İçeriğe geç

Güzellik Uğruna

Bölüm 13 · 4 dk okuma

Güzellik Uğruna

Bölüm 13

SESSİZ OFİS VE SIK SIK OMUZ

Çekimlerin ertesi günü dergideki hava, flaşların sıcaklığından çıkıp doğrudan raporların soğuğuna dönmüştü. Genel Yayın Yönetmeni ve direktörler, projenin ilk aşama analizlerini, bütçe dökümlerini ve görsel sunum raporlarını gün sonuna kadar acil olarak istemişti. Mailin sonundaki cümle netti: Eğer raporlar yetişmezse, tüm ekibin hafta sonu izinleri iptal. Editörler odasında panik havası hakimdi. Dosyalar, çıktılar, laptoplar havada uçuşuyordu. Selin, bir yandan dün koridorda duyduğu "Selin'i motive etmeye devam et, bu iş bizim PR patlamamız olacak" cümlesinin kırgınlığını bastırmaya çalışırken, bir yandan da ekibin lideri olarak stresi omuzlamak zorundaydı. Koridorda Mert'le karşılaştılar. Mert elinde kahvesi, her zamanki sakinliğinde. "Editörler odası yangın yeri gibi," dedi. "Çünkü yangın var," dedi Selin, dosyaları göğsüne bastırarak. Profesyonel maskesi takılıydı. "Raporlar yetişmezse hafta sonu yok. Size iyi tatiller Mert Bey, biz çalışacağız." Mert kaşını kaldırdı. Dünkü soğukluğun devam ettiğini anlamıştı ama üstüne gitmedi.

Bir saat sonra kriz masası derginin kafeteryasına taşınmıştı. Ekip ikiye bölünmüştü. Kimi bilgisayarda grafik hazırlıyor, kimi arşivden fotoğraf çıkarıyordu. WhatsApp grupları vızır vızır çalışıyordu.

Kızlar Grubu

Deniz: Kızım o Emin Bey'in istediği bütçe tablosunu kim hazırlayacak? Ben rakam görünce bayılıyorum.

Elif: Ben görsel sunumun ilk 10 sayfasını attım drive'a. Selin bakar mısın, olmuş mu?

Ceren: Abla ben evden destek veriyorum! Annem mutfakta "kızım Selin'i motive et" diye bağırıyor, ben de motive oluyorum.

Selin: Kızlar siz kralsınız. Elif tablolar harika, Deniz sen bayılma, nefes al. Ceren anneme selam söyle.

Mert durumu uzaktan izledi. Normalde işi biten fotoğrafçı çeker giderdi. Ama gitmedi. Ceketini çıkarıp bir sandalyeye attı, Selin'in karşısındaki boş yere oturdu. "Editör Hanım," dedi, gerginliği yumuşatmaya çalışarak. "Bu krizde 'Buz Kralı'nın yardımına ihtiyacınız yok gibi duruyordunuz ama veri analizinde benden hızlısı yoktur." Selin şaşırdı. Hazırcevaplığı anında geri geldi. "Lensinizin arkasından çıkıp rakamlara bakabileceğinizden emin değildim Mert Bey! Işık yetersiz kalmasın sonra."

"Ben karanlıkta da iyi görürüm," dedi Mert ve Selin'in önündeki laptopa eğildi. Elif ve Deniz şaşkınlıkla birbirine baktı. Ceren telefonun diğer ucunda "Abla Buz Kralı Excel biliyormuş!" diye fısıldıyordu.Mert gerçekten biliyordu. Grafiklerin hizasını düzeltiyor, bütçe kalemlerindeki hataları anında yakalıyordu. Kibirlilikten çok uzaktı o an.

Saat ilerledikçe kafeterya boşaldı. Ekip arkadaşları kendi kısımlarını bitirip birer birer çıktı. Deniz "Ben bayılmadan gidiyorum," deyip kaçtı. Elif "Yarın sabah ilk iş bakarsın Selin," deyip sarıldı. Saat gece yarısına yaklaşırken devasa ofiste sadece iki bilgisayarın ışığı yanıyordu. Selin ve Mert. Taze kahve kokusu, ekran ışığında iki yorgun yüz.Selin, Mert'in sadece fotoğraf çeken biri olmadığını o an anladı. Analitikti, detaycıydı, hızlı düşünüyordu. Mert ise Selin'in işindeki titizliğine, zekasına, bir virgül için bile kavga edecek kadar işini sahiplenişine bir kez daha hayran kalıyordu. "Şu sunumun son slaytı..." dedi Selin gözlerini ovuşturarak. "Giriş cümlesi olmamış."

"Olmuş," dedi Mert. "Sadece sen mükemmeliyetçi olduğun için olmamış gibi geliyor." Omuzları neredeyse değiyordu. Klavyede aynı dosyada çalışıyorlardı. Saat 00:42'de raporlar nihayet tamamlanıp yönetime maillendi. Gönder tuşuna Selin bastı. İkisi de arkalarına yaslandı. Büyük bir rahatlama. Selin yorgunluktan gözleri süzülerek kahvesinden bir yudum aldı. Mert ona doğru döndü. Gün boyu sormak istediğini artık soracaktı. "Gündüzden beri arana koyduğun o duvara dokunabiliyorum Selin," dedi alçak sesle. "Yine hangi düşüncenin arkasına saklandın? Dün stüdyoda her şey çok güzeldi." Selin fincanı masaya bıraktı. Kaçamak cevap vermedi bu kez. Açıkça sordu. "Sadece derginin PR hedeflerini tutturmak için mi bana katlanıyorsun Mert?" Mert duraksadı. Sonra Selin'in neyi yanlış anladığını anladı. Yüzündeki ifade sertleşti, ama Selin'e değil, duruma. "Emin Bey'in telefonunu duydun," dedi. Bu bir soru değildi. Selin başını eğdi. Mert sandalyesini Selin'e çevirdi, gözlerinin içine baktı. Sesi çok net ve ciddiydi. "Sen benim için bir PR malzemesi veya pazarlama projesi değilsin Selin. Ben seni bu sahte dünyada en gerçek partnerim ve güvendiğim tek insan olarak görüyorum. O telefon konuşması benim değil, onların stratejisi. Benim stratejim sensin." Selin'in gözleri doldu. İçindeki o "Acaba kullanılıyor muyum?" şüphesi, bu cümlenin dürüstlüğü karşısında eridi. Birlikte karanlık ve boş binadan çıkmak için asansöre doğru yürüdüler. Selin yorgunluktan çantasını düşürmek üzereydi. Mert hiç sormadan çantasını ve ceketini aldı, kendi omzuna attı. Aralarındaki mesafe yakındı ama Mert sınırlarını ve saygısını koruyordu. Ne bir fazla yakınlaşma, ne ima.

Asansörün önünde durdular.

"Artık aramızdaki bu bağı PR'a veya başka bir şeye yormayı bırakacak mısın?" dedi Mert.

Selin, Mert'in gözlerindeki sarsılmaz dürüstlüğü gördü. Dün stüdyo çıkışında taktığı o profesyonel maske yoktu artık. Yüzünde ilk kez içten, yorgun ama hafif bir tebessüm belirdi.

"İyi geceler Mert... Teşekkür ederim," dedi. Asansör kapısı açıldı, sonra kapandı. Kapı kapanırken, romantik bir itiraftan çok daha sağlam bir şey mühürlenmişti aralarında. Güven. Ve omuz omuza vermenin getirdiği o sarsılmaz ortaklık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.