İçeriğe geç

GÜNLÜK

Bölüm 2 · 4 dk okuma

GÜNLÜK

Bölüm 2

Rastlantının Kıyısında

RASTLANTININ KIYISINDA

"Evrenin ince işçiliği, en beklenmedik anlarda gözler önüne serilen sırlarla doludur; bu sırlar, hayatımızın yönünü değiştiren gizli dokunuşlardır."

Arkamdan gelen bu tanıdık sesi duyduğumda kalbim bir anlığına durdu sanki. Saniyeler süresince sessizlik yankılandı kulaklarımda. Yavaşça derin bir nefes alarak geriye doğru döndüm. Gözlerim, karşımda duran yabancıya odaklandı. Bu yüz bir yerlerden tanıdık geliyordu; gözlerindeki ifadenin ardında umursamazlık ve geçmişin gölgeleri gizlenmişti. Trende kısa süreli ve olaylı bir şekilde tanıştığım, fakat hafızamdan silinmeyen o adamdı bu. Tekrar karşılaşmamızın rastlantı olup olmadığını düşünürken soğukkanlı bir duruş sergilemeye çalıştım; ancak içimdeki merak ve şaşkınlık dalgası sakinliğimi zorlamaya başlamıştı.

"Sen, o umursamaz adam yani," diye saçmaladım.

"Evet, hep böyle başkalarının eşyalarını alıyor musunuz?" diye tekrarladı sorusunu.

"Yo, ne münasebet, öyle bir şey yapmıyorum tabii ki."

"O zaman o nedir?" dedi, başıyla elimdeki kağıdı işaret ederek.

Kağıdı hızlıca cebime tekrar koyarak, "Size neden hesap veriyorum, pardon," dedim sertçe. "Öylesine bir kağıt, sizi ilgilendirdiğini sanmıyorum. Ayrıca siz kimsiniz? Tanışıyor muyuz? Buraya kadar neden geldiniz?"

"Ah, tabii, öyledir," dedi, tekrar o umursamaz tavrını takınarak. "Ayrıca sizden ziyade ben hesap veriyor gibi görünüyorum."

"Umursamazlığınızın yanı sıra küstahsınız da," dedim sertçe. Bunu dediğim gibi de pişman oldum. Bunu neden demiştim ki?

Umursamaz adam kısa bir kahkaha attıktan sonra bana dönerek, "Bugüne kadar çok eleştiri aldım fakat bu şekilde yüzüme küstah diyen ilk kişi siz oldunuz."

Pişmanlığımı çok yansıtmamaya çalışarak, "Neyse, ne... Küstah mısınız değil misiniz?"

"Öyle miyim?"

"Değil misiniz?"

"Bilmem, siz öyle diyorsanız öyledir herhalde."

Yüzümdeki gülümsemeyi bastıramayarak, "Daha neler!" dedim. Hemen ardından ciddiyetimi geri kazanıp, "Boşver," diyerek arkamı döndüm. Tam uzaklaşacakken umursamaz adam seslendi:

"Dur, tanışalım." Onu hiç bu kadar meraklı görmemiştim. Arkamı dönmeden sadece, "Zerrin," dedim.

Bir an sessizlik oldu. Ardından umursamaz adamın sesi tekrar duyuldu, bu sefer alışılmadık bir tonla:

"Deniz... Benim adım da Deniz. Evet, deniz gibi sakin ve derin."

Arkamı döndüğümde onun yüzündeki ifade tam da bu tanımlamayı yansıtıyordu; sakin ama içinde derinlikler barındıran bir deniz gibi. Hafifçe başımı salladım. "Memnun oldum," dedim kısaca.

Deniz, başını hafifçe sallayarak, "Ben de," dedi, sesi alçak ve düşünceliydi. Ardından, sessizlik içinde bir an için birbirimize bakıp durduk. Ben, bir adım geriye çekilip tam konuşmaya hazırlanıyordum ki Deniz, neredeyse dalgın bir ifadeyle:

"O zaman şimdilik görüşürüz," dedi. Bu beklenmedik sözler karşısında bir an şaşkınlıkla ona bakakaldım.

"Görüşür müyüz?" diye sakin bir şekilde sordum. Deniz, gözlerini kaçırmadan bana bakarak:

"Bence görüşelim," dedi. Dudakları hafifçe yukarı kıvrılırken, "Bakarız," diyerek sonlandırdım konuşmayı. Aniden içimde bir heyecan hissettim. Konuşmanın bittiğini farz ederek arkamı döndüm ve tek bir kelime daha etmeden ayrıldım oradan. Hızlı adımlarla evin kapısından içeri girdim. Neredeyse saçlarım kadar kırmızı olmuş yanaklarımı saklayamayarak hızla odama girip, bu sıcak haziran ayının ortasında kendimi battaniyenin altına atarak yüzüme kadar çektim. Gözlerimi kapattığımda, Deniz'in o umursamaz ama bir o kadar da meraklı yüzü gözlerimin önüne geldi. Gözlerimi tekrar açıp kafamı salladım. Bu olanların bir tesadüf olup olamayacağını sorguluyordum. Gözlerimi tekrar kapatarak, onu düşünmemeye çalıştım. Bir miktar zaman geçtikten sonra anneannemin sesiyle uyandım.

"Canım, ne zaman geldin sen? Terlemişsin, üstünü neden bu kadar örttün?" diyordu.

Uyku sersemi, "Bilmiyorum ki, saat kaç?" dedim. Saat gece 9 olmuştu. Hızlıca kalktım. "Anneanne, ben çok acıktım. Siz ne yediniz?" dedim. Çünkü anneannem, yol yorgunu olduğumu düşünerek uyandırmamış akşam yemeği için.

Anneannem, akşam yemeğinde yediklerini söyledi bana. "Sen bahçeye çık, ben sana bir şeyler hazırlayıp getiriyorum," dedi. Bahçeye çıkmadan önce bir duş alıp üstümü değiştirdim. Bahçeye çıktığımda dedem radyodan bir şeyler dinliyor ve çay içiyordu. Beni görünce, "Oo, uyuyan güzelimiz uyanmış. Gel benim canım, otur," dedi. Dedemin yanına geçip oturdum ve anneannem yiyecek bir şeyler getirene kadar biraz sohbet ettik. Anneannemin getirdiği yemeklerden biraz atıştırdıktan sonra anneannem ve dedemle birlikte evden çıktık. Milas’ın eski sokaklarında dolaşıyorduk. Sokaklar sessizdi ve yıldızlar gökyüzünü aydınlatıyordu. Sokak lambalarının altında yürürken, anneannemin nazik sesiyle tarih ve efsanelerle dolu hikayeleri dinliyordum adeta. Tepedeki ay, bize bu güzel günde dışarıya çıktığımız için teşekkür edercesine parlıyordu. Anneannem ve dedem önde, ben arkalarında ilerlerken sağ tarafımda eski antik tiyatro kalıntılarına baktım. Anneannem ve dedeme seslenerek, "Siz devam edin, ben geleceğim," dedim ve o tarafa doğru gittim. Antik tiyatronun eski taş merdivenlerinde birine oturmuş ay ışığının altında etrafı izliyordum. Ay gökyüzünde parıldarken mermer sütunların gölgeleri uzun ve gizemli bir şekilde yere düşüyordu. Tiyatronun taşları zamanla yıpranmış ama bir o kadar da görkemli duruyordu. Hafif bir rüzgar eski taşların arasından geçerken fısıldıyormuş gibi bir ses çıkarıyordu. Çevremdeki bu sessizlik bana tarihin derin izlerini hissettiriyordu.

Oturduğum yerden taş basamakların düzenli sıralanışı ve sahnenin kalıntıları gözlerimin önüne seriliyordu. Tarih ve doğa sanki bir araya gelmişti.

Ben düşüncelerime dalmış boşluğa bakarken birdenbire yanıma sessizce birisi oturdu. Kokusu çok güzeldi; daha önce duyduğum bir koku olduğu kesindi, toprak ve vanilya kokusu. Kim olduğunu fark etmeden önce yanımdan gelen bir ses duydum:

"Görüşmeyeli nasılsın?"

Bu tanıdık sesi duyduğumda başımı hızla çevirdim. Gözlerim yanıma oturan kişinin Deniz olduğunu fark etmişti bile. Şaşkınlık ve merak içerisinde ona baktım. Ay ışığının altında parlayan yüzü meraklı ve aynı zamanda da sevimli görünüyordu.

Hafifçe gülümseyerek, "Burada ne arıyorsun?" diye sordum.

"Tekrar görüşeceğiz demiştim, değil mi?" dedi.

Bu sözlerinin üzerine derin bir nefes aldım ve ay ışığının aydınlattığı antik taşlara baktım. "Belki de rastlantılar kaderin bize fısıldadığı sırları taşır," dedim. "Kim bilir, belki de bu gece hayatlarımızda yeni bir sayfa açılıyordur."

Deniz’in gözlerinde bir parıltı gördüm. "Bunu bize zaman gösterecek, Cielo," diye yanıtladı. İçimdeki merak ve heyecan dalgası yükseldi, bu anın ne anlama geldiğini düşündüm.

*Melek Korkmaz *

(Zerrin'in Anneannesi)

*Aziz Korkmaz*

(Zerrin'in Dedesi)

*Antik Tiyatro*

.

Bölüm sonu

4 yorum