İçeriğe geç

Harikalar Şehri

Bölüm 3 · 7 dk okuma

Harikalar Şehri

Bölüm 3

Athena.

Motoru park ettikten sonra kaskımı çıkarıp üstüne koydum. Yorgunluktan ölüyordum. Saat sabahın 3'üydü ve daha yeni evime geliyordum. Hem açlıktan hemde uykudan ölüyordum. Kapıdaki yüz tarama ve parmak izi şifrelerini girdikten sonra açılan kapı ile hızla mutfağa doğru ilerledim. Midemdeki alkol yüzünden yemeklerin hepsi şuan bana iğrenç geliyordu. Raftaki soğuk şişe kolayı aldıktan sonra sepetteki ekmeği masaya koydum. Bilerek evdeki tüm ekmekleri tam buğday ekmeği olarak aldırmıştım. Sözde formumu korkuyordum ama neredeyse her gece bir şekilde kendimi Divine da buluyordum.

Genellikle Mafuyu ve Zeynep ile gidiyorduk oraya. Sonra zamanla kendim de sık sık uğramaya başladım. Bir süre sonra sahipleri ile arkadaş bile olmuştum. Fink ve İrina yaklaşık 15 yıldır evlilerdi. Fink'in sempatik duruşunun yanında İrina tam zıttı bir karakterdi. İkisini yan yana gördüğünüzde yin-yang görmüş gibi oluyorsunuz. Ama ikisinin arasındaki sevgi gözlerinden bile okunuyordu hep. Ne zaman canım birşeye sıkılsa kendimi orada bulurdum. Yüzüm çok asıksa Fink yada İrina yanıma gelir. Beni güldürmeye, derdime ortak olmaya çalışırlardı. Mafuyu ve Zeynep gibi onlara da tüm kalbimle güveniyordum.

Aslında ben herkese güveniyordum. Bir insanın iyi olup olmadığını anlayamadan kendimi ona güvenmiş buluyordum hep.

Alt kattan gelen sesler ile babamın hala uyanık olduğunu anladım. Genellikle laboratuvarından hiç çıkmazdı, çıksa bile bilim toplantılarına giderdi sadece. Yıllardır yüzünü doğru düzgün görmemiştim bile. Babam Melekler için silahlar üreten bir bilim adamıydı. Bu yüzden evimizin yüksek derecedeki koruması orta sınıf insanları arasında biraz göze batardı. Sürekli olarak yeni silahlar bulmak veya elindekileri daha güçlü yapmak için gece gündüz çalışan bir deliydi aslında. Tek amacı burjuva sınıfı dehalarına katılabilmek ve orada yaşamak olduğu için kendi ailesi bile parçalanmıştı zamanla.

Yemekten sonra kendimi serin bir duşa atmış, sonra da üniformamı giyip evden çıkmıştım. Hayatımda daha kötü ne olabilir demek benim için korkulu rüya olmuştu, çünkü her zaman daha kötüsünü suratıma vuruyordu. Kayıp bir anne ve deli bir baba mesela, bazende saçmaydı hayat. Mesela lanet'e sahip olup Melek eğitimi almak kadar saçma.

12 yaşında verilmiştim o eğitime. Yeteneğim insan üstü refleksler olduğu için bunu saklamak konusunda çok zorluk çekmedim. Yıllarca kendimden ve annemden nefret ederek büyüdüm. Babam tedavi olma isteğime son derece karşıydı. Yıllar içinde kendime olan bu nefretim yok oldu ve bu yetenekleri kabullenmeye, onları geliştirmeye başladım. İlk başlarda babamın eski tenis makinesi ile antrenman yapardım. Gelen toplardan zamanla kaçmayı öğreniyordum. Bir ay sonra makine son hızda top atarken ben onların arasından kaçma konusunda usta olmuştum. Daha sonra saldırılarımı geliştirmeye başladım. Gelen atakları def etme ve rakibin zayıf noktalarını bulma konusunda çok çalıştım. Eğitim merkezindeki çalışmalarımı evde devam ettirmem lanet'in gelişmesinde büyük bir fayda sağladı.

İşin sırrı titreşimlerdi aslında. Her madde ve cismin yaydığı titreşimleri hissetmek. Normal bir insanın yaklaşık 8 kat fazlasını hissetmek oldukça yorucuydu. Yeteneklerim geliştikçe algı mekanizmam yükseliyor herşeyi hissetmeye başlıyordum. Bunu kontrol etmek hepsinden çok daha zordu. Yıllarca antrenmanlarımdan sonra rutin hale getirdiğim meditasyonlar ile bunu kontrol etmeyi kolaylaştırıyordum. Tabi çoğunlukla alkolün de bunda faydası oluyordu. Şimdi ise soğuk bir duş sonrası gitmem gereken eğitimler vardı.

Askeri birliğin kapısında ki kimlik kontrolu sonrası motoru gazlayıp park alanına girdim. Hava dün yağan sağanaktan sonra serinlemişti. Kafamdaki kaskı motorun üstüne bırakıp beyazlar içindeki binaya adım attım. Yerler kırmızı damarlı mermerler ile kaplı, duvarlar soluk beyaz renkte ve her bir taraftaki Kraliçe ve komutanların fotoğrafları ile doluydu. Adımlarım beni kraliçenin fotoğrafının önünde durdurdu.

Bembeyaz yüzü, parlayan yeşil gözleri, kan kırmızı saçları ve saçlarının arasında sanki hep oradaymış gibi duran kalp şeklindeki yakut ile Kraliçe Lissandra ihtişamlı bir kadındı. Çocukken onu çok severdim aslında. Babamın bağlılığı ve sadakati beni çok etkilerdi.

Ama bunların hepsi gerçeği öğrenene kadar sürdü. Kraliçe'nin sahte tedavi yöntemleri ve halka yaptığı manipülasyonları anlayana kadar. Adımlarım beni antrenman salonuna doğru götürürken kapının yanında duran onur öğrencileri tablosunda ki fotoğrafımı gördüm. 3 yıldır 1.sıradaydım. Bir başkası olsa buna sevinirdi sanırım. Ben ise hergün lanet ediyordum.

3 yıl önce;

"Lanetliyi bulduğunuz gibi hemen haber verin ekip, anlaşıldı mı?"

Telsizde herkesten "Anlaşıldı" komutu gelirken bende terk edilmiş evlerden birisine girdim. Bugün okulun ilk 10 öğrencisine bir arama görevi verilmişti. Bu sene bu arama görevlerine girebilmek için çok çalışmıştım.

Geldiğimiz yer eski bir orta sınıf kasabasıydı. Uzun zaman önce azalan kaynaklar sebebi ile terk edilmiş geriye sadece yıkıntılar kalmıştı. Aldığımız ihbar ileride ki bir kasabadan bir lanetlinin buraya kaçtığı yönündeydi. Gözlerimi kolumdaki sanal ekranda tekrar gezdirdim

İsim: Dimitri Arrivon
Yaş:17
Lanet: Pyrokinezi
Lanet bilinci: Başlangıç

Laneti yeni aktive olan birisiydi. Benden 2 yaş küçüktü, anlaşılan lanetinden korkup buraya kaçmıştı. Bunu yapması takdir edilesiydi çünkü yaşadığı şehri alevler içinde bırakabilir ve pek çok kişiye zarar verebilirdi. İlk görevimizde böyle iyi halli birisi ile karşılaşmak şanstı.

"Sakin ol Dimitri... Sakin..."

Bulunduğum koridorun sonundan geliyordu. Kesik nefes alışlar ve fısıltılar yaklaştıkça daha da belirginleştiler. Odanın kırılmış kapısından gizlice baktığımda kızıl-kumral saçları ve üzerindeki yarısı yanmış kıyafeti ile kendine sarılmış, mırıldanarak oturan çocuğu gördüm. Etrafındaki ısı dalgası ışık olmasa bile belli oluyordu. Elimdeki silahta bayıltıcı mermiler vardı, ama onları en son çare olarak kullanmak istiyordum.

Kapıdan tarafa geçip "Dimitri, Melek eki-"

"YAKLAŞMA!"

Eğer insan üstü reflekslerim olmasaydı biraz önce kesinlikle küle dönerdim. Kendimi son hızla duvarın arkasına atıp gelen alevlerden kaçmayı başardım.

"Özür- dilerim, ben...ben bunu kontrol edemiyorum.."

Kapının küle dönmüş parçaları arasından çıkıp ona doğru ilerledim.

"Biliyorum, isteyerek yapmadığını biliyorum. Sen öyle birisi değilsin"

Gözyaşları içinde hıçkırarak ağlıyordu. Ellerine düşen gözyaşları tıslayıp buhara dönüşüyordu.

"Çok korktum.. Aileme zarar vereceğim diye çok korktum. Buraya kaçtım bende"

"Çok iyi yaptın Dimitri, merak etme ailen iyi, senin iyiliğin için bize haber verdiler"

Gözlerindeki hüzün yerini korkuya bıraktı.

"Bana ne yapacaksınız?"

İçten bir gülümseme ile yanına yaklaştım. Zarar verme korkusuyla kendini iyice geriye çektiğini görünce bir adım geri attım.

"Ben ve ekibim seni Melek karargahına götüreceğiz, orada dinlendikten sonra ise Heaven'da tedaviye gideceksin"

"Heaven gerçekten güzel bir yer mi?"

"Daha önce oraya gitmedim ama hocalarımızın gösterdiğine göre çok güzel. Hem izin verirlerse seni ben götürürüm beraber görürüz"

Yanaklarında ki ufak kızarıklık ve zayıf gülümsemesi bile şuan için korkusunun kırıldığını gösteriyordu. İlk görevim için gayet iyi gidiyordum. Şimdi komutana haber verip Dimitriyi buradan güvenli bir şekilde çıkarmalıydım. Bileğimdeki ekrandan komutana tıkladıktan sonra bağlanmasını bekledim.

"Evet Athena seni dinliyorum"

"Efendim Dimitriyi buldum. Görünürde bir yarası yok ve agresif tavırlar sergilemiyor. Heaven'a katılmayı kabul ediyor"

"Aferim sana Athena, herhangi bir zarar gördün mü?"

Dimitriye göz kırpıp;

"Hayır efendim, Dimitri kimseye zarar vermiyor" dedim. Komutan birkaç saniye durduktan sonra cevap verdi.

"Anlaşıldı Athena konumunu aldık, şimdi Lanetliyi etkisiz hale getir"

Dimitri korkuyla bana baktı.

"Ama efendim lanet güvenli durumd-"

"Dediğimi yap Athena, prosedürler gereği bulunan lanet etkisiz hale getirilmelidir. Elindeki silahta bayıltıcı etkiye sahip plastik mermiler var. Kalbine nişan almaya bak daha az canı yanar." dedi ve kapattı.

Bayıltıcı mermileri kullanmak istemiyordum. Dimitri yavaşça ayağa kalktı.

"Sorun değil, biraz önce az daha sana zarar veriyordum. Baygın halde kimseye zarar vermem"

"Böyle bir prosedür olduğu için üzgünüm. Senin iyi olduğundan emin olacağım"

Dimitri yüzünde bu sefer canlı bir gülümseme ile bana baktı. Silahı kalbinden tarafa doğru tuttuğumda bayıltıcı mermi ona batıcak ve birkaç saniye içerisinde bayılaca-

"BANG"

NE...AMA...HAYIR BU- NEDEN!? HAYIR. HAYIR. HAYIR. HAYIR...

Silahtan çıkan patlama sesi ile Dimitrinin kalbini delen mermi sanki zaman durmuş gibi çıktı silahtan. Bu olmamalıydı. Bize bayıltıcı mermi vermiş olmaları lazımdı.

Dimitrinin yüzündeki gülümseme hissettiği acı ile anında yok oldu. Yere düşerken yüzünde kafası karışık bir ifade vardı. Anlamıyordu.

Bende anlamamıştım.

Hızla yere çöküp onu kollarıma aldığımda sıcak bedeninin bana zarar verip vermemesi umrumda bile değildi.

"Hayır. Hayır. Hayır. Plastik mermi var demişlerdi Hayır! Dimitri! Beni duyuyormusun? Lütfen cevap ver!"

Hıçkırıklar içinde ağlarken ona sesleniyordum.

"Se-n masum-sun Athena.."

Ağzından akan kanlar ile gözlerime bakıp konuşuyordu.

"Bizi iste-miyorlar Athena.."

"Neden? Neden? Neden? Bunu neden yaptılar neden?"

Bileğimdeki ekranda herkese tıklasamda hiçbir şey olmuyordu. Dimitri öksürmeye başlamıştı. Ağzından oluk oluk kan geliyordu. Elimi yarasına tampon yapsamda iç kanamayı durduramıyordum.

Sıcak eli yanağımda hissettiğimde yüzüne baktım. Kanlı dudaklarında bir gülümseme vardı. Gözlerindeki ışık gidiyor bedeni soğuyordu.

"Sen masumun Athena... Seni affe-diyorum, üzülme"

Gözyaşımı silen eli yavaşça indi. Gözlerindeki sıcak ışık kaybolmadan önce

"Gerçek Heaven'da seni bekleyeceğim Athena.."

Dimitri oracıkta öldü... Tüm bedeninin buz gibi soğuk olmasını, son nefesinin dudaklarından dökülüşünü izledim.

"Bravo Athena görevi-"

"BANG"

Günümüz;

Peki hala neden mi burdayım. Şuan karşımda bir gözündeki siyah göz bandı ile nefret dolu bakışlar atan adamın canını almak için. Ondan öğreneceğim tek şey onu nasıl öldüreceğim olacaktı ve bunu kesinlikle yapacaktım.

Dimitri'nin kanı yerde kalmayacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.