İçeriğe geç

Hatırla Sevgili

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Hatırla Sevgili

Bölüm 7

(Günümüz)

Eftalya

Günlükte yazanları okudukça hayrete düşüyordum. Bunları ben mi yazmıştım sahiden? Hepsini yaşamış mıydık?

Defterde kaldığım yeri işaretleyip bir kenara koydum. Parmağımda duran ve nedense bir türlü çıkarmadığım bu alyans ve yüzük neyin nesiydi peki? Evli miydim? Eğer öyleyse, sevdiğim adamla mı evlenmiştim yoksa başkasıyla mı? Off! Neden hatırlamıyorum?

Biraz dışarı çıkıp, hava almaya karar verdim. Odama çıkacağım sırada, karar değiştirip, annemin odasına gittim. Gardırobun kapısını açıp, bordo elbiseyi askıdan aldım. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, annem ile ikimizin beden ölçüleri her daim aynıydı.

Uzun zamandır ilk defa kendime bu kadar özen gösterdiğimi fark edip, güldüm. Saçlarımı ise salık bıraktım. Hazırlığımı bitirdikten sonra, evden dışarı çıktım. Dışarıda geçirdiğim vakitler boyunca bölük pörçük bazı şeyleri hatırladığım olmuştu.

Bu koca şehir, sonumuzun ne olduğunu bilmediğim aşkımızın her anına şahit olmuştu. İyi veya kötü. Bir caddeye girdiğimde, içime kötü bir his çöreklendi. Sanki bu caddede kötü bir olay yaşanmıştı. Beni huzursuz eden bir olay..

Peki neden böyle hissediyordum ben? Cevabı bulmam çok uzun sürmedi. Bir patlama sesi duymamla birlikte, gözlerim fal taşı gibi açıldı. Başım çatlıyordu ama umurumda değildi.

Derhal tenha bir yere saklandım. Kulaklarımı tıkayıp, iki büklüm bir şekilde oturdum bir süre.

Sanki kulaklarımda silah sesi yankılanıyordu.

**** **** **** **** **** **

(13 Mayıs 1989)

Engin, sabah sabah kapıma dayanıp, birlikte vakit geçirmemiz için adeta yalvarmıștı. Ben de onu kıramadım elbette. Annemi ikna etmek konusunda da oldukça iyi iş çıkarmıştı.

Odama çıktım, mavi, uzun kol elbisemi dolaptan çıkarıp, hazırlanmaya başladım. Saçlarımı salık bırakıp, hazırlığımı tamamladım ve Engin'in yanına gittim.

Defalarca kez, ne yapacağımızı sorsam da, cevap vermedi. Tek söylediği biraz baş başa vakit geçireceğimizdi. Birlikte geldiğimiz semtte gezmediğimiz yer kalmadı. En sonunda bir mekanın dışarıda duran masalarından birine oturduk.

Her şey gayet güzel gidiyordu. Ta ki o silah sesini duyana kadar. Yanımızdan geçen siyah, klasik model bir arabadan bir el uzanıp, bize ateş etmiști. Engin, hedefin ben olduğumu anlamış mıydı bilmiyorum ama, kendini bana siper etmiş ve vurulmuștu.

Araç, hızla yanımızdan uzaklașırken, korkudan tir tir titreyen bedenimle, sevdiğim adamın bedenini kollarımda tutup, onun hayatta kalması için çabaladım. Gözyaşlarımı tutamıyordum. Kendimi öyle kaybetmiștim ki, biraz uzağımda duran o siyah zarfı geç fark edebilmiștim.

Hastaneye giderken, bakışlarım donuktu. Elimde sıkı sıkıya tuttuğum o zarfa bakmaya cesaret edemiyordum. Önceliğim, sevdiğim adamdı.

Kara haber tez duyulur derler. Engin'in vurulduğu haberi, ailelerimize gittiğinde, içimdeki ağırlık daha da büyüdü. Sanki benim suçummuș gibi, kimsenin yüzüne bakamıyordum. Filiz teyze, yanıma gelip, utanç ve vicdan azabı ile eğdiğim başımı kaldırdı ve otoriter bir sesle konuşmaya başladı.

"Eftalya! Kaldır başını! Bir avuç şehir eşkıyasının yaptıklarından utanma! Eğer onlar amacına ulaşıp da seni vursaydı, o zaman ne olurdu, düşündün mü? Oğlum kahrolurdu, ya ben? Seni Hilal'den ayırmadığımı bilirsin, beni evlat acısı ile mi sınayacaktın? Engin, gözlerini açtığında seni böyle üzgün görmesin, kızım. Başını her daim dik tut ve aşkına sahip çık."

Konuşmasını bitirdiğinde, bana sıkıca sarıldı. O esnada annem ve babama baktım. Utanç ve korku dolu bir ifadeyle birbirlerine kaçamak bakışlar atıyorlardı. Bir șey saklıyorlardı sanki ve bunu bana söylemek konusunda kararsız gibiydiler.

İşte ilk defa o gün şüphe tohumları ekildi yüreğime. Sanki derin bir uykudan uyanmış gibi hissediyordum.

Saatlerce, Engin'den gelecek iyi bir haberi bekledim. Ne biraz uyudum, ne de eve gitmek geldi içimden. Ondan iyi bir haber gelene kadar, beklemeye kararlıydım. Kimse beni ikna etmeyi bașaramamıștı.

Engin'in durumunun iyi olduğu haberini aldığımda, yüzümde yorgun ama rahatlamıș bir ifadeyle gülümsedim. Filiz teyze, biraz sonra onu görebileceğimi söyledi. Dediği gibi de yaptım.

Engin'in yanına gittiğimde, en az benim kadar yorgun bir gülümseme ile karşıladı beni. Yanına oturdum. Elimi tuttu. Sesini sitemkar tutmaya çalışsa da başarılı olamadı.

"Peri kızım, neden kendine hiç dikkat etmiyorsun? Şu haline bak, o güzel gözlerinin feri gitmiş."

"Sen iyisin ya, gerisinin hiç önemi yok."

"Önemi var, Eftalya. Sen iyi değilsen, ben de iyi değilim demektir. İyi olabilmem için, senin de iyi olman lazım, güzelim."

"Ama..."

"Canım, olanlar senin suçun değildi. Bunu sen de biliyorsun. Hem... Ya o kurşun sana isabet etseydi, ben ne yapardım, hiç düşündün mü?"

Buna verecek bir cevabım yoktu. Neticede, sevdiğim adam, beni korumak için kendini siper etmişti. Yarasına dikkat ederek, ona sarıldım. Boşta kalan eli, saçlarımda yavaşça gezinmeye bașladığında gülümsedim. Huzurla gözlerimi kapadım.

(Günümüz)

Bu anıyı durduk yere hatırlamadığıma emindim, ortada çözülmemiş bir sır vardı ve bu da yetmemiş gibi hafıza kaybı yaşıyordum. Aman ne güzel!

Hepsi bir yana, anılarımı işgal eden o adam, burada vurulmuș olmalıydı. Onu kaybetme korkusuyla yüzleşecek kadar çok sevmiş olmalıyım.

Bulunduğum yerden uzaklaştım. Çünkü buraya gelmek, bana hiç iyi gelmemişti. Her ne kadar hatırlamasam da, sevdiğim biri vardı ve neredeyse onu burada kaybedecektim.

Uzaklaştığımda, biraz daha rahatlamıștım. Belki güzel anılar gelirdi aklıma. Biraz alışveriş yapmak gelmişti içimden. Mağaza vitrinlerini gezerken, bir vitrin dikkatimi çekti. Durdum.

Vitrinde gördüğüm, sarı bir kısa kollu bluz ve bej renk, kısa bir pantolondan olușuyordu. Neredeyse şort gibi duruyordu. Neden bu kıyafet dikkatimi çekti diye düşündüm. Belki de bir başka anım daha vardı. Alışverişe devam ettim. Tam da o anda gözümün önüne bir görüntü daha geldi ve o kıyafete neden bu kadar takıldığımı anladım.

(15 Haziran 1989)

O sabah aşırı keyifliydik. Soydan ve Bozoklu aileleri olarak pikniğe gitmek üzere hazırlıklar yapıyorduk. Elbette Zorlu ailesi de geliyordu. Murat efendi, Hilal'i görme fırsatını kaçırır mı hiç?

Heyecanla, yarım kollu sarı bluzum ve krem rengi șortumu giyinmiș, saçlarımı da örgü topuz yapmış ve krem rengi tacımı takmıștım.

Annem, ayna karşısındaki bu halime gülerek bakıyordu.

"Engin'e güzel görünmek için bu kadar hazırlığa gerek yoktu, kızım. Seni her halinle sevdiğini biliyorsun."

"Biliyorum, anneciğim. Biliyorum da, elimde değil işte. Sanki ilk günkü gibi heyecanlanıyorum onun yanında."

Ailecek yaptığımız hazırlık faslından sonra, Soydan ailesi ile birlikte piknik yapacağımız alana doğru yola çıktık.

Piknik alanı pek kalabalıktı. Aile dostları da oradaydı üstelik. Engin, benim geldiğimi görünce gülümsedi. Bu adam kesinlikle aklını kaçırmış olmalı! Şunun şurasında toparlanalı ne kadar olmuştu da pikniğe gelmişti? Dinlenmesi gerekirken üstelik.

"Engin, artık kesinlikle çıldırdığını düşünmeye başladım! Evde dinlenmen gerekirken burada mısın?"

"Ama seni çok özledim, peri kızı. Kaç gündür gül yüzüne hasretim, bilemezsin."

Her ne kadar söylediği bu güzel sözler beni mest etse de, ona kıyamadım ve rahat etmesi için çaba sarf ettim. Ben onun yanından ayrılmazken, cemiyetin bazı kadınları artık bizi iyice, sıkboğaz etmeye başlamış, ne zaman evleneceğimizi merak eder olmuştu.

Engin, bu lakırdılardan rahatsız olmuş olacak ki, konuyu kapatacak bir açıklama yaptı.

"Hanımlar, saygısızlık etmek istemem ama 'Evlilik ne zaman?' diye sorup duruyorsunuz. Henüz bunun için erken, ayrıca Eftalya'm ne zaman isterse o zaman olacak. Yani lütfen bu konu hakkında daha fazla soru sormayın."

Herkes bu konu hakkında konuşmayı bırakmıştı. Gülerek ona baktım.

"Sanki magazin muhabiri gibiler."

Engin de bu dediğime güldü.

"Haksız mıyım, sevgilim? İnsanı sorularla bunaltıyorlar doğrusu."

Engin, bu tepkime artık kahkahalarla gülüyordu. Daha yeni yeni toparlandığı için, telaşla ona sarıldım. Bir șey olacak diye ödüm kopuyordu.

O ise kendisini umursamıyordu sanırım. Boşta kalan kolunu belime sarıp, beni kendine çekti.

"Biliyorum, korkuyorsun ama gerçekten iyiyim, peri kızım. Canım da yanmıyor, endişe etme bu kadar, lütfen."

"Denerim." diyebildim sadece ve anın tadını çıkarmaya çalıştım.

**** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** ****

(Günümüz)

Kendime geldiğimde, yüzümde buruk bir tebessüm ile oradan ayrıldım ve eve geri döndüm. Üzerimi değiştirdim ve kendimi koltuklardan birine attım.

Aklımda yine cevabını bekleyen bir sürü soru vardı. Evet, birini sevmiștim, ona aşık olmuştum. O da beni delicesine sevmiști. Peki, bizi ayıran neydi? Ya da kim? Neden şimdi yanımda yoktu?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.