'İyi ve bencil olamaz bir insan aynı anda. Bu bir gerçek. Peki iyi bir insan hayatında ilk kez bencillik yapmak istese ve yapsa, bu onu kötü biri yapar mı? Bir kez olsun kendini düşünse…Tabi bu beçiflliğin ne olduğuna bağlı bir değişken de olabilir. Eğer bahsi geçen bencillik bir halkın açlıktan ve sefaletten eziyet görmesi ise? Sanırım ben kötü biriyim.'
Güzel bir bahar günü öğleden sonraki dinlenme saatinde düşünülmemesi gereken şeyler düşünüyordu Prens. Sarayın büyük bahçesindeki en büyük ağacın gölgesinde, güzel kızın dizlerinde uzanırken kesinlikle düşünmemesi gereken şeyleri. Ama düşünceler beynini ele geçirmişti bir kere. Hafif bir meltem esiyordu bahçede, saçlarını kıpırdatıyordu. Prens'in hayalinde ise rüzgar güzel kızın eliydi, saçlarını okşuyordu şefkatle. Hava da yeni açan çiçeklerin mis kokusu vardı. Prens'in hayalinde ise o mis çiçek kokusu güzel kızın teninden geliyordu. Zavallıydı Prens. Bir gece rüyasında gördüğü kızın 'Beni bekle.' demesiyle yollarca onu , onun hayaliyle bekleyecek kadar zavallıydı. Ama bundan da pek şikayetçi görünmüyordu. Ona kalsa son nefesine kadar beklerdi onu. Ne yazık ki ona kalmıyordu işte bazı şeyler.
Elini yavaşça havaya kaldırdı Prens. Güzel kızın yanağında dinlendirdi elini. Yavaşça okşadı elinin altındaki teni. Güzel kız mahçupça tebessüm etti. Üzülmüş görünüyordu Prens'in bu haline.
"Ben iyiyim Hayal Kızım. Gerçekten. Sadece ah sadece halkımın bu halde olmasının benim suçum olup olmadığını düşünüyorum."
Güzel kız kaşlarını çattı. Başını hızla sağa sola salladı. Belli ki Prens'e böyle düşünmesinin yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyordu.
"Biliyorum biliyorum. Babamın hatalarını üstlenmemem gerekiyor. Ama ne yapabilirim ki? Bütün dünya bana suçlu olduğumu haykırırken beni savunan beni bile duyamıyorum. Belki de haklılardır diyorum bazen."
Güzel kız kaşlarını biraz daha çatarak işaret parmağını kaldırıp Prens'e doğru salladı. Ama bu haraketi Prens'i kahkahalarla güldürmekten başka bir işe yaramadı. Prens öyle bir kahkaha atıyordu ki karnı ağrımıştı artık. Güzel kız ise onu güldürmenin gururunu taşıyormuşçasına gülümseyerek onu izledi. Prens sonunda kendini durdurmayı başarınca güzel kızın dizlerinden kalktı. Elini tutması için güzel kıza uzattı. Güzel kız da Prens'i bekletmeden elini tuttu. Prens güzel kızı çekerek kaldırıp elini bırakmadan koşar adımlarla saraya ilerledi.
Prens çalışma odasındaki büyük masasında kendisine gelen mektuplara bakıyor gerek duyduğunada cevap yazıyordu. Güzel kız ise Prens'in hemen yanında onu izliyordu. Bir şey yapmasına gerek de yoktu. O orda durup büyük gözleriyle Prens'e baktığı sürece başka bir şey yapmasına da gerek yoktu. Prens için güzel kız bu sıkıcı görevleri bile keyifli yaptırıyordu, ne kadar hayal olduğunu bilse bile. Aradan geçen yarım saatten sonra Prens bütün işini bitirmişti. Arkasına yaslanıp iyice gerdi ve esnedi. Yorulmuştu. Yeniden güzel kıza döndüğünde onun da doğrulup heyecan içerisinde beklediğini gördü. Prens de kıkırdayıp güzel kız gibi onu izlemeye başladı yakınlaşıp. Gözleri gözlerine kitlenmişti. Saatlerce böyle izleyebilirdi güzel kızın gözlerini. Çünkü güzel kız gözlerinin için de bir evren saklıyordu adeta. Her baktığında daha da güzelleşen kocaman bi evren. Yıldızlar, galaksiler vardı gözlerinde. Biraz daha derin bakarsanız yaşamı bile bulabilirdiniz o bir çif gözde.
Büyük kapı bir kaç kez çalındı. Güzel kız çalındığı gibi Prensten uzaklaşıp başını kapıya çevirse de Prens hala onda kalmıştı. Kapı bir kez daha çalındığında güzel kız tekrar Prens'e döndü soran gözlerle. Prens ise daha yeni kendine gelmiş gibi "Girin" dedi güçlü bir sesle. Ardından o da kapıya doğru döndü. Gelen Sebastian'dı. Sebastian Prens'in baş uşağıydı. Ve de tek dostu.
"Prensim. Gönderilecek mektupları almaya gelmiştim."
"Alabilirsin Sebastian. Hepsi şurada."
"Aslında zamanınız varsa sizinle bir konu hakkında konuşmak isterim."
"Tabi otur. Dinliyorum."
Sebastian ahşap masanın karşısındaki son derece rahat sandalyeye oturup Prens'in görkemli sandalyesinin yanında bulunan sandalyeye takılı kaldı bakışları.
"O burda mı?"
Prens yanındaki güzel kıza çevirdi bakışlarını. Gülümsüyordu ama Prens bu gülüşün sahte olduğunu görünmeyen gamzelerden anlamıştı. Derin bi nefes verip kafasını sallayarak tekrar Sebastian'a döndü.
"Duyarsa üzülebilir."
Prens arkadaşının bu ince tavrına gülümsedi. Gerçek olmasa bile Prens'in değer verdiği her şeyin üstüne titrerdi.
"Sorun değil Sebastian."
"Tamam öyleyse. Aa şey Kral birkaç hafta sonra yani hal olduktan sonra söyleyecekti size ama ben sizi Kral'ın sözünü çiğneyecek kadar önemsiyorum. Siz de biliyorsunuz bunu zaten."
"Biliyorum tabiki, ve bunun için de sana minnettarım."
"Teşekkürler Prensim. Şey Kral beni görevlendirdi. Sizi iyi tanıdığım için benim yapmamın uygun olucağına karar vermiş."
"Peki niçin görevlendirildin Sebastian?"
"Size en uygun eşi bulmak için."
Prens hafifçe kıkırdadı. Sonra kıkırtısı şiddetlenerek artıp kahkahalara dönüştü. Anlayamıyordu. Neden bunu yapıyorlardı ona? Niye rahat bırakmıyorlardı, niye mutlu olduğu bu kısa anları ona çok görüyorlardı? Eskiden sinirleniyordu. Ama şimdi sinirlenemiyordu bile. Kahkası dinince Sebastian devam etti konuşmasına.
"Üzgünüm. Umarım buna mecbur olduğumu biliyorsunuzdur." Prens bir şey demiyordu.Tabi ki biliyordu arkadaşının buna mecbur olduğunu. Kendisine söylememesi gerekiyordu bile. Sebastian Prens'in bu sessizliğinden gerilmişti. Onu suçlamayacağını zaten bildiğinden bunun üzerinde fazla durmamaya karar verip yeniden konuşmaya başladı.
"Belki size gerçekten hayalinizdeki gibi birini bulmayı başarabilirim. Aynı onun gibi birini. Bana onun gibi birini bulabileceğim kadar çok fazla şey anlattınız. Çok titiz çalışacağım. Hatırladığım kadarıyla onun bir portresini çizebilirim. Siz de bana, ona benzeyip benzemediğini söylersiniz. Karakter olarak da çok şey biliyorum onun hakkında. Eminim ki en kısa sürede bulabilirim."
"Sessiz, sakin, uyumlu biri olsun. Ama kraliyet işlerinde de yükümü hafifletecek kadar bilgili olsun. İyi biri olsun, bu halk yeterince kötü Kraliçeler gördü. Bana eş değil arkadaş olabilecek, kraliyetin ağzını kapatabilecek biri olsun."
"Anlayamıyorum."
"Eğer olur da aileme karşı gelmeyi başaramazsam, verdiğim bu savaşı kaybedersem ve bana bulacağın o kızla evlenmek zorunda kalırsam diye böyle birini bulmanı istiyorum senden. Çünkü ne olursa olsun gerçek eşim olmayacak."
"Prensim. En azından deneyebilirim. Bulabilirim."
"Bulamazsın Sebastian. Bulamayacaksın. Kimsenin gamzeleri onunkiler kadar büyük değildir. Hiç kimsenin kocaman kahverengi gözleri bi evreni barındırmıyor içerisinde. Teni onun ki gibi beyaz değil kimsenin. Uzun kahverengi saçlarının bukleleri gibi kimsenin buklelerini göremezsin. Çilleri bir ressamın elinden çıkmış gibi olamaz hiç bir kızın, o hariç. Dudakları ince olup ona yakışan hiç bir kız bulamazsın. Onun kadar şefkatli, onun kadar utangaç, onun kadar iyi birini de bulamazsın."
Prens sustu. Devam edebilirdi onu anlatmaya. Dakikalarca, saatlerce hatta günlerce devam edebilirdi. Ama etmedi. Gözlerinin dolduğunu anlayınca gülümseyip Sebastian'a döndü.
"Çıkabilirsin Sebastian. Benim dinlenmeye ihtiyacım var."