İçeriğe geç

HANZADENİN HANIMI

Bölüm 2 · 2 dk okuma

HANZADENİN HANIMI

Bölüm 2

HASTANE

Gürültü, alev ve metal kokusu yavaş yavaş yerini sirenlere bıraktı. Avja gözlerini açmadı. Açabilecek durumda da değildi. Bedeninin içinde bir ağırlık vardı; göğsünde, başında, kollarında… Sanki bütün kemikleri başka birine aitti. Nefesi düzensizdi, boğazı yanıyordu. Ama hâlâ yaşıyordu. Sedyeye alındığında başı yana düştü. Dudakları aralandı ama tek bir ses çıkmadı. Paramediklerden biri boynunu sabitlerken diğeri nabzını kontrol etti. “Kadın yaşıyor. Ama durumu kritik.” Yan birkaç metre ötesinde, başka bir sedyede bir adam yatıyordu. Yüzü is içindeydi. Sol kolu garip bir açıyla duruyordu. Göğsü ağır ağır kalkıp iniyordu. Barlas Hanzade. Ama o an bu isim kimsenin aklında değildi. O sadece bir yaralıydı. Avja da öyle. İki ayrı ambulansın kapıları kapandığında gece tekrar sessizleşti. Uçurum, iki bilinçsiz bedeni geride bırakmış gibi görünüyordu ama aslında onları çoktan yutmuştu. Hastanenin acil servisi ışık içindeydi. Avja sedyeden alındığında monitörler bağlandı. Kalp ritmi düzensizdi. Ateşi hızla yükseliyordu. Doktorlar hızlı konuşuyor, talimatlar havada çarpışıyordu. “Travma var.” “İç kanama ihtimali.” “Zehir bulgusu olabilir.” Avja hâlâ karanlıktaydı. Başka bir koridorda Barlas yoğun bakıma alınıyordu. Sol kolundaki hasar ciddi görünüyordu. Göğsünde ve sırtında yanıklar vardı. Ama kalbi güçlüydü. Direniyordu. İki kapı kapandı. Ve kader, onları ilk kez gerçekten ayırdı. Haber, geceyi delerek iki eve birden ulaştı. Zozan aşiretinde: “Avja Avjin bulunmuş.” Bu iki kelime evin içini soğuk bir sessizlikle doldurdu. Mirza Zozan ayağa kalktı. Kimse bir şey sormadı. Çünkü herkes ne anlama geldiğini biliyordu: Hayatta. Ama ne halde olduğu bilinmiyor. Konvoy yola çıktı. Hanzade aşiretinde ise tek bir isim her şeyi durdurdu: “Barlas.” Berzan’ın eli titredi. Babası sertleşti. Annesi gözlerini kapadı. Bir başka konvoy da geceye karıştı. İki farklı güç, aynı hastaneye doğru ilerliyordu. Avja’nın bilinci yavaş yavaş yüzeye çıktı. Önce bir koku geldi. Alkol. Metal. Temizlik maddesi. Sonra sesler. Monitörlerin bipleri. Ayak sesleri. Uzak bir konuşma. Göz kapakları ağırdı. Açmak istemedi. Açarsa her şey geri gelecekti. Ama vücudu dinlemedi. Işık acıttı. Tavan beyazdı. Fazla beyaz. Nefes almak zor geliyordu. Göğsü yanıyordu. Boğazı kuruydu. Bir gölge eğildi. “Avja?” Furkan’dı. Gözleri kıpkırmızıydı. Onu gördüğü anda yüzü çözüldü. “Buradasın,” dedi. “Yaşıyorsun.” Avja konuşmak istedi. Çıkmadı. Sadece nefesi titredi. Doktor yaklaştı. “Zorlamayın. Vücudu hâlâ şokta.” Avja’nın gözleri etrafta dolaştı. Bir şey eksikti. Bir boşluk vardı. Bir anlık bir his… Taşınmak. Sıcaklık. Birinin kolları. Ama yüz yoktu. Kim yoktu? Hatırlayamıyordu. Aynı anda, başka bir odada Barlas’ın parmakları kıpırdadı. Göğsü bir anda daha sert kalktı. Kaşları çatıldı. Bilinci, karanlığın içinden zorla yükseldi. Yanık kokusu hâlâ burnundaydı. Ateş. Metal. Bir ağırlık. Birini tutuyordu. Ama kimin olduğunu bilmiyordu. Gözleri aralandı. Işık acı verdi. “Abi…” dedi Berzan camın arkasından. “Buradayım.” Barlas cevap vermedi. Ama kalbi hızlandı. Zihninde tek bir his vardı: Birini bıraktım. Ama kimdi… Ve hastanenin iki farklı odasında, iki insan aynı anda aynı boşluğu hissetti. Biri kurtarıldığını bilmiyordu. Diğeri kurtardığını bilmiyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.