İçeriğe geç

Güneş ve Gece

Bölüm 7 · 4 dk okuma

Güneş ve Gece

Bölüm 7

0,7

🌝🌚

“İnat bazen karakter özelliği değil, hayatta kalma şekli oluyor.”

Kafenin içindeki hava bir anda ağırlaştı. Normalde Selin’in mekânı sürekli ses dolu olurdu; kahkaha, kahve makinesi sesi, insanların konuşmaları… Ama Baran konuştuğu anda her şey arka plana çekiliyordu sanki. Bu sinir bozucu bir özellikti. Bir insanın sadece varlığıyla ortamın yönünü değiştirmesi normal olmamalıydı.

Ben sandalyeye yaslandım ama gözlerimi ondan çekmedim. Çünkü geri çekilirsem kaybedecekmişim gibi hissediyordum. Ne kaybettiğimi bilmiyordum ama hissediyordum işte.

“O bina kapatılacak,” dedi tekrar.

Sesi hâlâ sakindi. İşin kötü tarafı buydu zaten. Baran bağırmıyordu. Bağırsa daha kolay olurdu. İnsan bağıran birine sinirlenebilir. Ama sakin konuşan biri seni daha çok geriyor çünkü kontrol tamamen onda kalıyor.

“Senin istemenle olmuyor her şey,” dedim.

“Bu istemek değil. Güvenlik.”

“Hayatındaki her şeyi güvenlik adı altında mı yönetiyorsun?”

Baran’ın çenesi hafif sıkıldı. Küçük bir hareketti ama ben artık dikkat ediyordum. Çünkü onun yüzü çok az şey gösteriyordu ve o küçük değişimler daha anlamlı hale geliyordu.

“Oraya biri tekrar girerse sorumluluğunu alabilecek misin?”

“Alırım.”

“Hayır,” dedi direkt. “Ne olduğunu bile anlamıyorsun.”

İçimde bir şey anında yükseldi. Belki öfke, belki gurur. Ama kesinlikle geri çekilme değildi.

“Sen de her şeyi bildiğini sanıyorsun.”

Baran birkaç saniye sustu. Sonra bana öyle bir baktı ki sanki kafamın içini okumaya çalışıyordu.

“Ben sonuçlarını biliyorum.”

Bu cümlede başka bir şey vardı. Dışarıdan duyunca normal geliyor ama altında ağırlık vardı. Sanki gerçekten görmüş gibiydi. Kaybetmiş gibi.

Masada sessizlik oldu. Aslı nefes bile almıyordu neredeyse. Selin gözlerini aramızda gezdiriyordu, resmen kavga izleyen seyirci gibiydi. Hakan ise klasik ifadesiz suratıyla kahvesini içmeye devam ediyordu ama o bile dikkat kesilmişti.

Ben ayağa kalktım.

“İnsanlar sürekli o binanın tehlikeli olduğunu söyleyip duruyor ama kimse bir şey yapmıyor.”

“Çünkü bazı şeyler kurtarılamaz.”

İşte o an sinirlendim.

Gerçekten sinirlendim.

Çünkü o cümle bana bina hakkında söylenmiş gibi gelmedi.

Sanki insanlar hakkında da öyle düşünüyordu.

“Sana göre belki,” dedim sertçe. “Ama ben her şey çürüsün diye oturup izlemeyi sevmiyorum.”

Baran’ın bakışları değişti. İlk defa gerçekten sinirlendiğini gördüm galiba. Ama yine bağırmadı. Sadece bana doğru bir adım attı.

“Bu çocuk oyunu değil Güneş.”

Ben de geri çekilmedim.

“Ben de çocuk değilim.”

Aramızdaki mesafe iyice azalmıştı artık. Kafenin içindeki herkes sessizdi. Selin biraz daha heyecanlansa çekirdek çıkaracak gibiydi.

Baran aşağı doğru hafifçe başını eğdi. Gözlerini direkt gözlerime sabitledi.

“Sen tehlikeyi hafife alıyorsun.”

“Sen de yaşamayı fazla zorlaştırıyorsun.”

Bu cümleden sonra birkaç saniye kimse konuşmadı. Ama o sessizlik boş değildi. İçinde gerginlik vardı. İnat vardı. Ve anlamlandıramadığım başka bir şey daha vardı.

Sonra Baran geri çekildi.

“Uzak dur o binadan.”

“Hayır.”

Bir an bana baktı. Uzun uzun. Sanki gerçekten ne kadar inatçı olduğumu ölçüyordu. Sonra hiçbir şey demeden arkasını dönüp çıktı.

Kapı kapandığında kafedeki herkes aynı anda nefes aldı resmen.

Selin direkt masaya vurdu.

“ALLAH’IM.”

“Bağırma.”

“Bağırırım! Siz normal konuşmuyor musunuz hiç? Siz direkt savaş açıyorsunuz!”

Aslı bana baktı.

“Şey… bence biraz haklı olabilir.”

“Sen kimin tarafındasın?”

“Yakışıklı olanın.”

Hakan gözlerini devirdi.

“Ne kadar vizyonsuz bir kriter.”

Ben tekrar sandalyeye oturdum ama içim hâlâ gergindi. Çünkü mesele artık sadece bina değildi. Baran’ın her cümlesi sanki beni bir yere sıkıştırıyordu. Ve ben sıkışmaktan nefret ediyordum.

Hakan bana baktı.

“Ciddi misin bu proje konusunda?”

“Evet.”

“Baran izin vermez.”

“İzin istemiyorum.”

Hakan kısa bir süre sustu. Sonra hafifçe başını salladı.

“Tamam,” dedi. “O zaman plan lazım.”

Kaşımı kaldırdım.

“Sen destek mi veriyorsun?”

“Ben kaosu uzaktan izlemeyi severim.”

Selin kahkaha attı.

“Yemin ederim bu ekip bir gün mahalleyi yakacak.”

Ben istemsizce gülümsedim. Çünkü ilk defa biri bana “yapamazsın” demek yerine “nasıl yapacağız” diyordu.

Ve galiba bu yüzden içimdeki fikir daha da büyüdü.

Akşam eve dönerken hava serinlemişti. Mahalle ışıkları yanıyordu. Camlardan televizyon sesleri geliyor, balkonlarda insanlar konuşuyordu. Her şey normal görünüyordu ama benim içim normal değildi.

Çünkü Baran’ın söylediği bir cümle beynime takılmıştı.

“Bazı şeyler kurtarılamaz.”

İnsan neden böyle düşünür?

Bir şeyi kurtarmayı neden bu kadar erken bırakır?

Eve girdiğimde salondan sesler geliyordu. Gökalp ve Alp konuşuyordu. Ben içeri girince sustular.

Bu asla iyiye işaret değildir.

“Ne oldu?” dedim.

Gökalp bana baktı.

“Baran aradı.”

Tabii ki aramıştı.

İçimden uzun, ağır bir küfür geçti.

“Ne anlatmış?”

“Sen anlat.”

Montumu çıkarırken gözlerimi kaçırdım.

“Abartılacak bir şey yok.”

“Güneş.”

Gökalp’in sesi sertleşmişti. “O binadan uzak duracaksın.”

Sinirden güldüm.

“Bugün herkes aynı metni mi ezberledi?”

“Şaka yapmayı bırak.”

“Belki siz beni dinlemeye başlarsanız bırakırım.”

Gökalp ayağa kalktı.

“Sen anlamıyor musun? İnsanlar yaralandı!”

“Ben düzeltmeye çalışıyorum zaten!”

“Sen kurtarıcı değilsin!”

Cümle salonun ortasında yankılandı resmen.

Ve ilk kez…

Canımı acıttı.

Çünkü herkes beni dağınık, düşüncesiz, problemli görüyordu belki ama ben ilk kez gerçekten bir şeyi düzeltmek istemiştim.

Ve kimse buna inanmıyordu.

🌝🌚

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.