İçeriğe geç

Güneş Ve Ay

Bölüm 6 · 5 dk okuma

Güneş Ve Ay

Bölüm 6

Ay tutulması

Adliye odasındaki o gergin ve resmi çalışma saatleri nihayet sona ermişti. Şifreli defter üzerindeki ilk incelemeler tamamlanmış, dosya numaraları eşleştirilmişti. Ancak ne Doğu ne de Hayal gün boyunca aralarındaki o buz gibi profesyonel mesafeyi bozmuştu. Doğu, mesleki sınırların ardına sığınarak tamamen savcı kimliğiyle hareket etmiş; Hayal ise gururundan tek bir taviz vermeyerek resmi çizgisini korumuştu.

Akşamın alacakaranlığı İstanbul’un üzerine çöktüğünde Hayal adliyeden çıkıp Kadıköy’deki evine geçti. Zihni inanılmaz derecede yorgundu. Doğu’nun bahçede Alihan’ı gördüğü andan itibaren takındığı o soğuk, mesafeli ve uyarılı tavrı bir türlü anlamlandıramıyordu. "Eğer umursamıyorsa neden o kadar sertleşti? Eğer umursuyorsa neden bu kadar uzak duruyor?" diye düşündü dolabının karşısında dururken.

Düşüncelerini dağıtmak için akşam planına odaklanmaya karar verdi. Sabah bahçede karşılaştığı Alihan, öğlene doğru bir mesaj atarak eski günlerin hatırına ve Hayal’in İstanbul’a gelişini kutlamak için sakin bir akşam yemeği teklif etmişti. Hayal önce tereddüt etse de hem kafasını boşaltmak hem de Alihan’ın dostane yaklaşımını geri çevirmemek adına kabul etmişti.

Üzerine zümrüt yeşili, sade ama vücuduna mükemmel oturan şık bir elbise giydi. Sarı saçlarını hafif dalgalar halinde omuzlarına bıraktı. Kahverengi gözlerini öne çıkaran hafif bir makyajla aynadaki yansımasına baktı. Özgüveni yavaş yavaş yerine geliyordu.

Nişantaşı’ndaki şık ve loş bir restoranda buluşacaklardı. Hayal taksiden inip mekeya adım attığında, Alihan çoktan rezervasyon yaptırdıkları köşe masada bekliyordu.

Alihan, Hayal’i gördüğü an ayağa kalktı. Yüzünde içten ve hayranlık dolu bir tebessüm belirdi.

"Harika görünüyorsun Hayal," dedi centilmence sandalyesini çekerken. "İstanbul sana gerçekten çok yaramış."

Hayal gülüseyerek oturdu. "Teşekkür ederim Alihan. Sen de her zamanki gibi çok şıksın."

Yemek siparişlerini verdikten sonra garson masaya taze bir şişe kırmızı şarap bıraktı. Alihan kadehleri doldururken içtenlikle konuştu.

"Fakültedeki günlerimizden beri ne kadar yol katettiğini görmek beni gerçekten gururlandırıyor. O zamanlar hep endişeliydin, hatırlar mısın? Ama bugün adliyede gördüğüm kadın... çok daha güçlü ve kararlıydı."

Hayal kadehinden bir yudum aldı. Alihan’ın bu destekleyici ve nazik sözleri içindeki o eski kırgınlıkları tamamen silmişti. "Zaman insanı değiştiriyor Alihan. Kendime güvenmeyi öğreniyorum."

"Çok doğru yapıyorsun," dedi Alihan gülüseyerek. "Bu arada... sabah yanındaki o savcı, Doğu Bey. Aranızda sadece iş ilişkisi olduğuna emin misin? Bakışları oldukça... korumacı ve sertti."

Hayal bir an duraksadı. Doğu’nun adı geçtiğinde kalbinin ritmi istemsizce değişmişti.

"Savcı Bey işinde son derece titiz ve kuralcı biridir," dedi Hayal sesindeki resmiyeti korumaya çalışarak. "Yürüttüğümüz soruşturma çok hassas, bu yüzden ekstra gergin olabilir. Aramızda tamamen mesleki bir bağ var."

Alihan başıyla onayladı ama gözlerindeki o dikkatli ifadeyle Hayal’i izlemeye devam etti.

Aynı saatlerde, Beşiktaş sırtlarındaki minimalist dairede Doğu, çalışma odasının penceresinden dışarıdaki Boğaz manzarasına bakıyordu. Elinde dumanı tüten bir filtre kahve vardı ama bir yudum bile almamıştı.

Zihni tamamen Hayal ile meşguldü. Sabah bahçede o adamın Hayal’in elini tuttuğu an gözünün önünden gitmiyordu. İçinde aniden beliren o kıskançlık öfkesini kontrol etmek için gün boyu kza karşı buz gibi davranmıştı. Kendine sürekli bir savcı olduğunu, duygularıyla hareket edemeyeceğini fısıldayıp durmuştu.

Fakat şu an, gecenin bu saatinde o mesafeli kalkanları çatlamaya başlamıştı. Cebinden telefonunu çıkardı. Hayal’e mesaj atıp atmamak arasında gidip geldi. "Soruşturma hakkında bir güncelleme varmış gibi mi arasam?" diye düşündü. Kendi bu durumuna hafifçe kızdı. Koskoca Savcı Doğu, bir genç kadının varlığı karşısında çocukça bir çelişkiye düşmüştü.

Tam o sırada adliyedeki güvendiği katibinden bir mesaj geldi. Mesajda, Alihan’ın bu akşam Nişantaşı’ndaki ünlü bir restoranda rezervasyonu olduğu ve yanında sarışın bir kadın avukatın bulunduğu yazıyordu. Katip bunu sadece masum bir adliye dedikodusu olarak paylaşmıştı ama Doğu için bu bilgi adeta bir şimşek etkisi yarattı.

Doğu’nun yeşil gözleri aniden karardı. Kahve kupasını masaya bırakıp hızla vestiyere yöneldi. Siyah ceketini üzerine geçirdi. Arabanın anahtarını alırken kendine sorduğu tek bir soru vardı: "Ben ne yapıyorum?" Ama içindeki o kontrol edilemez kıskançlık ve koruma içgüdüsü, mantığını çoktan dev dışı bırakmıştı.

Restoranda yemek sonuna doğru gelinmişti. Alihan ve Hayal tatlılarını yerken keyifli bir sohbet içindeydiler. Alihan, Hayal’in elinin üzerine nazikçe kendi elini koydu.

"İstanbul’da yalnız değilsin Hayal," dedi Alihan içten bir sesle. "Ne zaman başın sıkışsa, ister mesleki ister kişisel bir konuda olsun, ben buradayım."

Hayal gülümsedi. "Çok teşekkür ederim Alih—"

Cümlesi yarım kaldı. Çünkü restoranın girişindeki o hareketlilik ve bir anda etrafa yayılan o ağır, ezici aura Hayal’in dikkatini çekmişti.

Doğu, siyah takımı, iliklenmiş ceketi ve kapkaranlık bakışlarıyla restoranın kapısından içeri adım atmıştı. Garsonlar onun o heybetli ve otoriter duruşu karşısında hemen hareketlendi. Doğu, gözlerini restoranda gezdirdi ve birkaç saniye içinde köşe masada oturan iki kişiyi buldu.

Hayal, Doğu’yu gördüğü an nefesini tuttu. Kahverengi gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Doğu’nun yeşil gözleri doğrudan Alihan’ın Hayal’in elinin üzerinde duran eline kilitlenmişti.

Doğu, ağır ve kararlı adımlarla masaya doğru yürümeye başladı. Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu; sadece buz gibi bir ciddiyet ve bastırılmış devasa bir fırtına vardı.

Masaya ulaştığında Alihan ve Hayal ayağa kalktı. Alihan şaşkındı.

Doğu, Alihan’a tek bir kelime bile etmedi. Bakışlarını bir saniye bile o adama çevirmedi. Onu tamamen yok saydı, orada değilmiş gibi davrandı.

Doğu doğrudan Hayal’in gözlerinin içine baktı. Ses tonu, restoranın arka plan müziğini bile bastıracak kadar net, resmi ve pürüzsüzdü.

"İyi akşamlar Hayal Hanım. Sizi rahatsız ettiğim için bağışlayın."

Hayal şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi. "Doğu Bey... Sizin burada ne işiniz var?"

Doğu cebinden kilitli dosya kılıfını çıkarıp masanın kenarına hafifçe koydu.

"Soruşturmayla ilgili acil ve kritik bir gelişme oldu. Arşiv kayıtlarında Selim Bey’e ait yeni bir eşleşme bulduk ve bu konuyu bu gece incelememiz gerekiyor. Mesai saatleri dışında olduğumuzu biliyorum ancak durumun aciliyeti sebebiyle buraya gelmek zorunda kaldım."

Hayal, Doğu’nun bu "mesleki aciliyet" kılıfının arkasındaki o buram buram tüten kıskançlığı sezmişti. Adam doğrudan rakibini yok sayarak, tamamen resmi görevini öne sürerek alanı domine ediyordu.

Alihan araya girmeye çalıştı. "Savcı Bey, şu an bir akşam yemeğindeyiz, acaba yarın sabah—"

Doğu, Alihan’ın cümlesini bitirmesine bile izin vermedi. Bakışlarını hâlâ Alihan’a çevirmemişti. Tamamen Hayal’e odaklanmış durumdaydı.

"Karar sizin Avukat Hanım," dedi Doğu, sesi resmiydi ama gözlerindeki o derin yeşil ışık adeta fısıldıyordu: Benimle gel. "Eğer müsaitseniz adliyeye geçip dosyayı hemen kapatabiliriz."

Hayal bir Doğu’nun o mesafeli ama tutku dolu bakışlarına, bir de masadaki Alihan’a baktı. İçindeki Güneş, Doğu’nun bu örtülü müdahalesi karşısında alevlenmişti.

"Tabii Doğu Bey," dedi Hayal, çantasını alarak. "Devlet işi beklemeye gelmez. Alihan, beni bağışla lütfen. Gitmem gerekiyor."

Alihan donakalmış bir şekilde bakarken, Hayal masadan ayrıldı. Doğu centilmence geri çekilip Hayal’e yol verdi. İkisi restorandan çıkarken Doğu hâlâ Alihan’la tek bir kelime dahi konuşmamış, onun varlığını bile kabul etmemişti.

Restoranın dışındaki serin gece havasına çıktıklarında, iki meslektaş aralarındaki o resmi mesafeyi koruyarak Doğu’nun siyah arabasına doğru yürüdüler. Ancak ikisi de biliyordu ki bu gece adliyeye giden yol, sadece bir dosyayı değil, bastırılan tüm duyguları da patlatmaya gebeydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.