"Teşekkürler, şişeleri kapıya bırakırım"
"Afiyet olsun, ben yarın sabah uğrarım. İyi günler"
"İyi günler sizede"
Alice her zamanki şirin gülümsemesi ile bahçeden giderken el salladım. Ailem ile birlikte ineklerimizin sütlerini satarak geçiniyorduk. Alice ve annesi ise en büyük müşterimizdi. Bayan Hermen ve kızı bu köyün şifacıları olarak bilinirdi neredeyse. Çocukluğumuzdan beri ne zaman hastalansak Bayan Hermen'a koşardık. Bizim için mutlaka birkaç ilacı ve sıcak turtaları olurdu. Hatta arada sırf hasta olmasak bile hasta gibi yapıp gitmişliğimiz de vardı o turtalar için. Bayan Hermen bunu elbette hemen fark edip bize birkaç vitamin ve turta verirdi.
Alice ise benden birkaç yaş küçüktü, babasını kaybettiği için oldukça utangaç ve ürkek bir çocuktu. Ama büyüdükçe annesi ile kendi ayakları üzerinde durması takdir edilesiydi. Evlerinin arkasındaki seralarında envayi çeşit bitki ve ot yetiştirme de annesine yardımcı oluyordu.
"Harry, oğlum nereye daldın böyle?"
Annemin sesi ile irkilerek ona baktığımda o da baktığım yöne doğru bakıyordu. Elindeki kek ile;
"Ay bende bunu vericektim Alice'e geçenlerde annesi turta yollamıştı." dedi çoktan uzaklaşmış olan Alice'in arkasından bakıp.
"Sen bunu bir koşu götür bakalım oğlum" diyerek elime tutturduğu kek ile veranda dan yukarı çıktı annem. Bende bahçe kapısını geçip evden uzaklaştıktan sonra kendimi odaklayıp bacak kaslarımı güçlendirdim. Bacaklarımı geriye çekip hızla ileri doğru atıldığında normal bir insandan çok daha hızlı bir şekilde koşuyordum. Alice eve varmadan yetiştirdim. Birbirimizi sadece şehir içinde denk geldiğimizde yada Bayan Hermen yerine süt almaya geldiğinde görebiliyorduk. Onunla biraz sohbet etmek için uğraşmam gerekiyordu.
Alice yolun ilerisinde göründüğünde gücümü biraz azaltıp daha insansı bir hıza indim. Benim Lanetim de buydu. Bedenimdeki kasları ve gücümü arttırabiliyordum. İstersem yüzlerce kilo ağılıktaki kayaları atabiliyor yada bir tazı gibi koşabiliyordum. Tabiki bunun sonucunda korkunç bir yorgunluk hissi ve sık sık yemek yemem gerekiyordu. Bedenimdeki enerji anormal derecede kullanıldığı için bunu bir şekilde toparlamam gerekliydi. Alice in yakınlarına geldiğimde durup arkasındaki bana doğru döndü. Sarı saçları ve mavi gözleri ile bir meleği andırıyordu. Saçlarındaki her zamanki mavi çiçekli tokaları ve boynunda taşıdığı kalp şeklindeki gümüş kolyesi ile klasik Alice di işte. Yüzündeki ifade şaşkınlık ile bana baktığında elimdeki keki gösterdim.
"Annem sizin için gönderdi" dediğimde yüzünde bir gülümseme ile "Teşekkürler ne gereği vardı, sende buraya kadar yoruldun" dedi. "Aslında bende şehir merkezine gidiyordum almam gereken birkaç şey vardı" dedim.
İkimizde yürümeye başladığımızda arada gizlice ona bakıyordum. Hava biraz serindi bu yüzden arada kuvvetli esintiler oluyordu. Sanırım yağmur yaklaşıyordu. Yanından geçtiğimiz bir ağaçtaki sincap yavrularını içeri topluyordu.
" Hadi, yağmur başlayacak içeri geçmeliyiz. Düzgün durun!"
Evet, tahmin ettiğim gibi yağmur yaklaşıyordu. Lanetimin bir diğer etkisi de hayvanların dilinden anlıyordum. Onlara sadece zihninle cevap verebilsem de ne dediklerini duymak ve onları anlamak çok güzel bir histi. Bunu fark etmem uzun bir zaman alsa da asla aileme söyleyemedim. Çünkü sonumun Linda gibi olmasını istemiyordum.
Linda benden 4 yaş büyüktü. Toprağı kontrol edebilme gibi çok güzel bir yeteneği vardı. Çoçukluğundan beri kendisini bu konuda geliştimiş ailemizin bahçesi ile uğraşarak geçinmemize yardımcı oluyordu. O zamanlar ailem her ne kadar Kraliçe ye saplantı şeklinde bağlı olsalar da ablamın bu yeteneğini saklamışlardı.
Ta ki birgün ablam kendisi gibi birisi olan Chris ile tanışana kadar. Chris'in laneti istediği nesneleri kristallere çevirebilmesiydi. Ailesi onun bu yeteneğini çıkarları için kullanmış o da yaşadığı şehirden kaçıp buraya gelmişti. Ablamla tanıştıklarından sonra ablam o kadar mutluydu ki. Ama ailem bunu baltalamanın yolunu buldular. Babam Chris ile olan ilişkisini ve burdan gitmek istediklerini öğrenmişti. Buna karşı çıktığında çok büyük bir kavga ettiler.
Gecesinde ablamın öpücüğü ile uyanmıştım. Bana beni çok sevdiğini ve benim için geleceğini söylemişti. O gece Chris ile kaçacaklardı. Meğer babam bunu çoktan fark etmiş ve bir plan kurmuştu. Ablam evden çıktığında camdan onları izliyordum. Chris ile sarılmalarını, yüzlerindeki aşkı ve mutluluğu. Sonra bir anda etrafları silahlı Melekler tarafından sarıldı. Ablam etraflarında topraktan bir kubbe yaparken gözleri son anda beni buldu. Yüzünde oluşan bir gülümseme ile dudaklarından "Seni seviyorum" fısıltısı çıktı. Askerler ellerindeki silahlar ile toprağı kırmaya başladıklarında içinde Chris ve ablamın birbirine sarılmış kristal bedenleri çıktı. Heaven'a gitmek yerine ölmeyi tercih etmişlerdi. Ekip ikisinin bedenini de beraberlerinde götürdüler. O günden beri babamdan ve tüm bunlara ses çıkarmayan annemden nefret ettim. Yakında ikisinden de kurtulup Direniş'e katılmayı planlıyorum.
"Harry orda mısın?"
Alice' in sesi ile kendime geldiğimde evlerinin önünde olduğumuzu fark ettim. Alice bir elini koluma koyup gözlerime baktı. "İyi misin, yol boyunca sessizdi ve solgun görünüyorsun?". Mavi gözleri endişeyle bakıyordu. Çocukluk arkadaşı olsak da birbirimiz hakkında hiçbir şey bilmiyorduk. "Biraz yorgunum sadece önemli değil" dedim. Yüzünde sahte bir kızgınlıkla "Hayır önemli, sana birşey olmasını istemiyorum. Kendine daha çok dikkat etmelisin" dedi. Parmağımla burnuna dokunup "Endişelenme bana birşey olmaz" dedim. Kızaran yanakları ile "Kek için teşekkür ederim. Çok geç kalma, yağmur yağabilir" dedikten sonra evinin mermer verandasından yukarı çıkmaya başladı. Alice içeri girdikten sonra bende şehirin sonlarındaki ormana doğru yürümeye başladım. Eski anılar tekrar aklıma dolmuştu, eve gitmek istemiyordum.
Ormanın iç kısımlarında bir göl vardı. Ne zaman canım sıkılsa yada moralim bozuk olsa oraya giderdim. Şimdi de istemsizce kendimi orda bulmuştum. Ağaçların arasındaki bu güzel gölü arada festivallerde çiçekler ile süsleyip dilek taşları atılıyordu. Çimlere uzanıp gözlerini gökyüzüne diktim. Kara bulutlar tıpkı zihnindeki ler gibi bir araya geliyor. Uzaktaki gökgürültüsü içimdeki nefretin çatırtılarıydı. Yerden doğrulup göle bir göz gezirdiğimde ilerde su içen dağ aslanını fark ettim. İçgüdü olarak geriye doğru hareket ettiğimde dağ aslanı gözlerini bana dikti. Ona düşman olmadığımı söylemek için zihnine konuştum.
"Sana zarar vermek için burda değilim"
Dağ aslanı'nın zihninde tek bir düşünce belirdi.
"Canavar-!"
Güçlü bir kükreme ile hızla arkasını dönüp ağaçların arasına daldı. Konu orman hayvanları olduğunda olağan bir durumdu bu aslında. Şuan resmi olarak yasaklanmış olsa da hala av yapan pek çok kişi var. Bazen orta yada burjuva sınıfından insanların da ormanlara gidip av için para döktüğünü duymuştum. Hayvanların bunları yaşadıktan sonra insanlara güvenmesi o kadar zor oluyor ki, ben onlarla konuşabildiğim halde bana bile güvenmiyorlar.
Gökyüzünden gelen bir gürleme ile yağmur damlaları yavaş yavaş düşmeye başladı. Şu koskoca dünyada ne kadar kötülük vardı.
Evin olduğu tarafa doğru ilerlerken yağmur gözyaşlarımı gizliyordu.