Marcus’un bilgiye olan düşkünlüğü onu sürekli araştırmaya ve öğrenmeye iterken Serytie bilgiden ziyade bilek gücünü önemsiyordu. O yüzden de okuldan sonra vaktini gereksiz şeylerle harcamayıp kılıç öğrenmeye ayırıyordu. Ailesinin henüz bundan haberi yoktu, onlara söylememişti çünkü annesi onun böyle yetişmesini istemiyordu. Sebebini anlayamıyordu, küçüklüğünden beri iyi bir kılıç ustası olmayı hayal ediyordu. Bu sanki kalbinin çok derinliklerinden gelen bir arzuydu. Bir defasında annesine bu arzusunu söylediğinde önce sessiz kalmış sonrasında da onun böyle yetişmesini istemediğini söylemişti.
Kasabada bir tepede küçük bir kulübe vardı, eski ve terk edilmişti. Serytie ve Marcus bu kulübeye çocukluklarından beri gelir, burayı oyunlarına yer edinmişlerdi. Serytie demirci dükkanından arta kalan demirleri döverek gizlice yaptığı kılıcını bu kulübede saklıyordu. Krallıktaki en uyduruk kılıç olabilirdi ama Serytie’ın tek kılıcıydı. Üstelik hayalindeki kılıca benzer olarak yapmıştı. Neredeyse her gün bu kılıçla talim yapardı.
Henüz kılıç alacak bir parası yoktu çünkü kazandığı paranın büyük bir kısmını kasabadaki bir kılıç ustasından kılıç ve dövüş eğitimi almaya harcıyordu. Duyulmasını istemediği için birebir ders için de çok daha fazla para ödüyordu. Ve üç senedir süren eğitiminin sonunda iyi denebilecek bir yol kat etmişti.
Kılıç eğitine verdiği para bitince kısa süreliğine eğitime ara verip ona hızlı para kazandıracak işler arıyor vaktini o işlerce harcayıp yetecek kadar para kazandıktan sonra eğitimine kaldığı yerden devam ediyordu.
Kulübenin kırık kapısında içeri girdi. İçeride eski bir sandık vardı. Kılıcını bir beze sarıp bu sandığın içerisine koyuyordu. Sandığı açıp kılıcı sandıktan çıkardı ve beline taktı