salladı.

“Tanıştım. Bunlar bizim sınıftan.”

Selin elini uzattı.

“Selin.”

“Lina.”

Mina da gülümsedi.

“Mina.”

Böylece ilk beş kişi oluşmuştu.

Bir süre sonra koridorun diğer tarafından üç erkek daha geldi.

İlki uzun boylu, siyah tişört giymişti. Telefonuna bakarak yürüyordu. Yanındaki çocuk sürekli bir şey anlatıyordu ama o sadece arada bir başını sallıyordu.

Üçüncüsü ise elinde kahveyle arkalarından geliyordu.

Mert onlara baktı.

“Sanırım bizim sınıf.”

Ece kaşlarını kaldırdı.

“Sanırım mı?”

Mert omuz silkti.

“İlk gün. Emin konuşmak istemiyorum.”

Üç erkek yanlarına geldi.

“307 burası mı?” diye sordu kahveli olan.

Mert başını salladı.

“Evet.”

“Şükür.”

Diğer çocuk etrafa baktı.

“Ben Kaan.”

Kahveli olan hemen araya girdi.

“Kendisi çok sosyal değildir. Ben Berk.”

Kaan ona baktı.

“Ben gayet sosyalim.”

Berk kahvesinden bir yudum aldı.

“Az önce güvenlik görevlisine bile ‘günaydın’ demedin.”

“Adam bana bakmadı.”

“Adam sana baktı.”

“Tamam.”

Lina gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Tam o sırada üçüncü erkek telefonunu cebine koydu.

“Aras.”

Tek kelime.

Lina ona baktı.

Aras da kısa bir süre Lina’ya baktı.

Sonra başını hafifçe salladı.

“Merhaba.”

“Merhaba.”

Hepsi bu kadardı.

Ne Lina üzerinde özel bir etki bırakmıştı ne de Aras’ın Lina’ya karşı ilk bakışta farklı bir ilgisi olmuştu.

Henüz birbirlerinin hayatında sadece sekiz yabancıydılar.

Kapı açıldı.

İçeri girdiler.

Sınıf beklediklerinden daha büyüktü.

Öğrenciler yavaş yavaş sıralara dağılıyordu.

Ece hemen Lina’nın kolundan tuttu.

“Yan yana oturuyoruz.”

“Tamam.”

Selin diğer taraflarına oturdu. Mina da yanına geçti.

Erkekler ise arka tarafa oturdu.

Mert, Berk ve Kaan aynı sıraya geçti.

Aras ise bir sıra arkalarında tek başına oturdu.

Lina çantasından defterini çıkardı.

Ece eğilip kulağına fısıldadı.

“Arkadaki çocuklardan hangisi yakışıklı?”

Lina kaşlarını kaldırdı.

“Ne?”

“Üçünden biri.”

“İlk derse daha girmedik.”

“Ben geleceğe yatırım yapıyorum.”

Lina başını iki yana salladı.

“Hiçbiri.”

Ece arkasına baktı.

“Aras.”

Lina istemeden arkaya baktı.

Aras, telefonuna bir şeyler yazıyordu.

“Ne var?”

“Bir şey yok.”

Ece gözlerini kıstı.

“Bir saniye baktın.”

“Çünkü adını söyledin.”

“Tabii.”

Lina ona ters ters baktı.

Ece güldü.

Tam o sırada sınıfa bir kadın öğretim görevlisi girdi.

Herkes sustu.

Kadın masanın üzerine dosyalarını bıraktı.

“Merhaba arkadaşlar.”

“Merhaba hocam.”

“Ben Doçent Doktor Aslı Demir. Bu dönem Proje ve Uygulama dersinizi ben vereceğim.”

Lina defterini açtı.

Aslı Hoca tahtaya birkaç kelime yazdı.

TAKIM ÇALIŞMASI

Sınıftan hafif bir uğultu yükseldi.

Ece Lina’ya döndü.

“Ben takım çalışmasından nefret ediyorum.”

Lina fısıldadı:

“Beş dakika önce insanlarla tanışmak istiyordun.”

“İnsanlarla tanışmak başka, onlarla çalışmak başka.”

Aslı Hoca arkasını döndü.

“Bu dönem tek başınıza çalışmayacaksınız.”

Sınıftan birkaç homurdanma geldi.

“Projeyi sekiz kişilik takımlar hâlinde yapacaksınız.”

Lina’nın eli kalemin üzerinde durdu.

Sekiz kişi.

Ece ona baktı.

“Biz dört kızız.”

“Ve?”

“Sen bunu anladın.”

Lina gülümsedi.

Aslı Hoca listesini açtı.

“Takımları ben oluşturdum. Değişiklik yapmayacağım.”

Ece hemen Lina’nın koluna girdi.

“Lütfen aynı takım.”

Aslı Hoca isimleri okumaya başladı.

“Birinci takım…”

Sınıf sessizleşti.

“Lina Yılmaz.”

Lina başını kaldırdı.

“Ece Aydın.”

Ece’nin yüzü aydınlandı.

“Selin Kaya.”

Selin gülümsedi.

“Mina Erdem.”

Mina da başını salladı.

Aslı Hoca devam etti.

“Aras Demir.”

Arka sırada Aras başını kaldırdı.

“Kaan Yalçın.”

Kaan’ın kaşları kalktı.

“Berk Acar.”

Berk hafifçe gülümsedi.

Ve son olarak:

“Mert Karaca.”

Mert iki elini havaya kaldırdı.

“İşte bu!”

Sınıftan birkaç kişi güldü.

Aslı Hoca gözlüğünün üzerinden ona baktı.

“Henüz neden sevindiğinizi bilmiyorum.”

Mert ellerini indirdi.

“Ben de bilmiyorum hocam.”

Ece Lina’ya eğildi.

“Tamam. Bu takım iyi.”

Lina arkasına baktı.

Sekiz kişi aynı takımdaydı.

Henüz hiçbirinin diğerinin hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olacağını bilmiyordu.

Ders boyunca proje ayrıntıları anlatıldı.

Proje, dönem sonunda sunulacak büyük bir kampüs etkinliğinin hazırlanmasıyla ilgiliydi.

Araştırma.

Planlama.

Organizasyon.

Sunum.

Sponsorluk.

Etkinlik yönetimi.

Ve bütün bunlar sekiz kişi tarafından yapılacaktı.

Aslı Hoca son olarak:

“Yarın ilk toplantınızı yapın. Görev dağılımını belirleyin. Haftaya bana ilk planınızı getireceksiniz.”

Ders bittiğinde herkes yavaşça toparlanmaya başladı.

Ece ayağa kalktı.

“Toplantı nerede?”

Mert:

“Kafede.”

Selin:

“Kütüphanede.”

Berk:

“Mesaj grubunda.”

Mina:

“Önce grup açalım.”

Kaan:

“Olur.”

Ece:

“Tamam. Grup adı ne?”

Mert hemen:

“Hayaletler.”

Lina’nın eli bir an durdu.

Nedense kelimeyi duyduğunda içinden garip bir ürperti geçti.

Ece güldü.

“Hayaletler mi?”

“Çünkü sekiz kişiyiz. Gizemliyiz.”

Aras çantasını omzuna takarken:

“Sen gizemli değilsin.”

Mert ona döndü.

“Niye?”

“Çünkü beş dakikadır kendin hakkında her şeyi anlattın.”

Berk kahkaha attı.

Ece:

“Tamam, grup adı kesinlikle Hayaletler.”

Lina sessizce telefonunu çıkardı.

Bir dakika sonra yeni bir grup oluştu.

HAYALET TAKIMI 👻

Lina ekrana baktı.

Sonra telefonunu kapattı.

Bunun ileride ne kadar ironik olacağını henüz bilmiyordu.

Öğleden sonra kampüsün kafesinde oturdular.

Sekiz kişi ilk kez gerçekten sohbet ediyordu.

Mert sürekli konuşuyor, Ece ona yetişmeye çalışıyor, Berk ikisinin arasında kalıyordu.

Selin projeyi planlamaya başlamıştı.

Mina not alıyordu.

Kaan ise Lina’nın karşısında oturmuş, ara sıra ona bakıyordu.

Lina bunu fark etmiyordu.

Aras ise daha çok projeye odaklanmıştı.

“Etkinlik alanını kim ayarlayacak?” diye sordu.

Selin:

“Ben ve Mina bakabiliriz.”

“Bütçe?”

“Berk.”

Berk başını kaldırdı.

“Niye ben?”

“Matematik dersinde en yüksek notu sen aldın.”

“Bu mantıklı bir sebep.”

Ece:

“Sunumu ben yaparım.”

Mert hemen:

“Sen zaten çok konuşuyorsun.”

Ece:

“Bir daha söylersen sunumda seni rezil ederim.”

“Tamam.”

Lina gülümseyerek onları izledi.

Uzun zamandır böyle bir grubun içinde olmamıştı.

İnsanların bu kadar rahat konuştuğu, birbirlerine takıldığı bir ortam…

Garip bir şekilde hoşuna gitmişti.

Aras bir anda ona döndü.

“Lina.”

Lina başını kaldırdı.

“Efendim?”

“Sen ne yapmak istersin?”

Lina birkaç saniye düşündü.

“Organizasyon.”

“Neden?”

“Planlamayı seviyorum.”

Aras başını salladı.

“Tamam. O zaman etkinlik akışını birlikte hazırlayabiliriz.”

“Olur.”

İlk defa biraz daha uzun konuşmuşlardı.

Ama ikisi için de sıradan bir konuşmaydı.

Henüz.

Saat 18.40 olduğunda Lina çantasını aldı.

“Eve mi gidiyorsun?” diye sordu Ece.

“Evet.”

“Akşam gruba yazacağım.”

“Tamam.”

Lina ayağa kalktı.

“Yarın görüşürüz.”

Herkes vedalaşırken Aras da başını kaldırdı.

“Yarın görüşürüz.”

Lina ona baktı.

“Yarın görüşürüz.”

Sonra kampüsten çıktı.

Telefonuna baktı.

Saat 18.57.

Ekranda bir mesaj vardı.

Bilinmeyen Numara:

Bu gece geliyor musun?

Lina’nın yüzündeki gülümseme tamamen kayboldu.

Bir süre ekrana baktı.

Sonra sadece tek bir cevap yazdı.

Lina:

Geliyorum.

Telefonunu cebine koydu.

Otobüse binmek yerine yürümeye başladı.

Evinin bulunduğu yöne değil.

Şehrin daha karanlık, daha tenha tarafına doğru.

Saat 23.48.

Lina’nın odasında ışık yanmıyordu.

Çantası yatağın üzerinde duruyordu.

Üniversitede kullandığı kıyafetlerin yerini siyah bir eşofman ve kapüşonlu bir üst almıştı.

Aynanın karşısında saçlarını sıkıca topladı.

Telefonuna baktı.

23.51

Bir süre kendi yansımasına baktı.

Sonra dolabın alt çekmecesini açtı.

İçinden siyah bir maske çıkardı.

Maskeyi eline aldı.

Dünyanın geri kalanında o sadece Lina’ydı.

Üniversitede yeni arkadaşlar edinmiş bir öğrenciydi.

Bir proje takımının üyesiydi.

Derslere giriyordu.

Gülüyordu.

Ama geceleri…

O başka biriydi.

Lina maskeyi yüzüne geçirdi.

Kapüşonunu başına çekti.

Aynadaki yüz artık ona ait değildi.

Artık Lina yoktu.

Hayalet vardı.

Gece yarısını birkaç dakika geçe, eski bir binanın arka kapısından içeri girdi.

Koridorun sonunda iki kişi bekliyordu.

Onu görünce biri başını kaldırdı.

“Geç kaldın.”

Hayalet cevap vermedi.

Diğeri gülümsedi.

“Bu gece rakibin güçlü.”

Hayalet kapüşonunu düzeltti.

“Kim?”

Adamın gülümsemesi biraz daha büyüdü.

“Karşı takımın yeni çocuğu.”

Hayalet hiçbir şey söylemedi.

“Adı Kerem.”

İsmi duyduğunda sadece başını eğdi.

İçeriden yüksek sesler geliyordu.

Kalabalık.

Ayak sesleri.

Bağırışlar.

Ve ringin etrafında toplanmış insanlar.

Hayalet koridordan yürüyüp kapının önünde durdu.

Bir görevli onu görünce kenara çekildi.

“Sonunda.”

Hayalet içeri girdi.

Kalabalığın sesi yükseldi.

Birileri onun lakabını bağırmaya başladı.

“HAYALET!”

“HAYALET!”

“HAYALET!”

Hayalet ringe doğru yürüdü.

Yüzünü gören yoktu.

Kimse gerçek adını bilmiyordu.

Kimse onun gündüzleri üniversitede derslere girdiğini bilmiyordu.

Kimse sabahları arkadaşlarıyla kahve içen kızın, geceleri burada herkesin çekindiği dövüşçü olduğunu bilmiyordu.

Ve en önemlisi…

Lina’nın üniversitede tanıştığı yedi kişiden hiçbiri bu dünyadan haberdar değildi.

Henüz.

Hayalet ringe çıktı.

Karşısındaki çocuk da diğer taraftan ringe girdi.

Kalabalık bir anda daha da yükseldi.

Çocuk maskesini takarken gözlerini Hayalet’e dikti.

Hayalet ilk defa ona dikkatlice baktı.

Karşısındaki kişi gençti.

Uzundu.

Sakin görünüyordu.

Ve garip şekilde…

Gülümsüyordu.

Hakem ikisinin arasına geçti.

“Kurallar belli.”

İkisi de başını salladı.

“Başlayın.”

Zil çaldı.

Hayalet bir adım geri çekildi.

Karşısındaki çocuk ileri çıktı.

Ve o an Lina’nın üniversitedeki ilk günü tamamen sona erdi.

Çünkü yarın sabah yine Lina olacaktı.

Derslere girecek.

Arkadaşlarıyla gülecek.

Aras’la proje konuşacak.

Kaan’ın ona gizlice baktığını fark etmeyecek.

Ece’nin Berk’le ilgili ilk şüphelerini dinleyecek.

Ama bu gece…

Hayalet’in gecesiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.