Bölümü olurken;; Kolpa - Hiç Bitmez Bu Masal** _Dikkat!!! Bu bölüm beklemediğiniz detaylar, korku unsurları ve eğlence bulundurur. Keyifli okumalar..._ --- "Feyza! Feyza! 7'nin cevabını söylesene!" Diye fısıldayan Emire bakmadım bile. "Hayır. Kendi önüne bak Emir! Hoca görecek!" Diye fısıldadım. Şuanda Coğrafya sınavı oluyorduk. Ve Emir, benden kopya çekmeye çalışıyordu. _Pislik_ Sınav kağıdındaki son sorularımı tamamladıktan sonra birkaç kere kontrol ettim. Ardından kağıdımı hocaya teslim ettim. Öğretmen, sınıftan çıkmama izin verdiğinde bahçeye gittim. Hava aldım, derin bir iç çektim. Okulun bahçesine göz gezdirdim. Farklı görünüyordu. Birşeyler yapılmış gibiydi. Belki de öyleydi. Bahçemiz büyüktü, arka da ve yan taraflarda da olmak üzere toplam dört bahçe vardı. Ön bahçe çok büyüktü. Ağaçlarla çevrili olan bir bölge vardı. O ağaçların arkasında ise büyük bir çöp tenekesi vardı. Rengarenk, ince şeritler çizilmiş zemine baktım. Bahçenin ortasında dolanırken okul binasına baktım. Zeminde beyaz bir renkti. Üzerinde sarı ve mor şeritler vardı. Okul formamız da bunun gibiydi. Beyaz bir tişörtü vardı. Yakası sarıydı, yakasının üzerindeki ince şeritler mor renkteydi. Sanırım ilk defa okul binasını ve bahçeyi bu kadar dikkatle incelemiştim. Arkamda hissettiğim sıcaklık ile arkamı döneceğim sırada, ellerini belime doladı, çenesini omzuma yerleştirdi. Gülümsedim. Ona döndüm Ayaz olduğunu tabii ki biliyordum. Hepsinin sıcaklığı farklıydı. "Nasıl geçti sınav?" Diye sordu. "Çok iyiydi. Senin?" Güldü, "Eh işte.." kaşlarımı çattım ama birşey sormam için kaş göz yapınca güldüm. Oda gülümsedi. Ardından beni kolları arasına alınca ona sıkıca sarıldım. Okulun duvarına yaslanmış, sohbet ederken zil çalmıştı. İlk çıkan kişi Emir olmuştu. Nefes nefeseydi. Yanımıza yaklaştı. Bana tiksinti ile bakarak bir tekme attı. "Ah! Ne oluyo be?!" Dedim. Ayaz kaşlarını çattı. "Elinin körü oluyor. Ne olurdu 7'nin cevabını verseydin?! Senin yüzünden 90 alacağım!" Dediğinde göz devirdim. "Calışsaydın! Bana ne?!" Dedim. Ayaz güldü. "Hıh!" Diyerek yanımızdan ayrıldı Emir. Nereye gittiğini çok iyi biliyorduk. "Huriyenin yanına!" "Huriyenin yanına!" Dedik aynı anda. "Bu arada onlar sevgili olmuşlar, biliyorsun değil mi?" Dedi Ayaz. Güldüm. "Biliyorum. Ne güzel işte mutlular." Dedim. "İşte ne güzel sevenler kavuşmuş. Ama kavuşamayan aşıklar da var.." dedi imayla. Güldüm tekrar yaklaştım, avuç içimi yanağına değdirdim. Yavaşça okşadım. "Ayaz.. biliyorsun ama. Hem şuanda çok iyiyiz biz. İlişkimiz olsa birşey değişmeyecek..." Dedim. Üzüntü ile başını salladı. Güldüm. Ayak uçlarına kalkıp yanağına bir öpücük kondurdum. Güldü. Ardından kolunu omzuma atıp beni kendisine çekti. Okul bahçesinde dolaşırken okul zili çalmıştı. Sınıflara ayrılırken son kez bir öpücük bıraktım. Gülümseyerek kendi sınıfına gitti. Artık sınavlar başlamıştı. Zaman bizim içinde sizin içinde çok çok hızlı geçiyordu. Biz şuan da Nisan ayının başındayız arkadaşlar. Siz düşünün o kadar. Sınıfa girdiğimde sırama oturdum. Ardından bakışlarımı kapıya yönelttiğimde Emir mutlu ve bir o kadar gururlu görünüyordu. Elleri, pantolonun cebindeydi ve hızla yürüyordu. Yanıma oturunca sırıtımadan edemedim. "Ne oldu len?" Dedim. Daha fazla güldü. "Sevgilimin yanındaydım. Sevgili ne biliyor musun?" Dedi imayla. Tek kaşımı havaya kaldırdım. "Neymiş?" Dedim imayla. Güldü tekrar. "Şu sende olmayandan. İlişki." Dediğinde güldüm. Öğretmen hızla sınıfa girip, sertçe kapıyı kapattığında duruşumu dikleştirdim. Edebiyat dersiydi. Bugün bizim için yazı yazma günüydü. Evet bu doğru. Bizim için her Cuma, Edebiyat dersi yazı yazmak için ayrılmıştı. Bu benim için mükemmeldi. Her zamanki gibi, defterimi çıkardım. Kalın bir sert kapaklı bir defterdi bu. Edebiyat dersinin sevdiğim tek yönü yazı yazıyor olmamdı. Ortaokuldan beri her zaman, farklı farklı, uzun, çok uzun hikayeler yazardım. Şimdide geçen seneden başlamış olduğum bir roman deneyimim vardı. Ama liseye başlamadan önceki yaz bu kitaba uzun bir süre ara vermiştim. Defterin ilk sayfasındaki bir kelime yüzünden, bakın sadece bir kelime. Hatta bir isim. Bir kelime yüzünden göz gezdirdim sayfaya. İnanılmaz güzel gibiydi. Diğer sayfayı açtım. Okudum tek tek. İlk sayfa da şunlar yazılıydı... "_2005 Ankara_ _"Ayaz?" Dedi minik, tatlı sesi ile Asel. "Senin ismin niye böylee??" Asel 5,5 yaşındaydı. Ayaz ondan birkaç yaş büyüktü. "Ben..kışın doğdum. Ondan." Diye yanıtladı Ayaz. Asel güldü. "Timam. Benim ismim niye bölee?" Diye sordu tekrar. "Bilmiyorum Asel!" Dedi Ayaz sesini çok az yükselterek. Asel ürkmüş görünüyordu. Ayaz hemen gülümsedi. "Annen baban koymuştu.." diye yanıtladı. Asel güldü. Başını salladı, Anlamış gibi yaparak_ _Ayaz ve Asel.. öğretmen çocukları olduklarından, aynı apartmanda yaşıyorlardı. Onlar çok iyi arkadaşlardı. Asel doğduğunda, Ayaz iki yaşındaydı. Birlikte büyüdüler. Her zaman birbirlerinin yanında olmuşlardı. Ayrılmak, küsmek onlar için çok uzak diyardı. Bir hayal kahramanı gibi bir şeydi. Öyle bir lüksleri yoktu. Ayaz, ne zaman Asele yanlışlıkla bağırsa, onu üzerse, Asel korkmuş, üzülmüş gibi yapardı. Ayaz küsmekten hiç hoşlanmazdı. Hemen hatasını anlar özür diler, Aselin gönlünü alırdı. "Ayaz! Doydum ben. Hadi oyun oynayak?" Dedi karnını ovalayarak. Yemek yiyorlardı, Evet. Asel ne yaptıysa herşeyi Ayaza söyler, izin alır, daha sonra da oyun oynamak istediğini belli ederdi._ _Ayaz gözlerini devirdi. "Tamam Asel! Bende yiyeyim. Oynarız." Diye yanıtladı. Asel koca bir tebessüm ile yerinden kalktı. Hoplaya zıplaya odasına gitti. Ayaz arkasından gülümsedi._ *** _Ayrılmak._ _Küçüklüğumde bile, hiçbir şeyi anlamayan halimle bile sevmezdim bu kelimeyi. Herşeyi merak eden ben bu kelimeyi hiçbir zaman sorgulamadım. Ayrılmak, ayrı kalmak, küs kalmak bizim dünyamızda yok. O bize uzak bir diyar demiştik biz. Ama değildi. Yıllar önce.. Ankara'dan Muğla'ya taşındık. Babamın işi dolayısıyla. Onlar orada kaldı. Her günüm nasıl geçti bir ben birde Allah biliyor. Hiçbir zaman buraya ait olamadım ben, hiçbir zaman ait hissetmedim kendimi buraya. Asel ben. O minik, tatlı, sevgi dolu kız benim. Şimdi.. aynı şeyleri söylersem yalan olur. Ama size de yalan söylemeyeyim. Biz Ayaz ile 19 yıl önce ayrıldık. Yollarımız ayrıldı. Çok üzücüydü. Vedalaşmadık bile. Ben şimdi Ankara'ya geri dönüyorum. Üniversite için. Ama onunla karşılaşacağımız kesin ve ben hiçbir şey düşünemiyorum yani onun yanında ne konuşacağım.?"_ Sayfa böyle devam etti. Kafamı kaldırdım. Bir süre dalgınca düşündüm. Ayaz.. o zamandan beri.. gülümsedim. Hiçbir zaman aklıma gelmemişti bu. Bu okula geldiğimden beri, bu defterin ağzını hiçbir şekilde açmamıştım. O yüzden şimdi anlıyorum. Ama şey... Kendi yazdığın karakterden bile kıskanamazsın ya! Değil mi ama? Gülümsedim, ders bitene kadar birkaç sayfa daha okumuştum. Çok güzeldi. Bende az değilim haa! Birkaç sayfa yazdıktan sonra defteri kapattım. O an zil çaldı. Defteri kucakladığım gibi yerimden fırladım. Herkes sınıftan sırayla çıkınca içeri girdim. Ayaz'ın yanına oturdum. "Bak!" Dedim defteri uzatarak. Kaşlarını çattı. Gülümsedi. "Bu ne bebiş?" Dediğinde kıkırdadım. "İlk kitap yazma deneyimim" dedim. Ardından devam ettim. "Oku! Bende az önce, derste okudum." Gülümsedi. "Tamam, ama derste okuyayım. Şimdi dışarı çıkalım gel. Hatta yemek yiyelim" dediğinde gülümsedim. Başımı salladım. Elimi hızla kavradı, beni yavaşça çekerek sınıftan çıkardı. Birlikte yemekhaneye gitmiştik. Kantin sırasına girmiştik. Çıkmak biraz zor olacaktı ama.. Sonunda sıradan çıktığımızda teneffüsün bitmesine çok az bir zaman vardı. Yemeğimi hızlıca yemeye çalışırken gözlerim Ayaz'ın bakışlarına kaydı. Gülerek beni izliyordu. Ağzımdaki koca lokmayı çiğnemeden yutmaya çalışırken cevap verdim. "Ne sırıtıyorsun len!?" Gülüşü genişledi. "Hiç.." dediğinde gülümsedim. Ayazda elindeki hamburgerden koca bir ısırık alıp yavaşça çiğnemeye başladı. O sırada birbirimizi izliyorduk. Belki dışarıdan birer hayvan gibi görünüyorduk ama... *** "Kalk lan artık, camış!" Emir kafasını yavaşça kaldırdı. Uykulu gözler ile etrafa baktı. Gülümsedim. "Ha?" Dedi hırıltılı bir sesle. "Kalk artık diyorum. Kapanacak burası, gidelim." Diye yanıtladı tekrar Ayaz. Şuan da kütüphane de ders çalışıyorduk. Pardon! Emir hariç, hepimiz ders çalışıyorduk. Çünkü o uyuyordu. Saat yaklaşık dört buçuk gibi bir şeydi. Hepimiz eşyalarımızı toplarken, Huriye hâlâ Emiri uyandırmak ile meşguldü. Çantamı sırtıma taktım ve çıkışa ilerledim. Ayaz yanımda belirdi, kolunu omzuma atarak benimle çıkışa ilerledi. Emir uykulu da olsa, Huriyenin elini tutmuştu. Zaten bırakacak olsa ilk başta teklif etmezdi. Beyza ile Yusuf'a baktım. Yusuf yavaşça beyza'nın kulağına eğildi ve birşeyler söyledi. Beyza gülümseyince önüme döndüm yüzümdeki tebessüm silinmeden. Dışarı çıktığımızda derin bir nefes aldım. "Oh!" Diye mırıldandım. "Emir! Uyandın mı oğlum?!" Dedi Yusuf. Ona döndüm. Oha! Lan bu pislik, köpek kolunu benim ikizimin omzuna atmış.! Ay pardon. Birden abi gibi hissettim kendimi. Sanki ben farklı pozisyonda duruyorum da. Neyse işte demek istediğim bunlar baya yakınlaşmış. E, bu Yusuf sevgili yapmıştı. Te Allahım yaa! "Bir plan falan mı var? Hayırdır?" Dedi Emir. Yok, bu çocuğun kafası gitti. Eridi beyni. Huriye, eli ile ağzını kapatmış gülüyordu. Ayaz gözlerini devirdi. Huriye, Emirin yanına daha da sokuldu. "Olması mı gerekiyor abisi?" Dedi ters ters. Güldüm. "Emir, senin kafa eridi iyice kanka." Dedi Beyza, "Aynen, kafa baya gitti." Dedim katıldığımı belli ederek. Yusufta sırıtıyordu. "Off, niye uyandırdınız yaa!!" Dedi. Güldüm. Ayaz yaklaşıp kafasına vurdu. "Ulan! Gerizekalı. Uyudun sadece zaten. Hem kapanacak dedik ya. Salak!" Emir gözlerini kıstı. Yusuf ve Beyza gülüyordu. Huriye sırıtıyordu. Ben ise gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırıyordum. Emir bir daha ağzını açmadı. Trip atıyordu bildiğiniz. *** _Feyza "ihanet😈" grubunu oluşturdu_ _Yusuf: Bu nasıl isim lan? Feyza: Boşver, ben bilet aldım. Ayaz: Romantik bir filme mi gidiyoruz ikimiz? Huriye: Emir niye yok grupta? Feyza: İşte olay o! Beyza: Söylersen öğrenmiş oluruz. Yusuf: haklı Feyza: Ben şeye bilet aldım. Korku evine Huriye: Ne! Beyza: Hayatta gelmem! Ayaz: Bravo! Mükemmel fikir. Ya sen nasıl güzel bir insansın yaw! Feyza:😏😏 Huriye: Tamam da Emir niye grupta yook!!? Feyza: Ya ona biraz sürpriz gibi birşey olcak. Yusuf: he he. Kalpten gidecek lan çocuk. Ayaz: Of.. ne güleriz bee Beyza: Kötüsünüz be Huriye: Ben gideyim de Emire mesaj atayım. Feyza; Huriye yaaaaaaağğğ Huriye: Hıh! Huriye:😢 Huriye:🙄 Huriye:😔🥺__ **Son görülme; 21.04** Ekrana ağzım açık şekilde baktım. Gözlerimi devirdim ve gülümsedim. Huriyeyi biraz tanıyorsam eğer sürprizi bozmayacağını bilirdim. _Yusuf: Ne zaman? Feyza: Salı Ayaz: Hıımm Beyza: Tamam Yusuf: Tamam Feyza: Tamam! Ayaz: Tamam.. Ayaz:😁_ Telefonu kapatıp otuz iki diş sırıtırken Beyza geldi. Kapıyı açtı. Kaşlarını çatmış, kısık gözler ile beni süzüyordu. Ne eli belindeydi. "Ne alaka şimdi?" Dedi. "Ne ne alaka?" Dedim anlamamış gibi yaparak. "Sence?" Dediğinde tebessüm ettim. "Eğlenceli olur diye düşündüm. Kötü mü?" Sinirle güldü. "Annenin haberi var mı?" Dediğinde cevabı yapıştırdım. "Var, önce ona sordum o da izin verdii!" Meydan okuyordum resmen. Beyza güldü. Ardından odadan ayrıldı. Arkasından otuz iki diş sırıtmaya devam ettim. Telefonda oyalanmaya devam ederken aniden telefon çalmaya başladığında telefon elimden fırlamıştı neredeyse! Düştüğü yerden alırken arayan kişiye baktım ve şeytani bir gülüş ile telefonu açtım. Minik bir öksürük ile boğazımı temizledim ve yanıt verdim. "Efendim Emir?" "Lan! Pislik. Sen proje ödevini niye söylemiyorsun?! Salı gününeymiş o!" Dediğinde gözlerim kocaman açıldı. "Ne? Salı? Bu salı? Bizim salı?" Diyerek soru yağmuru başlattım. Emirin şuanda gözlerini devirip derin bir iç çektiğine emindim. Sesini biraz yükselterek kızgın ve uyarıcı bir sesle yanıt verdi. "Yok Feyza, başkasının salı. Gerizekalı mısın kızım sen!?" Dediğinde kendimi tutamadım. "Ya Emir! Sen biraz mal mısın? Ya ödev senin ödevin. Ben kendiminkini yaptım bitti." Emirin _kıs kıs kıs_ sesleri geldi telefonun ardından. "Kankacığım. Benim güzel arkadaşım. Benim olsa şuan neden sana kızıyor olayım ben? O kadar mal mıyım-" lafını bitirmeden yanıtladım. "Evet!" "Sus! Ben ikimizin ortak sunum projesinden bahsediyorum. İleri zekalı!!" Dediğinde öylece kaldım kendi kendime güldükten sonra cevap verdim. "Tamam kanka ya. Kafaya takma. Daha iki gün var işte. Ben bugün yarın bitirim. Çalışır yaparız ya ne olacak!?" Ardından gülmeye devam ettim. "Peki. Öyle olsun arkadaşım. Hadi görüşürüz. Kapaatt!" Dediğinde güldüm. "Görüşü-" diyemeden telefonu yüzüme kapattı. Gözlerimi devirdim ağır ağır. O sırada bildirim geldi. _Emir: Pardon yüzüne kapattım🤭 Emir: Ya da dur ya oh olsun! Feyza: Birşey olmaz ya! Feyza: ya da dur ya Feyza: ya da dur dur. Defol git Emirciğim_ Gelen birkaç bildirime görüldü atarak sohbetten ayrıldım. Okul için çantamı hazırladıktan sonra, proje ödevi için birkaç araştırma yaptım. Saat yaklaşık dokuz buçuğa geliyordu. Bilgisayarda slaytları falan hazırladıktan sonra mail olarak Emire attım. Ardından bir bildirim geldi. _Emir; Eyvallah Feyza; Eyvallah bizden_ Bakın, ben böyle iki cümlede anlatıyorum ama.. yaklaşık bir saat oldu. Ben bir saattir araştır, slaytı ayarla, cümleleri, tanımları ekle, fotoğrafları slayta yükle, birleştir falan derken baya bir yorulmuştum. Bu yüzden kitabımın kapağını bile açmadan, yüzüne bile bakmadan ışıkları kapatıp uyudum. *** "Lan bu nasıl kafe anasını satayım. Sanırsın korku evi!" Emir söylenmeye başladığında kaçamak bir bakışla, bizimkilere şeytani bir gülümseme yolladım. Evet.. korku evinin kapısına gelmiş bulunuyoruz. Gazamız mübarek olsun! "Ne alaka şimdi arkadaşım. Değişik biryer sadece..." Dedi Yusuf. Başını sallayarak onayladı Beyza. Emir sinirle bize baktı. "Ayh! Hadi girelim artık. Niye kapıda dikiliyoruz?" Dedi Huriye. "Çok doğru, hadi girelim." Diyerek onayladım. Ardından hemen Ayaza döndüm ve sinsice sırıttım. İçeri sırayla girdik. İlk Emir girdi. Onu çok az tanıyorsak, gördüğü gibi dışarı çıkacaktı. Bu yüzden ilk onu soktuk içeri. Ardından birbirimizi itekleyerek içeri girdik. Karanlık boş duvarlar karşıladı bizi. Nefesimiz bile yankılanıyordu. Sinsice sırıttım yine. Hiçbir teknolojik eşya yoktu yanımızda. O yüzden ışıkta yoktu. İçeri girdiğimiz an kapı arkamızdan sertçe kapanmıştı. Emir bize döndü. Karanlıktan yüzü tam olarak seçilmiyordu. Gözlerini kısarak bize bakıyordu. "Ayıp be!" Dediğinde kıkırdadım kendimi tutamadan. Emir hayal kırıklığı ile önüne döndü. "Ne yapmamız gerekiyor şimdi?" Diye sordu, bize dönmeden. "Bizde bilmiyoruz.!" Dedi Ayaz dişlerini sıka sıka. "İlerleyelim, emir gelir illaki." Dedi Huriye sakince. İlerlerken hepimiz temkinli davranıyorduk. Köşeyi döndüğümüzde dar bir koridor çıkmıştı karşımıza. "Bu ne ya?! Bitmiyorda koridor!" Diye yükseldi Emir. Ondan hemen sonra koridorun başından kalın, değişik bir ses yankılandı koridorda. "Koridorun sonunu bekleyin! Sırları çözmek için zekaya ihtiyaç var! Eğer bu gibi koridorlarda kafanızı yorarsaniz, oralarda zorlanırsınız!" Emir başını kaldırdı sesin nereden geldiğini anlamak için. Ardından tekrar yüksek sesle konuştu. "Benim söylediğimin bunlarla bir ilgisi yoktu. Ayrıca siz şimdi benim zekama-" "İlerleyin!" "Pardon abi tamam.." Minik bir kahkaha ile karşılık verdim. Koridorda ilerlerken, başka bir odaya geçmeden hemen önce köşede bir heykel tarzı birşey vardı. Siyah, beyaz kuru kafa maskesi takılıydı. "Bu net gerçek bu arada!" Dedi Yusuf. "Yok be. Heykel bu baya." Dedi Huriye. Köşeyi döndükten sonra minik bir inleme sesi duyuldu. Arkamızı döndüğümüzde bağırarak bize doğru ilerlerleyen zebaniyi gördük. "Anasını satayım! Kim dedi lan bu heykel diye? Onun varya.." diye bağırdı Emir, bir yandan hızla koşarken. "Eee," dedi Huriye. "Ne yapacaksın?" "Sana birşey yapmam. Ben o gerizekalıya konuşuyorum." Diye yanıtladı Emir. Huriye kaşlarını çattı ima ile. "Ben dedim heykel diye!" Dedi. Emir ağzını beş karış açarken hızla ağzına şaplattım. "Yok bebeğim ben sana öyle der miyim?" "Ay susun be!!" Diye onların lafını böldü Ayaz. "Ya Ayaz dur. Dizi sahnesi gibi izleniyo valla!" Dedi Yusuf. Ayaz başını ya sabır çekerek havaya kaldırdı. Ama göreceği yok ki. Etraf kapkaranlık. Onlara güldüm. Emir devam etti. "Ha bu arada, korkarsan arkama saklanabilirsin aşkım. Ben seni korurum." Dedi göğsünü gere gere. Yusuf güldü. Sinsice yaklaştı. "Böö!" Diye bağırdı aniden, ona hızla dokunarak. "Ananı-" dedi Emir. Ama çoktan Huriyenin arkasına geçmişti bile. Ona güldüm. "Korkarsan sende benim arkama saklanabilirsin. Seni korurum." Dedi Ayaz bana dönerek. Gülümsedim ima ile. Başımı salladım. "Öff, ilerleyecek misiniz artık?!" Dedi beyza en sonunda. "Bence de!" Dedi Ayaz. İlerlemeye başlayan kişi, kendini çok cesur zanneden Emir'di. Boş, karanlık ve oldukça dar bir odaya girmiştik. Değişik bir yerdi. Bir tablo asılıydı duvarda. Kocaman bir tablo. Hepsi odada gezinirken tabloya yaklaştım. "Bu ne ya?! Bomboş odada, hangi zekayla bulacaz biz bu sırları?!" Dedi Emir. Elimi tablonun üzerinde gezdirdim. Değişik şekiller vardı. Parçalar eksikti. "Şey.. burada tablo var, parçalar eksik. Sanırım parçaları bulacağız." Diye yanıt verdim Emire. Yusuf beni göstererek. "Bu zekayla!" Dedi Emire, güldüm. Oda da bulunan minik rafları yokladım elimle. Bir parça yoktu. "İlk oyununuz; yapbozu tamamlama. Fakat bir şifre bulacaksınız, bu şifre sizi bu odadan çıkaracak. Aynı zamanda diğer yerlerde de yardımcı olacak." Dedi kalın korkutucu bir ses. Başımı sallayarak karşılık verdim. "Tamam!" Dedi Yusuf. "Aha! Vallaha bu. Buldum lan!" Dedi Emir. Çok mutlu olmuştu yazık. Elinden aldım parçayı. Tablonun üzerinde gezdirdim. Tam bir noktada, kendi yerine yerleşti. Bir şekil çıkmıştı bile. "Bu ne ya?" Dedi Huriye. "Şeye benziyor bu.. hayvan!" Diye yanıtladı Emir. "Oha Emir! Sen bu zekayla varya kanka.." dedim imayla. Emir gözlerini kısarak bana baktı. "Tamam sustum. Bakma öyle!" Diye konuştum tekrar. Gözlerini devirdi gülerek. "Lan bu şey gibi.. bir kuş.." dedi Yusuf. Huriye dikkatli baktı tekrar ardından güldü. "Hah! Evet öyle birşey. Ama ne kuşu işte." İyice göz gezdirdim. Evet bir kuştu, kanatları vardı ama hangi kuştu. İnce minik bir gagası vardı. Normal bir kuştu, yani büyük veya küçük değildi. "Ya siz hangi dünyada yaşıyorsunuz ya?!" Dedi Ayaz. "İzmirdeyiz lan! Kumru bu bildiğiniz!" Güldüm ağzımı elim ile kapatarak. Bunun üzerine Ayazda güldü. "Aaaaaa!!" Dedi Emir. Huriye ağzı açık şekilde kuşa bakıyordu. "Of, tamam. Diğer parçaları bulalım hadi," dedim, o sırada tekrar kalın korkutucu bir ses yankılandı. "Bir kurban seçin!" Kaşlarımı çattığım sırada Emir lafı ağzımdan aldı. "Ne alaka şimdi be?" "Lacivert tişörtlü!" Hepimizin bakışları Emire çevrildi. "Sen! Kurban sen olacaksın. Hem çok konuştun, biraz dinlenirsin!" Dayanamadan minik bir kahkaha attım. Emir üzgünce bize baktı. Kafasını kaldırdı. "Nedeeen?? Başka kimse yok muu?" Diye söylenmeye başladı. "Sen dedim!" Diye yükseldi ses tekrar. Emir ileri çıktı. "Ne yapacağım?" Dedi sesini kısarak. "Gördüğün simge, kuş. O şeklin bulunduğu bir kapı var. Oraya geç." Etrafıma baktım. Evet bir kapı vardı. Yani şey, biraz aşağıda duruyordu. Emir tiksinti ile baktı oraya. "İçeri gir!" Emir eğildi. Naylon tarzı örtülerle kapalı olan kapıyı açtı. Bize son kez masum ve malum bir bakış attı ve emekleyerek içeri girdi. Onun arkasından bir süre daha baktıktan sonra önüme döndüm. "Bir dakika!" Dedi Huriye. Emirin girdiği kapıya yaklaştı. İçeri girmeden uzandı, birşey aldı. Bu bir yapboz parçasıydı. Parçayı Huriye bulmuştu. Tabloya yaklaştı. Yerine yerleştirince çıkan şekle bakmak için yaklaştım. Bu ise daha farklıydı. Ama ne olduğu apaçık belliydi. "Bu bildiğiniz yuva. Kumruların kendilerine yaptığı işte!" Dedi Beyza. Haklıydı. Kumru ile yuvanın bir bağlantısı kesinlikle vardı. Son yapboz parçasını bulmak zor olmamıştı. Yerine taktığımda anlayamadım. _yemin ederim beynime kan gitmiyor_ Ama yaklaşık birkaç saniye sonra anladım. Bunlar birkaç Kumru yavrusuydu. "Ee? Ne olacak şimdi?" Dedi Yusuf. "Şifreyi söyleyin!" "Ne şifresi? Şifre falan yok ki!" Dedi Ayaz. Huriye başını salladı. Bir süre kafamı eğip düşündüm. "Var! Şifre var!" Dedim heyecanla. Hepsi bana döndü. "Neymiş bebiş?" Dedi Ayaz. Güldüm. "Şifre;; Yuvadaki, Kumru yavruları. Bu kadar basit." Diye yanıtladım. "Doğru! Şimdi, arkadaşınızın girdiği kapıdan sizde içeri girin." Güldüm. İlk giren Huriye olmuştu.daha sonra ben girdim. Ardından Beyza, Ayaz ve son olarak Yusuf girdi. Çok kısa bir geçit değildi açıkçası. Çıkana kadar nefes nefese kaldım. Güçlükle ayağa kalktım, etrafa baktım. Duvarlar, kırmızı el baskıları ile doluydu. Aralarda birkaç sayı vardı. Büyük bir kapı, büyük bir kilit ile kapalıydı. Onun üzerinde de sayı vardı. Ama aklımızda şu soru vardı. "Emir nerede?" Huriyeye döndük aynı anda. Gözlerimi devirdim, Huriye konuşmadı. "Şifre gerek. Şifreyi bulacaksınız." Dedi korkutucu ses tekrar konuşarak. "Vallaha mı ya? Sağol bilgi için!" Dedi Ayaz. Güldüm. "Siz konuşmadan ben söyleyeyim zebani bey! Sayılar ile şifre oluşturacağız. Burada bulunmayan rakamlardan!" Dedim. "Çok doğru!" Sırıttım. Hep birlikte duvarlardaki rakamlara baktık. Zaten dört duvar var! "Buradaki duvarda, 4 yok!" Dedi Yusuf. Ardından konuşan Huriye oldu. "Burada da 2 yok!" Ben son birkaç kez daha duvara göz gezdirdim, ama benden önce Ayaz konuştu. "Bizde 7 yok!" "Şifre?" Huriye başını kaldırdı sesin geldiği yöne baktı. "427! AA? Okul numaramm!!" Dedi ardından ciddileşti. "Şifre: 427." "Doğru. Kapının anahtarı, çekmecelerden birinde!" _ay sağol ya bilgi için!_ Hemen küçük çekmeceleri hızlıca yokladım. Büyük bir anahtar elime geçtiğinde hızlıca kapıyı açtım. O sırada bir ses yükseldi. "Ağağağağağağağağa!!!!!!!!" Ses Beyzadan gelmişti. Yusuf'a sarılmış vaziyetteydi. _bak yine! Ben bu çocuğu boğarım ha! Azıcık çekil ikizimin yanından. Gerçi pardon onun yanına geçen kişi Beyza_ "Ne olduu??" Dedi Huriye. "Zebani geldi yaw. Elektrik çarptı." Diye yanıtladı Beyza, "İyi misin?" Dedi Yusuf. Gözlerimi devirdim. "İyiyim iyiyim. Sağol." Dedi Beyza. "Oha lan! Bayağı elektrik mıydı?!" Dedi Ayaz. "Yok yalancıktandı! Te Allah'ım ya!" Güldüm. Ardından kapıyı yavaşça aralayıp içeri girdik. O sırada Emirin yüzü belirdi. Ona bir süre güldüm. Bilin bakalım niye? Emir şuan bir idam mahkûmu gibi görünüyordu. Bir stand vardı, onun üzerine çıkmıştı. Kolları ve ağzı bağlıydı. Ellerimle ağzımı kapatarak kıkırdadım. Huriyenin ters bakışları üzerimdeydi. Yüzümdeki tebessümü hızla yok ettim. Bu odadaki şifre ne bilmiyorduk. Emire göz gezdirirken kaş göz yapıyordu. Başıyla, gözleriyle bir yerleri işaret ediyordu. Gösterdiği yere hepimiz aynı anda baktığımda rastgele tahtalar, çivi ile sabitlenmişti. Yine minik bir geçit gibiydi. Gözlerimi devirdiğim sırada orada gördüğüm şey ile irkildim. "Lan!" Dedi Ayaz yüksek sesle. Çünkü orada bir zebani bizi gözetliyordu. Ama kapıdan geçme şansı yoktu. Bu yüzden rahattık. "Bu odadaki şifre, arkadaşınızı kurtarmanıza yardımcı olacak!" Diye yankılandı korkutucu ses. Huriye başını kaldırdı. "Yalnız arkadaşım değil o benim. Sevgilim!" Emirin ağzı kapalı olsada gururla sırıttığı, gözlerinden okunuyordu. Ona güldüm sinirle. "Yok mu bilgi falan? Ne yapmamız gerekiyor?" Dedi Yusuf yüksek sesle. "Kendiniz bulacaksınız!" Gözlerimi devirdim. Ama o an aklıma mükemmel zekam sayesinde bir fikir gelmişti. "Lan yoksa.. ilk odada bulduğumuz şifre mi yardımcı olacak bize?" Dedim fikrimi sunarak. Yusuf gözlerini kocaman açtı. "Ya Feyza da olmasa.. göt gibi kalacağız ortalıkta." Gururla başımı dikleştirdim. "Eyvallah kardeşim güzel sözlerin için." Ayaz eli ile ağzını kapatmış, kıkırdıyordu. "Ne demek! Ne demek!" Dedi Yusuf. "Tamam! Odayı arayalım hadi!" Dedi Huriye mükemmel ortamı dağıtarak. Emir yine gururla sırıttı. 🐳💫🐳 "Ben, gökyüzünü tutamam, Yıldızları çalanlar var. Bu karanlığın, sebebi onlar. ben, sözlerimi tutamam, Hayalleri çalanlar var Bu vazgeçişimin, Suçlusu onlar." Şarkının ritmine uyarâk sözleri mırıldanıyordum. Beyza içeri girene kadar yani. "Ne dinliyorsun?" Güldüm. Şarkıyı çok seviyordum ve sebepsizce beni mutlu ediyordu. "Gökyüzünü tutamam." Diye yanıtladım. Gözlerini devirdi ve cevap verdi. "Yine mi?" Dediğinde bu sefer gözlerini deviren ben olmuştum. "Ne dinleyeyim? Hadi, şarkı öner!" Dedim. Güldü. "Tamam birkaç şarkı atarım sana, dinlersin!" Dedi. "Sana zahmet olmasın?" Dediğimde cevap vermedi. Mırıldanarak uzaklaştı. _2_ "Belki çok üzülüp giderim gelmem, Belki yağmur olup yağarım bilmem, Belki hayatla yüzleştiğimden Hiç bitmez bu masal..." Geri kalanları duyamadım, iyice uzaklaşmış olmalıydı. Önüme döndüm. Beyza öyle deyince şarkı dinleme hevesim tamamen kaçtı. Bu yüzden kulaklığımı kulağımdan çıkardım. Yatağımdan kalktım odada bir süre gezdikten sonra salona doğru ilerledim. Annem ve Beyza içerde oturuyordu. Tekli koltuklardan birine oturdum. Onlarla birlikte televizyon izlemeye başladım. Annemin tıp bakışlarını üzerimde hissetsemde belli etmemeye, ona bakmamaya çalıştım. Bir süre sonra ise oflayarak mutfağa gittim. Her zaman, sıkıldığımda yaptığım gibi buzdolabını açtım, bir süre baktım. _romantik bir bakışma yaşandı_ Ardından oflayarak dolabı kapattım. Bir bardak soğuk su içtikten sonra tekrar içeri, salona baktım. Hiçbir şey yapamayacağını anladıktan sonra onlara seslendim. "Ben uyuyacağım, iyi geceler." "İyi geceler." Dedi annem. Gülümsedim. Başımı salladım ve odama geçtim. Odama gittiğimde tartışmasız, hiçbir şey yapmadan lambayı kapayarak anında yatağıma geçtim ifadesizce. Gözlerimi kapattım fakat birkaç dakika yatağımda kıvrılmama rağmen bir süre uyumakta zorlanmıştım. Fakat uykuya daldığımda o kadar rahatlamıştım ki... --- _1__:_Can Koç'un Gökyüzünü Tutamam isimli şarkısından_ _2: Kolpa grubunun hiç bitmez bu masal isimli şarkısından_
Bölüm 37
14. BÖLÜM
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.