x
"Ne demek yedin?"
"Kurabiye alt tarafı ya yedim işte."
Poyraz duyduğu cümleyi beyninde başka bir dile çevirmeye falan çalışıyordu. Emir'in yaptığı kurabiyeleri başkası yemişti.
"Çok güzeldi, sen mi yapmıştın? Eline sağlık valla."
Demir koltuğun üzerinde oturmuş, olup biteni izliyordu. Poyraz'ın yüzündeki ifadeyi görünce gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Poyraz'ım sen o kurabiyeleri niye böyle sahipleniyorsun canım?"
"Çünkü-"
Çünkü onları Emir yapmıştı.
Bunu yüksek sesle söylemeye dili varmıyordu. Bir kutu kurabiyeyi en yakın arkadaşının yemiş olmasını asla sorun edecek bir insan değildi Poyraz ama bu kez durum biraz farklıydı. O kutunun içinde Emir'in kendi elleriyle yaptığı şeyler vardı. Şimdi ortada kutudan başka hiçbir şey kalmamıştı.
"Sen benim eşyalarımı izinsiz yiyemezsin."
"Ne diyon Poyraz? Aynı sakızı çiğnemiş adamlar değil miyiz biz? Senin benim mi var aramızda?"
"Benim kurabiyem."
"Tamam, özür dilerim bilmiyordum." Ömer hala işin dalgasındaydı ve alaycı ses tonuyla konuşmaya devam ediyordu.
"Özür dileme, git bul aynısını bulabilirsen. Sanki aynı anadan çıkmışız gibi konuşuyorsun bir de. Şımarıklaştın iyice. Sınırını bil biraz Ömer."
Ömer cevap vermedi çünkü böyle bir tepki beklemiyordu. Kalbi gerçekten kırılmıştı çünkü seneler boyunca Poyraz, ailesiyle olan sorunları yüzünden hem Ömer'in, hem Batın'ın hem de Demir'in ailesine karışmıştı. Bu zamana kadar bu tarz şeylerin aralarında lafı bile olmazdı.
Poyraz postürünü toparlamaya çalıştı.
"Yani... hediyeydi de o yüzden."
Demir artık açık açık bağıra bağıra gülüyordu.
"Kim yaptı Poyraz'ım?"
"Birisi."
"Birisi kim? Çeyizlikti herhalde kurabişler."
Ömer, hayal kırıklığı dolu sesiyle konuşmaya başladı.
"Bizden önemli biri olduğu kesin de."
Demir hala olayın dalgasındaydı fakat Ömer'in dolu gözlerini görünce vicdana geldi.
"Emir yaptı."
Demir başını hızla Poyraz'a çevirdi.
"Şaka yapıyorsun."
"Emir kim?" Batın'ım her şeyden bihaber.
"Bir dakika, Ömer önce şu kutuyu bana ver."
Ömer kutuyu Poyraz'ın önüne koydu. Poyraz, Emir denen bu kişiden onlara bahsetmemişti bile. Şimdi ise kaç senelik arkadaşına bilinmeyen biri için sınır koymuştu. Ömer hemen Batın'ın yanına oturdu çünkü Batın da en az onun kadar dışlanmış hissediyordu. Bunu onun gözlerinde görebiliyordu ama Batın her zamanki gibi olumsuz hiçbir şey demedi. Normalde bu dörtlü arasında hiç ayrım olmazdı, evet Demir ve Poyraz çok daha eski arkadaşlardı fakat dörtlü haline geldiklerinden beri her şeyi beraber yaşamışlardı. Belli ki artık aralarında o güçlü bağ yoktu.
"Sen kaç haftadır ortalarda yoktun zaten, şimdi de herhangi birisi için Ömer'e azar çekiyorsun? Ben bu hikayenin devamını istiyorum."
Poyraz, Batın'ın söyledikleri üzerine derin bir nefes aldı. Ömer'i kırdığının farkında değil gibiydi ama Ömer ona o hevesli ve içten gözlerle bakmıyordu. Eskiden dinlemek ve destek olmak için can atardı gözleri. Poyraz konuşamıyor gibiydi. Sesini oldukça destekleyici tutmaya çalıştı.
"Erkek mi Poyraz?"
Poyraz, Batın'a baktı. Batın onu her zaman desteklemişti, tereddüt edecek ne vardı ki?
"Evet."
"O yüzden mi anlatmadın bize?"
Poyraz'ın tamir etmesi gereken kalp sayısı gittikçe artıyordu.
Demir'in dudak kenarı yukarı kıvrıldı.
"Devam et. Anlat bakalım şu birisini."
Batın koltuğun arkasına yaslandı. Poyraz'ı en iyi anlayacak kişi Ömer'di aslında, çünkü onun da başı Taha diye bir çocukla senelerdir dertteydi.
Kimdi bu çocuk? Nasıl onlardan önemli olabilirdi? Batın, Ömer'in haline üzülse de Poyraz'ın da ağzından laf almak istiyordu.
"İstanbul'da mı yaşıyor?"
"Evet."
"Kaç yaşında?"
"Yirmi."
"Başka?"
"Yani... sokakta müzik yapıyor."
Batın başını salladı. Ömer'den ise hala çıt yoktu.
"İyiymiş. Sen baya sevmişsin çocuğu herhalde."
"Sevdim tabii. İnsan olarak."
"Ee başka? Kimmiş neciymiş?"
Poyraz başını koltuğun arkasına yasladı.
"Bursa'dan gelmiş, ailesi orada. Burada tek başına yaşıyor."
"Zor değil mi?"
"Zor."
Ömer'in aklına Poyraz'ın ailesi ilk yurtdışına gittiğinde onlardan kalan bu evi 17-18 yaşlarında çocuklar olarak nasıl baştan düzdükleri geldi. O zamanlar da zordu, ama beraberlerdi. Poyraz, hiçbiri için yük değildi o zamanlar. Belli ki şimdi onlar Poyraz'a "yüktü". Ömer yalnızca omuz silkip sırıttı çünkü ona göre Poyraz çoktan silmişti her şeyi kafasında.
"Evi de çok iyi durumda değil. Kirası yüksek, işi yorucu. Bir de kedisi var. Ne çok seviyor o kedisini."
"Kedisini de alıp bana taşınacak."
Demir yanda şekilden şekile girerken Batın pek de tepki vermedi.
"E hayırlı olsun kanka mutluysan sıkıntı yok."
Poyraz cevap vermedi. Bu kez Demir konuştu. Ne Ömer'e kıyabiliyordu ne Poyraz'a. Bu yüzden kötü havayı dağıtmaya çalıştı.
"Uzun zamandır böyle görmemiştik seni."
Poyraz gözlerini ondan kaçırdı.
"İyi geliyor."
"İyi gelsin zaten."
Demir'in son cümlesinden sonra odada birkaç saniye sessizlik oldu. Poyraz, Ömer'e bakmak istedi ama bakmadı. Çünkü baktığı anda az önceki tavrını fark edeceğinden ve taviz vereceğinden korkuyordu. Hatalı olduğu aşikardı aslında ama gururuna yenik düşüyordu. Ömer ise telefonunu eline almış, ekranı aşağı yukarı kaydırıyordu. Sanki konuşulanlarla hiç ilgilenmiyormuş gibi davranıyordu ama parmağı aynı yerde birkaç saniyeden fazla hareket etmiyordu.
Batın ortamı ısıtmak istercesine koltuğa biraz daha yayıldı.
"İyi o zaman. Bir gün tanıştırırsın, nesiniz anlamadım ama yakınsınız demek ki."
"Olur."
"Okulun orada çalıyor değil mi? Yarın okul çıkışı dinleyelim Ömer."
Poyraz'ın yüzü biraz aydınlandı fakat Ömer bu kez Batın'a bile cevap vermiyordu.
"Dinlersiniz."
Ömer o sırada ayağa kalktı.
"Ben kaçayım."
"Ne kaçması be daha yeni geldik." Demir'in tuzu kuru tabii.
"İşim var."
"Ne işi?"
"Var işte."
Ömer telefonunu cebine soktu, montunu koltuğun kenarından aldı. Her zamanki gibi rahat davranmaya çalışıyordu ama hareketleri gereğinden hızlıydı. Ayakkabılarını giyerken Poyraz ona baktı.
"Daha oturmayacak mısın?"
Ömer başını bile kaldırmadı.
"Yok, benim gerçekten çıkmam lazım."
"Tamam öyleyse. Görüşürüz."
Batın hemen ayağa kalktı. Ömer'in daha da yalnız hissetmesine izin veremezdi.
"Ben de geleyim, yalnız gitme."
"Gerek yok."
"Yok, beraber çıkalım biz."
Demir, Poyraz'a kısa bir bakış attı. Poyraz'ın yüzündeki ifadeden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı ama hiçbir şey söylemedi. Ömer kapıyı açıp önden indi. Batın ise Demir'e de Poyraz'a da sarıldı.
"Ben de çıkayım Poyraz'ım, kalmamı istersen kalabilirim."
Poyraz kapının yanında duruyordu.
"Fark etmez."
Demir çıkarken Poyraz'ın omzuna hafifçe vurdu.
"Yarın konuşuruz."
Poyraz yalnızca başını salladı.
Az önce dört kişinin doldurduğu oda şimdi garip şekilde fazla büyük görünüyordu. Poyraz buraya taşınmaya çalıştığı dönemlerde dehşet bir bunalım geçirirken bu üç çocuk hep onunlaydı. Hepsi hayatı boyunca yapmadığı koca koca işleri Poyraz için çekinmeden yapmışlardı. "Her şeyi onlara anlatmak zorunda değilim" diyerek içini rahatlatmaya çalışsa da işe yaramıyordu çünkü bağları gerçekten bu kadar zayıf ve kesip atılacak seviyede değildi. Ömer'e ise harbi çok ayıp etmişti.
Batın da vardı, ama o zaten üzülmemiştir.
Masanın üzerinde boş kurabiye kutusu duruyordu. Kutuyu eline aldı, kapağını kapattı ve bir süre öylece baktı.
Ömer - Poyraz
Poyraz
kanka özür dilerim/
ben seni kardeşim gibi görüyorum/
üzmedim seni dimi/
sikim ya/
eve vardın mı/
Poyraz terk edilmelere alışıktı aslında ama ilk defa, yıllardır hayatında olan birinin kendisinden uzaklaştığını hissediyordu. Ve bu onun suçuydu.
"Batın'a yazayım bari Ömerle gitti o."
Batın - Poyraz
Poyraz
ömer eve vardı mı
Batın
ömer'e sormaya ne dersinn
Poyraz
batın
bir de senle mi uğraşayım
ne istiyorsun
bi garipsiniz bugün ya
Batın
evdeymiş
Poyraz
iyi kanka tamam
görüldü
"Arkadaş mısınız nesiniz belli değil. Mutluluğumu paylaşayım dedim kursağımda kaldı saniyesinde."
Batın zaten üzülmemiştir.
Poyraz, akşam yine soluğu kafede aldı. Bunalmıştı ve Emir'i görmek istiyordu.
"Hoş geldin."
"Hoş bulduk."
Emir kahve makinesine döndü.
"Her zamankinden?"
"Yok."
"Vay, ne içeceksin?"
"Seni almaya geldim."
Poyraz masaya yaslandı.
"Taşınmak için evden çıkarılmayı bekleme. Sana geçelim, eşyaları taşıyalım. Hem son ana sıkıştırmamış oluruz."
Kurt acıktı.
"Benim vardiyam-"
"Kaçta bitiyor?"
"Boş ver ben beklerim."
Emir birkaç saniye sustu. Poyraz çok cazip bir teklifle gelmişti aslında.
"Ben daha karar vermedim."
"Sen karar verene kadar eşyaların çürüyecek."
"Poyraz-"
"Bak, evimde sana ayırdığım oda hazır. Yatak var, dolap var, masa var. Senin oraya mobilya taşıman gerekmiyor. Sadece kendi eşyalarını getirmen lazım."
"Gelmek istemiyorsan söyle. Ama sırf ev sahibinden haber bekliyorsun diye bekleme. İki hafta sonra kapıya dayanmasını istemiyorum. Gel şimdi."
"Seni evimde görmek istiyorum."
Poyraz bir an ne kadaaarr büyük bir şey söylediğini fark etti ama geri adım atmadı.
"Bir de kedini."
Poyraz'ın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Americano'mu da şimdi bekliyorum."
"Tabii beyefendi."
Poyraz kahveyi ufak ufak içti, içi içine sığmazken zaman pek geçmedi ama sonunda Emir'in vardiyası bitti ve arabaya atladılar.
Eşyaları toplamak üzere Emir'in evine girmek için 4 kat merdiven çıktıktan sonra Emir anahtarı çıkarıp eve girdi.
"Kedimin evine hoş geldin."
İçerisi küçük ve eskiydi ama Emir'in elinden geçtiği belliydi. Duvarın bir köşesinde fotoğraflar, masanın üzerinde takılar, raflarda küçük figürler, gitarın yanında kitaplar vardı. Sandalyenin üzerinde kıyafetler, koltuğun kenarında çanta, yatağın yanında ayakkabılar... Kısacası her yer her yerdeydi.
"Burası ne böyle..."
Poyraz'ın clean girl aesthetic evine nazaran biraz kalabalıktı.
"Bunlar azaltılmış hali. Bursa'dan gelirken ayıkladım."
"Bunların hepsini alacak mıyız?"
"Tabii ki alacağım Poyraz, benim onlar."
Odasına girdiklerinde Emir bir hışımla yatağının üzerindeki kıyafetleri gizlemeye başladı. Her yerde bir şey vardı.
"Ben mi sana taşınsam Emir bunları nasıl taşıyacağız?"
"Güçsüzsen güçsüzüm de."
Poyraz kollarını sıvadı. Güçsüz?
"Tamam. Başlayalım."
İlk yarım saat Emir'in eşyalarının ne kadar fazla olduğunu anlamalarıyla geçti.
Kıyafetler, kitaplar, ayakkabılar, takılar, dekorasyon eşyaları, küçük kutular, posterler, gitar ekipmanları, mutfakta kullandığı birkaç şey, kedinin eşyaları ve Emir'in "bunu da alalım" diyerek ortaya çıkardığı her şey.
Poyraz üçüncü kutuyu kaldırırken durdu.
"Bu ne ceset mi var bunun içinde?"
"Kitap var."
"Kaç kilo?"
"Söylenme Poyraz."
Poyraz kutuyu tek başına kaldırıp kapıya yürüdü.
"Baya güçlüsün."
"Yeni mi fark ettin? İstersen diğerlerini de ben taşıyayım?" İltifat Poyraz'ın hoşuna gitmiş olacak ki her şeyi yüklenmeye çalışıyordu.
"Hayır."
"Niye?"
"Çünkü benim de kollarım var."
Emir kitapların olduğu bir kutuyu kaldırmaya çalıştı.
"Onu bana ver."
"Yok."
"Emir."
"Poyraz taşırım işte."
"Güzelim ayağına falan düşecek."
Emir kutuyu sertçe yere bıraktı. Güzelim??
"Tamam yemedik al sen taşı."
"Evde kimin sözünün geçtiğini birazdan görürsün." dedi Emir taşıma çantasının içindeki kediyi göstererek.
"Adı ne kedinin?"
"Aref."
"Bu kediye bakıp aklına gelen ilk isim Aref miydi? Aref ne demek ki?"
"Liseden bir arkadaşımla ilgili, anlatırım sana sonra."
Emir taşıma çantasının fermuarını biraz açtı. Aref önce kafasını çıkardı. Etrafı kokladı, sonra gözlerini Poyraz'a dikti.
"Ne bakıyorsun lan?"
Poyraz kediyi sevmiş olacak ki hayvanı hunharca okşamaya başladı.
Emir gülerek Aref'i çantadan çıkardı. Kedi önce yere bastı, sonra doğrudan Emir'in bacaklarına sürtündü.
"Gel bakalım."
Aref birkaç saniye Emir'in etrafında dolandıktan sonra Poyraz'a doğru ilerledi.
"Emir geliyor bu."
"Görüyorum, sev işte deminki gibi."
"Ya tırmalarsa?"
"Aref kimseyi tırmalamaz."
Poyraz'ın koltuk tepelerine çıkacağını gören Emir, Aref'i tekrardan taşıma çantasını aldı.
"Hadi bakalım. Daha taşıyacak çok şey var."
"Emir sen gerçekten yalnız mı yaşıyorsun?"
"Evet."
"Bu kadar şeyi nasıl sığdırdın? Kadıköy satanisti misin sen?"
"Karışma eşyalarıma."
Poyraz son kutuyu bagaja yerleştirdi ve bagajın kapağını kapattı. Emir eski apartmana bakıp iç çekiyordu.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Emir, istersen biraz daha bekleyebiliriz."
Emir başını iki yana salladı.
"Yok. Gidelim."
"Zaten bu kadar eşyayı geri çıkarmazdım. Yürü, atla arabaya."
Poyraz'ın evine geldiklerinde ilk iş Aref'i içeri aldılar. Kedi, taşıma çantasından çıkar çıkmaz salonun ortasına geçti.
"Senin odan hazır."
Oda birkaç gün önce olduğu gibi tertemizdi. Yatak, dolap, masa, sandalye... Her şey yerli yerindeydi.
Poyraz kapının kenarına yaslandı. Emir hala odayı izliyordu.
"Buraya alışabilir miyim bilmiyorum."
"Kendi evinden bir farkı yok buranın. Hem her şeyini taşıdık zaten, istersen bir tur da alışverişe çıkarız süsleriz her yeri istediğin gibi."
Emir başını eğip Poyraz'a utangaç bir teşekkür etti. Poyraz onun hayatını cidden değiştirmişti.
Kıyafetleri yerleştirmek beklediklerinden uzun sürdü. Emir'in kıyafetleri asla bitmiyordu...
Poyraz da diğer kolileri açıyordu. Kolilerden çıkan çerçevelerden birine baktı. Emir'in yanında bir çocukla fotoğrafı vardı, fotoğraf biraz eskiydi. Bu çocuğu daha önce görmüş gibiydi.
"Bu kim?"
"Liseden arkadaşım, Efe ismi. Beraber müzik yapardık demiştim ya o."
"Çok eski."
"Çoğu öyle."
Emir fotoğrafı eline aldı.
"Benim hayatımın çoğu orada kaldı zaten."
Poyraz cevap vermedi ve Emir fotoğrafı masanın üzerine yerleştirdi. Tam o sırada salondan bir düşme sesi geldi.
"Aref!" Emir hızlıca salona koştu. Artık Aref'in bir şeyleri düşürmesine karşı refleksleri gelişmişti.
"Poyraz... Aref oyun konsolunu devirmiş."
"Bak ya, Aref efendi bu evde herkes haddini bilecek. Sınırlarımızı çizelim şimdiden."
Emir gülerek Aref'i kucağına aldı.
"Aref, baban biraz kızdı sana."
Poyraz anında ona döndü.
"Ne dedin sen?"
"Aref artık senin de kedin, Aref'in babasısın yani."
Poyraz'ın kulakları kızardı.
"Saçmalama."
"Niyeymiş?"
Emir, Aref'i yere bıraktı ve Aref bu kez Poyraz'ın yanına gidip bacağına sürtündü.
"Sen de tarafını seçtin demek."
"Çoktan seçti."
"Poyraz, biri mi arıyor?"
Demir arıyordu.
"Evet de önemli değil. Demir arıyor."
Poyraz kapattıkça Demir daha da çok arıyordu. Poyraz telefonu açmayacaktı çünkü şu an keyfini kaçırmak istemiyordu. Bu yüzden telefonu sessize alıp Emirle konuşmaya devam etti.
"Ee anlat bakalım, kimdi o fotoğraftaki?"
"O benim liseden çok yakın bir arkadaşım, Efe. Sesi o kadar güzel ki anlatamam. İstanbul'a gelme hayallerini hep onunla beraber kurmuştuk."
Emir konuşurken Aref, Emir'in kucağına geldi. Emir onu aynı bebeği gibi seviyordu. Hem çok sert hem de çok narin seviyordu Emir.
"Ayy benim oğlum," dedi Emir, sesini istemsizce incelterek. "Sen de yoruldun mu? Yoruldun tabii. Bütün gün taşıdık seni." Emir, durmadan Aref'in kafasını öpüyordu.
"Çok özledin beni sen."
"Özledin mi babam? Özledin tabii. Ben de seni özledim."
Poyraz kollarını göğsünde birleştirip onları seyrediyordu. Aref çok küçük bir hayvandı ve Emir'e çok sırnaşıyordu.
"Sana bakıyor Poyraz."
"Gördüm."
"Ne tatlı bir şey bu ya."
"Gayet normal kedi."
"Normal kedi mi?"
"Evet."
Aref, Emir'in elini yalamaya başladı. Emir de yine babasının gülü diye sevmeye devam etti hayvanı. Poyraz ilginin iki saniyeliğine ondan ayrılmasına sinir olmuştu.
"Tamam ya yeter."
"Ne yeter?"
"Hayvanla ilgilenmen yeter. Siz her gün görüşüyorsunuz zaten."
"Hayvan değil o benim kedim, oğlum."
"Ben de senin-"
"Sen benim ne?"
"Ev arkadaşınım."
"Tamam. Ev arkadaşım bu kadar güzel muameleyi hak etmiyor."
Emir tekrar Aref'e döndü.
"Benim güzel oğlum. Senin baban seni hiç bırakır mı?"
"Babası mısın sen onun?"
"Evet."
"Babası bendim?"
"Sen mi?"
Emir Aref'in kafasını okşamaya devam ederek düşündü.
"Sen..."
"Sen Aref'in ev arkadaşısın."
"Beş dakikada statü kaybettim."
Emir kahkaha atarken Aref'i biraz daha kendine çekti.
"Üzülme. Sen de tatlısın."
Poyraz hemen ona baktı. Emir gülerek ve asla göz teması kurmadan Aref'in kulağının arkasını kaşıdı. Poyraz yine onları izledi.
"Aref."
Kedi kafasını Poyraz'a çevirdi.
"Gel bakayım."
Aref kılını kıpırdamadı. Aslında Poyraz'ın işine gelir de maksat artistlik olsun.
"Bana gelmiyor."
"Tabii gelmez. Babasını daha çok seviyor."
"Niye böyle yapıyorsun ya?"
Emir kahkaha atarak Aref'in kafasına bir öpücük daha kondurdu.
"Ben hiçbir şey yapmıyorum. Aref beni seviyor."
"İkiniz de çok şımardınız."
"Alış buna, artık evde ikimiz varız."
"Yine de ben de biraz ilgi bekliyorum."
"Amaann Poyraz. Aref asil bir kedi bir kere. Öyle sevmez herkesi."
"Baba oğul bizi beğenmezler, öyle olsun."
Poyraz telefonunu açınca gördüğü sayısız cevapsız arama ve Demir'den gelen tonlarca mesaj karşısında ufak çaplı bir şok geçirdi.
Demir - Poyraz
Demir
12 cevapsız arama
Poyraz
8 cevapsız arama
Poyraz evde degil misjn
Ulasilmiyor
Telefonuna
Sarjin mi yok
Batin motordan dusmus
Hastaneye gidiyoruz biz
Omer ben kaan
"Ne?"
Emir, Poyraz'ın kireçleşen yüzünü fark etmişti.
"Poyraz iyi misin?" Emir ona dehşet dolu gözlerle bakıyordu. Poyraz resmen ağlayacaktı.
"Ne oldu?"
"Batın kaza geçirmiş."
Emir'in yüzündeki gülümseme de kayboldu.
"Ne?"
"Benim hastaneye gitmem lazım."
"Ben de geliyorum."
"Hayır."
"Niye?"
"Emir, ben arkadaşımın yanına gidiyorum. Sen burada kal."
Emir çok sakin bir sesle konuştu. Poyraz'ı rahatlatmak istiyordu. Poyraz'ın elini tutup okşamaya başladı..
"Ben de arkadaşını merak ediyorum. Üstelik yalnız gitmene izin vermem, tamam mı? Zaten çok gerginsin, biraz sakin ol."
"Emir..."
"Ben senin yanında olacağım dedim."
Poyraz derin bir nefes aldı ve Emir'in elini sıkıca tutmaya başladı.
"Tamam."
"Tamam, hadi gecikmeden çıkalım. Sakin ol lütfen bu halde araba kullanamazsın."
"Benim önce Demir'i arayıp yerlerini öğrenmem lazım."
"Demir bana konumu gönder geliyorum. İyi mi durumu nasıl Batın?"
"Kasksız mı düşmüş?"
Nasıl olsa üzülmezdi, nasıl olsa alınsa bile geçerdi, nasıl olsa Batın hep oradaydı. Poyraz yıllardır böyle düşünüyordu. Her zaman en ufak bir şeyde bile Batın'ın anlayışına güvenmişti. Grupta kavgalar, tartışmalar hep olmuştu ama Batın daha önce sesini bile yükseltmemişti hiçbirine. Sakin, dupduru bir çocuktu. Şimdi "nasıl olsa"ların hiçbiri elinde değildi Poyraz'ın Batın hastanedeydi ve Poyraz ilk defa onun artık yanında olamayabileceği ihtimaliyle karşı karşıyaydı. Onunla geçirdiği son günün böyle bitmiş olmasına dayanamazdı.