İçeriğe geç

Hanok

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Hanok

Bölüm 4

4.ʙᴏ̈ʟᴜ̈ᴍ

Araba sağlık ocağına benzer bir yerde durmuş ve bacağımdaki kurşun çıkarıldıktan sonra pansuman yapılmıştı.Tahmin ettiğim gibi bacağımda büyük bir sorun yoktu ama Reha doktordan bir koltuk değneği istemişti.Garip şekilde orta yaşlı doktorla çok samimilerdi büyük ihtimalle tanışıyorlardı.Tekrar arabaya bindik.

Yarım saat boyunca şehir ışıklarını izledim ve arabadaki garip sessizlik canımı sıktı."Söylesene sen hangisisin.Eleven kılıklı olan mı yoksa Winx Clup Flora mı?"diye sorduğumda güldü."Daha önce hiç Winx perisine benzetilmemiştim"dediğinde yoktan var etme kontrolcüsü olduğunu aladım.

"Nasıl yapıyorsun?"diye sordum merekla.Bana döndü ve "Madem beni doğa perisine benzettin..." Elini yukarı kaldırıp parmaklarıbı hafifce oynattığında önümde birkaç tür çiçekten oluşan renkli bir buket oluştu.Bunu aklım almıyordu,insanlık dışı bir şeydi ve bir anda bunca şeyin hayatıma girmesi afallamama sebep oluyordu."Bu çok iyi.Benim gücümün de böyle olmasını isterdim"dedim hayranlıkla."Peki her şeyi yapabiliyor musun?Ev,araba,para falan"bunu bu kada ilginç bulmam ve merak etmem hoşuna gitmişti "Gücümün mantık çerçevelerinde sınırları var malesef"

Nedense şu an kaçırıp vurulmama rağmen korkmuyor ve ona güveniyorudum.Son anda aklıma kelen bir şeyle "Çantam"dedim, çantam benim herşeyimdi tüm ihtiyacım olan şeyler o küçük çantadaydı."Merak etme aldım" benim o sırada aklıma bile gelmeyen çantamı akıl edip o almıştı.Ne zaman ve nasıl almıştı bilmiyordum,pekte merak etmiyordum.Tarık denen koca adamdan çantayı alıp bana uzattığında rahat bir nefes verdim.Çantayı açtığımda telefonumun içinde olduğunu gördüm.Reha'nın gözleri şaşkınlıkla açıldı."Gerizekalı,bunu unutmuşsun.Ayıp be sen nasıl mafyasın"kaşlarını çatıp "Bana mafya demeyi kesermisin arık.Ver şu telofonu"

"Hoppa orda dur bakalım!Şu filimlerdeki gibi telofonumu camdan atmak gibi bir şey düşünmüyorsundur umarım.Hem bizimkilerin aklına gelmemiştir konum falan panik içindelerdir.Hadi hattı çıkaralım ve telofonum bende kalsın"en başta bunu biraz biraz düşündü ve "Birisine mesaj yazmayacağını nereden bileceğim?"

"Haklısın,istesem İnstadan veya WhatsAp dan Yasemine konum atmış veya ölmemiş olduğuma dair kısa bir mesaj atmış okurdum.Aynı zamanda..." Elimle koltuktaki tabancayı gösterdim,çok acemiydi

"Çoktan o ortada bıraktığın silahı sana doğrultmuş olurdum.Ama zorla değil,daha fazla insana zarar gelmesin diye buradayım"dedim.

1 sᴀᴀᴛ sᴏɴʀᴀ

Telofonumdan müzik açmış kolumu pencereye başımı da koluma yaslamış etrafı izliyorum.Reha "İstersen telefonunu arabaya bağlayabilirsin"dediğinde burnumdan bir nefes verdikten sonra ona dönüp baygın gözlerle baktım."Beni kaçırdın sonra vurdun ve şimdi de iyilik meleği mi kesildin başıma"elimi uzun kahverengi saçlarına geçirde ve "Öyle olması gerekiyordu"dedi.Yanımdaki adamın inceldim.Kemerli bir burnu vardı ve saçlları gibi kahve gözleri,konuşurken hareket eden adem elmesını da fark etmiştim.

Telefonumu arabaya bağlamıştım ve yokculuk boyu benim playlistim çalmıştı.En başta Lana Del Rey'den birkaç şarkı çalmıştı sonra da türkce şarkılar çalmaya başladı.Listem cidden çok karışıktı. 𝐷𝑢𝑚𝑎𝑛-𝐵𝑎𝑙 çalmıştı sonra.Ah,bu şakıı...

Belki biliyorsunuzdur hikayesini ama ben yinede anlatayım.

2002 Yılında Kaan Tangöze,yani Dumanın solisti konsere çıkmadan önce altı yıllık sevgilisi olan Ahu ile kavga eder.Konser başlar fakat Kaanın gözü hep Ahuyu arar,çünkü Ahu Kaanın tüm konserlerine gelirmis.Kaan Ahunun ondan saklanarak bir şaka yaptığını sanar ve bunun üzerine Ahuya yazdığı tüm şarkıları okumaya başlar.Sıra "𝐵𝑎𝑙"parçasına gelir ve şarkıyınokurken Ahunun intahar haberini alır.Bunun üzerinden yıllar geçer ve bir konserde hayranları ısrarla "Bal"diye tezahurat eder.Kaan da seyircilere arkasını dönerek ve gökyüzünü göstererek son kez Bal'ı söyler ve ardından da "Haberin yok ölüyorum" parçasını ağlayarak okur.Ve birdaha Bal'ı okumaz

𝐾𝑎𝑎𝑛 𝑣𝑒 𝐴ℎ𝑢'nun hikayesi de böyle bitiyor işte.

Kaç saat gecti bilmiyorum ama camın önünde uyandım,heryerim ağrıyordu.Raha'ya döndüm "Hadi lan ülkeden mi kaçırıyorsunuz beni?"Pencereden dışarı baktım havayı tuhaf bir mavi rengi kaplamıştı,neredeyse gün ağarıyordu."Geldik sayılır" etrafa baktım görebildiğim sadece toprak,çimen,düzlük,ağaçlar ve birkaç ev. İki dakika sonra daha fazlasını görebiliyordum.Masmavi deniz ve dağlar.Burası daha önce hiç görmediğim ama çok güzel bir yerdi.

"Neresi burası?"diye sordum.Reha da camdan dışarıyı izliyordu,kafasını çevirmeden cevapladı "Muğla"

Muğlaya daha önce gitmiştim ve en fazla üç saat falan sürüyordu ama bizim çok daha fazla zamanda geldiğimize emindim."Çok güzel değilmi,işte bu yüzden burada bir evim var"dedi.

Az sonra araba durmuş,Reha ve Tarık inmiş bizi bekliyorlardı.Şöför koltuğundaki adam indi ve kapımı actı,elini bana doğru uzattı "Ben Sedat.Babanın kafasına silah dayadığım için özür dilerim şimdi gel de gitmene yardım edeyim."hafifce gülümsedi.Uzatmaya gerek yoktu "Peki,affedildin" sonuçta o bir emir kuluydu.Garip olan şu ki ona emri veren kişi de şu an bana korkulması gerekenbiri gibi gelmemişti.Ondan destek alarak arabadan indim,ayağımın üzerine basamıyordum.

Karşımda duran iki katlı oldukca lüks duran villaya baktım.Arka bahçesindeki kamelyayı görebiliyordum.Kimbilir ne kadar süre daha burada olacaktım.

İçeri girdigimizde beni aralarında duvar bulunmayan salon ve mutfak karşıladı.İçerisi de dışı gibi sade, gri ve beyaz ağırlıklı bir yerdi.

"Gel de odanı göstereyim"dedi Reha.Kenardaki beyaz merdivenlere yöneldi.Sedat ve Tarık onun aksine hemen salona doğru yürümeye başlamıştı bile.Kafamı sallayarak onayladım ve peşine takıldım.

Yukarı kattaki kordorda sırasıyla yedi kapı vardı.Üçü karşılıklı biri isen en sondaydı.Reha eliyle ilk kapıyı gösterdi "Burada Sedat ve Tarık kalıyor" daha sonra ikinci kapıyı es gecti ve üçüncü kapıyı kapıyı ardından beş ve altıncı kapıyı gösterdi gösterdi."Burası diğer elçiler ve kontrolcüler için ayrıldı."

Sonra dördüncü kapının kulpunu tuttu.En baştan beri neden kapıları kafamda numaralandırdım bilmiyorum."Burası da senin odan" Yuvarlak kulpu çevirdi ve kapıyı sonuna kadar açtı.

Karşımdaki oda.Bembeyazdı.Tüm mobilyalar baştan aşağı beyazdı.Çift kişilik yatağın üstünde birkaç yastık duruyordu,yatağın başlığının etrafını kaplayan bir kitaplık vardı.Kitaplığın yatağa bakan taraflarında led gece lambaları vardı ve raflar tamamen boştu.

Sanki bir otel odasına girmiş gibi hissettiriyordu.Yatak pencereye bakıyordu,büyük pencerenin iki yanında gümüş tokalarla tutturulmuş beyaz bir perde vardı.

Yatağın hemen yanındaki büyük giysi dolabının yanlarında çiçek işlemeleri vardı ve kulpları da çiçek desenindeydi.Dolabın karşısında da banyo kapısı olduğunu düşünduğum bir kapı vardı.Yerde ise iki tane yüvarlak bembeyaz tüylü halılar vardı.

Teyzemin evindeki dağınık odamla karşılaştırınca burası saray gibiydi.

Reha içeri girdi ve giysi dolabının yanına gitti ve kapağını açtı,bende onu görebilecegim bir yere geçtim.

Kapağını açtığı yerde bir askılık ve altında da dört tane çekmece vardı.

"Buraya gelecek herkes için her şeyi özenle hazırladık.Evinde ne kadarnrahatsan burda da öyle olmanı istiyorum çünkü bir süre hepimiz burda kalmalıyız.Banyoda ihtiyacın olan tüm kişisel eşyalar var.Burda da işini görecek tişört,bluz,tayt,şort,pantolon,sweat kazak,hırka ne ararsan var.Alttaki çekmecelerde de çamaşır,çorap falan var."dediklerine bakılırsa daha epeyce süre burada olacaktım.

Kapağı kapatıp ötekini açtı."Burda da ayyakkabı,çanta ve elbiser var.Sen kendin incelersin sonra"dedi.Dolabın kapağını kapattıktan sonra çıkmak için kapıya yeltendi ve aklına birşey gelmiş gibi durdu."Şimdi istersen biraz dinlen saat 9-10 gibi falan kahvaltıya inersin. İstersen televizyon izlemek için falan salona da inebilirsin."diyip odadan çıktı.

Arabada zaten uyumuştu ve dinlenmeye niyetim yoktu.Neyseki telefonm hala benimleydi.Yatağa oturup telefona bakmaya başladım fakat internetim olmadığı için pek bir şey yapamadım.

Saatler bir şekilde geçiyordu ve saat neredeyse dokuza geliyordu.Üzerimde hala kot pantolon ve tişört vardı ve pantolon çikart beni artık diye bağırıyordu.Dolabı karıştırdım ve siyah kumaş bir şort üztüne de dar beyaz bi bluz giydim.Oradaya bakınıtken yatağın uzundaki tüylü beyaz ev terlikleri dikkatimi çekti.

Bu adam cidden her ayrıntıyı düşünmüştü.Bedava konaklama ve yemek,e ben kaçırılmadım tatile geldim resmen.Tabii cineyat mevzusunu saymazsak.

Terlikleri ayağıma geçirdim ve ani acı hissiyle pansuman yapılmış bacağıma baktım.Beyaz tenli biriydim fakat ufak şeylerde bile kızarırdım ve şürekli yaralanırdım.Vicudumda özellikle bacaklarımda bazıları derin olan ve kapanması uzun sürmüş olan yara izleri vardı.Yaraların çoğu zamanla kaybolur giderdi,o birkaçı dışında.Bunlar tenimin pürüssüzlüğünü bozup kötü dursa da şort giymeyi severdim.Bazen içinden ince siyah çoraplar yada diz kapağımın altına gelecek yani yara izlerini kapatacak kadar uzun çoraplar giyerdim.

Ne tesadüfki durşun dizi de sol ayağımın diz kapağını altında bir bölgedeydi.Beyaz bir sargu beziyle sarılmıştı ve dokununca bile acıyordu bu yüzden şort giymek en rahatıydı.

Eveet şimdi nasıl aşşağı inecektim acaba?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.