Oturduğum kayanın kenarına bıraktığım bardağıma uzandım. Annemin benim için hazırladığı ballı meyve şerbetinden biraz içip onun sürülerine göz kulak olma görevime devam ettim. Koyunların arasında uzun kılları olanları gözümle seçip akşam biraz kıllarını kısaltmaya karar verdim. Annemin de işlerini hafifletirdi bu hem.
Saçlarımı ısıtan güneşe döndüm “Apollo, aşağı gel de şunun tadına bak!”. Ağzımdan sözler çıkar çıkmaz ısınan sırtım ile arkamı döndüm. Kıvırcık, ışık saçan saçları ve kendi kutsallığıyla parlayan Apollo’ya baktım. Zengin bir koyu kahverengi olan cildinin üzerindeki altın çizgilerden oluşan dövmeleri süzdüm.
“Annenin kolundaki yeni dövmelerden haberi var mı bakayım senin?” dedim ona takılmak için. Tek omzunu kaldırıp gülümsedi “Bu şahereserleri o çizdi canım.”. İkimizde gülüp sarıldık ve selamlaştık. Oturduğum düz kayaya onu davet edip annemin şerbetinden bir bardak da ona ikram ettim.
“Her zamanki gibi Yüce Kraliçe Demeter’ in efsanevi şerbeti. Son içtiğimden beri uzun zaman geçmişti.” bir yudum daha içip bardağını derin derin kokladı.
“Davetimi bekliyordun sanırım?” dedim tek kaşımı kaldırarak. Dudaklarını yalandan sıkıp başını öne eğdi önce “Beni yakaladın Persephone.”. Kısa bir sessizlik. “Ama lütfen beni affet. Çok ama çook sıkılıyordum.” kafasını kaldırıp dudaklarını 25 yüzyıl önceki Hebe gibi bükünce ikimiz de kahkaha atmaya başladık. Sıkılıyordu. Ve zaten her şeyi duyuyordu. Helios ile beraber tüm Dünya’yı dolanırken günlerini geçirmek için elbette aşağıdaki ve yukarıdakileri izliyorlardı.
Sabah edilen dualarını dinliyordu. Akşam çığlık çığlığa söylenen yakarışları ve şükranları duyuyordu. Bazen Artemis ile beraber günlerini geçiriyordu. Ancak sabah beraber çıktıkları yolculuk sırasında Artemis o kadar hızlı koşuyordu ki Apollo ona yetişmeye zahmet bile etmiyordu.
“Bütün bu eğlenceyi ve ölümlüleri bırakıp hızlı hızlı işimi yapmak yerine yavaşlamayı seviyorum.” derdi her zaman.
“Teyzem nasıl?” dediğinde önce ona bakmadım. Son bir şaka yapmalıydım. Ciddileştim ve suratımı donuklaştırdım “Geçen gün ekinlerini yaktığın için çok sinirlendi. Seni tırpanı ile kovalamaya gelecektı az kalsın. Onu zor sakinleştirdik.” Melpomene ve Thalia ile çok zaman harcamıştım. Oyunculukta bir harikaydım artık.
Apollo olmayan herkese.
“Ah, olamaz! Bu acıyla ölümsüzlüğümün geri kalanını nasıl yaşarım?” tiradını seslendirip elini alnına götürüşünü izledim ve son kahkahalarımızı attık.
Apollo ayaklandı ve bana selam verdi “Teşekkür ederim Bahar Kraliçesi, Yüce Anneniz’e selamlarımı iletin”. “Tabii ki.” dedikten sonra son kez bakışıp birbirimize el salldık ve göğe geri dönüşünü izledim.
Akşam olana kadar koyunlarla ilgilenmeye, sığır sürülerini güden perilere göz kulak olmaya devam ettim. Yüce Titan Nyx’in pelerini gökyüzünde ilerlerken ve kızı Hemera göğü terkederken ikisiyle de karşılıklı selamlaştık ve sürüleri alıp eve dönmeye başladım.
Çitlere vardığımda perilerin birkaçına öğle vakti gözüme kestirdiğim koyunları işaret edip ayırmalarını söyledim. Kalan koyunların ağıllarına vardıklarından emin oldum, arıları kontrol ettim ve annemi görmek için sarayın büyük kapısına geri döndüm. Kapıdan geçip büyük koridorlar boyunca ilerledim ve kendi sarayıma açılan bir başka büyük kapıyı açtım.
Annemin bahçelerinden daha karmaşık ve çok daha fazla çiçekli bahçelerime adım attım. Saraylarımızı birbirine bağlayan tek şey bahçemizdi. Kendi büyük kapımdan geçip hızla odama varabilirdim ama onun sarayı ve benim sarayım arasındaki bu bahçe geçişini çok seviyordum.
Sarayımın koridorlarında hızla yürüdüm, camlarda kendi yansımamı izledim ve göğe baktım. Artemis’in de benim gibi koşuşunu izledim. Gökteki yolunu çoktan yarılamıştı bile. Hep hızlı biriydi.
Üzerimi değiştirip annemin yanına geri yürümeye başladım. Büyük salonuna vardım ve gözlerimle onu aradım. Devasa yemek masasının başında; nymphlere, ailesini kaybetmiş küçük çocuklara ve bir kocadansa bir tarlaya bakmaya karar vermiş ve annemi layıkıyla onurlandırmak için her sene ürünlerinin en iyilerinden küçük bir bölümünü bile olsa ona adamış kadınlara et, ekmek, sebze ve meyve dağıtıyordu. Akşam yemeği saatiydi.
Ona katıldım ve elime büyük bir elma sepeti aldım. Çocuklara doğru yürüyüp dağıtmaya başladım. Bir yandan teşekkürlerini dinliyorum, ne de olsa elmayı çok seviyorlardı, bir yandan da elime elmalar için uzanıp dokunduklarında etrafa doğru uçuşan çiçek yapraklarını görüp attıkları çığlıkları.
İşimi bitirdim ve anneme büyük masada katıldım. Beni gördüğünde yüzündeki ciddi ama şefkatli ifade yumuşadı, gülümsemesi genişledi ve ellerini yanaklarıma koyup beni karşıladı. Ciddi biriydi ama sevdiği kimseden merhametini esirgemezdi. Birlikte sofraya oturduk ve bizden sonra diğer tüm saray halkının da bizim gibi oturmasını izledik. İçlerden edilen kısa ama içten bir dua ve annem ve benim için edilen sesli bir teşekkür.
Yemek boyunca sakince edilen sohbetler ve tüm ekinlerin durumu ile alakalı annemin bilgilendirilmesini, çocukların gülüşlerini dinledim. Aralarından birinin bir diğerine sazlardan yaptığı ufak tacı göstermesini, bir kadının bir diğerine saçlarını örmeyi öğretmesini teklif etmesini; hepsini sessizce dinledim.
Yemeğin bitmesi ve duadan sonra yerimden kalkıp ağıla gittim. Ayırdığım koyunları tek tek yıkayıp kırkmaya başladım. Alacalı olanlar, beyaz, kahverengi, siyah kıllara sahip olanlar…
Bitirmeye yakın, koyunlardan biri sakince yanıma yaklaştı. Siyah kıllı, temiz, diğerleri gibi iyi beslenmiş semiz bir koçtu. Uysal bir hayvandı ama çocukluğumdan beri hepsi bana sakince yaklaşmıştı. Birkaç sebepten dolayı elbette.
Hayvan kafası ile omzumu hafifçe dürttü, sonra kafasını dizlerime dayadı ve kıllarını kısaltmama izin verdi. Kıl saçaklarını tarayıp kesmeye ve kısaltmaya başladım. Bitene kadar kıpırdamadan durdu. Sürünün en temiz ve akıllı hayvanıydı. Annesinden doğurturken de diğerlerinden hızlı toparlanmıştı.
İşim bittiğinde elimle boynunun altından tutup kafasını kaldırdım. Başını biraz okşadıktan sonra sürüye katılmasına izin verdim ve yerimden ayaklandım. Üzerindeki deri önlüğü çıkardım, nymphlerime katılmak için ağıldan çıktım.
Son bir kez üzerimi değiştirmek ve anneme haber vermek için saraya döndüm. Koşmak ve dans etmek için bir şalvar ve büst buldum.
Annemi bu sefer odasında otururken buldum. Beni bekliyordu. “ İyi geceler anne. Dikkatli olurum.” başını salladı “Biliyorum canım. Nymphlere de dikkat et lütfen.”. Onu selamlayıp koridorlar boyunca koşup nymphlerime katıldım.
Nymphlere katıldığımda, son kez beni selamladılar. Ve Yüce Titan Nyx’in pelerini altında, ormanın içlerine doğru koşmaya başladık.

