
Gözlerimi alarmın sesiyle araladığımda çalan şarkıya bir anda eşlik etmeye başladım. Alarmımı Tarkan yapmamalıydım, bunu yapmak gerçekten mükemmel bir hataydı.
“Bu gönül ona torpil geçiyor,
Etrafında fır dönüyor,
El bebek gül bebektir o,
Ne yapsa inadını hoş görüyor,
Kara kara düşündürüyor!”
Minik konserimi verip yataktan kalkarken hâlâ şarkıyı mırıldanıyordum. Pop Star bey, gerçekten mükemmel bir sesiniz var; bu adamın konserine gitmeden yaşlanmak istemiyorum!
Saat daha 5:50’ydi ama benim hazırlanıp çıkmam bile bir saatimi buluyordu. Dolabın önünde dikilip bir süre ne giyeceğimi düşündüm; kıyafetim kalmamıştı, alışverişe çıkmam gerekiyordu.
Dolabımda hâlâ kışın aldığım kalın kazaklar vardı, yazlıklarımın hepsi Tekirdağ’da annemlerin evinde kalmıştı.
İyi yanı alışverişe çıkacaktım, kötü yanı para benim cebimden çıkıyordu.
Babacığımın yanında kasada dururken onun parayı ödemesine alışmış bir kız olarak bu gerçekler bana fazlasıyla ağır geliyordu!
En sonunda beyaz, bileklerime gelen pileli bir etek; üzerime ise bebek pembesi bir crop giydim. Abartılı bir şekilde takılarımı takıp hazırlandıktan sonra hâlâ evden çıkmak için beş dakikam vardı.
O sırada kendime hızlıca bir ekmek arası hazırladım: peynir ve zeytin. Bu aralar yediğim en güzel öğün; yazın insan valla hiçbir şey yemek istemiyor, sıcak yemekler hele cehennemde yemek yemek gibi oluyor.
Ekmeğimi bitirip sarı topuklularımı giydikten sonra evimden hızlıca çıkıp, ayakkabılarımla aynı renk olan, yanakları olsa cimcime diye sıkacağım vosvosuma bindim.
🐚
İş yerime girmeden önce dünkü yaşananlar aklıma birer birer düştü. Neyse ki bugün doğru gündü.
Manyak adam… O adamı ise asla unutmamıştım. Umuyorum ki burada çalışmıyordur; yani kocaman bir yayıneviydi ama burada çalışıyor olsaydı illaki görürdüm, değil mi?
Off, niye hep böyle tipler beni buluyordu yani?
Kartımı basıp içeri girdim ve odaya doğru ilerlemeye başladım. Odayı iki kişi kullanıyorduk. Yayınevinde zaten altı tane kapak tasarımcısı vardı; üçü bir odada, biz iki kişi, biri de evden
çalışıyordu. Şu an o kızı iliklerime kadar kıskanıyordum!
“Nereye doğru baksam, orada hep sen varsın,Bu sensiz hâllerimi adını bile yazsın.”
Bir şarkı mırıldanıp tam odaya girecektim ki bir ses beni yere mıhladı resmen.
“Günaydın Lolipop sana da, sana da günaydın Atom karınca!”
Lanet olsun… ama olmuş muydu hiç? Evren Bey, çok ayıp ediyorsunuz; siz mi gönderdiniz bu deliyi? Kafamı bir umutla arkamı çevirdiğimde buraya doğru gülerek geldiğini gördüm. Şaka değildi. Değişik Adam gerçekten burada çalışıyordu. Odaya öyle bir kendimi attım ki Aslı sandalyeden korkuyla kalktı.
“Ne oluyor be?!”
Aslı’nın, canım çalışma arkadaşımın yakasına yapıştım.“Aslım, canım çalışma arkadaşım, bir cisim bize doğru yaklaşıyor. Sakın benim burada olduğumu belli etme, beni tanımıyormuş gibi davran, tamam mı?”
Ah canım benim, kızın kafa gitmişti tabii; benim gibi bir deliyle çalışmak zor olsa gerek. Tam o anda odanın dışına çok yakın ayak sesleri geldiğinde hemen kendimi sandalyeye attım, kafamı masaya uyur gibi yasladım ve sandalyeme asılı olan battaniyeyi kafama örttüm.
Sonunda kapı açıldı ve Değişik Adam içeri girdi.
“Aslıcığım, merhaba!”
Adam öyle mutluydu ki her konuştuğunda hayırlı bir haber almış gibi hissettiriyordu insana; tabii benim şu an onu görmem ne kadar hayırsız bir haber olsa da!
“Aslıcığım, ben çeviriyi sana birazdan atarım, tamam mı?”
Kapak tasarımcısı olduğumuz için bazı kitapların kapağının ruhunu yansıtmak adına kitapları okuyorduk. Tasarlamak çok güzeldi ama bu gözler öyle korkunç hikâyeler okudu ki bazen gözlerimi çıkarıp deterjanla yıkamak istedim.
“Tamam, Bulut, sen atarsın bana.”
Bulut mu?
2016 Wattpad hikâyesinde miyiz? Bu ismin gerçek hayatta kullanıldığını bilmiyordum!
Aslımın sesi öyle tereddütlü çıkıyordu ki kız şoku atlatamamıştı hâlâ. Adının Bulut olduğunu öğrendiğim uzaylının hareket ettiğini hissettim.
“Bu şey değil mi senin oda arkadaşı? Tanıştırmadın bizi?”
Tanışmayalım mümkünse, tamam mı?
“Uyuyor, bırak onu şimdi uyandırma, sinirlenir!”
Aslım şokta olsa da tehlikeyi fark etmişti.
“Aaa olur mu öyle? Hem patron görmesin. Zaten bu ara birilerini kovacağı söyleniyor, bu o olmasın şimdi!”
Ne, patron birini mi kovacaktı? Niye ama?
“Ya bırak sen onu, Bulut, ben uyandırırım sonra!”
Bulut, neyi anlamıyorsun sen kardeşim? Kız bırak diyor sana!
“Aaa gördüm bir kere, Aslı! Kız kovulursa çok kötü hissederim kendimi, olmaz valla!”
Dedikten hemen sonra battaniyemi kaldırmaya çalıştı. O zorlarken ben battaniyeyi daha sıkı tutuyordum. O battaniyeyi hırsla çekince kafamı kaldırıp, o yüzümü görmeden sola döndüm. Nelerle uğraşıyorum görüyor musun sevgili okur?
O sırada kurtarıcım geldi! Kapı açıldı, içeri artık en sevdiğim insan olan sosyal medyacımız (adını hatırlamıyorum… çok önemli değil zaten) girdi.
“Bulut burada mı?”
Öyle bir bağırmıştı ki bir an kafamı yanlışlıkla oraya dönecektim.
“Burada,” diye mırıldandı Bulut. Ardından kız son lafını söyleyip,“Patron seni çağırıyor,” dedi ve Bulut’u da yanında götürüp çıktı.
Aslı’nın sakinleşmiş sesi gelince ona doğru döndüm.“Dön, dön, gitti Bulut.”
“Oh be, sonunda ya!”
Yemin ederim rahatlamıştım. Aslı usulca yanıma geldi; sorgulayan yüz ifadesini yaklaştıkça daha net görüyordum. Kızıl buklelerini kulağının arkasına attı ve ela gözlerindeki merak parladı. Sıcaktan biraz esmerleşmiş teni normalden daha açık görünüyordu.
“Yine ne yaptın?” dedi, Sherlock Holmes edasıyla ama ben onu daha çok Müge Anlı’ya benzetiyorum!
Kafamı geriye atıp ağlarcasına bir ifade takındım.“Bu sefer gerçekten çok saçma!”
Aslı gür bir kahkaha patlatıp pembe koltuğumuza oturdu.“Anlat kız, anlat; incığını cıncığını!”
Bir diziye gönderme yaptığında bu beni güldürdü. Bu kız iflah olmaz bir Yaprak Dökümü fanıydı.
…
Yarım saat sonra
“Kızım, sen dalga geçiyorsun!” deyip gür bir kahkaha attığında ona sinirli bir ifadeyle bakmaya çalıştım.
“Hiç bakma öyle! Kız, tam bir romantik komedi kitabı gibi olmuş. Ay Mizginnn!”
Tamam bende romantik komedi okumayı seviyordum ama Aslı birazcık(!) abartmıştı.
Ve hiç beklemediğim bir şey oldu: koltuktan yere düştü.
“Hiiii!”
Yanına oturdum.“İyi misin?”
Gülmeyi bırakmış, safça bana bakıyordu.“Aslı?”
Yanağına hafifçe vurunca irkildi.“Ay! İyiyim, ne vuruyorsun?”
Kalkıp tekrar koltuğa oturduğunda daha sakindi.“Kızçem, bak şimdi; ben Bulut’u tanırım. Arkadaş ortamında daha önce gördüm. Kötü çocuk değil aslında, biraz şamata. Hayatı ciddiye almaz pek. Belki biraz daha normal tanışsanız çok iyi anlaşırsınız siz.” Muzip bir gülümseme belirdi yüzünde “Biliyor musun Mizgin o da Tekirdağlıymış o yüzden sizi tanıştırmak da istiyordum belki tanıyorsundur bir kaç soru sordum sizin oraya yakın bir yerde oturuyor galiba.” Flörtez bir ifadeyle göz kırptı neydi bu şimdi?
“Hayırdır çöpçatanlığa mı başladın şimdi de?”
Onaylamazcasına Aslı’ya baktım.“Aslı, anlamıyorsun. Yıldızımız uyuşmadı diyorum sana! Benim bununla karşılaşmamam lazım, yoksa peşimi bırakmaz. Hem aynı iş yerinde çalışıyoruz; sürekli saklanmam lazım, of!”
Kafamı masaya sertçe bıraktım. Hayır yani, sen niye sokakta tanımadığın biriyle konuşuyorsun ki?
Aslı’nın kıkırtısını işitince gözlerim ona döndü.“Mizgin, çok güzel bir söz vardır: ‘En büyük aşklar nefretle başlar.’”
O gülmeye devam ederken safça ona baktım. Ben de romantik komedi izlemeyi severdim ama Aslı’m biraz abartmıştı.
“Aslı, sus canım! Hiç sırası değil,” diye sızlanırken kapı çaldı ve içeri yarım saat önce Bulut’u almak için gelen kız girdi. Bu kızın adını bir ara gerçekten öğrenmeliydim.
“Mizgin, patron seni çağırıyor.”
Ne?! Niye ama? Bulut!…
Yarım saat önce dedikleri kulağımda çınlamaya başladı:
“hem patron görmesin. Zaten bu ara birilerini kovacağı söyleniyor, bu o olmasın şimdi!”
Bulut… maşallah dediğin üç gün yaşamıyor! Çıkışta karşılaşmayalım koçum!
Tereddütle ayağa kalktım ve kızın peşinden yürümeye başladım.“Niye çağırdı beni?”
Bana dönmeden cevap verdi:“Bilmiyorum.”
‘Bilmiyorum.’ Hah, mükemmel bir cevap! Ben de bilmiyorum ama…
Hem bu kızın işi yok mu? Neden patronun ayak işlerini yapıyor?
“Adın neydi senin?”
Düz bir sesle cevap verdi:“Dürdane.”
Dürdane mi?
Bir durdum. Adım atmayı bıraktım, gözlerimi kapattım ve kahkahamı içimde tuttum. Sakince… Çok düşünmüşler miydi bu ismi? Ayşe, Fatma’nın suyu mu çıkmıştı?
Ben durduğumda kız da durdu ve kafasını yavaşça bana çevirdi. Tırstım. Şu an o kovboy filmlerindeki çalı aramızdan geçiyordu sanki.
Kaşlarını kaldırdı.“Ne oldu?”
Sesi buz gibiydi adeta.
Yutkundum.“İsmin… çok, çok güzel. Bayıldım! Hatta ileride çocuğum olursa ben de adını Dürdane koyacağım, Dürdaneciğim.”
Kafasını salladı.“İyi.”
Önüne geri döndü ve patronun odasına doğru yürümeye devam ettik.
Dürdane zamanında çok Kurtlar Vadisi izlemiş bence. Memati fanı olduğuna kalıbımı basarım. Burada çalıştığım sürece Dürdane’yi bir daha görmek istemiyorum; beni bıçaklayacak gibi bakıyor.
Alo Mizgin, birazdan kovulabilirsin kızım, konumuza dön!
Ah! Doğru, kovulabilirdim… Beni kovmaz patronum, merak etmeyin. Beni çok sever Rasim Bey. Geçen sene beni tebrik bile etmişti!
Odanın önüne vardığımızda Dürdaneciğim hiç zaman kaybetmeden beni odaya soktu. Soğuk nevale.. ne yaptım ben sana?
“Ehe… Rasim Bey, beni çağırmışsınız. Buyurun, bir kısırımı mı gördünüz?”
Ne kısırı be! Bir de ciddi ciddi konuşuyorsun, Mizgin!
“Kusur yani…” diye toparlamaya çalışırken Rasim Bey’in gür sesi odayı doldurdu.
“Mizgin, uzatmayalım. Uzun zamandır satışlarımız çok iyi değil. Bu yüzden birkaç çalışanı işten çıkarmayı düşünüyordum ve hepinizin performansına bakarak karar veriyorum, biliyorsun.”
Hayır, duymak istemiyorum! Daha alışverişe gideceğim! Maaşı almadan olmaz!
“Ve senin kapakların bizi pek memnun etmiyor. Zaten hazırda beş tane daha tasarımcımız var. Kusura bakma ama iş akdini feshetmek zorundayız. Senin de izninle tazminatını yatıracağım. Hakkını yemek istemem.”
Ne yapacağım ben şimdi? Artık işim de yok…
Bu hiç iyi olmamıştı. Şimdi hiç zamanı değildi. Beni kapaklarımı beğenmediklerinden değil, eski çalışanları tutmak istediklerinden çıkarıyorlardı. Farkındaydım…
“Şey… ben izninizle hava almaya çıkabilir miyim biraz?”
Üzgünce bana baktı.“Tabii, izin senin.”
Kapıyı açıp çıktığımda omuzlarıma onlarca yük bindiğini hissettim. İşimi çok seviyordum. Çalıştığım yer mükemmeldi ama şimdi böyle olması fazlasıyla üzmüştü beni.
Ayaklarımı yere sürterek dışarı çıktım. Birkaç adım inip daha fazla dayanamayarak merdivenlere çöktüm. Derin bir nefes aldım ama sanki ciğerlerime nefes gitmiyordu.
Yanımda bir hareketlilik hissetsem de dönüp bakmadım.
“Sen de mi?”
Gelen sesle kafamı çevirdim. Karşımdaydı.
Bütün gün kaçtığım çocuk şimdi önümde duruyordu ama şu an kaçacak hâlim yoktu. Onun da ne kadar üzgün olduğu belliydi. O da atılanların arasındaydı, kesinlikle.
Kafamı sadece salladım.
“Ne yapacaksın peki şimdi?”
Bilmiyorum… Ne yapacaktım sahiden?
“Trakya’ya geri döneceğim galiba.”
Sabahki gibi mutlu değildi. Hatta çok kötü duruyordu. Bu beni üzdü açıkçası. Ne kadar sinir olsam da o da işten çıkarılmıştı. Benim ailem arkamda dağ gibi duruyordu; belki onun kimsesi yoktu, zaten her zaman bir Kahkahanın arkasına saklamaz mıydık acılarımızı?
“Sen peki?”
Burun kemerini sıkarken gözlerini kapattı.“Bilmiyorum…” dedi iç çekerek. “Burada çalışmayı hep çok istemiştim ama şimdi görüyorsun.”
Kollarını iki yana açıp acı bir kahkaha attı “Kapıya konulduk.”
Haklıydı. Sokak köpeği gibi bizi hiç düşünmeden kapıya koymuşlardı.
Dizinin üzerindeki elini fark etmeden ani bir refleksle sıktım “Olsun be ya, ne olacak! Buluruz yeni bir iş!”
Ani çıkışıma bana dönerek baktı.
“Bulur muyuz?”
Gözünü kırpıp ardından kafasını salarken ben bu hareketine dona kalmıştım biraz etkilenmiş miydim ne? Mizgin saçmalama alt tarafı göz kırptı… Aslı kesinlikle kafamı ele geçiriyordu!
“Hayırdır, Uykucu Kız? Beni mi örnek alıyorsun?”
“Aaa ne alakası var! Bir sen mi neşelisin? Sen dün sadece benim uykulu hâlime denk geldin. Yoksa benden güler yüzlüsünü göremezsin buralarda! Hele ki bu metropol şehirde!”
Ayağa kalkarken elini bana uzattı. Elini tutup ben de kalktım. Bir kaç adım geriledik ikimizde.
“İşe mi dönüyorsun, yoksa çıkıyor musun?”
Kafamı iki yana salladım Zaten kovuldum Gıcık adam bana güzelim kapaklarını beğenmiyorum dedi bir de onun için mi çalışacağım deli miyim ayol ben?
“Yok, valiz hazırlamaya kaçıyorum ben. Zaten kovuldum; bir de devam mı çalışayım?”
Kafasını iki yana sallayıp güldüğünde eş zamanla yüzüne güneş ışığı vurdu o an bir şey fark etim bu kızanın fazlasıyla güzel bir yüzü vardı hemde çok güzeldi…
Ne düşünüyordum ben böyle daha fazla bu düşüncelere dayanamayıp arkamı dönüp yürümeye başlamıştım ki Bulutun sesi kulaklarıma doldu:
“Uykucu Kız, bir daha benden kaçma! Bak, tesadüfler bizi bir şekilde buluşturuyor, sen istemesen de!”
Yüzümün kıpkırmızı olduğunu hissediyordum.
Yerin dibine değil, ben direkt dünyanın çekirdeğine girdim şu an.
ALLAH’IM, ALLAHIM sana geliyorum!
Kafamı eğip hızla koşmaya başlarken arkamdan gelen kahkaha sesini duyabiliyordum.
Gıcık bir adamdı işte!