İçeriğe geç

HARBİ BİR AŞK

Bölüm 1 · 8 dk okuma

HARBİ BİR AŞK

Bölüm 1

Yeni Barista Ha?💎

Kafede her şey her zamanki gibiydi; fincanların birbirine hafifçe çarpan sesi, arka masadaki fısıltı halinde süren konuşmalar ve kahve makinesinden yükselen o tanıdık buhar uğultusu. İnsan buraya her geldiğinde farklı bir şey olacakmış gibi hissediyor ama genelde hiçbir şey olmuyordu. Benim için de öyleydi. Cam kenarındaki masama oturmuş, önümde soğumaya yüz tutan kahveme bakıyor, ders çalışıyormuş gibi yapıp aslında hiçbir satırı gerçekten okumuyordum. Sabahın o tuhaf, yarı uykulu saatlerinde dünya biraz yavaşlıyor, insanın düşünceleri bile tembelleşiyordu.

Bu gün kafede Aylin'i görememiştim. sonunda pes ettim ve elime telefonu aldım. Aylinle olan sohbetimizi açtım. siz: kanka neredesin ya kafedeyim.(14.37) biraz sohbete boş boş baktım ve sonra mesaj geldi.

Ay ışığı: biraz karnım ağrıyor aşkım izinliyim.(14.42) siz: yaa iyi misin geleyim mi yanına ister misin (14.43) Ay ışığı: yok ya iyiyim gerek yok.(14.45) siz: tamam sen dinlen yarın görüşürüz.(14.47) *Ay ışığı kişisi mesajınıza kalp bıraktı*

gülümsedim ve telefonu masaya bıraktım. atamalar yaklaşıyordu ve ben bu sefer olacağının inancındaydım. kafamı tekrar kitaba gömdüm ve dersler diyarına biletimi aldım. geceleri yatarken bazen kendimi atanmış bir polis olarak hayal ediyordum.ve sabahıma şişmiş gözlerle uyanıyordum.

şimdi kafamı tekrar kaldırdım ve bana doğru elinde bir kahveyle gelen efe'yi gördüm "noluyor ya kasada kim var"" senin haberin yok mu yeni çalışan geldi o var işi yeni öğrendi ama zaten daha önce çalışmış bir kafede işe yarıyor" " bakma öyle şaşkın şaşkın amirim" " sen böyle söyleyince içim içime sığmıyor efe" "valla benimde öyle düşünsene bizim Naz polis olmuş" "keşkeee" " deme öyle bak göreceksin olacak bu sefer eminim" "efeeee bakar mısın?" gözlerimi Efeden ayırıp kasaya baktım bir çocuk vardı üstünde kremi bir tişört ve içinde kahve bir gömlek vardı anladığım kadarıyla altında ki pantalon da kumaş ve gömleğiyle aynı renkti. " geliyorum Kerem" deyip kalktı Efe "Kerem demek " diy mırıldandım.

bu ne be adamın her yerinden karizma fışkırıyor. yerimden kalktım ve tekrar kahve almaya gittim bu sefer soğuk içecektim

önümdeki kızlara baktım konuşurken çocuğun ağzına girecek gibi davranıyorlardı Kerem da rahatsız görünüyordu ama belli etmiyordu dayanamadım "kızım çekil be bir kahve içeceksin her yerin ayrı oynuyor" dedim. bana her zaman biraz kaba bir tip olduğumu söylüyorlardı. şimdi de bu anlardan biriydi kız çok aşko kuşko bir tipti ağzı açık bana baktı bir süre sonra yanında ki kızla kol kola girip fısıldayarak çıktılar kafeden.

önüme döndüm ve "bir tane ıced latte alabilir miyim" dedim. Kerem bana şaşkınlıkla bakıyordu. söylemese de ben onun yüzenden kıza bak sanki daha yeni kavga çıkarmamış gibi şimdi çok normal davranıyor dediğini görebiliyordum.

"hadi yoksa almıycak mısın benim siparişimi" "yok ben şaşırdım sadece kusura bakma" " sorun değil, ha bu arada adım Naz burada çalışmaya başladığına göre daha çok karşılaşıcaz demektir" "bende Kerem" "biliyorum" diye mırıldandım elimi enseme doğru götürürken "nerden" aslında kısık sesle konuşmuştum ama duymayı başarmıştı "Efe söyledi de yakın arkadaşım" "anladım" kahvemi aldım ve masama yöneldim ve bir el beni kolumdan tutup arka odaya çekti.

Efe'yi gördüm ve onu sertçe ittirdim " ne yapıyorsun ya salak" "boş ver şimdi bunları ne oldu daha demin" bir kere daha omzuna vurdum ve "lan mal bunun için mi çektin beni yüreğimi ağzıma getirdin" dedim.

pek umursuyor gibi değildi daha çok söyleme için sabırsızlanıyordu

konuşmaya başladım " sırada iki kız .çocuğun içine gire gire konuşuyorlardı bende kovdum onları" Efe anlamaz anlamaz baktı bana sonra "Naz acaba sen Keremden hoşlanmış olabilir misin kuzum" "ne hoşlancam be ben o sırıktan " "peki, sen bilirsin" inanmışa benzemiyordu ama gene de yırtmıştım sorgulamalardan

KEREM'DEN

KEREM’DEN

neden sürekli görüşeceğimizi anlamadım ama sormadım da biraz çekindim çünkü ben alışkınım yanımda ki kızların çok yılışık olmasına ama o benim yanımdaki yılışık kızları kovmuştu masmavi, deniz gibi gözleri, kahve saçları, hafif al yanakları ve pembe dudaklarıyla çok güzel bir yüzü vardı.

üstünde ki mavi gömlek ve şortu takımdı galiba ve içine giydiği beyaz tişört onu baya havalı gösteriyordu yanımdan yürüdükten sonra hangi masaya gittiğine bakacaktım ama müşteriler geldi ve bakışlarımı kaçırdığım saniyelerde görüş açımdan çıktı biraz sinir bozucuydu.

Saçma bir şekilde sinir bozucuydu hem de.

Altı üstü bir müşteri. Hem de daha beş dakika önce kızları kovmuş, bana ters ters bakmış bir müşteri.

Ama o gözler…

Mavi göz çok gördüm. Ama onunki başka bir tondu. Açık değil, koyu da değil. Sanki güneş vurunca açılacakmış gibi. Bir an bakınca sakin, bir an bakınca meydan okuyan. Makineye süt koyarken dalıp gittiğimi fark ettim. “Kerem?” dedi Efe yanımdan geçerken. “Taşma yapma.”

Kendime geldim. “Yapmıyorum.”

Ama yapıyordum.

Siparişleri hazırlarken gözüm istemsizce cam kenarını aradı. Bir an yakaladım sonunda. Oradaydı. Deftere bakıyordu ama yazmıyordu. Kalem parmaklarının arasında dönüp duruyordu. Ders çalışıyor gibi yapan tiplerden. Ama yüzü ciddi. Atama bekliyor demişti Efe. Polis olmak istiyor ha?

Bir daha baktım.

O mavi gözler gerçekten polis bakışı gibi. Direkt. Kaçmadan. Ölçüp biçen. Tam o sırada başını kaldırdı.

Yakalandım.

Bir saniye göz göze geldik. Bu sefer ilk kaçıran ben olmadım. O da kaçırmadı. Garip bir şekilde bakışlarımız havada asılı kaldı. Ne gülümsedi ne kaş çattı. Sadece baktı. Sanki “ne var?” der gibiydi. Ben de hafif kaş kaldırdım.

O an dudaklarının kenarı çok az kıvrıldı. Çok az. Ama gördüm. Sonra tekrar kitabına döndü.

İçimde tuhaf bir his oluştu. Hoşlanmak falan değil. Ama meydan okunmuş gibi.

Ve ben meydan okumayı severim.

Bir kahve daha hazırladım. Sonra bir tane daha.Ama dikkatimin yarısı cam kenarındaydı.İnsan bazen istemediği bir şeye odaklanır ya… gözünü çevirse de aklı orada kalır. Öyle bir şeydi.Bir süre sonra yerinden kalktı.

Kitabını kapattı. Kalemini çantasına attı. Sandalyeyi geriye çekerken çıkardığı ses bile dikkatimi çekti.Kasaya doğru geliyordu.Bu sefer bakmadım. Özellikle bakmadım.Önümdeki bardağa yoğunlaştım.

"Bir şey daha alacaktım.” dedi.

Ses tonu düz. Az önceki sertliğinden eser yok ama yumuşamış da sayılmaz.Başımı kaldırdım.Masmavi gözleri direkt üzerimdeydi.“Ne alırsın?” dedim.“Su.”“Bu kadar mı?”“Şimdilik.”

Dolaptan suyu çıkardım. Uzattım. Paraları verirken parmaklarımız çok hafif değdi.Refleks gibi geri çekildi.Ben de.Saçma bir sessizlik oldu.“Ders çalışıyordun.” dedim, istemsizce.

Kaşı hafif kalktı. “Çalışıyordum.”“Üç kez aynı sayfaya baktın.”“Demek bakıyordun.”Yakalandım.Ama geri adım atmadım.“Müşterileri gözlemlemek işimin parçası.”“Ben müşteri miyim sadece?”

Bu soruyu beklemiyordum.Bir saniye düşündüm.“Şimdilik.”

Dudaklarının kenarı yine o çok hafif kıvrıldı. Bu sefer daha netti.“Şimdilik ha?”“Burada çalışmaya devam edersem sürekli geleceğini söyledin.”“Evet söyledim.”“Demek planlı bir müşterisin.”“Belki de.”

Bir an sessizlik oldu. Gürültülü bir kafede iki kişi arasında oluşan o garip, izole edilmiş sessizliklerden.“Polis olmak istiyormuşsun.” dedim.Gözleri bir an değişti. Bu sefer meydan okuma değil, ciddiyet vardı.

“İstiyorum.”“Neden?”“Çünkü olmak istiyorum.”“Bu cevap değil.”“Her şeyin açıklaması olmak zorunda değil.”Haklıydı.Ama merak etmiştim.

“Zor bir meslek.” dedim.“Kolay bir hayat istemiyorum.”Bu cümleyi söylerken gözlerini kaçırmadı.İşte o an… içimdeki hafif meydan okuma hissi yerini başka bir şeye bıraktı.

Saygı mı?Belki.Bu kız düşündüğüm kadar yüzeysel değildi.Belki de hiç değildi.Efe arkadan seslendi.“Kerem sipariş!”Gözlerimi ondan ayırmadan cevap verdim.“Geliyorum.”O suyu aldı.

“İşine bak barista.” dedi.“Sen de dersine bak polis adaylığı.” Arkasını dönüp yürüdü.

Bu sefer hangi masaya gittiğini gördüm.Ve bu sefer gözlerimi kaçırmadım.Garip bir şekilde içim rahattı.Hoşlanmak değildi bu.Ama artık emin olduğum bir şey vardı:

Bu kız sıradan bir müşteri değildi.

Arkasını dönüp masasına yürüdüğünde gözlerim istemsizce peşinden gitti. Bu sefer saklamaya da çalışmadım. Zaten fark etse de umursayacak gibi durmuyordu. Sandalyeyi çekip oturdu, suyu masaya bıraktı ve kitabını tekrar açtı. Ama sayfaya bakışından ders çalışmadığı belliydi.

Kolay bir hayat istemiyorum demişti.

O cümle kulağımda kaldı.

Çoğu insan zor şeyleri anlatırken dramatikleşir. O yapmadı. Ne gözleri doldu ne ses tonu değişti. Sadece söyledi. Düz bir şekilde. Sanki kararını çoktan vermiş, kimseye açıklama borcu yokmuş gibi.

Kahve makinesinin buharı yükselirken bir an düşündüm. Ben buraya geçici gelmiştim. Bir süre çalış, para biriktir, sonra bakarsın. Planım net değildi ama ağır da değildi. Onunki öyle değildi belli ki. O bir yere varmaya çalışıyordu.

Efe yanıma geldi, tezgaha yaslandı.

“Ne bakıyorsun öyle?” dedi alçak sesle.

“Hiç.”

“Cam kenarı hiç mi?”

Ona bakmadan sütü karıştırdım. “Abartma.”

Efe hafif güldü. “Naz öyledir. Dışarıdan sert görünür ama aslında kafasının içi çok kalabalıktır.”

“Tanıyor musun bu kadar?”

“Uzun zamandır geliyor. Aylin’le de yakınlar zaten.”

Başımı salladım. Tekrar gözüm kaydı. Bu sefer o da bana bakıyordu ama yakalanmış gibi davranmadı. Kaşını hafif kaldırdı, sanki az önceki konuşmanın devamını bekliyormuş gibi.

Dayanamadım.

“Ders zor mu?” dedim biraz yüksek sesle, kasadan.

Başını yana eğdi. “Sınav zor.”

“Ne zaman?”

“Yakında.”

“Heyecan var mı?”

“Yok.”

Yalan söylediğini yüzünden anladım. Mavi gözleri bir saniye fazla sabit kaldı. İnsanlar heyecanlandığında ya çok konuşur ya da fazla susar. O susan tipti.

“Kaybedecek bir şeyim yok.” diye ekledi sonra.

Bu cümle daha ağırdı.

Elimdeki bardağı tezgaha biraz sert bıraktığımı fark ettim. Kaybedecek bir şeyim yok ne demekti? İnsan öyle kolay söylemez onu.

“Öyle deme.” dedim fark etmeden.

Bir an durdu. Gözleri yumuşamadı ama bakışı değişti. Sanki ilk defa beni gerçekten tartıyordu.

“Niye?” diye sordu.

Cevap veremedim hemen. Çünkü neden dediğimi ben de bilmiyordum. Onun kaybedecek bir şeyi olmaması fikri tuhaf bir şekilde hoşuma gitmemişti sadece.

Omuz silktim. “Herkesin bir şeyi vardır.”

Bu sefer gerçekten sustu. Kitaba baktı ama okumadı. Ben de önüme döndüm. Konuşma bitmiş gibi değildi ama devamı da gelmedi.

Aramızda garip bir bağ oluşmaya başlamıştı. Henüz isim konulacak bir şey değildi. Sadece iki yabancının birbirini fark etmesi. Birinin diğerini hafife almaması.

Bir süre sonra telefonuna baktı. Kaşları hafif çatıldı. Mesaj mı gelmişti bilmiyorum ama yüzündeki ifade bir saniyeliğine düştü. Hemen toparladı.

O an şunu fark ettim: Az önce kızları kovarken ne kadar rahat görünüyorsa, kendi hayatıyla ilgili konuşurken o kadar kapalıydı.

Merak ettim.

Ama bu sefer soru sormadım.

Çünkü bazen insanın merakını hemen doyurmaması gerekir.

Ve sanırım ben, Naz hakkında her şeyi bir anda öğrenmek istemiyordum.

Yavaş yavaş çözmek daha ilginçti.

Bir süre sonra telefonuna baktı. Kaşları hafif çatıldı. Mesaj mı gelmişti bilmiyorum ama yüzündeki ifade bir saniyeliğine düştü. Hemen toparladı. O sert duruş geri geldi, sanki az önceki küçük boşluk hiç olmamış gibi.

Az önce kızları kovarken ne kadar rahattıysa, kendi hayatına gelince o kadar duvar örüyordu. Bunu fark etmek tuhaf bir şekilde dikkatimi çekti.

Bir müşteri daha geldi, sipariş aldı, fiş kestim. Ama aklım hâlâ cam kenarındaydı.

Arada bir göz ucuyla baktım. Bu sefer gerçekten ders çalışıyordu. Kalemi hareket ediyordu, sayfa değişiyordu. Ciddiydi.

Ben de işime döndüm.

Ama aramızdaki o konuşma orada kalmadı. Havada asılı kalmış gibiydi. Sanki yarım bırakılmış bir cümle gibi.

Ve garip olan şu ki…

Devamını getirmek için acelem yoktu.

*******HEYYOOO Ballarım hepinize merhaba yeni bir kurguyla karşınızdayım umarım ki beğenirsiniz yorum yapmayı unutmayın

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.