İçeriğe geç

Harmony [Seong Gi-Hun x Front Man]

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Harmony [Seong Gi-Hun x Front Man]

Bölüm 3

.Bölüm 2

İlk oyundaki tecrübelerini unutmamış olmasına şaşırmıyordum. Birazdan, sadece 'hareket etmeyin' diye bağırmasının hiçbir işe yaramayacağını anlayacağı bir olay olabilirdi. İnsanlar aptaldı. Ne kadar uyarmaya çalışırsan, ne kadar kurtarmaya çalışırsan çalış, içgüdüsel olarak her daim en kötüsünü yaşatmaya mahkumlardı. Nihayetinde bencil ve içgüdüleriyle hareket eden bir hayvandan farklı değildi insanoğlu. Ne olmasını bekleyebilirdik ki?

Viskimin son yudumunu alırken her sene olduğu gibi eşit bir oylama durumu olacağını biliyordum. Bazıları, kurtulmalarını bir şansa bağlayacak ve bu kurtuluşun kendileri için bir işaret olduğunu düşünerek geri dönmek isteyeceklerdi fakat geriye kalan diğer kesim, kendilerine düşen payı yetersiz bulup birer çocuk oyunundan kaçan korkak olarak anılmamak için kalmak isteyeceklerdi. Hiç değilse bile bu sefer kişi başına düşen payı onlara vereceğimiz için her seferinde bir oyun daha oynamak isteyeceklerini öngörüyordum.

Odamdan çıkarken etrafımdaki korumalara baktım. Her biri benden bir dönüt bekliyor, ne yapacağımı kestirmeye çalışıyor gibi görünüyorlardı fakat bu maskelerin altından elbette net bir yorumda bulunmak mantıklı değildi. "Oyuncu 01 olarak oyuna gireceğim. Oylamadan önce girmemi sağlayın."

Emrimi onaylayıp harekete geçmeleri bir olmuştu. Gözlerim bir an için özel konukları ağırladığımız odalardan oyun kurucunun konaklamak için kullandığı odaya kaydı. Son iki senedir o odaya hiç girmemiştim. Adımlarım o yöne dönse bile bacaklarıma o güç gelmemişti ne yazık ki. Son nefesini verişini, gözlerinin açık gidişini gördüğüm anları hafızamdan silmem kolay değildi. Onunla aramdaki bağ, kimseye anlatamayacağım kadar özel ve değerliydi. Şimdi yalnızca ben ve anılarımdaki tozlu sayfalarda varlığını koruduğum bir rüya gibi geliyordu.

Kıyafetlerimi değiştirip oyuncular arasına kaynamak için gizli kapılardan birini seçerken insanların arasına kaynamakta zorlanmadım. Bu kıyafetlerle bu koridorlarda dolaşmayalı yıllar olmasına rağmen içimde bıraktığı hisler bire bir aynıydı. Önümdeki adamlardan birisinin omzuna elimi koydum. "Kazanmanıza sevindim."

"Ah, evet..." Kafası karışmış gibi görünse de böylesi bir ortamda kendisine başka bir düşman daha edinmemek için elinden geleni yapmaya hazır görünüyordu. Yeşil Işık, Kırmızı ışık kadar insanı öldüren başka bir oyun var mıydı, diye düşünmeden edemiyordum. Herkesin korkudan birbirini ittiği, masumların da arada kaynamak zorunda kaldığı oyunları çok kez izlemiş, çokça yorumda bulunmuştum fakat hiçbirinde bu kadar az kayıp verilmemişti.

Her şey o aptal oyuncu 456'nın suçuydu ve şimdi onun pisliğini temizlemek için oyunlardan başarılı bir şekilde sıyrılmak zorunda kalacaktım.

Yatakhaneye geri döndüğümüzde oylama için gelmelerine ramak vardı. Kapıdan giren son kişi olsam da Oyuncu 456'yı bulmakta zorlanmamıştım. Etrafında birkaç arkadaşıyla otururken ciddi ifadesinden ödün vermiyordu. Fotoğrafındaki halinden en ufak bir değişikliğinin olmaması da cabasıydı. Ne bir mimik ne de farkı yöne kayan bir bakış... sanki fotoğrafını bir bedene yapıştırmışlar gibiydi. "Sen..." Önümde yürüyen adamın tepkisini ölçmek için cümlesini bitirmesini bekledim. "Hiç lekelenmemişsin."

"Ah.." Gülerek karşılık verdim ona. "Öne atılan adamın dediklerinin doğru olabileceğini düşündüğüm için onun arkasında bir sıraya geçmiştim. O tarafta pek ölen olmadı doğrusu."

"Yine de hiç terlememişsin."

Yalanlarımı öncesinde hazırladığım için şanslıydım. "Küçükken annem bu oyunu oynarken hasta olduğumu söyler ve beni oynamak için arkadaşlarımın yanına yollamazdı. Ben de koşturmadan oynamayı öğrendim işte."

"Ah, anladım..." Böylesi aptal bir yalana inanmış olması bile saçmalıktan başka bir şey olmasa da geçiştirebilmeme sevinmiştim. Şu an için en son istediğim şeydi dikkat çekmek. "Dehşet verici bir oyundu..." Kendi kendisine mırıldanarak uzaklaştığında oylama için gelen görevlilere baktım. Herkes çıkmak için yalvarırken elenen oyuncular, biriken para ve kişi başına düşen miktar hakkında verilen bilgileri kayıtsızca dinledim. Gözlerim bir yandan da oyuncu 456'nın tepkilerini inceliyordu.

Donuktu.

Oylama başladığında ilk oyu X'e basmasına şaşırmıyordum elbette. Oyunları bitirmekten kastı gerçekten bu muydu? 2 yılın sonunda düzenlenmiş bu oyunları sabote etmek ve fazladan 364 canı kurtarmak, öyle mi? Aptalın önde gideni falan olmalıydı. Bunu yapacağını öngörerek bu seneki oyunlar için parayı hayatta kalan oyunculara pay etme fikrinin işe yarayacağını düşünüyordum. İnsanoğlu, aç bir canavara benziyordu. Emindim ki gözleri asla doymayacak, her seferinde daha fazlasını elde etmek için oyunlara devam etmeyi tercih eden bir taraf olacaktı.

Oylamanın ortalarında bir yerdeyken, dikkatim tamamen dağılmış haldeyken oyuncu 456'nın ortalığı inleten sesini işittim. "Beni dinleyin!" En arkada olsam bile onu görebiliyordum. "Ne olduğunu göremiyor musunuz!? Oynadığımız oyunlar öyle sıradan oyunlar değil! Eğer şimdi durdurmazsak hepimizi ölürüz!" Sesindeki o kendinden eminlik ve sertlik, insanın tüylerini diken diken edebilecek türdeydi. Görüşmediğimiz bu iki yıllık süreçte, her ne kadar onu izliyor olsam da onda büyük bir değişimin olduğu aşikardı. "Sadece buradan gitmeye odaklanmalıyız ve bunu yapmak için de oylamada kazanmamız gerekiyor! Bunu şimdi durdurmalı ve gitmeliyiz!"

"Sen kim olduğunu sanıyorsun!?" Oyunculardan birisinin daha sinirini bozduğu anlaşılıyordu. Kim olduğuna bakmak için önümdeki insanların kafalarından bulabildiğim bir açıda numarasına baktım. Oyuncu 100. "Neden oyuncuları galeyana getirmeye çalışıyorsun!? Ne yapmaya çalışıyorsun!?" Oyuncu 456'nın karşısına geçmiş, sesindeki tonu biraz daha düşürse de aynı keslinlik ve sivrilikle sürdürmüştü sözlerini. "Daha oyunun başındayken hepimizin vurulacağını söyleyip hepimizi korkuttun!"

"O haklı!" Bir kadın sesi duymayı, en azından bu kadar keskin bir şekilde işitmeyi beklememiştim. Oyuncu 254'tü bu da. Çoktan oyunu olumlu olarak vermişti. "Hepimizin öleceğini söylediğinde endişeden neredeyse ölecektim!

"Bu arada vurulacağımızı nereden biliyordun!?" Oyuncu 226 konuşmaya dahil olduğunda arkalarında bulunduğum kalablıkla beraber merakla izlemeye devam ediyor, başımızı konuşanlar arasında çevirip duruyorduk. "Bu adamlar için mi çalışıyorsun!?" Arkadaki askerleri göstererek sordu sorusunu. Karmaşık gibi görünen bu kanıya varması onu zeki hissettirmiş olmalıydı.

"Planın bizi dehşete düşürmek mi!? Bunlar seni, bizim kafamızı karıştırman için mi yolladılar!?" Oyuncu 100, oyuncu 456'yı geçip artık tamamen askerlere hitaben konuşmaya başladı. "Kim bu adam!? Bu adamı, bizi manipüle etsin diye mi gönderdiniz!?"

"Hey! Yaşlı adam! Kendine dikkat etsen iyi olur. Bu adam sayesinde hayattasın. Eğer bu adam ne yapacağımızı söylememiş olsaydı hiçbirimiz hayatta kalamazdık!" Oyuncu 390, aynı zamanda oyuncu 456'nın arkadaşı olduğunu biliyordum. Onu koruması olağandı elbette ama aralarındaki ilişkinin, oyuncu 456 bilmemesine rağmen bir çıkar ilişkisine dayanıyor olduğunu görebiliyordum. "Ve sen!" Adımları, oyuncu 226'ya yöneldi, işaret parmağı da doğrudan onu gösteriyordu. Seni orada, çıldırmış halde gördüm! Korkudan bacakların titriyordu! Bu sahtekar dediğin adama bir teşekkür borçlusun!"

"Hey piç, yoksa sen de onunla beraber misin, ha!?" Oyuncu 226 altta kalmamıştı. Oyunları oynamayalı çok olmuştu ama Oh Il-Nam'ın da dediği gibi, oyunların içinde olmak, izlemekten çok daha Keyifliydi.

Oyuncu 226 ve oyuncu 390 arasında hararet gitgide artarken kalabalığın arasından yaşlı bir kadın ortaya atıldı, bu ikiliyi susturmayı ve ilgiyi üstüne almayı başarmıştı. "Herkes beni dinlesin! Bu adama, hayatımızı kurtardığı için minnettarız. Şu an nefes alabilmemizin sebebi bu beyefendi. Hepimiz payımıza düşen bu parayı alalım ve buradan gidelim!"

İki taraf da birbirine bağırmaya başladığında iç geçirdim. Bu olay biraz daha sürmezdi umarım. Tam bunu düşünürken oyuncu 456'nın sesi herkesi susturmaya yetti. "Bu oyunları daha önce oynadım!" Herkesin bakışları tekrar ona odaklanmıştı. Sanki şeytan olduğunu söylemiş gibi, herkes ona şaşkınlıkla bakıyordu. "Bu oyunları daha önce oynadım ben! İlk oyunu biliyordum çünkü daha önce oynadım! Üç yıl önce geldim ve bu oyunların hepsini oynadım! Ve burada benimle birlikte olan herkes, her biri öldürüldü."

Oyuncu 354 olduğunu tahmin ettiğim birisi oyuncu 456'ya doğru konuştu ama onu net görememişrim. "Daha önce bu oyunları kazandın mı?

"Oynadıysan ve tek sen yaşıyorsan hepsini sen mi kazandın!?"

"Bu doğru." Oyuncu 456, herkesi safına çektiğini düşünüyorken çok fena yanılıyordu. Belki sessiz kalmış olsaydı durumlar onun lehine dönebilirdi fakat şimdi, herkesin elinde büyük bir koz vardı. "Hepsini kazanan tek ben vardım. Eğer oyunlara devam edersek bu odadaki herkes ölecek."

"Ne büyük saçmalık! Eğer oyunların hepsini oynadıysan ve kazandıysan 45.6 milyar wonun var demektir. O halde neden burada tekrar sürünesin ki!?"

Herkes bu görüşü desteklemeye başladığında son oy veren oyuncu 230 da olaya dahil oldu. "Eğer daha önce kazandıysan bu işimize gelir. Nasıl kazanacağımız hakkında ipucu verebilirsin ve hepimiz kazanabiliriz."

"Bu doğru! Artık nasıl kazanacağımız hakkında endişe etmemize gerek yok! Bu adam tüm oyunları kazandı zaten! O halde hadi gidip parayı alalım!" Oyuncu 100, tahmin ettiğim şeyi başlatan kişi olmuştu.

"Bakın, beni dikkatli dinleyin! Burayı terk etmemiz gerekiyor. Eğer oyunları oynamaya devam edersek daha fazla insan ölmeye devam edecek." Önündeki ilk kişiyi kollarından tutup sarstı. "Sıradaki öldürülecek kişi sen olabilirsin." Etrafına kısa bir bakış attı, ondaki bu hırs ve isteğin gerçek olduğunu o an hissetmeye başladım. "Şimdi bunu bitirelim ki hep beraber hayatta kalabilelim! Herkes-"

Üçgen maskeli adamlardan birisi iki kürek kemiği arasına yasladığı silahla oyuncu 456'yı susturduğunda kare maskeli subay konuşmaya başladı. "Şu andan itibaren oylamayı etkileyecek hiçbir şeye izin verilmeyecektir. Bununla beraber şimdi sıradaki oyuncunun oyuyla devam edeceğiz. Oyuncu 228."

Oylar verilmeye devam ederken sonrasında, anne oğul arasındaki ufak bir uyarıcı konuşma dışında, herhangi bir aksiyon olmamıştı. "Ve son olarak... oyuncu 1."

Herkesin benim için tezahürat yapması tatlıydı. Bir kısım oyundan gitmek için her şeyini verirken bir kısım da devasa kumbaraya biriken para için babalarını bile öldürmeye hazırdı. Oyumu oyunun devam etmesinden yana kullandıktan sonra oyuncu 456'ya baktım. Yüzündeki o hayal kırıklığı, amacına ulaşamamış olma duygusunu görmek hoşuma gitmişti.

Birçok kez daha görmek için her şeyi yapacaktım. Ona bu acınası duyguları tattıran ilk olmasa bile son ve tek kişi olmaya kararlıydım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.