İçeriğe geç

Güneş ve Gece

Bölüm 4 · 3 dk okuma

Güneş ve Gece

Bölüm 4

0,4

🌝🌚

“İnsan bazen birinin öfkesinden değil, korkusundan etkileniyor.”

Baran bana bağırmadı.

İşin en kötü kısmı buydu zaten.

Bağırsa sinirlenirdim. Karşılık verirdim. Tartışırdım. Ama onun yüzündeki şey öfke değildi. Gerginlikti. Gerçek gerginlik. Sanki bir saniye geç kalsa kötü bir şey olacakmış gibi bakıyordu etrafa. İnsanlara değil, ihtimallere bakıyordu sanki.

“Hâlâ neden burada duruyorsun?” dedi sertçe.

Kalabalığın sesi birbirine karışıyordu. Ambulansın kapısı kapanıyordu. Bir kadın ağlıyordu. Mahallenin yarısı olay yerindeydi çünkü bizim mahallede biri hapşırsa üç kişi geçmiş olsun demeye gelir.

“Korkmuyorum,” dedim.

Baran gözlerini kısa bir an kapattı. O hareket küçüktü ama dikkat ettim. Çünkü ilk defa kontrolünün kaydığını gördüm.

“Ben korkuyorum,” dedi.

Bu cümle beni susturdu.

Gerçekten susturdu.

Çünkü Baran gibi birinin ağzından o cümle çıkmamalıydı. Onun gibi insanlar korkmaz sanıyorsun. En azından dışarıdan öyle görünüyorlar. Sert, kontrollü, soğuk insanlar sanki insan değilmiş gibi geliyor bazen. Ama o an anladım; mesele korkmaması değilmiş. Korkmasına rağmen dimdik durmasıymış.

Bir şey diyemedim.

Bu da sinir bozucuydu.

Çünkü ben genelde mutlaka bir şey derim.

Baran kalabalığa doğru geri döndü. İnsanlara talimat veriyordu, biriyle konuşuyordu, sonra tekrar binaya bakıyordu. Ama yüzündeki ifade değişmiyordu. O bina onun için sadece eski bir yapı değildi sanki. Daha büyük bir şeydi. Kontrol edemediği bir tehdit gibi.

Selin yanıma yanaştı.

“Yemin ederim adam dizilerdeki travmalı polisler gibi,” diye fısıldadı.

“Sus.”

“Niye? Yanlış mı?”

“Selin.”

“Tamam sustum ama şu bakış olayını da inkâr etme artık.”

Gözlerimi devirdim ama cevap vermedim. Çünkü cevap verirsem düşünmek zorunda kalacaktım. Ve ben bugün yeterince düşünmüştüm.

Akşam eve döndüğümde hava normalden daha ağırdı. Kapıyı açtığım anda anladım bunu. Sessizlik vardı ama sakin bir sessizlik değildi. Bekleyen bir sessizlikti.

Gökalp salonda oturuyordu. Alp karşı koltukta telefonuna bakıyordu ama o da aslında dinliyordu. Bu evde kimse gerçekten ilgisiz değildir.

“Yıkık binadaymışsın,” dedi Gökalp direkt.

Ayakkabımı çıkarırken içimden sövdüm. Mahallede haber ışık hızında yayılıyordu.

“Geçiyordum.”

“Polis şeridinin içinden mi geçiyordun?”

Cevap vermedim.

Gökalp ayağa kalktı. Boyu zaten uzundu ama sinirlenince daha büyük görünüyordu sanki.

“Oranın ne kadar tehlikeli olduğunu anlamıyor musun sen?”

“Ben bir şey yapmadım.”

“Yapmana gerek yok!” dedi bu kez sesi yükselerek. “Sorun da bu zaten. Sürekli bir şeylerin ortasında kalıyorsun!”

Salon sessizleşti.

Alp telefonunu yavaşça bıraktı.

Benim içim ise bir anda gerildi. Çünkü insanlar bana bağırdığında sinmek yerine tersleşiyorum. Bu kötü bir özellik olabilir ama değiştiremiyorum.

“Ben çocuk değilim.”

“Öyle davranmıyorsun.”

“Belki de siz fazla büyüksünüz!”

Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz ortam buz gibi oldu. Gökalp bana öyle bir baktı ki bir saniyeliğine gerçekten susmayı düşündüm.

Bir saniyeliğine.

“Bu evde biri seni korumaya çalışıyorsa sebebi var,” dedi dişlerini sıkarak.

Ben güldüm. Gerçekten sinirden güldüm.

“Herkes neden beni koruma görevini üstleniyor? Siz gizli anlaşma mı yaptınız?”

Alp ilk kez konuştu.

“Çünkü başına bela çekiyorsun.”

“Belki bela beni seviyordur.”

“Bela insan seçmez,” dedi Alp sakin bir sesle. “Ama sen gidip onu dürtüyorsun.”

İşte buydu. Herkes aynı şeyi söylüyordu ama farklı şekillerde. Gökalp emir veriyordu. Alp analiz ediyordu. Bilge sakinleştirmeye çalışıyordu. Ama sonuç aynıydı.

Kontrol.

Sürekli kontrol.

Ve ben boğuluyordum.

O gece uyuyamadım.

Camın önünde oturup dışarıyı izledim uzun süre. Mahalle gece olunca farklı görünüyordu. Gürültü azalıyor ama tamamen bitmiyordu. Bir yerden televizyon sesi geliyor, biri balkonda konuşuyor, uzaktan motosiklet geçiyor… Sessizlik hiçbir zaman tam olmuyordu.

Belki bu yüzden seviyordum burayı.

Telefonum titredi.

İkra.

Onun mesaj atması garipti çünkü çok yakın değildik ama mahallede herkes bir şekilde birbirine bağlıydı.

“Abim bugün seni görünce kafayı yedi.”

İstemsizce güldüm.

“Bunu neden bana anlatıyorsun?”

“Çünkü sinir bozucu.”

“Hanginiz?”

“İkiniz de.”

Mesajın devamı geldi birkaç saniye sonra.

“Ama sana bağırmaması iyiye işaret.”

Kaşlarımı çattım.

“Bağırmamak mı?”

“Bağırsa kolay olurdu. Sessiz kalınca tehlikeli oluyor.”

Telefon ekranına birkaç saniye baktım.

Sonra istemsizce bugün söylediği cümle aklıma geldi.

Ben korkuyorum.

İçimde garip bir his oluştu. Rahatsız edici ama ağır değil. Daha çok… çözmeye çalıştığın bir bilmece gibi.

Ve sanırım en kötü kısmı şuydu:

Ben çözülmesi zor şeylere takıntılıydım.

🌝🌚

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.