İçeriğe geç

Hacker

Bölüm 50 · 22 dk okuma

Hacker

Bölüm 50

Bar

BAR

"Havin! Haydi uyan artık!"

Biri bana sesleniyordu. Fakat umurumda bile değildi maalesef.

"Havin hadi kahvaltıya gideceğiz! Kalk artık!"

Oflayarak gözlerimi açmaya çalıştım.

"Ya bırak da uyuyayım ya!"

"Kahvaltı hazır, n'apabilirim!?"

Sesini yükselterek dediği şeyle kaşlarımı çattım. Gözlerimi tamamen açıp Berfin'e bakmaya başladım. Kıyafetleri katlıyordu ama suratından düşen bin parçaydı.

"Sen iyi misin?"

Berfin'in bakışları kısa bir an beni bulurken konuştu.

"İyiyim."

"Pek öyle görünmüyor ama."

Berfin bana dönüp sinirle suratıma bakmaya başladı.

"Nasıl göründüğü ile ilgilenmiyorum Havin! Dolabında kıyafetlerin var, giyinip gelirsin!"

Deyip hızlıca odadan çıktı. Kapıyı çarparak kapatırken anlamamazlıkla arkasından bakıyordu. Ne olmuştu şimdi?

"Gene boş yere neye sinirlendi acaba? Hayır, bana da söylemiyor! Söylese yardımcı olurum belki!"

Sinirle yataktan kalkıp banyoya yöneldim. Kapıyı ardımdan kilitleyip elimi yüzümü yıkadım. Daha sonra da pedimi değiştirip banyodan çıktım. Bir bitmedi lanet şey!

Dolabıma yönelip kıyafetlere baktım. Gerekli gereksiz her türden giysi vardı. Ne gerek vardı acaba bu kadarına?

"Kartıma iyi girmiştir he!"

Dediğimin üzerine aklıma gelen şeyle kaşlarım çatıldı.

"Sahi kartım nerede lan benim?"

En son Berfin'e vermiştim. Kim bilir nereye koydu ya, of!

"Umarım kart kaybolmamıştır. Yoksa ben Berfin'i kaybedeceğim ortadan!"

Oflayarak altıma siyah, yırtık pantolon; üstüme de siyah, kapüşonlu sweet alıp dolabın kapağını kapattım. Pijamalarımı çıkarıp aldıklarımı üstüme geçirdim. Pijamalarımı da katlayıp yatağın üstüne koydum.

"Off! Daha akşam var!"

Akşam saat kaçta gidecektik acaba? Kesin bu gece de uyuyamayacağım!

"Olaysız geçen bir gün istiyorum!"

Oflayarak odadan çıktım. Kapıyı arkamdan kapatıp merdivenlere yöneldim. Basamakları hızlı hızlı inip yemek yediğimiz odanın önüne geldim. Kapıyı açtığımda herkesin beni beklediğini gördüm.

"Çok beklettim galiba, özür dilerim."

"Sorun değil Havin aşkom."

Abimin dediğiyle gülümseyerek yerime oturdum. Oturmamla herkes yemeğe başlamıştı.

"Berfin, benim kartım nerede?"

Sorduğum soru ile Berfin kafasını kaldırıp bana baktı.

"N'apacaksın?"

Ters ters dediği şeyle kaşlarımı çattım.

"N'apacaksın, derken? Farkındaysan kart benim. Sana güvenip verdim ve şimdi kartımı geri istiyorum."

"Niye? Bana mı güvenmiyorsun? Kartın bende dursa ne olur?"

Bir şey yapmıştı. Çok belliydi.

"Berfin karta ne yaptın söyler misin?"

"Bir şey yapmadım!"

Yavaştan kan beynime sıçramaya başlıyordu.

"Yalanı sevmediğimi biliyorsun Berfin. Kartıma ne yaptın söyler misin? Yavaştan sinirlenmeye başlıyorum çünkü!"

"Bir şey yapmadım Havin!"

"Lan nerede kartım o zaman!?"

Bağırarak dediğim şeyle Talya'nın sıçradığını fark ettim. Fazla mı bağırmıştım farkında olmadan?

"Az sakin mi olsanız?"

Tuna'nın dediği şeye abim cevap verdi.

"Dur dur karışma sen! Uzun zamandır hiç kız kavgası izlemedim!"

Heyecanlı sesiyle ister istemez gülmüştüm. O sırada Talya konuştu.

"Şey Havin..."

Bakışlarımı ona yönelttim.

"Efendim?"

Çekindiği belliydi. Berfin'e kaçamak bir bakış atarken Berfin hiç oralı olmamıştı.

"Şey... Berfin kartı kaybetti de..."

"Ney!?"

Sinirle bağırmamla Talya yerinden sıçradı.

"N'aptı n'aptı!? Lan o kaç bin liralık kredi kartı sizin haberiniz var mı!? Ya birisinin eline geçerse!?"

Sinirden delirirken Berfin'in dediği şeyle daha da parladım.

"Şifreli zaten. Bir şey olmaz."

"Lan o şifreyi kırar isterse! Şifreye ne güveniyorsun sen!? Bu kadar mı düz mantıksın ya!? Ya beni delirtmek için mi uğraşıyorsunuz!? O kadar mı gözünüz döndü!? Bir kartı kaybedecek kadar mı gözünüz kör oldu!? Şimdi işin yoksa o kartı iptal edeceğim diye uğraş! Lan benim yanımda başka kart yok! Sadece kart değil, başka yanımda para da yok! Tek para kaynağım oydu benim! Ne bok yiyeceğim şimdi ben!?"

Sinirden bütün masayı dağıtasım vardı. Üstüne Berfin'in umursamadan yemek yemesi beni daha da çileden çıkartıyordu. Talya bile yerinde küçülüp utanırken Berfin'in umurunda olmaması bende, onun kafasını kopartma isteğini daha da arttırıyordu.

"Sana güvenip de kartı verende hata zaten! Ulan Talya bile şuan ki durumdan utanıyor hiçbir suçu olmamasına, hiçbir sorumluluğunun olmamasına rağmen! Sen ise hala utanmadan karşımda yemek yemeye devam ediyorsun! Aptal!"

Sinirle yerimden kalkıp kapıyı çarparak odadan çıktım. Resmen yeme isteğim kaçmıştı. Onun saçma sapan yolsuzluklarını mı çekeceğim ya ben!? Bu kadar derdin, olayın arasında!

"Geri zekalı!"

Sinirimi merdivenin basamaklarından çıkarmak istercesine ayağımı vurarak çıkıyordum. İşim gücüm yokmuş gibi şimdi o salak müşteri hizmetleri ile uğraşacaktım.

Odanın önüne geldiğimde kapıyı hızlıca açıp aynı hızla kapattım. Hemen komodinde ki telefonuma davranıp hangi numarayı arayacağıma baktım. Daha sonra da numarayı tuşlayıp telefonu kulağıma götürdü.

"Hadi bakalım, şimdiden artı yeni sinir krizi yüklendi!"

°°°

Kendimi rahatlamış bir şekilde yatağa attım. Sonunda kartımı iptal etmeyi başarabilmiştim.

"Hayatımdan çalınan bir buçuk saati bana acilen geri verilmesini talep ediyorum!"

Yarı sinirle söylediğim şeyden sonra kapım çalındı. Bakışlarımı oraya yönelterek bağırdım.

"Gel!"

İçeriye çalışanlardan biri girdi.

"Havin Hanım, Barlas Bey sizi çalışma odasında bekliyor."

"Tamam. Teşekkürler haber verdiğin için."

Kadın gülümseyerek odadan çıktı. Bende oflayarak yataktan kalkıp kapıya yöneldim.

"Şimdilik bu kadar. Yarın yine konuşuruz."

"Daha barın krokisini ezberleyeceksin."

"Bıktım, gerçekten bıktım!"

Kesin şu barın krokisini tekrar edecektik. Aslında tekrar etmemizde fayda vardı. Abime görsel hafızam iyidir falan demiştim ama pek iyi olduğu da söylenemezdi. Kroki okumayı hiç beceremezdim. Kuş bakışı olduğu için bir türlü aklımda kalmıyordu. Çok karışık geliyordu.

Kapımı ardımdan kapatıp merdivenlere yöneldim. Basamakları ikişer ikişer çıkıp odanın önüne geldim. Kapıyı çalıp içeriden gelecek olan sesi bekledim.

"Gel!"

Kapıyı açıp içeri girdim. Barlas tekli koltuklardan birini oturmuş, eline de içinde kahve olduğunu düşündüğüm bir kupa almıştı. Yanına gidip karşısındaki tekli koltuğa oturdum. Oturmamla masadaki krokiyi kaşlarımla işaret ederek konuştum.

"Şu krokiyi ezberleyeceğim galiba?"

Kafasını salladı.

"Bir an önce ezberle. Daha dansının provasını yapacaksın."

Kaşlarımı çatarak konuştum.

"Prova mı?"

"Evet."

"Gerek yok. Yaparım işte bir şeyler."

"Kafanda en azından bir fikir olsun. Sonra takılıp kalma."

"Kalmam kalmam. Bir şey olmaz."

Barlas krokiden bakışlarını çekip bana baktı.

"Sabrımı zorlama istersen?"

"Zorlarsam ne olur?"

Daha sonra hemen ekledim.

"Bana bak, zaten sinirliyim. Bir buçuk saattir o salak müşteri hizmetleri ile uğraşıyorum, yetmezmiş gibi kaç bin liralık güzelim kartımı iptal ettirmek zorunda kaldım. Damarıma basma benim! Zaten parlayacak yer arıyorum!"

Sinir bozucu bir şekilde sırıttı.

"Her zaman parlayacak yer arıyorsun zaten."

"Ne alakası var!?"

"Senle konuşulmuyor."

"Ne istiyorsun lan sen benden?"

"Bir şey istemiyorum. Kendi kendine halleniyorsun."

Hala sırıtmaya devam ediyordu. Ve sırıtışı o kadar sinirimi bozuyordu ki!

"Sırıtma!"

Tek kaşı kalktı.

"Niyeymiş?"

"Sinirim bozuluyor."

Gülmeye başladı.

"Sinirini bozmayan bir şey söylesene bana."

"Senin olmadığın her yer!"

Bunu derken kendimi nedense kötü hissetmiştim. Fakat Barlas hiç oralı olmamıştı.

"Maalesef bu mümkün değil Havin."

"Maalesef Barlas!"

Sırıtışına daha fazla katlanamayıp bakışlarımı krokiye çevirdim. Sahnenin arkasında bir merdiven vardı. Merdivenden çıkıp üst kattaki odalardan birine götürecektim. Krokiye doğru eğilerek konuştum.

"Götüreceğim oda şurası mı?"

Parmağımla bir odayı gösterdiğimde Barlas eğilip elimi tuttu. Daha sonra da gösterdiğim odanın iki yanındaki odaya doğru sürükledi.

"Burası."

Kafamı salladım. Elini elimden çekerken benim düşündüğüm şey ise elinin neden bu kadar sıcak olduğuydu. Gerçi elinde kahve vardı, ondan olabilir.

Kahve diğer elinde.

İç sesimin dediği şeyle ona hak verdim. Aman, bana ne adamın elinden?

"Sağdan 8. oda?"

"Evet."

Dışımdan dediğim şeye Barlas'ın onay vermesi üzerine elimi krokiden çekip arkama yaslandım. Bir andan da içimden tekrar ediyordum.

Sağdan 8. oda.

Sağdan 8. oda.

Sağdan 8. oda.

Bence karıştırmazdım. Yapacağım zor bir şey değildi sonuçta.

"Tamam. Ezberledim ben."

"Emin misin?"

"Eminim eminim. Zor değil zaten."

Bakışlarımı gözlerine çekip tekrar konuştum.

"Saat kaçta çıkacağız? Ayrıca Berfin'e belli etmeden çıkabilecek miyiz?"

"Senin gösterin 00.00'da başlıyor. Berfin'i de hallederiz, o çok problem değil."

"Zorları neymiş 00.00'da acaba!?"

"Gittiğinde Yavuz'a sorarsın."

Dalga geçen sesiyle sırıttım.

"Sorarım."

Dediğim şeyden sonra aramızda sessizlik olurken arada sırada krokiye bakıyordum. Barlas ise dik dik bana bakıyordu. Gözünü de kırpmıyor arkadaş! Hayatta birisine o kadar uzun bakamam ben!

"Dansını biliyorsun dimi?"

"Evet. İnternette ezbere bildiğim bir dans vardı. Bir şeyler de ben eklerim, yuttururum öyle."

Kafasını salladı. Daha sonra ayağa kalkıp masasına doğru ilerledi. Ben ne yapacağına bakarken kucağıma attığı şeyle yerimden sıçradım. Baktığımda bunun bir kimlik olduğunu gördüm.

"Öyle atılır mı geri zekalı!? Ödüm koptu!"

Barlas ise umursamadan koltuğunda yayılırken bende kimliği incelemeye koyuldum.

Alev Aksoy

05/05/1999

"İsmini sorarlarsa Alev diyeceksin. Tabi bu Yavuz için geçerli değil. Yavuz için aklından bir isim uydur. Yavuz'dan sonraki hayatın için bundan sonra adın Alev."

Kafamı salladım.

"İyi de bu ne için?"

"Tedbir amaçlı. İllaki seni yanımda görecekler. Sordukları zaman Alev diyeceksin."

"Senin yanında gören oldu zaten. Bunlardan biri de o resepsiyonda ki kadın. Adımın Alev olmadığını biliyor."

"Onun sorun çıkaracağını sanmıyorum. Sadece o değil, kimse çıkartamaz."

"Neden her şeyden bu kadar eminsin? Ya planladığın gibi gitmezse her şey?"

"Gidecek."

Bunun bu kadar emin olması beni benden alıyor resmen!

"Bir gün bu gereksiz öz güvenin ve her şeyden emin olman başına iş açacak. Havin söylemişti, dersin işte o zaman."

"Sanmıyorum."

Bir şeyi de san zaten anasını satayım!

"Başka bir şey yoksa ben odama gideceğim. Uykum var."

"Yok."

Kafamı sallayıp elimdeki kimlikle kapıya doğru ilerledim. Arkamdan kapıyı da kapatıp merdivenlere yöneldim. Basamakları hızlı hızlı inip odamın önüne geldim. Girdiğimde içeride kimse yoktu.

"Hayret, Berfin ortalarda yok."

Çok da umurumdaydı gerçi. Ortada dolanmaması benim işime gelirdi. Hala sinirliydim. Güzelim kredi kartım gitti lan onun yüzünden! Şimdi yenisini almak için uğraşacağım!

"Sinirlenme Havin sinirlenme. Akşam yeterince gergin olacak zaten."

Kendimi yatağa, kimliği de komodine atıp gözlerimi kapattım. Akşam yorulacağım için biraz uyusam iyi olurdu.

°°°

Kapının çalınması ile gözlerimi açmadan bağırdım.

"Gel!"

Kapının açılma sesini duymuştum. Fakat ne gözümü açmıştım ne de kapıya doğru dönmüştüm.

"Havin Hanım, uyandırıyorum kusura bakmayın ama Barlas Bey sizi çağırıyor."

"Hay senin Barlas'ına!"

Sinirle söylenip hızlıca yataktan kalktım. Resmen uykulu halim bir anda kaybolmuştu.

"Geliyorum geliyorum! Bir öğrenemedi ayağına çağırmamayı! Sanırsın kral, sarayında yaşıyor da odasına ülkenin gelecekteki tahta geçecek olan oğlunu çağırıyor!"

Kadın bana şaşkınca bakarken gülmeyi ihmal etmemişti.

"Barlas Bey biraz sıkmış sizi galiba?"

"Sıkmak ne demek!? Mendebur ya! Hayır, en olmadık zamanda çağırıyor!"

Kadın halime gülerken ikimiz de odadan çıktık. İkimiz de merdivenlere yönelirken ağzımı açtım.

"Sen nereye gidiyorsun şimdi?"

"Barlas Bey'in yanına. Neden, diye soracak olursanız sizi çağırdıktan sonra yanına gidip ne dediğinizi söylemem gerekiyor."

Dediği şeyle gözlerim pörtledi.

"Şaka?"

Gülerek kafasını olumsuz anlamda iki yana salladı. Aha işte şimdi sıçtım!

"Söylemesen? Hem niye söylüyorsun ki?"

"Yok yok, merak etmeyin söylemeyeceğim. Sizin dediklerinizi ne duydum ne de gördüm. Ve ikinci sorunuza gelirsek Barlas Bey'in emri. Neden bilmiyorum."

İkinci dediğini es geçerek sevinçle konuştum.

"İşte bu be! Sevinçten sarılabilirim şuan sana!"

Daha sonra hemen ekledim.

"Adın ne?"

"Olga."

"Yaşın?"

"30 olacağım iki ay sonra."

Kafamı salladım. Benden büyüktü.

"Hiç göstermiyorsun."

"Teşekkürler."

Gülümseyerek dediği şeyle gülümsedim. Konuşurken kapının önüne gelmiştik zaten.

"Siz benden biraz sonra girin. Normalde öyle oluyor, şimdi sizinle girersem ters giden bir şeyler olduğunu anlar."

"Tamam! Seni çok sevdim ya ben!"

Gülerek kapıyı çaldı. Harbi sevmiştim. Samimi kadındı aslında. Acaba kendi tarafıma çekebilir miyim? Barlas'a karşı. Barlas'ın dediklerini bana söylettiririm falan. Olmaz değildi de, zordu. Şimdi durduk yere sobelenirim falan. Ama denemekten zarar gelmez. Bata çıka bata çıka öğreneceğiz bir şeyleri işte.

"Gel!"

Kadın kapıyı açıp içeri girdi. Bende görünmemek için uzakta durdum.

"Barlas Bey, Havin Hanım geleceğini sadece biraz beklemenizi istedi."

"Niye beklememi istemiş?"

Sana ne geri zekalı! Beklesen ölür müsün!? Mala bak!

"Ben girdiğimde uyuyordu da, uyandırmış oldum biraz."

"Anladım. Başka bir şey dedi mi?"

N'apacaksın ya n'apacaksın!?

"Hayır demedi."

İşte insan gibi insan ya!

"Tamam, çıkabilirsin."

Olga kapıyı kapatıp bana doğru geldi.

"Siz 2 dakika sonra girin. Ben gözden kaybolunca girin ya da."

"Tamam tamam. Cansın, çok teşekkür ederim!"

"Ne demek rica ederim!"

Olga gülümseyerek merdivenlere yöneldi. Bende beklemeye başladım. Olga'nın tamamen gözden kaybolduğunu düşündüğümde de kapıya yöneldim. Kapıyı çalıp yüzüme uykulu bir ifade yerleştirdim.

"Gel!"

Kapıyı açıp içeri girdim.

"Ne var ya gene!?"

Sesimi oldukça yorgun tutmaya çalışmıştım. Baktığımda Barlas yine elinde kupasıyla tekli koltuktaydı.

"Şu krokiyi ezberlemen gerekiyor."

"Lan ezberledim ya!"

Ne yani, ben şimdi sırf bu yüzden mi uykumdan uyandırılmıştım!?

"Nerede?"

"Sağdan 8. oda!"

Kafasını salladı. Ya, var ya şimdi!

"Onun dışında Yavuz'un da nasıl biri olduğunu görmen lazım."

Oflayarak yanına gittim. Karşısındaki tekli koltuğa kendimi atarken Barlas, masadaki dosyayı bana doğru itti. Dosyayı elime alıp sayfalarını çevirmeye başladım.

Yavuz Kartal

01/08/1985

37 yaşındaydı. Ulan, yaşından başından utan be!

Profiline baktığımda saçlarını beyaza boyamış ve koyu kahve gözlü olduğunu gördüm. Sert bir yüz ifadesi vardı. Gerek yüz hatları gerek bakışları olsun, sert ve soğuk olduğu belliydi.

"Çok soğuk görünüyor. Nasıl kendimi ona arzulatacağım ki?"

Resmen şu cümleyi kurarken bile kendimi kötü hissetmiştim. Fahişeden bir farkım yokmuş gibi hissediyordum.

"Öyle göründüğüne bakma. Sahneye çıktığın an seni arzulayacak zaten."

Derin bir nefes alarak konuştum.

"Senin kendinden bu kadar emin oluşun beni öldürüyor."

Dediğime cevap vermedi. Dosyayı biraz daha inceleyip Yavuz'un yüzünü zihnime kazıdıktan sonra geri masanın üstüne bıraktım.

"Odanın yerini de Yavuz'un suratını da zihnime kazıdım. Dansım da belli. Kıyafet de tamam. Başka bir şey kalmadı sanırsam?"

"Ezberlediğine emin misin? Sonra bir kaza çıkarma başımıza."

Kaşlarımı çattım.

"Ezberledim, diyorsam ezberlemişimdir. Ayrıca merak etme, başımıza sonradan bir kaza çıkarmam!"

"Umarım."

Göz devirerek önüme döndüm. Aramızda bir sessizlik oluşurken parmaklarımla oynamaya başladım. Bunlar hep can sıkıntısı can!

"Canım sıkılıyor!"

"Olsun olsun, sıkı can iyidir!

Aklıma yetimhanede ki kadın gelmişti. Orada ne iş yapıyordu hatırlamıyorum ama seviyordum. Her canım sıkıldığında ona giderdim. O da hep "Sıkı can iyidir!" derdi. Eğlenceli kadındı. Sonra ne olduysa işten mi çıkmış, atılmış mı öyle bir şey. Bir daha da görmedim.

"Saat 23.00 gibi çıkarız. Ona göre hazırlan."

Barlas'ın sesiyle kafamı kaldırıp bakışlarımı gözlerine yönelttim.

"Tamam. Böyle giderim zaten. Makyajı falan orada yapacaklar dimi?"

"Evet. Sadece yanında kıyafeti götüreceksin."

Kafamı salladım. Tekrar bir sessizlik olurken acaba gitsem mi diye düşünüyordum. Ama nedensiz bir şekilde gidesim de yoktu.

"Berfin'i gördün mü?"

Kafamı kaldırmadan yönelttiğim soru ile Barlas ağzını açtı.

"Talya ile dışarı çıktılar."

"Hangi parayla acaba!?"

İmalı sesimle sırıttığını hissettim.

"Para harcamak için çıktıklarını sanmıyorum. Talya, Berfin azıcık kafasını dağıtsın, diye çıkartmıştı. Sahile falan gitmişlerdir. Ya da kafeye."

Kafamı salladım.

"Benim yeni kredi kartı almam lazım. Bir ara araba ver de almaya gideyim."

"Olmaz!"

Kesin çıkan sesiyle kaşlarımı çatarak kafamı kaldırdım.

"Niye?"

"Birlikte gideriz."

"Ne gerek var ya? Ben giderim, bir şey olmaz."

"Hayır, dedim!"

"Niye istemiyorsun ki? Merak etme arabanı çarpmam, o konuda güvenebilirsin."

"Sana güveniyorum zaten."

Dediği şeyle istemeden gülümsedim. Hoşuma gitmişti.

"Sadece eğer peşine düşerlerse seni koruyabilmek için. Başına bir şey gelsin istemem."

Benim içim niye yumuşadı lan şimdi birden bire!?

"Eğer öyle bir şey olursa abim kafanı kırar zaten."

Gülerek dediğim şeyle güldü.

"Saftirik, sinirlendiği zaman harbiden sinirli oluyor."

"Genelde öyle olur zaten. Sürekli komik ve insanları güldüren kişiler daha sabırsız, sinirli oluyor. Sert ve soğuk olanlar biraz daha sabırlı, sakin oluyor. Yani... en azından benim gördüğüm öyle."

Kafasını salladı.

"Saat kaç?"

"16.00 civarı."

İyi uyumuşum lan gene. Tekrar bir sessizlik oluşurken artık çıkmam gerektiğini düşündüm. Konuşacak bir şey yoktu.

"Ben çıkayım o zaman. Başka bir şey yoksa?"

Biraz düşündükten sonra kafasını olumsuz anlamda salladı.

"Çıkabilirsin."

Ayağa kalkarken konuştum.

"Bir daha ayağına çağırmazsan sevinirim. Azıcık da sen gel."

"Gelirim gelirim."

Gülümseyip kapıya doğru ilerledim. Odadan çıkıp kapıyı da arkamdan kapattım. Odama doğru ilerlerken bir andan da Yavuz'un suratını düşünüyordum. Aslında 37 yaşında olmasına rağmen yakışıklıydı. Bir an, ister istemez Barlas ile ikisini düşündüm.

"Barlas bin basar!"

Barlas'ın sırf gözleri bile yeterdi aslında. Şerefsizin gözleri çok güzeldi. Keşke benimde öyle olsaydı.

"Eğer hayatta renkli gözlü değilsen siyah gözlü olacaksın kardeşim!"

Küçükken kendimi hep böyle telkin ederdim. Ya renkli ya siyah. Hatta bunu yetimhanede ki bir çocuğa söylediğimde sırf renkli gözlü olmadığım için kıskandığımı falan söylemişti. Pislik kız, moralimi bozmuştu o zaman!

Odama geldiğimde kapıyı açıp arkamdan kapattım. Komodinde ki kimliğim gözüme çarparken onu alıp banyoya doğru ilerledim.

"Berfin bunu görmese iyi olur."

Banyoda bir dolabın kapağını açıp en alttaki havlunun arasına sakladım. Burada bulamazdı. Daha sonra banyodan çıkıp yatağa atladım.

"Hep yatıyorum hep yatıyorum ya! Eğer şu Maske olmasaydı ne güzel çalışıyor olacaktım."

Eskiden yatmayı özlerdim şimdi işimi özlüyorum. İkisininde bir ortası yok ki anasını satayım! Hepsi en uçta!

Telefonu elime alıp kurcalamaya başladım. Saat 16.45 idi. Birkaç saati de telefonda geçiririm artık.

Ne yapabileceğimi düşünürken aklıma okuduğum kitap gelmişti. Hemen uygulamaya girip kitabı okumaya başladım. Yazar yeni bölüm atmıştı.

°°°

"Gene en heyecanlı yerde bitirmiş ya!"

Kitabın son bölümünde yine en heyecanlı yerde bitmişti. Yorumlara girdiğimde herkesin isyan ettiğini gördüm. Ki bence çok haklılardı!

Saate baktığımda 18.07 olduğunu gördüm. Zaman hızlı geçmişti. Birazdan yemek sonra bar.

"Off!"

Kapının çalınmasıyla seslendim.

"Gel!"

İçeriye Olga girdi.

"Havin Hanım, yemek hazır."

Kaşlarım çatıldı.

"Daha erken değil mi?"

"Barlas Bey bu seferliğine erken yemek istedi."

Kafamı salladım.

"Tamam. Geliyorum ben."

Olga gülümseyip odadan çıktı. Arkasından da ben çıktım. Merdiven basamaklarını hızlı hızlı inip yemek yenilen odanın önüne geldim. İçeri girdiğimde bir tek Barlas vardı. Hemen sağ çaprazında yerimi alırken konuştum.

"Niye bugün erken yiyoruz?"

"Seninle alakalı bir durum değil merak etme. Biz Tuna ve Kaan ile planı tekrar edeceğiz. O yüzden erken yemek istedim."

Kafamı salladım. Sessizlik oluşurken içeri Talya ve Berfin girdi.

"Biz geldik!"

Talya neşeli sesiyle konuşurken gülümsedim. Berfin ise hiç selam falan vermemişti. N'oluyor buna ya!? Trip atması gereken benim ama o bana trip atıyor. Hem suçlu hem güçlü arkadaş!

Birkaç dakika sonra herkes sofraya oturunca yemeğe başladık. Yemek her zamankinden sessiz geçmişti. Hiç kimseden çıt çıkmazken ayağa kalktım.

"Afiyet olsun size."

Sana da, gibi kelimeler alırken gülümseyip odadan çıktım. Tabi Berfin'in yine bir şey dememesi gözümden kaçmamıştı.

Barlas'ın çalışma odasına doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde krokinin ve Yavuz'un dosyasının hala masada durduğunu fark ettim.

"Tekrar etmekten bir zarar gelmez."

Tekli koltuklardan birine oturup krokiye baktım.

"Sağdan 8. oda."

Kendi kendime tekrar edip bu sefer de Yavuz'un dosyasını aldım.

"Beyaz saçları yüzünden kolay ayırt ederim ya."

Kendi kendime düşünürken odanın kapısı açıldı. Bakışlarım oraya yönelirken Barlas'ın geldiğini gördüm. Niyeyse içeri girerken bir heybetli girmişti. Ya da bana öyle geliyordu.

"Sen sormadan söyleyeyim krokiye bakıyordum."

Daha sonra imayla ekledim.

"Malum, başımıza sonradan iş açarım falan!"

Barlas karşımda yer alırken göz devirdi.

"Bunu sürekli söyleyecek misin?"

Sırıtarak kafamı salladım.

"Evet."

Kapı tekrar açılınca tekrar kafamı kapıya çevirdim. Bu sefer içeriye abim ve Tuna girmişti.

"Oo gencolar, n'apıyorsunuz bakem?"

Abimin yaptığı değişik şive ile güldüm.

"Sonradan başımıza iş açmayayım, diye tekrar yapıyorum."

"Kız ne işi açacaksın başımıza!? Takma bu kadar, salla gitsin be!"

Abimin dediği şeyle bakışlarımı Barlas'a yönelterek konuştum.

"Bazıları öyle düşünmüyor da, o yüzden."

"Kim düşünmüyor? Söyle hemen kırayım kafasını!"

Abimin heyecanlı sesiyle gülerek konuştum.

"Belki de ben öyle hissettim. Sorun değil."

Abim sırıtırken bu sefer Tuna konuştu.

"Bizde şu planı tekrar edelim bari."

Barlas kafasını sallarken anlatmaya başladı. Bende merak ettiğim için pür dikkat dinliyordum. O sırada gözüm Barlas'a takıldı. Çok ciddi ve tamamen fokuslanmış bir şekilde anlatıyordu. Kaşlarını hafif çatmış, ellerini sürekli bir yerlere götürüp duruyordu. Yalan söyleyemem şuan aşırı karizmatik görünmüştü gözüme.

Böyle böyle kaç saat geçmişti bilmiyorum ama planın herhalde anasını ağlatmıştık. Bir ara kaç kere üstünden geçtiğimizi sayıyordum ama sonradan saymayı bırakmıştım.

"Artık bu kadar tekrarın üzerine gider hata yaparsak kendimi asarım."

Tuna'nın dediğine gülerken içten içe hak verdim. Harbiden, artık hata da yapmayalım ya!

"Yok olum yapmayız artık. Hadi Havin sende odana git, bir Berfin'e görün. Sonrada kapının önüne gel. Oradan da bara geçeriz artık."

Abimin dediğiyle kafamı sallayıp ayağa kalktım. Tam odadan çıkacağım sırada arkamdan Barlas seslendi.

"Kaçıncı oda?"

"Sağdan 8."

"Güzel, aferin."

Gülümseyip odanın kapısını kapattım. Hızlıca odama ilerledim. Yavaştan karnım ağrımaya başlamıştı. Stres karnıma vuruyordu benim.

"Stres yapacak bir şey yok, sakin ol."

Odanın önüne geldiğimde kapıyı açıp içeri girdim. Berfin yatakta bana doğru dönerken kısa bir an bana baksa da sonra tekrar sırtını döndü. Göz devirerek banyoya yöneldim. Hızlıca dişimi fırçalayıp birkaç dakika bekledikten sonra banyodan çıktım.

"Berfin?"

Ses gelmedi. İyi iyi. Berfin'in bu kadar çabuk uyuması işime geliyordu.

Yavaş adımlarla odadan çıkıp kapıyı dikkatlice kapattım. Hızlı hızlı basamakları inip kapının önüne geldim. Herkes buradaydı zaten.

"Çok beklettim?"

Soru sorar gibi çıkan sesime Tuna cevap verdi.

"Yok yok, bir şey olmaz. Hadi çıkalım artık!"

Kapıyı açıp çıktık. Bahçeden hızlı hızlı ilerlerken bir sürü korumanın bizimle geldiğini fark ettim.

"Hepimiz böyle gidersek dikkat çekmez miyiz?"

Sorumu Barlas yanıtladı.

"Adamlarım içeride zaten. Şuan bizimle gelecek olanlar barın yakınlarında duracaklar her ihtimale karşı."

"Hee, tamam."

Bahçe kapısından çıkıp siyah arabaya doğru yöneldik.

"Ben Havin ile gideceğim. Siz de peşimden gelin."

Abim ve Tuna kafasını salladı. Hepimiz arabalara dağıldık. Ön koltukta yerimi alıp kemerimi bağladım. Barlas da kemerini bağlayınca arabayı çalıştırdı. Bara doğru ilerlerken karnım ağrımaya başlamıştı. Her geçen saniye daha da stres oluyordum.

"Sakin ol."

Barlas'ın sesi ile kafamı ona çevirdim.

"Sakinim zaten."

"O yüzden mi bacağını titretiyorsun?"

Bakışlarım bacağıma kayarken harbiden de bacağımı titrettiğimi fark ettim.

"Farkında değilim."

"Öyle olsun."

Aramızda başka bir diyalog oluşmadı. Dakikalar saatler gibi gelirken sonunda barın önüne gelmiştik. Kemerimi açarken Barlas koltuğun arkasına uzandı. Daha sonra da tanıdık kutuyu kucağıma bıraktı.

"Teşekkürler."

"Rica ederim."

Şuan arabadan inmem gerekiyordu ama hiç inesim yoktu. Karnım feci ağrıyordu. Bakışlarımı Barlas'a yöneltirken onun da bana baktığını fark ettim.

"Hiç inesim yok."

"Benimde hiç seni indiresim yok."

İster istemez güldüm. O da gülerken tekrar konuştum.

"Gittim ben o zaman."

"Dikkat et! Bir de ne olursa olsun sakın tülünü açmasına izin verme!"

Uyarıcı sesi ile gülümseyip kafamı salladım. Daha sonrada arabadan inip bara doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde alkol kokusu ile yüzümü buruşturdum.

"Nefret ettim ya!"

Söylene söylene sahnenin arkasındaki kulise doğru ilerledim. İçeriye girdiğimde bir kadınla karşılaştım.

"Sen dansöz olmalısın. Hadi hemen giyin de makyajını yapayım."

Kadının aceleci sesiyle kafamı salladım. Üstümü çıkarırken hiç utanacak durumda değildim. O da kadındı sonuçta. Aynı beden onda da vardı.

Kutudan kıyafeti çıkarıp üstüme geçirdim. Daha sonrada kadının önündeki sandalyeye oturdum.

"Yanlış anlama ama hayatımda gördüğüm en güzel oryantal kıyafeti. Üstünde de çok iyi duruyor."

"Teşekkür ederim."

Ulan böyle beğenilmek de varmış!

Kadın saçıma hafif dalga verip hızlıca makyajım geçti.

"Yüzünde tül falan olacak mı?"

"Evet olacak."

"Tamam."

Yarım saat sonra makyajım bitmişti. Yüzümde tül olacağı için gözlerime ağır bir makyaj yapmıştı. Simli beyaz ve griden oluşan göz makyajımla kendimi bambaşka hissetmiştim. Zaten kadının gözüme taktığı kirpikten dolayı aşırı rahatsızdım. Resmen gözlerime ağırlık çökmüştü.

Bunun yanı sıra çok hafif bir allık ve dudağıma çok açık pembe parlatıcı sürdü.

"Süslediğim en iyi dansöz olabilirsin!"

Kadının gülümseyerek dediği şeyle gülümsedim.

"Çok naziksiniz, teşekkür ederim."

"Çok masum duruyorsun buradan. Yani bir fahişe için."

Kadının dediği şeyle yutkundum. Ne diyeceğimi şaşırmıştım.

"Hadi iyi eğlenceler sana. 5 dakikaya sahneye çıkman gerek."

Deyip odadan çıktı. Bense hala dediği şeyi düşünüyordum.

"Çok masumsun."

"Bir fahişe için."

"Fahişe."

Moralim çok bozulmuştu. Oturup ağlayasım vardı. Aynadaki yansımama bakarken ister istemez kadına hak vermiştim. Buradan bakınca gerçekten de tam bir fahişe gibi duruyordum.

"Ve şimdi oryantal dansı için kendisini sahneye davet ediyoruz!"

Gelen sesle derin bir nefes alıp masadaki tülü kafama geçirdim. Daha sonrada hızlı adımlarla kulisten çıkıp sahneye yöneldim. Müzik başlarken kollarımı etrafımda kıvırtarak sahneye adımladım. Sahnenin tam ortasına geldiğimde kalçamı hareket ettirerek dansıma devam ettim. Etraftan tezahürat sesleri gelirken benim ise midem bulanıyordu. Kendimi bu durumun içinde görmek beni utandırırken etrafıma gülücükler saçmaya çalışıyordum.

Daha sonra aklıma gelen şeyle etrafıma baktım. Yavuz Kartal denen herifi bulmalıydım. Çaktırmadan etrafıma bakarken beyaz saçlarından ötürü onu rahatça ayırt edebilmiştim.

Dikkatinin bende olup olmadığını anlamak için kalçam ile göbeğimi eş zamanla kıvırttım. Anında bakışları kalçama inerken kendimi çok rahatsız hissetmiştim. O sırıtan ağzını, o kısılmış gözlerini yerinden çıkarmak istiyordum!

Müziğin ritmine göre etrafımda dönüp raksa benzer hareketler yaptım. Etraftan deli gibi bağırış gelirken sahneden kıvırtarak indim. Herkes bana yol açarken bazılarına cilveli bir şekilde yaklaşıp geri kaçıyordum. En sonunda bakışlarımı Yavuz denen herife çevirdim. Elinde şarabıyla bana dikkatle bakıyordu.

Ona doğru kıvırtarak ilerledim. Yanına geldiğimde sırtımı ona dayayıp hafif sürtünüp kendimi hemen geri çektim. Etrafında dolanıp elimi boynuna dolarken kulağına eğildim.

"Sahnenin arkasındayım."

Fısıldayarak kurduğum cümleden sonra elimi ensesine sürterek geri çekildim. Geri geri ondan uzaklaşırken göz kırpıp ona arkamı döndüm. Resmen kendimi kirlenmiş hissediyordum. En sonunda müziğin bitimine doğru tekrar sahneye çıkıp birkaç kere daha kıvırdıktan sonra son pozu verdim. Dansımın bitmesi ile etraftan beğeni ve bağırışlar koparken bir anda herkes aynı şeyi söylemeye başladı.

"Bir daha!"

"Bir daha!"

Korkuyla yutkunurken sahnenin arkasına geçtim. Bir daha aynısını hayatta yapamazdım.

"Evet, dansözümüzün harika performansından sonra gecemize devam ediyoruz!"

Sahnenin arkasında Yavuz denen herifi beklerken ensemde hissettiğim nefes ile başta gerilsem de çaktırmamak için boynumu hafif açıp arkamı döndüm. Ve evet, Yavuz Kartal tam olarak karşımdaydı.

"Hayatımda ilk defa senin gibi güzelini görüyorum."

Bir elini belime dolayıp diğer elini tülüme götürürken elini tutup kaldırdım. Etrafında dönmemi sağlarken elini bırakmadan onu merdivenlere çektim.

"Hızlısın."

Sadece sırıttığımı belli edercesine gözümü kıstım. Bana hızlı diyene bak, o"ospu evladı seni!

Yukarıya çıkarttığımda tuttuğum elini çekerek bedenine yapışmamı sağladı. Kafasını boynuma itelemeye çalışırken geri çekildim ve etrafında dönerek tekrar kulağına fısıldadım.

"Sabırlı ol yakışıklı."

Tekrar elini tutup onu sağdaki 8. odaya yönelttim. Arkamdan sırıttığını hissedebiliyordum. Çok rahatsızdım. Midem hem stresten hem de bulunduğum bu durumdan ötürü bulanıyordu.

En sonunda 8. odanın önüne geldiğimizde kapıyı açıp içeri girdik. Yavuz anında kapıyı kapatıp üstüme gelirken geriye adımladım. Fakat o belimden tutup beni kendine çekti.

"Niye kaçıyorsun güzellik?"

O güzelliği alıp ona yedirecektim şimdi! Kafasını boynuma gömerken yutkundum. Aklıma Savaş gelmişti. Şanslıydım ki o zaman da kurtulduğum gibi yine kurtulacaktım. Bu iğrenç şeye maruz kalmayacaktım. Fakat yine de rahatsızdım.

Elini tekrar tülüme götürürken elini tutup bu sefer ben kafamı boynuna gömdüm. Tülümü açmaması gerekiyordu. Lakin benimde bir dayanma noktam vardı. Ayrıca neredeydi o iki adam? Hani bana bir zarar gelmeden Yavuz'u alacaklardı?

Bedenimi bir korku salarken düşündüm. Sağdan 8. oda olması gerekiyordu. E tamam burasıydı işte! Neredeydi bunlar!?

Nefes alış verişlerim benden bağımsız korkuyla hızlanırken Yavuz bunu fark etmiş olacak ki çenemden tutup kafamı kaldırdı.

"İlk seferin galiba he? Korkma, canını hiç acıtmayacağım."

Fakat yüzündeki sırıtış bunun aksini kanıtlar nitelikteydi. Yutkunurken kendimi geri çekmeye çalıştım. O ise ellerini sıkılaştırıp beni daha da kendine çekti.

"Sakin ol ve kendini bana bırak."

Kafasını boynuma gömdüğü için boğuk boğuk çıkan sesiyle göz yaşlarımı tutamadım. Göz yaşlarım yanağımdan süzülürken ne yapacağımı bilmiyordum. Eğer dövmeye kalkarsam bir sürü adam gelir ve plan suya düşerdi. Ama dövmezsem... sonrasını düşünmek bile istemiyordum.

"Artık şu gizemini bir bıraksan mı acaba?"

Deyip elini tülüme attı. Ben yine geri çekilince kaşlarını çatarak bana bakmaya başladı.

"Neyin var senin!? Fahişe isen fahişeliğini bil! Eğer istemiyorsan baştan girmeyecektin bu işe!"

Deyip zorla elini tülüme attı ve sertçe çekti. Tül yırtılarak yüzümden düşerken ne yapacağımı bilmiyordum.

"Şu güzel yüzünü neden benden saklıyorsun?"

Ellerini vücudumda gezdirirken daha fazla dayanamayıp tüm gücümle onu ittim. Yavuz daha ne olduğunu anlamadan yüzüne sert bir yumruk attım.

"P*ç kurusu seni!"

Bağırarak bu sefer tokat attım. Tekrar elimi kaldırmışken elimi tuttu. Ters çevirip sıkarken sinirle kulağıma bağırdı.

"Bu gece ya benimsin ya benimsin anladın mı!? Pişman olman gram umurumda değil!"

Sırtımı duvara vururken ellerimi yukarıda birleştirdi. Ellerimi hareket ettiremezken bağırmaya başladım.

"Uzak dur benden!"

Ağlayışlarım artarken düşündüğüm tek şey Barlas'ın nerede olduğuydu...

𓆝 𓆟 𓆞

4270 kelime... Hadi yine iyisiniz ben 2300 de falan bitiririm diye düşünmüştüm HSHSHSHSHS! Ve bu bölüm biraz fazla uzun olduğu için ne yalan söyleyeyim okuyup da yazım yanlışlarını düzeltmeye üşendim. Eğer varsa şimdiden özür dilerim.

Seviliyorsunuz!

Bölüm sonu

29 yorum