İçeriğe geç

Güneşi Takip Et

Bölüm 6 · 8 dk okuma

Güneşi Takip Et

Bölüm 6

Kaderimiz Birleşik

Sabah uyandığımızda Alya bizi, Eren'le bulduğu göle götürmek için yola çıkarmıştı. Doğrusu günlerdir su içmiyordum ve susuzluktan ölmek üzereydim. Yaklaşık on beş dakikadır yoldaydık.

"Bacaklarımda derman kalmadı." dedi Melis yorgunca. Bende ondan pek farklı değildim. "Şuraya yığılacağım." diye sızlandı tekrardan.

"Geldik." diyerek sağa dönen Alya'nın peşinden bende sağa döndüm. Su...

Melis ve ben hızlı adımlarla göle yaklaştık. Susuzluktan ölecek gibiydim. Avuçlayarak suyu içmeye başladığımda istemsizce sesli güldüm. "Ne oldu kafayı mı sıyırdın?" diye sordu Melis kaşlarını çatarak.

"Hayır, sadece marketlerde bile su seçen şımarık kızlardık biz. Bu duruma düşmemize gülüyorum." Yeterince su içtiğime emin olduktan sonra dizlerimi sirkeledim. Açık mavi kot şortum resmen mahvolmuştu. Tıpkı üstümdeki askılı beyaz crop gibi... "Peki, bu kadar aylaklık yeterli bence. Aramaya devam edelim." Melis yüzünü buruşturdu.

"Lütfen önce yıkanalım." Sanırım haklıydı. Şuan ben ya da kızlar fark etmesekte emindim ki hepimiz bok kokuyorduk. "Pekala, tekne enkazının olduğu denize gidelim." Kızlar başlarıyla onayladıklarında tekrar yürümeye başladık. Zaten çok uzak bir konum olmadığından sadece on dakika sonra denize varmıştık. Hepimiz üzerimizdeki kıyafetleri çıkartıp bir kenara koydk.

Üzerimizde sadece bikinilerimiz kaldığında onları çıkarma ihtiyacı duymadığımızdan direkt suya girdik. "Soğukmuş." dedi Alya ayağını denize dokundurarak. Ayağının çoğu yerinde ayağımızda terlik ya da çorap olmadan taşlara bastığı için yaralar vardı. Aynılarının bendede olduğuna çok emindim.

Melis'e baktığımda onun saçlarındaki dolanmaları açmaya çalıştığını gördüm. Can yanıyor olmalı ki yüzünü buruşturmuştu. "Saç kremi olan var mı?" diye sordu neredeyse ağlayacak gibi bir sesle. Kıvırcık saçları onun herşeyiydi.

Su bacaklarıma geliyordu ancak soğukluğu canımı acıtyordu. Babasının nazlı prensesiydim ben, acı nedir bugüne kadar yüzleşmemiştim. Yavaşça suyun içinde ilerledim ve tüm vücudumun suya girmesini sağladım. Her ne kadar soğuktan titresemde bedenimi temizlemem gerekiyordu. Alya'ya baktığımda nun çoktan suya girdiğini hatta yüzmeye başladığını gördüm.

Homrtular eşliğinde sudan çıkıp kıyafetlerime yöneldim. Onlarıda yıkamalıydım. Kendi kıyafetlerimi alırken Melis'in kıyafetlerinin üzerinde bir not kağıdı gördüm. Kendi kıyafetlerimi bırakıp oraya yöneldiğimde başta yazıyı okuumakta zorlandım. Yazı mı kötüydü, gözlerim mi görmüyürdu ya da beynim algılayamıyor muydu bilmiyorum.

Buradan gidin ve bizi rahat bırakın.

Arkadaşınız, en yüksek dağın hemen yanında. Onu da alıp gidin! Bize zarar veremeyeceksiniz.

Ya arkadaş bizim olaysız bir günümüz geçmeyecek miydi?

"Kızlar!" diye bağırdım. Sesim istemsizce korku dolu çıkmıştı. Kısa süre sonra yanıma geldiklerinde ikiside uzunca notu incelediler. "Şaka gibi bir tehtid yemediğimiz kalmıştı." dedi Melis kısık sesle. Sonra resmen bağırarak "Sevgili tehtidçimiz, amacımız size zarar vermek değil bu yüzden lütfen sizde bize zarar vermeyin!" diyerek tehtidçimizle konuştu.

Cevap gelmeyince Melis bir şeyler homurdandı. Benimse aklım fikrim Baran'daydı. Yerini söylemişti. Alya kıyafetlerimizi alıp denize gitti ve ebnim beyaz askılımdan başlayarak yıkamaya başladı. "Baran'ı alalım." dedim ortaya doğru. Melis derin bir nefes aldı ve "Evet, gariban susuzluktan gebermeden bulalım." Alya sanki kafasındaki sesleri susturmak istermiş gibi kıyafeti sertçe yıkıyordu.

"Siz gidin, ben kıyafetleri yıkıyayım." dediğinde hızla yanına gittim ve ona sıkıca sarıldım. "Kurtulacağız Alya. Hem bak yalnız değiliz. Belki kötü bir amacımız olmadığını anlayınca bize yardım ederler." Sarılmama cevap vermediği gibi söylediklerimide duymazdan geldi. Cevap alamamanın ağırlığıyla kalktım ve Melis'in yanına döndüm.

Üzermizde yalnızca bikinilerimiz vardı ve doğrusu hava hafifte olsa esiyordu. Melis'le birlikte yürümeye başladığımızda onun da sessileşmişti. Bir anda drdu ve bileğimi tuttu. "İclal, ölmek istemiyorum." Yutkundum. Verecek bir cevabım yoktu.

"Ölüm bir son değil, Melis." diyebildim sadece. En neşelimiz bile ölümü düşünmeye başladıysa gerçekten yıkılmıştık. "Öleceksekte birlikte öleceğiz." Gözümden düşen bir damla yaşı elimin tersiyle sildim ve yürümeye devam ettim. Baran'ı bulmalıydık. Bir an önce.

Dağın yanına geldiğimizde çevresini dolaşmaya başladık. Sonunda Baran'ı bir ağaca bağlanmış halde bulduğumuzda koşarak yanına gittim. "Baran, iyi misin?" diye telaşla sorduğumda Melis ipleri çözerken bir yandan da bana cevap yetiştirdi.

"İyi gibi mi görünüyor sence İclal?" Elim Baran'ın dudaklarına yapıştırılan banta gittiğinde Melis beni durdurdu. "Bekle onu en son açalım. Canı acıyacak çünkü." Ona hak verdiğimden alttaki halatları açmaya devam ettim. Baran'ın resmen gözleri kayıyordu. Tüm ipleri açtığımızda dengesini sağlayamadı ve dizlerinin üstüne yere çöktü. Melis dikkatle ağzındaki bandı çıkarttığında Baran acıyla inledi.

Endişeyle çevreye baktım ve bir elma ağacı gördüğümde hızla bir elma koparıp Baran'a verdim. Hem doyurucuydu, hem de içinde ki az buz sudan yararlanırdı. Baran elmadan bir ısırık aldı ve sırtını ağaca yasladı. "Altı," dedi güçlükle konuşarak. "Altı kişilerdi. Yüzlerinde maskeler vardı ancak adanın neresi olduğunu bilmediğim bir kısımda resmen imparatorluk kurmuşlar."

Melis boşluğa bakmaya ve belli ki düşünmeye başladı. "Gözlerim bağlıydı ama seslerden anladığım kadarıyla yanlarında bir bebek var."

"E yuh ama yani." dedim gözlerimi belerterek. "Yani adada çocuk yapmak nasıl bir zihniyet lan?"

Baran bir süre Melis ve bana baktı. "Diğerleri nerede?" diye sordu hafif korkmuş bir ses tonuyla. "Ve beni nasıl buldunuz?" İlk soruyu es geçerek avcumda yamulttuğum kağıdı ona uzattım. Kağıdı okurken bir yandan da bir soru daha yöneltti. "Ve siz neden bikinilerinizlesiniz?"

"Canımız böyle istediği kardeş, napcan?" dedi Melis yapay bir öfkeyle. Baran kaşlarını çattı ve bu sinirin yapay olduğunu anlamadığı için "Yok ya, çok güzelmiş desenleri falan ondan dedim."

"Yanımda yedek var, vereyim mi?" diye sorduğumda Baran bana sus diye bağıran bakışlarla baktı.

"Yok bacım, estağfurullah, sen giy lütfen." dediğinde Melis'te bende büyük bir kahkaha attık. Baran gözlerini kıstı ve bir süre bizi inceledikten sonra yardımımızla ayağa kalktı. O sormadan nedense cevap vermek istediğimden "Ben, Alya ve Melis diğer gruptan ayrıldık. Ufak bir sürtüşme yaşandı."

"Ne sürtüşmesi." diye sorduğunda Melis benden önce davranarak cevap verdi.

"Biz daha doğrusu İclal, bir an önce Baran'ı bulmalıyız dedi. Defne, Eren ve Uraz'da uyuyalım yarın sabah sağlıklı kafayla düşünürüz dedi. İclal'de siz birilerini geride bırakabilirsiniz ama ben bırakmam dedi. Gitmek istedi ben ve Alya'da onunla gittik." Melis yaşanan her şeyi tek nefeste özetledikten sonra derin bir nefes aldı. "Sana yaşananları anlatacağım diye ölüyordum."

Baran homurdanmayla karışık bir şekilde güldü. "Alya nerede?"

"Kıyafet yıkıyor." dediğimde Baran kaşlarını çattı. "Şu durumda bile kirli kıyafet takıntısı yaptığınızı söylemeyin lütfen."

"Dedi 17 yaşındayken ben Londra'da okuyacağım diye ağlayıp, sonra oranın kıyafet yıkama şeklini beğenmediğinden bir giydiğini çöpe atan ve yenisini alan çocuk." dedi Melis yine hızlı konuşarak.

"Senin bir rap aşkın mı tutuştu lan amatör rapçi?" Baran'ın sözleriyle Melis kaşlarını kaldırdı ve alaycı bakışlarla Baran'ı süzdü.

ˆˆˆˆ

İsimsiz Kişi

Bugün zalimlerin olduğu dünyaya doğan güneş bana yıllardır doğmuyor. Benim karanlığımı kimse aydınlatmıyor. Benim karanlığımın bir ayı hattıı yıldızları bile yok.

Gözlerim siyah. Ruhum gibi. Zihnim gibi.

Her şeyi gömdüm buraya gelirken. Yeni bir hayat için geldim. Ruhum burada zincirlerinden kurtulsada hala bedenime tutsak. Özgür olması için benim sonsuz ve derin bir uykuya dalmam lazım. Doğrusu buraya, bu topraklara gelmeden önce bizzat ben doladım boynuma urganı. Ruhum özgür olsun diye. Çünkü tutsaklık en büyük ceza.

Gözlerim yemyeşil gözleri olan o bebekte. Biricik dostumun kızı. Dolaylı yoldan yeğenim.

Şimdiye kadar kendimi açabildiğim tek kişi o bebeğin annesi. Onunda kızı gibi yeşil gözleri sarı saçları var. Hayat beni aydınlatmazken, onu karanloğından sakındırmış. Geceye aşık birinin, karanlıktan koparılmaya çalışılması en büyük işkence. Benim bedenim dinç ruhum yorgun, onun bedeni tükenmiş, ruhu ise hala çocuk.

Çadırın kapısı açıldığında kucağımdaki yeşil gözlü kızı meleğine teslim ettim ve yan çadırda duuran delikanlnın yanına gittim. Elleri bağlıydı, gözleri gibi. İki el bileğide tavandaki tahtalardan sarkan zincirlere bağlıydı. "Merhaba genç adam." diye fısıldadım. Parmaklarım, gencin çenesini sıktı. "Bu sabah nasıl hissediyorsun." Konuşmaya çalıştı ancak ağzındaki bant yüzünden söylediği hiç bir şey anlaşılmıyordu. Hızla yerinde çırpınmaya başladığında karnına sert bir tekme attım.

"Kes, sudan çıkmış balıklar gibi çırpınmayı." Ellerindeki zincirleri çıkartmadan kollarnı kalın bir halatla bibirine bağladım. Zincirleri çıkarttığımda dersini aldığından çırpınmadı.

İçeriye biricik dostum geldiğinde o yumuşak ses tonuyla fısıldadı. "Bayıltma işlemini ben yapsam?" Gülümsedim ve yanda duran tahta parçasını gösterdim. Ellerini birbirine çarptı. Tahta parçasını kavradı ve çocuğun ensesine sert bir darbe geçirdi. Gencin başı bayıldığını belirtircesine önüne düştüğünde dostum kıkırdadı. Dizine gelen sarı saçlarını örmüştü, gerçek bir masaldan fırlamış gibiydi.

Elindeki salatalığı işaret ettim ve ne olduğunu sormak ister gibi kaşlarrımı kaldırdım. "Göz altlarım çökmüş. Hıyar koyacağım." dediğinde göz altlarına istemsizce baktım. Mosmorlardı. "Acınacak haldeyim değili mi? Ama acınacak halde olmayı seviyorum. Güzel rol yapmamı sağlıyor, ilginin hep üstümde olmasını sağlıyor." İnce parmaklarını yüzünde gezdirdi.

Bana iyice yaklaştı ve elini tam kalbimin üzerine koydu. "Oradayım değil mi?"

"Orada senden ve kızından başka kimse yok Vasilisa. Benim Rus güzelim, tek dostum oraya senden başka kimseyi koyamam." Kıkırdadı ve bana sıkıca sarıldı.

ˆˆˆ

Eren Taha Karacaoğlan

Ağaçtan kopardığım eriği sertçe ısırdım ve Uraz'a döndüm. "Bu kızlar nerede ya? Alya zaten iyi değildi. Tüküreceğim İclal'in tribine şimdi!" Cümlemin bitmesiyle Defne enseme sert bir şaplak attı.

"Yarım saattir tek sözün Alya, sus da bulalım şunları." dediğinde içimdeki endişe bir gram dahi azalmadı.

"Acaba buldular mı Baran'ı?" diye sordu Uraz mahçup bir tavırla. "Keşke kızlarla gitseydik." Derin bir nefes aldım. Uraz söyledikleriyle beni daha çok geriyordu. Defne ise çok rahat görünüyordu. Uraz bu sefer sitemle ona döndü. "Ya senin dört arkadaşın kayıp Defne, nasıl bu kadar rahat olabilirsin?"

"Sizin aksinize ben korku filmleri izlemiyorum çünkü. Bir yerlerde uyumuşlardır Uraz, paranoyak mısın sen?" diye sinirle konuştu Defne. Uraz tam cevap verecekken sözlerini bölen Alya'ya ait olduğuna emin olduğum çığlıktı. Korkuyla sesin geldiği yöne koştuğumda Alya'yı deniz kenarında ağlar bir şekilde buldum. Önünde ıslak kıyafetler vardı.

"Alya!" diye bağırarak ona doğru koştum ve sıkıca sarıldım. Omuzları sarsılıyordu. "Ne oldu güzelim?"

"Ok," dedi hıçkırarak. Başımı sağa çevirdiğimde Alya'nın bi milim uzağındaki oku gördüm. Toprağa epeyce derin bir şekilde saplanmıştı. Eliyle bacağını gösterdiğinde okun bacağını sıyırdığına ve derin olmasada bir kesik açtığını gördüm. Bacağından süzülen kanlar açık renk toprağa dökülüyordu. Hemen arkamda adım sesleri duyduğumda İclal, Melis ve Baran'ı gördüm.

İclal ve Melis bize doğru hızla geldiler ve Alya'nın bacağındaki yarayı gördüler. Melis kısık sesle bir küfür savurduğunda İclal gözlerinden ateşler atan bir tavırla ormana döndü. "Ya arkadaş şaka mısınız, imtihan mısınız nesininiz bilmiyorum ama kusura bakmayın biz buradan yüzerek ayrılamayız. Kuş da olmadığımıza göre demmeki uçamıyoruz da. Hani kör ya da kıt değilseniz bir teknemiz olmadığını da fark etmişsinizdir de! Biz nasıl gidebiliriz ya! Mahsur kaldık işte nesini anlamıyorsunuz?"

Adada bizden başka birileri de mi vardı?

Baran hızla üzerindeki tişörtü çıkardı. Sonrada atleti. "İyi ki annemi dinleyip atlet giymişim." dediğinde herkeste istemsiz bir gülümseme oluştu. Hatta Alya bile göz yaşlarının arasından gülümsedi. Baran tişörtünü bir kenara atıp atleti Alya'nın yarasına sardı. "Bir süre dayanır bu."

Alya burnunu çekti ve başını aşağı yukarı hareket ettirdi.

Bunu yapanları bulunca hepsini diri diri yakacaktım!

"Biz yine birbirmizi bulduk." dedi Melis kıkırdayarak. "Kaderimiz birleşik galiba. Ayrı kalamıyoruz."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.