İçeriğe geç

Hatırlanmayan Bahçeler

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Hatırlanmayan Bahçeler

Bölüm 1

1.Bölüm "Kilitli Kapılar Ve Solmuş Yapraklar"

Trenin penceresine vuran yağmur damlaları, camda minik nehirler oluşturup hızla birbirine karışıyordu. Deniz, parmaklarıyla camın buğusunu silerken dışarıdaki solgun, gri kasaba manzarasına baktı. Yıllar önce arkasına bile bakmadan kaçtığı bu yer, sanki bıraktığı andan beri zamanı dondurmuş gibi aynı hüzünlü sessizlikle onu karşılıyordu.

​Trenden inerken gişe memurunun eski montlu hali, kaldırımda yankılanan kendi ayak sesleri... Her şey o kadar tanıdık ve bir o kadar da yabancıydı. Taksiye binip yıllardır adını bile anmak istemediği o sokağa doğru yol alırken, kalbinde mızrak gibi batan tek bir düşünce vardı: “Her şeyi bitirip birkaç gün içinde buradan çekip gideceğim.”

​Taksi, demir parmaklıkları pas tutmuş, bahçesi devasa sarmaşıklarla yutulmuş iki katlı eski evin önünde durdu. Evin pencereleri, uykulu ve kör gözler gibi dışarıya bakıyordu. Deniz, valizini sürükleyerek bahçe kapısını açtığında, burnuna yayılan o kesif toprak ve nem kokusu onu çocukluğuna, o hiç sevilmediğini sandığı günlere geri götürdü.

​Anahtarı kapının kilitli yuvasına soktuğunda eli hafifçe titredi. Tık. Kilit açıldı. İçeri girdiğinde içerideki hava, dışarıdakinden bile daha ağırdı; sanki yılların hapsolmuş tozları ve söylenmemiş sözleri havada asılı kalmıştı.

​Salondaki eşyaların üzerine beyaz örtüler serilmişti. Ama evde bir tuhaflık vardı. Sehpanın üzerinde açık unutulmuş bir çay bardağı, yanında yeni basılmış birkaç botanik dergisi ve masanın üzerindeki not defterinde dağınık el yazısıyla yazılmış bitki isimleri duruyordu. Ev tamamen terk edilmiş değildi.

​O sırada koridorun sonundaki odadan hafif bir tıkırtı duyuldu. Deniz’in kalbi boğazına atar gibi oldu. Adımlarını ses çıkarmamaya çalışarak o yöne çevirdi.

​Yarı aralık duran çalışma odasının kapısından içeri baktığında gördüğü manzara karşısında nefesi kesildi.

​Tahir Bey, pencerenin kenarındaki masasında oturuyordu. Sırtı kapıya dönüktü. Elinde tuttuğu büyüteçle, masanın üzerindeki kurumuş bir yaprağı inceliyordu. Fakat tuhaf olan şuydu ki; adamın üzerinde ev içinde giymek için fazla kalın, eski bir palto vardı ve omuzları eskisine göre fazlasıyla çökmüştü.

​"Baba?" diye fısıldadı Deniz, sesinin çıkıp çıkmadığından emin olamayarak.

​Tahir Bey yavaşça başını çevirdi. Gözlerindeki o keskin, mesafeli ve her şeyi eleştiren sert bakışlar yerini, sisli ve boşluğa bakan donuk bir ifadeye bırakmıştı. Yaşlı adam, karşısında duran genç kadına uzun uzun baktı. Kaşlarını çattı, zihninin derinliklerinde bir şeyleri yakalamaya çalışır gibi durdu ama başaramadı.

​"Bahçenin kapısını açık unuttun," dedi Tahir Bey, sesi fısıltı gibiydi ama içinde derin bir kırgınlık barındırıyordu. "Yabani otlar yine içeri girecek. Çiçekler... Gülmek istiyorlar ama toprak çok kuru."

​Deniz, olduğu yerde çivilenmiş gibi kaldı. Adam onu tanımamıştı. Yıllardır beslediği öfke, kin ve kırgınlık, o an yerini buz gibi bir boşluğa bıraktı. Babası onu unutmuştu. Ya da belki de, asıl unutanın kendisi olduğunu zannettiği o bahçe, çoktan ikisinin de hafçasını yutmuştu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.