İçeriğe geç

Hacker

Bölüm 43 · 5 dk okuma

Hacker

Bölüm 43

Flaş

"Bence kimseye güvenmemeliyiz. Ne Barlas'a ne Tuna'ya ne de bir başkasına. Kaan'a bile! Çünkü şahsen ben onun senin abin olduğu konusunda şüpheliyim."

Berfin'in dediği şeyle hiddetle ona baktım.

"Saçmalama Berfin! Tamam, kimseye güvenmemek konusunda haklısın fakat Kaan benim abim!"

"DNA testi yaptırdın da benim mi haberim yok Havin!?"

"Berfin yaşadığımız şeyler aynı! Ayrıca bana odaya gittiğimizde bir albüm gösterdi. İkimizin olduğu, tek olduğumuz ve annemle babamın fotoğrafları var! Hatta bazı eşyaları bile o albümün içine koymuş!"

"Mafya değil mi kızım bunlar!? Hı!? İstese senin soy ağacını eline bile verir be! Nereden biliyorsun yalan söylemediğini!? Ya o fotoğraflara bir şekilde erişip sana yalan söylüyorsa!?"

Kafamı iki yana salladım.

"O kadar değil."

"Evet o kadar!"

"Tamam. Tamam, diyelim ki bu dediklerin doğru. O hareketi nereden bilecek Berfin!?"

"Sen beni dinlemiyorsun galiba! Mafya onlar mafya!"

"S*keyim senin mafyanı! Lan sen demiyor muydun o senin abin diye!?"

"O, bunları fark etmeden önceydi! Havin gerçekten bu kadar kör müsün!?"

Gözlerim dolarken tırnaklarımı avucumun içine geçiriyordum. İnanmak istemiyordum.

"Havin, beni daha önce dinlemediğin için şuan bu haldeyiz. O yüzden artık seni değil beni dinleyeceğiz, anlaşıldı mı?"

Hiçbir şey söylemedim. Hiçbir şey demeden hızlıca banyoya girip kapıyı kapatarak kilitledim. Kapıya yaslanarak yere çökerken düşünmeye başladım. Ailemi, abimi, bizi kaçırdıklarını... her şeyi en başından düşünmeye başladım. Hatırlamam gerekiyordu. Kaan'ın abim olup olmadığını kanıtlayacak bir bilgiye ihtiyacım vardı.

"Abi hadi oyun oynayalım!"

"Şuan değil Havin!"

Düşün düşün! Ellerimle yüzümü sıvazlarken bir şeyler hatırlamaya çalışıyordum. Fakat lanet olsun ki yaşadıklarımı hatırlayacak kadar büyük değildim! Belki 5 yaşında değilde 8-9 yaşlarında yaşasaydım daha net hatırlardım. Lakin şuan bu mümkün değildi.

"Kahretsin!"

Oflayarak oturduğum yerden kalktım. Lavaboda yüzümü yıkayıp tuvaletten çıktım. Baktığımda Berfin çoktan yatağa girip uyumuştu bile. Bu tavrı kaşlarımı çatmama sebep oldu. Bu kadar bilinmezliğin ortasında nasıl uyuyabiliyordu ki? Oysa ben, bu gecenin bana zehir olacağına adım kadar emindim. Ayrıca o dişlerini fırçaladı mı?

Tabiki de fırçalamamıştı. Hoş, diş fırçası da yoktu. Hızlı adımlarla odadan çıkıp merdivenlere yöneldim. Hızlı adımlarla aşağı inerken şu meşhur üçlüyü nerede bulabilirim diye düşünüyordum. Belki hala salondalardır, diye oraya yöneldim. Fakat kapıyı açtığımda kimsenin olmadığını görmüştüm.

Kapıyı kapatıp orada uzaklaştıktan sonra bildiğim bütün odalara bakmıştım. Gerçi beş oda biliyordum zaten. Benim kaldığım oda, mutfak, yemek yeme salonu, salon ve Barlas'ın çalışma odası. Aklıma gelen şeyle adımlarımı tekrar merdivenlere yönelttim. Orada da olmayabilirdi fakat bir bakmaktan zarar gelmezdi.

Odanın yerini hatırlamaya çalışırken bir andan da Berfin'in dedikleri kafamı kurcalıyordu.

"Kimseye güvenmemeliyiz!"

"Kaan'ın abin olduğu konusunda şüphelerim var."

Gözlerimi sıkıca açıp kapattım. Yarın sabah düşünürsün! Şuan akıl sağlığın hiç iyi değil!

Kendimi telkin edip düşünceleri kafamdan atmaya çalışırken Barlas'ın çalışma odası olduğunu düşündüğüm odanın önündeydim. Derin bir nefes alıp kapıyı tıklattım. Müsait olmayabilirdi sonuçta.

"Gel!"

Gelen sesle kapıyı açıp içeriye girdim. Baktığımda Barlas masaya oturmuş bir şeyler yapıyordu. Kafasını bana doğru çevirdiğinde kaşlarını çattı.

"Bir şey mi oldu?"

"Hayır. Sadece diş fırçası var mı diye gelmiştim. Bir de macun."

"Banyoda açılmamış olması gerekiyor. Git bir bak."

Deyip işine döndü. İnsan kalkar bir kendi verir! Hızlı adımlarla gösterdiği banyoya ilerledim. Kapıyı açıp içeri girdiğimde kaşlarım kalkmıştı. Banyo çok büyüktü ve kabul etmeliyim ki çok güzel görünüyordu. Ben burada banyoya girsem bir daha çıkmazdım herhalde.

"Hangi çekmecede!?"

Barlas'a bağırdığımda o da bana bağırdı.

"Ara bul!"

Derin bir nefes alıp sinirle gördüğüm her çekmeceyi açmaya başladım.

"Bir insan neden eşyasının yerini bilmez ki!?"

Sinirle hem söyleniyor hem de çekmeceleri açıyordum. Bitmek bilmiyordu anasını satayım! Her yerde bir çekmece, bir dolap!

"Hay ben sana da çekmecene de şimdi!"

En sonunda bir çekmeceyi açtığımda havluların arasında hem macunu hem de diş fırçasını bulmuştum. Yüzümdeki zafer gülümsemesi ile tam çekmeceyi kapatacağım sırada gördüğüm şeyle kaşlarım çatıldı. Havlunun altında bir şey vardı. Diş fırçası ile macunu bırakıp havluyu kaldırdım. Kaşlarım daha da çatılırken gördüğüm şeyi, flaşı, elime aldım. Bunun burada ne işi vardı ki? Ayrıca bu neyin flaşı idi?

"Buldun mu!?"

Barlas'ın sesi ile yerimden sıçradım. Dalmıştım.

"Buldum!"

Gözüm bir flaşa bir de çekmeceye kayarken ani bir kararla flaşı hızlıca pantolonumun cebine atıp diş fırçası ile macunu alarak banyodan çıktım.

"Bir fırça ile macunu bulmak bu kadar zor olmamalı!"

Barlas'ın imalı dediği şeyle bende ona ima yaparak konuştum.

"Bir fırça ile macunun nerede olduğunu bilmek bu kadar zor olmamalı!"

Kaşları kalkarken konuştu.

"Diyorsun?"

"Diyorum."

Kafasını ağır ağır sallayıp önüne döndü. Bende bir şey demeden kapıya doğru ilerledim. Tam odadan çıkacağım sırada arkamdan gelen sesle durdum.

"Hayret, Maske'nin lafını etmiyorsun."

Barlas'ın dediği şeyle arkamı döndüm.

"Bir gelişme var herhalde?"

"Maske'yi sormak için illa bir gelişmenin mi olması gerekiyor?"

Kaşlarımı çatarak bütün vücudumla ona doğru dönüp suratına baktım.

"Saçma sapan imalar yapmak yerine soruma mı cevap versen diyorum?"

"Sende benim soruma mı cevap versen diyorum?"

Derin bir nefes alıp tekrar ağzımı açtım.

"Seninle uğraşamayacağım!"

"Ama ben seninle uğraşırım!"

Barlas yerinden kalkıp üzerime doğru yürürken anlam veremeyerek ona baktım. Tam dibimde dururken kafamı kaldırıp suratına baktım. En az 1.85 olduğuna yemin edebilirim!

"O flaşı bana ver Havin Akar!"

Hass*ktir! Nasıl anladı lan bu gerizekalı!?

"Ne flaşı?"

Anlamamazlıktan gelmekten başka çarem yoktu. Fakat yer miydi, işte orası muamma. Ki bence şuan hiç de yemiş gibi gözükmüyordu.

"Salağa yatmakta iyi değilsin. O yüzden çabuk bana flaşı ver!"

Derin bir nefes alarak çenemi kaldırdım. Safa yatmak faydasızdı. Anlamıştı işte!

"Niyeymiş?"

"Havin, sana bir daha söylemeyeceğim! Ver şu s*kik flaşı!"

"Hayır vermeyeceğim! Ne var bu flaşta da benden saklıyorsun!?"

Barlas tam cebime uzanmışken hızlıca geriye çekildim. Oradan da hızlı bir hareketle Barlas'ın arkasında yer aldım.

"Yavaş!"

Elimi cebime atıp flaşı avucumun içine aldım.

"Havin, canını acıtmak istemiyorum. Ver şu flaşı!"

"Acıtsana ya!"

Barlas tekrar üstüme doğru gelirken sağa kaydım. Fakat az önceki kadar başarılı olamamıştım. Barlas belimden tutup kendine çekti.

"Ver şunu!"

"Asla!"

Kaçmak için çırpınırken belimdeki eli daha da sıkılaştı. Resmen vücudum, vücuduna yapışmıştı ve hayatımda tattığım en iğrenç ikinci şeydi!

"Çabuk beni bırak Barlas Doğan!"

"Çabuk o flaşı bana ver Havin Akar!"

Sinirle suratına yaklaşıp tıslayarak konuştum.

"Vermezsem?"

Aynı benim gibi o da suratıma yaklaştı ve tıslayarak konuştu.

"Bırakmazsam?"

Bu herif hep kısasa kısas mıydı!? Sinirle gözlerine bakarken gözlerinin yakından daha güzel olduğunu fark ettim. Renkli göz hastası olarak söylüyorum ki Barlas'ın gözleri gerçekten çok güzeldi. Ulan şöyle gözüm olacak, kendime köle yapmadığım erkek kalmazdı be! Gerçi bu halimle bile bana köle olmayan erkek kalmadı da, neyse.

Barlas'ın gözleri dudaklarıma kayarken kapıdan gelen sesle yerimden sıçradım.

"Barlas!?"

𓆝 𓆟 𓆞

Bölüm sonu

4 yorum