Güneş Gece'nin Ağzından
Bölüm şarkısı Bir Günah Gibi- Ajda Pekkan
Burnuma bir şey değdiğini hissedip burnumu kırıştırdım sonra burnuma değen şeyin yavaşça çekildiğini hissettim, yanağımı birisi okşayıp elini çekti, bunu o kadar hafif bir şekilde yapmıştı ki uyanmamı istemediği anlaşılıyordu. Gözlerimi kırpıştırarak açtım ve nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Aklıma dün gece geldi. Ben en son yerde uyuya kalmıştım şimdi nasıl yatağıma gelmiştim? Ve zarf ile çerçevem nerede? Telaşla doğrulup sağıma soluma bakındım ikisini de komodinimin üzerinde görünce derin bir nefes aldım ve elimi hızla atan kalbimin üzerine koydum, sonra ayak ucumda oturan adamı fark edip kocaman gülümsedim, o da dikkatle beni izliyordu.
"Günaydın aşkım!"
Dediğine gülümsedim.
"Günaydın hayatım!"
Hızla boynuna atıldım ve sımsıkı sarıldım, burnumu boyun girintisine bastırıp derin bir nefes aldım.
"Nasılsın ablaların en güzeli?"
Yüzümü sakladığım yerden çekmeden konuştum.
"İyiyim Kutay'ım. Sen nasılsın? Buraya nasıl geldin bakayım sen?"
Güldü hatta kahkaha attı.
"Dur bir soluklan be güzelim. İyiyim ben de teşekkürler. Buraya da annem bıraktı beni."
Kutay ablam 12 yaşındaydı annemin babam öldükten sonra evlendiği kocasından olan oğluydu. Boyu şimdiden beni geçmişti, Benim boyum 1,66'yken onunkisi 1,76'ydı. Spora gidip vücut yapmıştı. Kemikli yüz hatlarına sahipti, kahverengi gözleri vardı, siyah saçlarını dağınık bırakmıştı. Vücudu çok yapılı değildi yine de yaşıtlarından iriydi. Ten rengi beyazdı. Annemin bana yapmadığı anneliği ona yaptığını gördüğümde nasıl yıkıldığımı hatırlıyorum. Kutay'da annemin bana annelik yapmadığını anladığı an annemle kavga etmişti. Annemizi çok sevmezdi. Babası iyi biriydi ama ben ona bir türlü baba diyemiyordum, o bunu çok takmasa da üzüldüğünü hissediyordum. Sarıldığında baba sıcaklığını hissedemiyordum. Her gülüşün de babamı arıyordum. Babam o mezara tek başına girmemişti ki çocukluğumda babamla birlikte mezardaydı benim. Eğer ona baba dersem kendi babama, çocukluğuma ihanet edecekmiş gibi hissediyordum. Kutay kara harp okulunda okumak istiyordu. Ben de yazılım mühendisliği okuyordum. Emre de İngiliz dili ve edebiyatı okuyordu.
"Acıkmışsındır yemek hazırladım ben sen elini yüzünü yıka sofraya gel tamam mı?"
Kafamı salladım ve hızla yataktan fırladım. Arkamdan kahkaha attığını duymamla benim de yüzümde bir gülümseme oluşmuştu. Hemen işlerimi hallederken hasta olduğumu gördüm karnımın ağrısı demek ki açlıktan değilmiş elimi yüzümü yıkadım ve lavabodan çıktım hızla mutfağa girdim ve kurulu sofrayı gördüm yerime geçmeden önce Kutay'ın yanağına bir öpücük kondurdum. Yerime geçip yemeye başladım bir süre sessizce yemeğimizi yedik.
"Abla babam aramalarımı açsın dedi, ve sana para göndermiş, söylememi istedi."
Kafamı salladım
"Ararım yemeğimizi yiyelim bir."
Gülümsedi, sonra ise ben yokken neler yaptığını anlattı uzun süredir bu evde tek yaşıyordum kendi kazandığım parayla kiralıyordum Mete beyin gönderdiği paralarlaysa birazını kenara ayırıp kalanıyla da karnımı doyuruyordum.
"Bugün birlikte vakit geçirelim mi? Ama bir kaç arkadaşım da gelecek sorun olur mu?"
Kafamı sorun olmaz der gibi salladım.
"Benim de arkadaşlarım gelebilir mi?"
O da gelebilir der gibi sallayınca ayağa kalktım ve sofrayı topladım sonra ise Mete beyi aradım ikinci çalışta açtı.
"Evet güzel kızım?"
Derin bir nefes aldım ve konuştum.
"Mete amca beni ara demişsin de o yüzden aradım."
Mete beye içimden böyle sesleniyordum sadece.
"Güneş... haberim daha yeni oldu. İyi misin güzel kızım? Merak etme her şey düzelecek ben halledeceğim. Kendini kötü hissettiğin an gel bizim eve beni ara olur mu? Biliyorum anneni sevmiyorsun zaten sana verdiği tepkiyi duyduğum an ona kızdım."
Çocuk mu avutuyorsun bey amca?
"İyiyim. Ama o eve geleceğimi sanmıyorum Mete amca."
Derin bir nefes aldı.
"Annenle boşanmayı düşünüyorum Kutay'da bunu istiyor. Sanki o tanıdığım kadın kaybolmuş gibi. Avukatıma söyledim evrakları hazırlıyor. Kutay'la sana sürpriz yapacaktık. Sana yakın bir yerde ev aldık. Senin de bizimle yaşamanı çok isterim, isteriz."
Dedikleriyle ağzım şokla açıldı. Sonra ise gözlerim sevinçle doldu. Annelik tek doğurmakla olmuyordu. Çocuğuna sevgi göstermedikten, ondan sütünü esirgedikten, hasta olduğunda bile sana bakmadıktan sonra ona anne denilir miydi?
"B-ben bilemiyorum. İsterim ama hangi sıfatla?"
Sesinden kızdığını anlamıştım.
"Ne demek ne sıfatla? Kutay'ın ablası olarak. Benim kızım olarak."
Göremeyeceğini bilsem de kafamı salladım.
"Tamam sonra konuşuruz olur mu Mete amca?"
Neşeli bir sesle konuştu.
"Olur güzel kızım iyi eğlenceler."
Telefonu kapattım ve arkadaşlarımın olduğu gruba yazdım.
Astroid Kuşağı
Güneş: Kızlar bugün Kutay geldi bir kaç arkadaşını çağıracakmış ve dışarıda vakit geçirecekmişiz gelmek ister misiniz?
Işık prensesi: Olur saat kaçta?
Güneş: Birazdan çıkacağız sizi de alırım.
Su perisi: Heh ne oldu?
Su perisi: Olur nerede buluşalım?
Güneş: Şu her zaman gittiğimiz kafe var ya oraya geçersiniz siz alırız sizi bir şeyler yaparız.
Su perisi: Tamamdır ben gidip giyineyim.
Işık prensesi: Ben de gittim.
Su perisi çevrim dışı
Işık prensesi çevrim dışı.
Telefonumun ekranını kapatıp koşarak odama gittim kapıyı kapattım. Bir anda nefesimin kesildiğini hissetsem de bu çok kısa sürdü. Üstüme çiçekli beyaz kışlık kalın bir elbise giydim saçımı gevşekçe örüp omzumun üzerine bıraktım ayağım da beyaz spor ayakkabılarımı giydim, sarı çiçekleri olan örgü çantamı alıp üstüme şişme montumu geçirdim odadan çıktım. Kutay kapının önünde beni bekliyordu.
"Hadi gidelim."
Kafasını salladı ve dışarı çıktı, peşinden dışarı çıktım.
"Arkadaşlarım seninkilerin yanına gidecekmiş hepimiz orada buluşuyoruz yani."
Kafamı sallayarak onu onayladım.
Yarım saat sonra.
Kutay'la hem sohbet etmiş hem de yürüyerek kafeye en sonunda gelmiştik. Kafeden içeri girince bizimkileri gördüm.
"Alya."
Hızla yanına gidip sımsıkı sarıldım. Zeynep'e dönüp ona da sıkıca sarıldım ikisi de üstüne bol birer sweatshirt ile pantolon giymişti. Hepimiz masaya oturunca garsonu çağırdık. Mehmet ile Ali çay ve kurabiye isterken ben çilekli bir pasta ile çikolatalı bir milkshake söylemiştim, Alya ve Zeynep bana ayak uydurmuş Kutay ise çilekli milkshake ile tiramisu söylemişti. Siprişlerimiz gelince gülerek hem yemek yemiş hem de sohbet etmiştik Alya veterinerlik okuyordu ve ikinci sınıf öğrencisiydi benim gibi Zeynep psikoloji ikinci sınıftı. Diğerleri ise 8. sınıfa gidiyordu.
"Güneş abla çok güzel olmulşsun"
Mehmet'e gülümseyip teşekkür edecekken ayı kardeşim sözümü kesti ve.
"Sana ne lan ablamın güzel olup olmamasından."
Diye çıkışmıştı, yanağına hafif bir tokat atıp Mehmet' e gülümsedim.
"Teşekkür ederim ablacığım. Sen de çok yakışıklı olmuşsun"
O da sessizce bir teşekkür mırıldanıp önüne dönmüştü. Tatlıları yiyip kalktık.
"Şimdi nereye gidiyoruz?"
Alya'nın sorduğu soruya heyecanla cevap verdim.
"Lunaparka gitmeye ne dersiniz?"
Hepsi beni onaylayınca bir otobüse bindik otobüs o kadar doluydu ki herkes birbirine çarpıyordu. Otobüs ani bir frenle durunca tam yere düşecekken bir kol belime dolandı ve beni yukarı çekti sonra ise kulağıma doğru fısıldadı.
"Yakaladım."
Şaşkınca arkamı dönüp Emre'ye baktım
"Emre? Senin burada ne işin var?"
Bana gülümseyip etrafı eliyle işaret etti.
"Hani burası halka açık bir otobüs ya güzelim?"
Hemen cama döndüm ve o an yansımamla göz göze geldim ben ne zamanda beri gülümsüyordum? Yanaklarım kızarmıştı, gözlerim benden bağımsız daha yukarıya kaydı ve onunla göz göze geldim. Bana bakarak yüzünde asılı kalmış olan tebessümle beni izliyordu.
"Nereye gidiyorsun ki?"
Sesim bir kedi gibi çıksa da önemsemedim
"Canım sıkıldı. Rastgele bir otobüse bindim ve rastgele bir durakta inecektim."
Aniden gelen cesaretle ona döndüm. Tek hesaba katamadığım şey onun bana doğru eğilmiş olmasıydı, bir adım geri çekildim ellerini iki yanımdan geçirdi ve tutmak için olan kısımlara tutundu.
"Bizimle gelmek ister misin? Lunaparka gideceğiz."
Kaşları hafifçe çatıldı.
"-İz?"
Kafamı salladım hala yüzümün yandığını hissedebiliyordum.
"Erkek kardeşim Kutay arkadaşları Mehmet, Ali arkadaşlarım Zeynep ile Alya."
Çenemi göğsüne yasladım ve alttan alttan ona baktım. Neden şimdi bana derin bir ifadeyle bakıyordu ki? Gülümsedim, gözleri bir anlığına dudaklarıma kaydı toz toplamış kalbimin hızlandığını hissettim. Hemen gözlerini gözlerime geri çevirdi ve sertçe yutkundu hemen sonrasında ise sessizce bir şeyler mırıldandı.
"Bir gün ölümüm olacaksın kadın..."
Ne dediğini duyamasam da gülümsemeye devam ettim gözlerinin bir kaç ton karardığını fark ettim o güzel mavi gözleri neden karardı ki şimdi? Dudaklarını şakağıma bastırdı.
"Gelirim güzelim benim gelirim. Bakma biraz daha öyle."
Olduğum yerde zıpladım ve ellerimi birbirine vurarak sevindim. Ölmemiş miydi benim çocukluğum şimdi nasıl bu kadar çocukluğumu yaşayabiliyordum onun yanında? Otobüs durunca nereye geldiğimize baktım geldiğimizi fark edince hızla elini tutup onu dışarı çektim biz indikten hemen sonrada benimkiler inmişti Emre'nin elini bıraktım ve Kutay'a Emre'yi gösterdim.
"Kutay ablam bu Emre aynı okuldayız farklı fakültelerde, hem de benim çocukluk arkadaşım kendisi. Emre bu da Kutay erkek kardeşim."
Gözlerimi Emre'ye çevirdiğimde sağ eline derin bir bakış attığını gördüm benim konuşmamla kendisine gelmiş gibi hızla kafasını kaldırdı ve kafasını salladı.
"Memnun oldum Kutay."
Kutay'da onu süzdü en sonunda zararsız olduğunu anlamış gibi ona gülümsedi.
"Ben de memnun oldum Emre abi."
Alya hızla koluma girdi Zeynep ise sol tarafıma geçti
"Hadi gidelim."
Diğerleri bizim peşimizden gelirken Alya fısıldayarak konuştu.
"Kızım ben bu çocukla seni shipledim gitti. Elini tutup onu dışarı çıkartırken sana olan bakışlarını görmedin sen. Hele elini bıraktığında sanki canından can gitmiş gibi baktı eline sonra ise sen Kutay'a onu anlatırken sen eline bir öpücük kondurdu."
Onun bu haline gözlerimi devirdim.
"O benim sadece arkadaşım Işık prensesi. Bu konu burada kapansın olur mu?"
Gözlerini devirdi.
"O seni demek ki sadece arkadaşı olarak görmüyor ama tamam güzelim şimdilik susuyorum."
Her şeye binebileceğimiz kadar bilet alan Emre'ye gözlerimi devirdim.
"Neden hepsini sen aldın ki? Bıraksaydın ben de birazını alsaydım."
Kafasını iki yana sallayıp yanağımdan makas aldı.
"Erkeğin olduğu yerde kızların bir şeylere para verdiği nerede görülmüş şey?"
Hödük. Alya ve Zeynep'ide alıp hızla çarpışan arabalara bindik bize çarpan bir grup erkekleri gören Emre'ler tur boyunca onlara çarpıp durmuştu. Çarpışan arabalardan sonra korku tüneline girmiştik. Kızlarla ben orada kahkahalarla gülerken erkeklerin küfürlerine daha çok gülmüştük. Sonra hızlı trene bindik. Yanıma Emre binmişti ve bunu Alya ayarlamıştı. Hız treninden sonra kızlarla birlikte gondola binmiştik. Zeynep indikten kısa bir süre sonra kussa da eğlenceliydi geriye sadece korku evi ve atlı karınca kalmıştı. Hava kararmış ve lunaparkın renkli ışıkları yanmıştı. Korku evine girdik.
"Ya girmesek mi korku evine?"
Ali'nin titrek çıkan sesine Zeynep sırıtarak döndü.
"Oyy sen korktun mu bakayım hım?"
Zeynep'in dediğine hep beraber gülerken Ali surat asıyordu aniden çıkıştı.
"Ne korkması be abla? Sadece girmeyelim mi dedim. En zor modda oynayalım hatta. Ben siz korkarsınız diye şey etmiştim. "
Modu söyleyip eşyalarımızı görevlilere verdik ve eve girdik. Her şey oldukça iyi ilerlerken çatı katına geldik kapı arkamızdan sertçe kapandı ve Zebaninin sesini duyduk.
"Şimdi burada birisini kurban etmeniz gerekiyor. Sonra ise diğerleri gidip Lilynin hikayesini öğrenebilir. 3 dakikanız var. Eğer 3 dakika içinde kimi kurban seçeceğinizi öğrenemezseniz 3 kişi alırız."
Ses kesilince hepimiz birbirimize bakmaya başladık Emre hızla konuştu.
"Kızları kurban edelim diyen olursa ebesini si... Anladınız siz onu."
Sonra ise gözümüz kenara pısmış olan Ali'ye kaydı, hepimiz birbirimizle bakışıp tekrar ona döndük Mehmet hızla arkadaşının kolunu tuttu.
"Arkadaşım, en sevdiğim arkadaşım benim seni kurban ediyoruz."
Ali korkuyla gözlerini büyüterek Mehmet'e baktı.
"N-n-neee!?"
Emre ona söz hakkı vermeden Zebaniye seslendi.
"Zebani Ali'yi kurban ediyoruz."
Ali ağlamaklı bir sesle.
"Zebani abim bokunun yiyeyim abim beni almayın aha bu götoş Mehmet'i alın abim nolursunuz."
Zebani onu takmadan konuştu.
"Arkanızda bir kapı var onu açın ve Ali'yi o odaya kilitleyin sonra ise Lilynin hikayesini öğrenin."
Ali çığlık attı.
"Abii biz Lily denen kadının hikayesini ne yapalım abim kadının özeline girmek olur mu hiç he nolur abi yapmayın bunu b-bana yaşamak istiyorum daha izleyeceğim yüzlerce film, okuyacağım binlerce kitap dinleyeceğim onlarca skapova şarkısı var nolur abi yapmayın bunu ba-"
Kapıyı yüzüne kilitledik hızla odayı araştırırken odadan çığlım sesi duyuldu.
"ABLA VALLAHİ BEN DEDİM GİZLİNE BAKMASINLAR ABLAA ABLA ABLA NOLUR PEŞİMİ BIRAK. ABLA GÖT DELİĞİ BÜYÜKLÜĞÜNDE BİR ODADA BEN NEREYE KAÇABİLİRİM LAN PİÇ ZEBANİ BİR DE KAÇ DİYORSUN"
Sonra acı dolu bir çığlık duyuldu.
"ABİ VALLA ÖYLE DEMEK İSTEMEDİ..."
Ali'nin sesi kesildi biz de kağıtları hızla sıralamaya başlamıştık
"Toplam 25 kağıt olması gerekiyormuş."
Etrafa bakındım.
"Biz de 17 tane var bi de bunları sıralamamız gerekiyor."
Alya kafasını salladı ve aramaya geri döndü. Sonra tekrar Zebaninin sesi duyuldu.
"İki kişiyi Lillye kurban edin."
Erkekler birbirine döndü ve sertçe yutkundu. Tam Mehmet itiraz edecekken Emre konuştu.
"Benimle Mehmet kurban!"
Zebani kötücül bir kahkaha attı.
"Bir tane kız seçmelisiniz."
Emre'yle bakıştık ve bu sefer ben bağırdım.
"Benimle Emre kurban!"
Alya bana bakıp sinsice sırıttı Mehmet ise ağlamaklı sesiyle.
"Az kalsın kıymetli götümü ruhlar yiyecekti ya..."
Kahkaha atarak Zebaninin söylediği odaya girdik. Pardon süpürge odasın Emre'nin boyu çok uzun geldiğinden üzerime doğru eğilmişti dip dibe duruyorduk, yüzünü saçlarımın arasına gömmüştü. Kollarını iki yanımdan arkamdaki duvara yaslamıştı ve dizlerini kırarak eğilmek zorunda kalmıştı.
"Rahatsın dimi güzelim?"
Kafamı salladım en fazla beş dakika sonra kapı açıldı.
"Hadi yine iyisiniz ya sizi kurtaracaktık ya da Ali'yi biz seni seçtik. Nasılız?"
Gülümsedim.
"Mükemmelsiniz."
Ali'nin olduğu odadan tekrar çığlık sesi duyuldu.
"ŞEREFSİZLER BENİ KURTARIN ÇABUK LAN NOLUR KURTARIN EMANET ELDEN GİDECEK."
Alya ve Zeynep onu takmadan bana bakarak imalı bir gülümsemeyle bakıyorlardı.
"Kaç kağıt kaldı?"
Mehmet bembeyaz olmuş suratıyla konuştu.
"S-son bir...."
Sonra ise bayıldı. Yanına koşup yanaklarına vurmaya başladım. Ayılmadığını görünce onu kenara çektik ve aramaya devam edecekken tozlu aynadaki şeyle göz göze gelip çığlık attım. Canavarın elinde kağıt vardı, son kağıt.
"Birisi gidip kağıdı alabilir mi?"
Emre sakince gidip canavarın elinden kağıdı aldı. Sonra ise gelip yerine koydu. Ali'nin odasının kapısı açıldı ve kırmızı saçlı dudakları kesilmiş bir kadın çıktı yanaklarından itibaren olan yarık çok net gözüküyordu. Elindeki bıçağı sakince cebine koydu ve olduğumuz odada bize doğru gelmeye başladı bizi görmezden gelip arkada bayılmış olan Mehmet'in üstünde dikilmeye başladı. Mehmet ayılıp karşısında Lillyi görünce tekrar bayıldı kadın ise bizi takmadan odadan çıktı. Korku evinden çıktığımızda Ali ile Mehmet birbirlerine küfrediyorlardı ve evet iki kere de Ali bayılmış bir anda kesmeyi bıraktığında bir defa diğeri de emanet elden gidecek dedikten sonra ise bir defa daha bayılmıştı.
"Hadi son atlı karınca kaldı ona da binelim sonra da yemek yemeye gidelim."
Herkes Zeynep'i onayladı Emre bir anda bizi durdurdu. Ve bir yere doğru gitti geldiğinde elinde mavi renkli bir pamuk şeker vardı. Kutay, Mehmet ve Ali binmeyi reddettiler. Emre pamuk şekeri bana verdi. Teşekkür edip aldım ve yemeye başladım ben bir ata binince Emre bir yere karşıma yaslandı ve beni izlemeye başladı.
"Neden öyle bakıyorsun?"
Gülümsedi.
"Nasıl bakıyormuşum?"
Gözlerimi gözlerinden çekmeden konuştum.
"Neden bana bu kadar derin bakıyorsun?"
Güldü. Ve kafasını hafifçe eğdi.
"Kim derdi ki 5 yaşında verdiğim sözü şimdi gerçekleştireceğimi?"
Verdiği sözü hatırlamasam da güldüm.
"Pamuk şeker için teşekkürler."
Örgüden ayrılmış bir saçı parmağının ucuna doladı.
"Ne demek gece Güneş'i"
Kar yağmaya başladı.
"Emre bak yılın ilk karı! Çok güzel yağıyor..."
Kahkaha attı.
"Evet çok güzel."
Ona döndüm.
"Ama ilk karı kiminle ilk görürsen onunla geçermiş o yılın."
Kaşlarımı çattım.
"O zaman tüm yıl beraber mi olacağız?"
Gülümseyerek kafasını salladı.
"Evet prensesim. "
Cebindeki şapkayı çıkartıp saçlarıma taktı.
"Hadi gel gidelim."
Kafamı salladım ve oradan ayrıldık.
Kutay'ları eve gönderdik ve Alya Zeynep ben, Emre bir bara gittik karnımızı bir kokoreççide doyurmuştuk. Bir alkolsüz kokteyl sipariş ettim Alya ve Zeynep'te benim sipariş ettiğimden sipariş etmişlerdi. Emre ise bir bira almıştı. Bir kadın yanımıza yaklaştı.
"Şarkı söyleme yarışması var katılmak ister misiniz? En çok reaksiyon alana 5 bin TL ödül."
Dedikten sonra gitti. Zeynep beni dürttü.
"Katılsana sesin çok güzel kesin kazanırsın."
Kafamı iki yana sallasam da beni dinlemediler ve sahneye ittiler. El mahkum bir şarkı söyleyecektik iyi mi? Arkamı dönüp söyleyeceğim şarkıyı söyledim. Sözlerimi söylemeye başladım.
"Bir sayfa kopuyor zamandan
Ayrılırken sen yanımdan
Bu aşkın daha en başından
Korkuyordum ben sonundan
Bir günah gibi gizledim seni
Kimse görmedi seninle beni
Ağlarken içim güldü gözlerim
Bir günah gibi gizledim"
Derin bir nefes alıp gözlerimi kalabalıkta gezdirdim ve gözlerim bir çift mavi gözde takılı kaldı.
"Ne bugün ne de yarından
Beklediğim ne kaldı
Beni o gün senden kıskanan
Resimler de sarardı
Bir günah gibi gizledim seni
Kimse görmedi seninle beni
Ağlarken içim güldü gözlerim
Bir günah gibi gizledim
Ağlarken içim güldü gözlerim
Bir günah gibi gizledim
Ağlarken içim güldü gözlerim
Bir günah gibi gizledim
gizledim gizledim"
Sustum ve gözlerimi sıkıca yumdum bir süre hiç ses gelmediğinden korkuyla gözlerimi açmadım sonra ise bir alkış tufanı koptu hemen heyecanla gözlerimi kapattım ve Emre'yle göz göze geldim kazananın kim olduğu söylendi hemen sahneden atlayıp boynuna sarıldım.
"Kazandım Emre bak kazandım."
Gülümsedi ve yanağıma bir öpücük kondurdu.
"Evet kazandın."
Arkadaşlar bölüm yazmak o kadar kolay değil özellikle hem tiyatrodayım hem ödevlerimi halletmeye çalışmak hiç kolay değil o yüzden bir yorum ve beğeniyi lütfen çok görmeyin. İyi akşamlar 16.02.2025 2607 kelime.

