İçeriğe geç

Harmony [Seong Gi-Hun x Front Man]

Bölüm 2 · 5 dk okuma

Harmony [Seong Gi-Hun x Front Man]

Bölüm 2

.Bölüm 1

Aramıza giren filmli kurşun geçirmez camı indirdiğimde gördüğüm yüze dikkatle baktım. Kazandığı parayı alıp ortalıktan yok olup gitmektense beni bulmak için en iyi adamlarımdan birisiyle Rus Ruleti oynayarak yerimi saptamaya çalışması, ne kadar acınası biri olduğunu bir kez daha ortaya koyuyordu nihayetinde. Kapalı gözlerine bakarken ne kadar huzurlu uyuduğunu düşündüm. En başından beri amacı olan şeye ulaşmanın rahatlığını mı hissediyordu yoksa sadece soluduğu yatıştırıcı gazın etkisi miydi, emin olamıyordum.

"Efendim, sağlığınız için camı kapatmalıyım." Yanımdaki kare maskeli adama kısa bir bakış attım. Üstü de olsam bana karşı olan düşünceli tavrının altında, belki de basit bir rütbe atlama isteği yatıyordu. Bu oyunlara girdiğimden beri kimseye güvenim kalmamıştı. Ne ailem ne arkadaşlarım ne de herhangi basit bir insan... Herkesten şüphelenmek için kendimce geçerli sebeplerim vardı ve bunların hiçbirini görmezden gelme gibi bir arzum da yoktu.

Acınası bir şekilde ölüp kimseye güvenmeyen zeki ve yalnız bir adam olmayı tercih ederdim.

Gi Hun'la aramızdaki filmli camı tekrar çektim. Onun yüzünü yine uzun uzun göreceğimi düşünüyordum. Oyunlara girdikten sonra yaşadığı şok ve endişeyle yerinden bile kıpırdayamayabilir, ölümün acımasız kollarına kendi elleriyle bırakabilirdi kendisini. Yine de onun ölüp ölmemesinin benim açımdan en ufak bir önemi de yoktu aslında.

O, tanıdığım bir simadan, tanıdığım bir çöpten başka bir şey değildi. Diğer herkes gibiydi. Farklı olduğunu düşünerek kendime ihanet ettiğim birkaç an dışında da durumu aksine çevirecek hiçbir şey yapmamıştı.

Çalan telefonu açan yanımdaki kare maskeli adamın ne yapacağını anlamak için ona döndüm. Maskeler yüzünden seçilmeyen çehrelere, mimiklere alışmıştım artık. Ne olup ne bittiğini ses tonlarından anlamak dışında bir çare bırakmıyorlardı bana. "Alo?" Telefonun ardındaki sesin ne dediğini bilmiyordum fakat yanımdaki adamın daha fazla uzatmasına gerek kalmadan telefonu kapatmasının ardında ne olduğunu merak ederek baktım ona, hiçbir şekilde bu duygularımı bilmiyor olsa da.

"Ne oluyor?"

"Kaptan Park aradı, efendim." Camın arkasına kısa bir bakış attı. Gi Hun'un hala rahatlıkla uyuduğunu görmenin ona ne gibi bir avantaj sağladığını merak ettim. O da bu merakımı daha fazla uzatma ihtiyacı hissetmiyor gibi hızlıca devam etti. "Seong Gi Hun'un peşine düşmek için hazırlık yapacaklarını duymuş. Bir tür izleme cihazı takılmış olabileceğini söylüyor."

"Arabayı durdur."

Sahile yakın bir noktaya geldiğimizde arabayı sağa çekmiş, ne yapacağıma bakmak için bana dönmüştü fakat benim, onun aksine, kimseye hesap verme sorumluluğum yoktu.

Arabadan inip Gi Hun'un olduğu kapıyı açtım, yanına geçtim. "Demek bu yüzden binmedin uçağa..." Önce üstünü üstünkörü aramış fakat kendisinin bile bu kadar büyük aptallık yapamayacağını düşünerek birkaç saniyeliğine kendime izin verdim. Bir ahmak olsam izleme cihazımı hangi cehenneme sokardım?

Parmaklarımla yanaklarına bastırıp aralanan dudaklarına baktım. Dolgun görünen dudaklarının ardına gizlediği cihazı bulmak için fazla vaktim yoktu. Diğer elimle çenesini çekip içine baktığımda çok net olmasa da görünen diş implantını sertçe çektim. "Beni bulmak için bu kadar çabalamaya gerek var mıydı?" Dişin altındaki cihazı alıp cebime attıktan sonra son kez kapalı gözlerin ardındaki ruha bakmak için duraksadım. Uzun zaman sonra beni bu denli şaşırtan bir oyuncu görmenin rahatlığını hissetmek güzeldi. Dişini yerine yerleştirip oracıkta bıraktım yine onu.

Elim cebime gitti, basit bir izleme cihazından fazlası olup olmayacağını merak ediyordum fakat daha ne olabilirdi ki? İçinde dinleme cihazı da olacak değildi ya! Minicik bir şeyden o kadar beklentili olmamak lazımdı. Yine de onu bulduğumu bilmemeleri için tekrar hareket haline geçmemiz, konumlarını şaşırtmamız gerekiyordu.

Ön koltuğa geçip cihazı yanımdaki adama gösterdim. "Yakınlarda bir adaya giden birisinin üzerine atın. Yerimizi tespit edemesinler."

"Peki ya tespit ederlerse, efendim?" Cihazı alıp cebine atmış, ellerini tekrar direksiyona yerleştirirken merakla sormuştu.

"Onu da o zaman öğrenirsin."

Araba tekrar hareketlenirken cebimdeki izleme cihazını çıkarmış, parmak uçlarımda sıkıştırmış halde dikkatle bakarken tek amacının bu oyunları durdurmak olduğunu söyleyen bu adamın içten içe ne planladığını merak ediyordum. Hem beni kaçırmak için o kadar adam tutmuştu hem de oyunlara tekrar katılma kararı almıştı. Belki de sandığımızdan çok daha bitik bir durumdaydı. 45.6 milyar won bile onun hayatını güzelleştirmeye yetmemişti, olabilir miydi?

Amacı her ne olursa olsun yaşamadan bilemeyeceğimiz aşikardı. İzleme cihazını yanımdaki kare maskeli adama uzattım. Seyir halinde olmasına karşılık bir an için başını çevirmiş, ona uzattığım şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmıştı. Dudaklarımı birbirine bastırdım, görmüyor olmasının avantajını kullanarak. "Yerimizi şaşırtsan iyi olur."

"Bize pek de yakın olmayan, eskiden bir yerleşim yeri olan adaya balık tutmaya giden insanlar var..." Onun boş sohbetini dinlemektense başımı dışarıya çevirdim. Ne yapacaksa yapsaydı işte, bana neydi de anlatıyordu? "Oraya giden bir dizi grup var, onlara verebiliriz."

Sessizliğimi korumaya devam ettim. Ne öğrenmek istediğim ne de onun benden aldığı cevabın anlamlı bir sonucu vardı artık. Bundan sonrasında sohbete devam etmek için en ufak bir gerekçemiz yoktu. O da durumun farkında olacak ki herhangi bir beklenti göstermeden işine geri döndü.

Yine son anda oyunlara katılmayı başarmış bu adamın bu sefer ilk oyundan ölmesi daha olası olsa bile ölmediği taktirde oyunların akışını bilen birinin içeride olması hoş karşılanmayacaktı. En başta niyetinin ne olduğuna bakmalı, düşündüğüm gibi değilse yeni bir strateji geliştirmeliydim fakat eğer gerçekten de insanları kurtarmaya odaklanır, oyunları mahvederse, durdurmak için yapabileceğim çok bir şey yok gibi görünüyordu.

Tek bir seçenek hariç.

Yanımdaki adam da aklımdan geçenleri anlamış gibi boğazını gayri ihtiyari temizleyerek konuşmayı başlatmaya hazırlandığını ifade etti kendince. "Efendim, size bir şey sorabilir miyim?"

"Sor." Bu katı tavırlarım sadece ona değil, emrim altındaki tüm insanlar ve hatta oyunlara katılan çöp yığınları için bile geçerliydi. Bana verilen bir görev vardı ve layıkıyla yerine getiremediğim sürece bir anlam ifade etmeyeceğini de biliyordum.

"Oyuncu 456'yı neden tekrar oyunlara alıyorsunuz?"

Başımı yana eğerek alayla ve sessizce güldüm. Yüzümdeki memnuniyet ifadesini görse tavrı aynı olur muydu, merak ediyordum. "Tekrar oyuna girmesindeki sorun ne?"

"İki yıl önceki oyunlarda oyunculardan birisinin oyunları önceden öğrenmesine o kadar kızmışken şimdi böyle yapmanız... Bilemiyorum, ilginç geldi yalnızca." Omuz silkmiş, geri adım atma hazırlığına çoktan başlamıştı.

"Kendi çıkarlarınız için oyunun kurallarını ihlal ettiğiniz şu adam asma olayı diyorsun..." Hatırlamamış değildim, daha ilk kelimesi dudaklarından döküldüğü anda neyi ima edeceğini rahatlıkla anlamıştım. Yaptığımın çifte standart olduğunu düşünmüş, beni yargılamak istemişti aklınca. "Oyuncu 456'yı oyuna şimdi almazsam bile bizim için bir tehdit olmayı bırakmayacak. Bir kez şansı yaver gitti diye ikincisinin de yaver gitmesini bekleyemezsin."

"Ya yaver giderse?" Başımı yanımdaki adama çevirdim tekrar. O da kendisine bakan siyah maskeli adamın dediklerini daha doğru kavrayabilmek için sorusunu daha açık bir dille yinelemeyi tercih etti. "Ya Oyuncu 456'nın şansı yaver gider de tekrar kazanırsa ne olacak?"

"Şansının yaver gitmeyeceğini göreceksin." Araba limana yanaştığında yüzlerini saklayarak ya da saklamayarak gemilere binen insanlara göz gezdirdim. Birazdan yollarımızın ayrılacağı Oyuncu 456'nın da o gemilerin içinde, kendini bir bok zannederek gitmesini zevkle izlemek için heyecanlı bile sayılırdım.

"Hiç diğer olasılığı düşünmüyor musunuz? Sizce asla yaver gitmez mi yani?" Israrcı tavrı sinirimi bozmaya başlamıştı.

"Yaver gitmeyeceğini göreceksin, dedim. Başka bir şey söylemeyeceğim, artık yeter." Kapıyı açıp inerken konuyu burada noktalamayı umdum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.