Baran Ege Akkoy
Londra'da lise okuduğum yıllar hayatımın en güzel dönemiydi. Aptal, ergen, liseli Baran hayattan gerçekten zevk alıyordu. Hiç bir derdi tasası yoktu. Liseyi bitirdiğimde babamın şirketinde çalışmaya başlamıştım ancak bir holding yönetmek asla bana göre değildi. Ben hayatı istediğim gibi yaşamak istiyordum, devamlı peşimdeki magazincilere açıklama yapmak değil.
Bunu babama defalarca kez anlatmış, sınava girip iyi bir üniversiteye yerleşmek ve hayalimdeki gibi bir uçak mühendisi olmak istiyordum. Ancak o gayet netti. Akkoy'ların veliahtı babasını yarı yolda bıraktı dedirtmem, demişti. Bense susmuş, sineye çekmiş ve onun şirketini devralmak için çabalamay başlamıştım. Katıldığım programlarda en büyük hayalimin babamın şirketinin başına geçmek olduğunu anlatmıştım.
Eğer bugün bir adada mahsur almamış olsaydım, bir dahaki ay babam emellerine ulaşacaktı. Ancak artık kararımı vermiştim. Ben eğlenmeyi seven bir adamdım ve eğlenmek için paraya ihtiyacım yoktu. İclal'e, Uraz'a, Eren'e, Melis'e, Alya'ya ve Defne'ye ihtiyacım vardı. Londra'dayken bile onlar kadar iyi arkadaşlar bulamamıştım. Biz birbirimizi çocukluktan beri tanıyorduk ve artık birbirmizin sadece yılda üç ayy gördüğü kardeşleriydik.
İclal'e baktım, açık kahve saçları rüzgarda savrulmak için çabalıyordu ancak ıslak olduklarından pek başarılı olamıyorlardı. Kirpikleri, o gözlerini kırptıkça titreşiyordu, gülerken yanağında minik bir gamze oluşuyordu. Ela gözleri güneşte yeşil gibi görünüyordu. Üzerinde menekşe desenli bir bikini takımı vardı. Bacaklarını önüne uzatmış, ellerini kumlara bastırmış yüzüne güneşin vurmasına izin veriyordu.
"Yanacaksın." dedim gülümseyerek.
"Zaten bu adaya mahsur kalarak yanacağım kadar yandım." Bana değilde, gökyüzüne bakarak konşmuştu.
"Eren yavaş!" diye sızlandı Alya. Onlara döndüğümde Eren'in, Alya'yı ayağa kaldırmaya çalıştığını gördüm. "Kızım, sen çabalamıyorsun ki kalkmak için!" Eren elini yüzünün yakınına getirdi ve bir yelpaze gibi salladı.
Hemen arkasndaki Defne'ye baktım. Herkesten uzakta bir köşede oturmuş İclal'i izliyordu. Yaptığının yanlış olduğnun farkındaydı. Arkadaşlığımızın en başından beri kızlar sadece bizle bir grup değildi, kendi aralarındada bir grup vardı. Ve ilk kuralları kimseyi geride bırakmamaktı. Defne aralarındaki en önemli kurala ihanet ettmişti ve bunu yalnızca İclal değil, hiçbiri affetmezdi.i
Yeniden Eren ve Alya'ya döndüm. Alya oturduğu yerden Eren'e kum fırlatıyordu. "Gerizekalı, kırk kilo, dal gibi bir şeyim ben! Bir ayağa kaldıramadın beni!"
"Alya'cığım, benim seni ayağa kaldırmam için seninde çaba sarf etmen gerek. Tek taraflı bir iş değil bu." Alya tam yyeniden diklenecekti ki Eren "Oturmak değil kalkmak mı istiyorsun, peki Alya Hanım." dedi ve Alya'yı sanki on yaşında bir çocukmuş gibi kucağına aldı. "Uygun mudur Alya Hanım?" Alya'nın yanakları domatese dönerken dilinden sözcükler çıkmıyor gibiydi.
Yanımda bir hareketlilik hissettiğimde Uraz'ın ayağa kalktığnı gördüm. Temkinli adımlarla Defne'nin yanına gitti ve bir şeler söyledi. Defne'nin ne söylediğini anlayamasamda mimiklerinden anladığım kadarıyla Uraz'ı terslemişti. Uraz sanki kırmızı görmüş boğaymış gibi öfkeli bir nefes aldı. Bir anda az önce Eren'in yaptığı gibi Defne'yi kucakladı.
Ve şiddetle denize atladı.
Defne'yi atmadı. Defne'yle atladı.
İkiside su yüzyine çıktıklarında epey ileri atlamışlardı ve yüksek ihtimalle ayakları yere değmiyordu. Bu yoruma Uraz'ın Defne'nin dirseğini sıkıca tutmasından, Defne'ninse kendini onun omzuna dayamasından ulaşmıştım.
İclal espiritüel bir tonla ikisine baktı ve "Yalnız oraya park etmek yasak." dedi. Defne'nin yüzünde minik bir teebessüm gördüğüme emindim. Uraz'da alayla "Orada ne yazıyor? No parking. Sen ne yapmışsın? Yes parking." dedi.
Gözlerimi devirdim ve "Lütfen ekran sürenizi bu kadar belli etmeyin." dedim. Uraz ve Defne su içinde atışırken Eren, hala kucağında olan Alya'ya yemesi için elma uzatıyordu. Onların arkasında Melis, kuma kıvrılmış resmen horlayarak uyuyordu. İclal'se. O hala gökyüzünü izliyordu.
"Ne düşünüyorsun?" Kumda sürünerek yanına yanaştım. Bakışlarını bana döndürdü ve "Annemi." diye fısıldadı. "Umarm kayboldğumu öğrendiğinde fazla etkilenmemiştir." Dudaklarını büzdüğünde ne yapmam gerektiğini hiç düşünmeden kolumu omzuma attım ve onu hafifçe kendime yaklaştırdım. Başını omzuma yasladı ve karşımızdaki ağacı incelemeye başladı.
"Kafanı nasıl dağıtabiliriz? Mesela bir oyun oynasak."
"Ne oynayacağız?" Bu kadar basit bir soruyu bile o kadar heyecanlı bir ses tonuyla söylemişti ki gülümsemeden edemedim. "Bulutları bir şeylere benzetelim." dedim çok mantıklı bir fikirmişi gibi.
İşaret parmağını sağa doğru uzatarak bir bölgeyi işaret etti. "Şuradaki bulut Melis'in özel yapım kurbağalı stanleysine benziyor."
Bende sol tarafta bir bölgeyi işaret ettim. "Şu bulut kartal gibi."
Sıra ona geçince dağların orayı işaret etti ve kaşlarını çattı. "Orada neden çok fazla bulut var? Ayrıca o bulutlar neden gri? Yaz ayında yağmur yağacağını sanmıyorum." Gösterdiği yere baktım ve korkuyla bir nefes verdim.
"İclal onlar bulut değil." dedim ve telaşla ayağa kalktım. Tam bizimkilere sesleneceektim ki Defne'nin sesini duydum.
"Millet, bunu görmelisiniz!"
Defne Nare Erdem
HIzl suyun yüzeyine çıktığımda Uraz'a tutundum. Alya kıyıdan bağırarak "Tekne miymiş?" diye sordu.
"Evet." dedim soluklanmaya çalışırken. Daha önce hiç ekipmansız bu kadar uzun süreli bir dalış yapmamıştım. "Belli ki uzun süredir burada. Anladığım kadarıyla motoru sağlam. Ve su alan kırık yerlerin bir iinsan tarafından açıldığı kesin." Alya duraksadı ve bir süre bir şeyler düşündü. Ben ve Uraz ise kıyıya doğru yüzmeye başladık.
"Yani bu adadaki diğer insanlar bu adada mahkum kalmamışlar, kendilerini bu adaya mahkum etmişler. Bizim aksimize." Alya her zaman olayları çözümleyen kişiydi. "Ve büyük ihtimalle Baran'ın söylediği bu imparatorluk teorisi doğru. Burada bir imparatorluk kurmuşlar ve bizi birer tehtid gibi görüyorlar."
Uraz ciddi bir tonla "Muhtemelen daha önce onları engellemeye çalışmışlar, bizi de onları engellemek isteyen birer proje gibi görüyorlar." dedi. Alya başını aşağı yukarı sallayarak onu onayladı.
"Madem burada bir imparatorluk kurmaya çalışıyorlar adayı niye yaktılar?" Alya bana döndüğünde gözlerinde bir mesafe belirdi.
"Onların yaktığı kanısına nasıl vardın?"
"Sadece, burada bir biz varız bir onla... Her neyse. Söylemedim say." dedim kendimi açıklamak istemediğimden.
Alya yapay bir şekilde güllümsedi. "İşime gelir." Benden resmen nefret ediyordu. Uraz bir şey söylemek için ağzını açtığında onu susturdum. "Savunulmaya ihtiyacım yok." dedim ters bir sesle.
Kıyıya vardığımızda Alya'ya bakmadan ileriye doğru gittim ve güneşin vurduğu bir yere oturdum. Islanan kıyafetlerimi çıkarttım ve bizimkilerin ıslak kıyafetlerinin asılı olduğu dala asması için Uraz'a uzattım. Kendi kıyafetlerini astıktan soonra benimkileride astı ve yanıma oturdu. Ona bakmamak için çaba sarf etmeme rağmen başarılı olamadım ve ona doğru döndüm.
O da bana dönük olduğundan burunlarımız birbirine sürtünmüştü. İkimizde kısık sesle kıkırdadığımızda Alya'nın göz ucuyla bize baktığını gördüm. Uraz dudaklarıma minik bir öpücük kondurdu ve "Zihnindeki sesleri susturmalısın." dedi. O kadar kolay değildi. İğrenç bir insandım ve zihnim bana bunu hatırlatmaktan zevk alıyordu.
"Yıllardır deniyorum. Gitmediğim psikolog, almadığım terapi kalmadı Uraz. Susmuyorlar."
"İnsanların sözlerini önemsemeyi bırakmadığın sürece bunu atlatamazsın, Defne'm. Ama bil ben sana zihnindeki seslerle aşık oldum ve onlar olsada olmasada seni seveceğim." Yanaklarım hatta tüm bedenim ısınmaya başladığında kızardığıma emindim. "Nefes al." dediğinde tuttuğumu fark etmediğim nefesimi verdim.
"Kusura bakmayın romantizminizi bölüyorum ama ayağa kalkmama yardım eder misiniz?" Alya'nın sesi belkide en büyük kurtarıcımdı. Uraz bana imalı bir bakış atarak ayağa kalktı ve Alya'nın yanına gitti.
"Baştan söyleyeyim ben Eren kadar sabırlı bir insan değilim." dedi Uraz elini Alya'ya doğru uzatırken. Alya gözlerini devirdi ve Uraz'dan destek alarak ayağa kalktı. O tek ayağı havada bir şekilde bir ağaçtan destek alırken Uraz benim yanıma yeniden geldi.
Alya bakışlarını gökyüzüne çevirdi. "Off, keşke Melis benimle kalsaydı." diye homurdandığında Uraz dayanamadı ve kaşları kalkık bir şekilde arkasını döndü. "Alya, yanlış anlama ama Defne neyine yetmedi?" Alya'nın gözleri kısıldı.
Ala bizim grubun her zaman göz bebeğiydi. En küçüğümüzdü, en hassas ama aynı zamanda en yaralı olanımızdı. Ayrıca kendisinde tam olarak ne olduğunu bilmediğim kalp rahatsızlıkları vardı. Şimdiye kadar kimsenin Alya'nın bir dediğinin iki edildiğini hatırlamıyordum. İlk kez biri Alya'a ters bir cümle kurmuştu, ona karşı çıkmıştı.
"Arkadaşlarını geride bırakan bir kız, kimseyi geride bırakmayıp herkesi pozitif ve bir arada tutan Melis'in tırnağı bile olamaz. Uraz, uyan artık. Bu bir oyun değil. Bu hayatta kalma mücadelesi. Ve geride bırakan, geride bırakılır." Ne zaman gözlerinde bir şeytan ya da bir yılan olmuştum?
Oturduğum yerden ayağa kalktım ve Alya'nın gözlerine baktım. "Merak etme boynuzlarım ve ya kuyruğum yok. Ayrıca sokmyorum da. Madem beni istemiyorsunuz." Cümlemi tamamlamadım ve ormana doğru koşmaya başladım. Gözlerimden akan yaşlar rüzgarın yüzümü sıyırması nedeniyle arkaya doğru savruluyorlardı.
Ağaçlar arasında labirent çizer gibi koştuğum için Uraz bir süre sonra nerede olduğuma anlamadığı için durmuş ve adımı seslenmeye başlamıştı. Bir ağacın kenarına çöktüm ve hıçkırarak ağlamaya başladım. Kendimi bir annem ve -üvey- babamın yanında bir de arkadaşlarımla Defne gibi hissedebiliyordum. Annem burada yoktu. Arkadaşlarım içinse artık Nare'ydim.
İclal Deniz Sönmez
Ağaçların bir kısmı yakılmıştı ancak belli ki yangın biz gelmeden kısa süre önce söndürülmüştü. Olay yerinde tek bulabildiğimiz bir not kağıdıydı. O ise içimizi ürpertmeye yetmişti.
O ok sadece bir uyarıydı, eğer bir an önce adamızdan gitmezseniz ok sayısı birden bine çıkar.
Kağıdın en altında bir isim vardı. Vasilisa...
Bu notu yazn kişi ile ilik notu yazan kişi kesinlikle farklıydı çünkü ilk not dağınk bir el yazısıyla yazılmışken buradaki yazı inci gibiydi. Ayrıca ilk not kağıdında bir isim yokken burada bir isim vardı.
Notu almış, çevreye küfürler yağdırmış ve geri dönmek için yola çıktık. Melis uzun süredir kağıdı inceliyordu. "İçimde bir sıkıntı var." dedi Eren. Kolunu Melis'in omzuna attığında bir hıçkırık sesi duydum. Telaşla Melis ve Eren'e döndüm. Eren kaşlarını çatmış Melis'e bakıyordu. Melis ise resmen omuzları sarsılarak ağlıyordu.
Hızla yanına gittim ve ona sıkıca sarıldım. "Neyin var güzelim." diye sorduğumda hıçkırdı ve burnunu çekti.
"Her şey üst üste geliyor İclal. Önce lanet bir adaya düştük, sonra bir sürü bir sürü şey oldu. Şimdide karnım ağrıyor ve büyük ihtimalle regl olacağım." Derin bir nefes aldım. Melis'in regl dönemleri çok ağır geçerdi. Hatta öyle zamanlar olurdu ki hastaneyye yatmak zorunda kalırdı. "Hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor." dediğinde ellerimi saçlarında gezdirdim.
"Öyle geliyor olabilir ama geçecek Melis." dediğimde burnunu daha sert çekti.
"Ayrıca Alya için korkuyorum. Kız hasta ve ilaçları yanında değil." Alya hem mitral kapak prolapusuna hemde kalpte rtim bozukluğuna sahipti. Düzenli her gün olmasada belli aralıklarla ilaç kullanması gerekiyordu.
Mitral kapak prolapusunda, kalbin sol kulakçığı ile sol karıncığı arasındaki kapağın yaprakçıklarından biri ve ya ikisi, kalp kasıldığında normalden biraz fazla geriye doğru bombeleşir. Bazı kişilerde çarpıntı, baş dönmesi, yorgunluk ve ya nefes darlığına neden olur. Alya'da sadece çarpıntı ve baş dönmesine neden oluyor. Zaten Alya kendini kötü hissettiğinde bile bizi iyi olduğuna inandırabilecek kadar iyi bir yalancı.
"Buradan kurtulacağız ve Alya'yı hasta olduğu için döveceğiz Melis. Senaryo sana uygun mu?" Ağlayışının arasında hafifçe gülümsedi.
"Kırbaçla dövsek olur mu?" dedi kuruyan dudaklarını yalarken.
Fazla eğlenceli ve pozitif bir grup değildik. Sadece yaşamaya çalışıyorduk işte...