x
Poyraz arabaya bindiği anda kemerini takmayı bile doğru düzgün beceremedi. Eli birkaç kez tokaya gitti, geri çekildi, tekrar uzandı. Parmakları titriyordu. Sonunda Emir uzanıp onun yerine kemeri taktı. Poyraz hiçbir şey söylemeden sadece önüne baktı. Kontağı çevirdiğinde motorun sesi bile gereğinden fazla yüksek geldi kulağına. Emir yan koltukta onun bembeyaz yüzünü izliyordu.
Bir eli direksiyonda, diğer eli vitesin üzerinde duruyordu ama parmakları öyle sıkı kenetlenmişti ki eklemleri belirginleşmişti.
Normalde hep dördü beraber binerlerdi arabaya. Poyraz deli deli hareketler yapardı, Batın ise annesi gibi "Başımıza iş açacaksın" gibi şeyler söylerdi. Şimdi Batın olsa ne de güzel kullanırdı arabayı sakin sakin.
Emir elini onun kolunun üzerine koydu.
"Yavaş."
"Yavaşım."
"Hayır değilsin Poyraz. Yavaşla."
Poyraz derin bir nefes almaya çalıştı ama nefesinin yarısında göğsü sıkışmış gibi oldu.
"Bir şey olacak."
"Olmayacak."
"Bilmiyorsun."
"Bilmiyoruz. Sen de bilmiyorsun. O yüzden hastaneye gidiyoruz. Batın'ın yanında insanlar var, tek başına değil."
Kırmızı ışıkta durduklarında başını direksiyona doğru eğdi Poyraz.
"Ben onunla kavga ettim."
"Biliyorum."
"Bir de umursamadım, bir tekme de ben vurdum çocuğa."
"Poyraz tamam."
Emir elini biraz daha sıkılaştırdı.
"Şimdi onun yanında olacaksın."
Poyraz yaşlı gözlerini açıp Emir'e baktı.
"Ya geç kalırsam?"
"Geç kalmayacaksın."
"Emir..."
"Bana bak Poyraz."
Poyraz dönüp ona baktı. Emir'in yüzünde de korku vardı. O daha Batın'ı tanımıyordu, ismini bile birkaç saat önce öğrenmişti. Hakkında bildiği tek şey Poyraz'ın hayatında çok uzun zamandır bulunan insanlardan biri olduğuydu.
"Araba kullanırken kendini kaybetme. Hastaneye sağlam gitmemiz lazım. Sonra ne gerekiyorsa yaparız."
"Tamam."
Emir elini çekmedi ve Poyraz da elini direksiyondan ayırıp Emir'in elini tuttu.
Hastanenin acil girişine geldiklerinde Demir'i ilk gördüğü anda Poyraz'ın bütün dengesi bozuldu. Demir koridorun kenarında oturuyordu. Başını iki elinin arasına almış, omuzları aralıklarla titriyordu ve gözleri kıpkırmızıydı. Yanındaki Ömer ise duvara yaslanmış, yüzünü elleriyle kapatmıştı.
Poyraz arabadan iner inmez koşar gibi içeri girdi.
"Batın nerede?"
Demir başını kaldırdı.
"İçerde nerede olacak."
"Durumu nasıl?"
"Bilmiyoruz doktor söylemedi bir şey."
Poyraz'ın gözleri Ömer'e kaydı fakat Ömer ağlıyordu. Hafif çelimsiz vücudu iyice çökmüş gibiydi.
Poyraz Demir'in yanına geçti.
"Ne oldu?"
"Motordan düşmüş. Kaskı bile yokmuş..."
Demir cümleyi nefesi yetmediğinden tamamlayamadı.
Emir hiçbirinin isimlerini bile doğru düzgün bilmiyordu. Bu insanların birbirlerine olan bakışlarından, birbirlerinin omzuna dokunuşlarından, sessizce yan yana duruşlarından bile aralarında nasıl bir bağ olduğu anlaşılıyordu.
Kendisi ise sadece bir yabancı gibi Poyraz'ın yanında duruyordu ama Poyraz'ın elini bırakmıyordu. Demir'in bakışları sonunda Emir'e döndü.
"Emir, değil mi?"
Emir hafifçe başını salladı.
"Evet."
Demir birkaç saniye onu süzdü ve sonra gözlerini silip elini uzattı.
"Ben Demir."
"Memnun oldum. Keşke böyle tanışmasaydık."
"Ben de."
Ömer başını kaldırdı. Emir'e baktı fakat hiçbir şey söylemedi.
Bunlar bakışırken koridorun sonundan koşar adım ayak sesleri duyuldu.
"Poyraz!"
Geniş omuzları, kalın kolları, üzerine tam oturan koyu renk tişörtü ve her zamanki sert yüz ifadesiyle koridorda yürüyen çocuk, normalde bulunduğu herhangi bir ortamda fazlasıyla dikkat çekecek kadar iri ve güçlü görünüyordu. Fakat şimdi bütün o sert görüntünün hiçbir anlamı yoktu.
Kaan'ın gözleri doğrudan Demir'e gitti.
"Batın nerede?"
Demir cevap vermeye çalıştı.
"İçeride. Sen ne ara geld-"
"Ne demek içeride?"
"Doktorlar ilgileniyor."
Kaan birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden kapıya baktı. Sonra duvara yaslandı ve başını geriye attı.
Poyraz, aslında hepsi, onu ilk defa böyle görüyordu.
Gerektiğinde üç kişinin arasına girip ortamı dağıtırdı ama şimdi elleri titriyordu.
"Ne kadar oldu?"
"Birkaç saat oldu."
Kaan'ın yüzü daha da çöktü.
"Ben Ankara'dan çıktım. Batınla konuştum sabah, kötüyüm dedi sürpriz yapmaya gelmiştim haberi yoktu. Abisi söyledi kazayı."
Sonra Batın'ın adını çok sessiz bir şekilde tekrarladı.
"Batın..."
Sanki odanın içinde onu duyabilecek biri varmış gibi, sanki ismini söylemek bile onu biraz daha yaklaştıracakmış gibi.
Kaan'ın telefonunda en üstte duran sohbet Batın'ındı, Ankara'da hayatı ne kadar yoğun olursa olsun Batın'ın attığı tek bir "naber" mesajına bile saniyeler içinde cevap verirdi, Batın'ın canı sıkkın olduğunda Kaan'ın bütün günü değişirdi. Kapının arkasındaki çocuğu kaybetme ihtimali, Kaan'ın hayatında yaşayabileceği en büyük korkulardan biriydi.
Demir yanına gelip Kaan'ın koluna dokundu.
"İyi olacak."
Kaan başını kaldırmadı.
"İyi olmak zorunda."
Poyraz sürekli içinde bir suçluluk hissiyle kapıya bakıyordu. Bir ara oturuyor, iki dakika sonra kalkıyordu. Koridorda birkaç adım atıyor, geri dönüyordu. Telefonunu çıkarıyor, ekrana bakıyor, sonra tekrar cebine koyuyordu. Emir ise bütün bunları sessizce izliyordu. Sonunda Poyraz'ın yanına gidip karşısına geçti.
"Gel."
"Ne?"
"Oturalım."
"Ben oturamam."
"Böyle mekik dokuyarak da Batın'ın durumunu değiştiremezsin."
Poyraz ona sertçe baktı ama Emir geri adım atmadı.
"Biliyorum. Ama sen burada kendini parçalarsan hiçbirimize faydası olmaz."
"Ben ona çok ayıp ettim."
"Biliyorum."
"Sen de söyleme artık biliyorum diye."
Acil kapısı açılınca herkes ayağa kalktı. Doktor koridora çıktığında Demir hemen yanına gitti.
"Nasıl?"
Doktor etrafındaki insanlara kısa bir bakış attı.
"Şu an durumu kötü değil. İlk müdahaleye cevap verdi. Bir süre daha bizim gözetimimizde kalacak."
Poyraz'ın dizlerinin bağı çözüldü. Emir hemen koluna girdi.
"Şimdilik endişe edecek bir durum görünmüyor gibi. Ama gözlem altında tutacağız. Biraz daha bizimle kalacak."
Garip bi pozisyon fakat gözlerinden yaşlar akarken gülüyordu Demir.
"İyi."
Kaan başını öne eğdi.
"İyi Kagi, iyi. Geri gelecek."
Gözlerinden yaşlar tekrar süzüldü.
Ömer ise olduğu yerde duruyordu. Gözlerini kapatmıştı ve sessizce ağlıyordu. İyi olmasına bile mutlu olamayacak kadar üzgündü ve sarsılmıştı.
Hastanenin yemekhanesinin bir köşesine oturduklarında herkes tükenmiş görünüyordu. Masada birkaç karton bardak, yarım bırakılmış bir su şişesi ve kimsenin dokunmadığı birkaç paket yiyecek vardı. Emir biraz kenarda oturuyordu. Demir ona döndü.
"Sen Poyraz'la ne zamandır tanışıyorsun?"
"Çok değil. Yani iki üç hafta falan."
"Poyraz'ı iki üç haftada bu hale getirdin yani."
"Demir." Poyraz, Demir'in bacağını çimdikledi.
Demir ilk defa biraz gülümsedi ve sonra Emir'e daha dikkatli baktı.
"Müzisyenmişsin."
"Evet. Sokakta çalıyorum. Bir kafede de çalışıyorum."
"Poyraz anlattı biraz. Ben de dansçıyım."
"Ben sizi hiç tanımıyorum."
"Normal. Biz de seni tanımıyoruz."
Demir elini uzattı.
"Tanışmış olduk işte."
Emir elini sıktı.
"Memnun oldum."
Batın hakkında konuşmaya başladıklarında Emir yorum yapmıyor, daha çok dinliyordu. Demir'in anlattığı her anıda Poyraz'ın yüzünde başka bir ifade beliriyordu ve bu genelde utançtı.
Yedi yıl öncesi, lise, ilk kavga, Kaan'ın Ankara aşkı...
Emir onları dinledikçe Poyraz'ın hayatının ne kadar büyük bir kısmının bu insanlardan oluştuğunu daha iyi anlıyordu, ve biraz önce Poyraz'ın neden bu kadar korktuğunu da.
Kaan masanın diğer ucunda sessizdi. Gözleri sürekli kapıya gidiyordu. Sanki Batın her an çıkıp"Lan ne ağlıyorsunuz?" diyecekmiş gibi. Ömer ise başından beri tek kelime etmemişti, tam olarak bebek gibi ağlıyordu.
Emir birkaç kez ona bakmıştı ama Ömer her seferinde başka tarafa dönmüştü.
"Kurabiye yüzünden mi bakmıyor bana Ömer?"
"Kurabiye yüzünden değil. Benim yüzümden."
Poyraz'ın içi yeniden sıkıştı. Emir sessizce elini masanın altında Poyraz'ın elinin üzerine koydu. Poyraz parmaklarını onun parmaklarının arasına geçirdi. Kimse fark etmedi ya da en azından kimse bir şey söylemedi.
Batın'ın o kapının arkasında hala nefes alıyor olması tutunabildikleri tek şeydi.
Kagi elini dizlerinin üzerine koymuştu ama parmakları durmadan hareket ediyordu. Birbirine geçiriyor, ayırıyor, tekrar kenetliyordu. Nefesi gittikçe düzensizleşmeye başlamıştı. Demir bunu ilk fark eden oldu.
"Kagi?"
Sesi çıkmayınca Demir hemen ayağa kalktı.
"Kaan iyi misin?"
Kagi başını kaldırdı. Gözleri tamamen dolmuştu.
"İyi değilim."
Ömer o ana kadar yüzünü ellerinin arasına gömmüş, sessizce ağlıyordu. Kagi'nin sesini duyduğu anda ellerini yüzünden çekti.
"Kagi."
Kagi ona baktı.
"Batın..."
"Doktor iyi dedi."
"Ya sonra?"
Ömer ayağa kalkıp onun karşısına geçti.
"Sonra da doktor bakacak. Sen şimdi nefes al."
Kagi başını salladı ama nefesi daha da hızlandı.
"Ankara'ya döndüm. Buraya gelmedim. O burada tek başına-"
"Ya Kaan diyorum."
Ömer iki elini onun omuzlarına koydu.
"Batın yalnız değildi. Biz vardık yanında unuttun mu?"
"Değil."
Ömer'in sesi ilk kez sertleşti.
"Bak bana. Batın yaşıyor."
"Yaşıyor."
"Doktor ne dedi?"
"İyi."
"E o zaman?"
"Benimle nefes al. Ayran içerken boğulmuştun ya, o zaman yaptığımız gibi."
Kaan bir anda dizlerinin üzerine çöktü.
"Ya amına koyayım... Buradayım sakin ol."
Demir su aramaya başladı.
"Su getiriyorum."
Emir de yerinden kalktı ama ne yapacağını bilemeden birkaç adım geride kaldı.
Poyraz, Kagi'nin yanına çökmek üzereyken Ömer bir anda başını kaldırdı.
"Çekil."
Poyraz durdu.
"Ne?"
"Çek o elini."
"Ömer-"
"Çek dedim."
Ömer yeniden Kaan'a döndü.
"Bak bana. Kimse bize bir şey yapamayacak. Tamam mı?"
Kagi nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. Ömer alnını kısa bir an onun omzuna yasladı.
"Her şey geçecek."
Biraz oturdu, nefesini düzenledi Kaan. Poyraz hala "kardeşlerinden" uzakta duruyordu.
Ömer'in bakışları bir kez bile ne Emir'e ne de Poyraz'a karşı yumuşamadı.
Emir, Poyraz'ın titreyen elini tekrar tuttu.
Ömer bunu görünce gözlerini devirdi.
"İnsanda biraz utanma, pişmanlık duygusu falan olur. Hala aklı fikri sevişmede."
Poyraz başını kaldırdı.
"Ömer. Şimdi sırası mı?"
"Değil zaten. Sabah da sırası değildi."
"Ömer-"
"Hayır, dinleyeceksin."
Sesi yükseldi.
"Sen benim yüzüme bakmadın bile."
Poyraz cevap veremedi.
"Senin kafan o kadar başka yerdeydi ki Batın'ın suratının düştüğünü ve ne kadar dalgın olduğunu bile görmedin. Benim ne halde olduğumu zaten görmedin. Sen ne yaptın Poyraz? Gidip bir de Batın'a atar gider yaptın."
Ömer'in sesi titredi.
"Şeytan mısın oğlum sen?"
Poyraz'ın gözleri doldu.
"Ne?"
Ömer ağlamaya başladı.
"Ne diyeceksin? Özür dilerim mi?"
Bir kahkaha gibi çıkan ama hiç komik olmayan bir sesle güldü.
"Ben yedi yıldır senin sınırını bilmedim de bugün mü öğrenmem gerekiyordu?"
Demir araya girmeye çalıştı.
"Ömer, yeter."
"Hayır, yeter değil."
Ömer bu kez doğrudan Poyraz'ın üzerine yürüdü.
"Sen benim kardeşim gibiydin. Yedi yıldır kardeş gibiydik biz hepimiz. Ailelerimiz birbirine girmiş, birlikte büyümüşüz, senin evinde yatmışım, sen benim evimde yatmışsın. Her siki paylaşmışız."
Sesi hastane koridorunda yankılanıyordu.
"Sonra bir çocuk geliyor hayatına."
Ömer eliyle Emir'i gösterdi.
"Ve sen bir anda bizi tanımıyormuşsun gibi davranıyorsun."
"Emir'in hiçbir suçu yok."
Ömer gözlerini sildi.
"Bak işte."
"Ne?"
"Yine onu koruyorsun."
Sonra gözyaşlarını silmeye çalışırken daha da yüksek sesle konuşmaya başladı Ömer.
"Anan baban gittiğinde kim baktı sana bu yanındaki mi baktı?"
Poyraz olduğu yerde kaldı.
Ömer ağlayarak devam etti.
"Batın ölürse katili sensin Poyraz."
Poyraz sanki duyduğu cümleyi anlamamış gibi bakıyordu Ömer'e. İçinde bulundukları durum öyle garipti ve her şey öyle üst üste gelmişti ki kimse suçlanamazdı şu an. Gözleri doldu, çenesi titremeye başladı Poyraz'ın. Birkaç saniye önce kendini zorla ayakta tutan bütün o sertlik bir anda yüzünden silinmişti.
Emir hiç düşünmeden Poyraz'ın kolundan tuttu. Ömer biraz abartmıştı cidden, karşısındaki düşmanı değildi sonuçta.
"Gel."
"Poyraz, gel benimle."
"İstemiyorum, kaçmıyorum ben bir yere."
Emir onun önüne geçip gözlerinin içine baktı.
"Burada kalmanı istemiyorum senin."
Poyraz bir an daha Ömer'e baktı. Ömer hala ağlıyordu. Demir ne yapacağını bilemez halde ikisinin arasında duruyordu. Kaan ise başını öne eğmiş, gözlerini kapatmıştı. Demir ahtapot olmayı dilemişti sadece. Poyraz'ın gözlerinden bir damla yaş düştü.
"Gel diyorum Poyraz."
Emir onu koridorun sonundaki tuvaletlere doğru götürdü. Arkalarında kalan sesler birkaç adım sonra azalmaya başladı. Hastanenin koridorundaki kalabalık geride kaldı. Tuvaletin kapısından içeri girdiklerinde Emir kapıyı kapattı. Poyraz'ın gözleri kıpkırmızı, yüzü darmadağındı. Emir birkaç adım yaklaştı ona.
"Poyraz..."
"Poyraz, kazanın seninle ilgisi yok."
"Var."
"Yok."
"Ben onu kırdım."
"Onu kırmış olabilirsin. Ona kötü davranmış olabilirsin. Bunların hepsi için üzülmen normal. Ama olan kazanın sebebi sen değilsin."
Poyraz cevap veremedi ve Emir biraz daha yaklaştı Poyraz'a.
"Ömer şu an çok üzgün. Korkuyor. Sinirli. Sağlıklı düşünebiliyor mu sence?"
Poyraz'ın yüzü yeniden buruştu.
"Katil dedi bana."
Emir kollarını açtı ve Poyraz bir saniye bile düşünmeden ona sarıldı. Başını Emir'in omzuna gömdüğü anda bütün gücü tükendi. Emir kollarını onun sırtına doladı ve hiçbir şey söylemeden sadece bağrına bastı onu.
Emir'in omzuna yüzünü gömmüş, nefes almaya çalışırken arada bir kelimeler çıkıyordu ağzından.
"Çok korkuyorum."
Emir elini Poyraz'ın saçlarının arasına götürdü ve parmaklarını yavaşça saçlarının arasında gezdirdi.
"Korkma Poyraz, geçecek her şey."
"Ya bir şey olursa?"
Poyraz daha sıkı sarıldı Emir'e.
"Ben onu kaybetmek istemiyorum."
"Ama senin şu an korktuğun her şey olmuş gibi davranmanın da bir anlamı yok."
Emir başını hafifçe onun saçlarına yasladı.
"Senin yüzünden olmadı, tamam mı? Senin yüzünden değil."
Poyraz'ın bütün gün boyunca ilk kez gerçekten kendisini bırakmasına izin verdiği yer Emir'in omuzları olmuştu.
"Biraz daha burada kalalım," diye mırıldandı.
Poyraz gözlerini sildi.
"Ömer benimle konuşmaz."
"Belki şu an konuşmayabilir evet."
"Benden nefret ediyor."
"Ömer senden nefret eder mi hiç? Ömer de çok korktu sadece."
Poyraz hıçkırınca Emir saçlarını bir kez daha okşadı. Sesi ninni gibiydi, harfleri biraz uzatarak sakin bir sesle konuşuyordu.
"Sen de korktun Poyraz."
Poyraz başını onun omzundan kaldırıp gözlerinin içine baktı.
"İyi ki geldin."
Emir'in eli saçlarının üzerinde durdu.
"Ben senin yanında olacağım demiştim."
Poyraz sadece Emir'in göğsüne biraz daha yaklaştı ve onun kollarında ağlamaya devam etti. Amma ağladı çocuk.
Hala gözlerinden yaşlar süzülüyordu ama az önceki gibi kendini kaybetmiş değildi. Emir'in omzundan ayrıldığında gözlerini eliyle ovuşturdu, burnunu çekti ve aynaya baktı.
"Deniz anasına benziyorum."
Emir yanına gelip aynaya baktı.
"Çok çirkinim halime bak."
"Çok da kötü görünmüyorsun."
"Gözlerim şişti."
"Biraz."
"Saçım dağılmış."
"Epey."
"E sen niye yok mok diyorsun hala?"
Emir'in dudaklarının kenarı kıvrıldı.
"Sen ağlarken bile güzelsin ki Poyraz."