Klun " Arkadaşınızın da uyanmasını bekleyelim mi? Yoksa sen mi başlamak istersin patron?" dedi zayıf adama bakarak, adam şaşırmıştı. Klun "Seni hatırlamayacağımı mı sandın? Biz etleri çaldıktan sonra işçilerini azarlayan ve üzerlerine tüküren sendin. Ama şuanki konumuz o gün değil. Şimdi size ne olacağı?" dedi. Adam ne kadar gizlemeye çalışsada telaşlandığı belliydi. Kaçakların onlara ne yapabileceğini düşünmeye başladı. Kendilerini öldürebilirlerdi fakat bu onların daha çabuk hedef olmalarını sağlardı. İşkence ettikten sonra ceplerine bir kaç külçe koyup dışarı atabilirlerdi fakat bu da aynı sonuca varırdı. Canları karşılığında gitmelerine izin verebilirlerdi. Bu onların daha büyük bir olaydan kaçmalarını sağlardı. Fakat aralarından ikisinin yüzü bu haldeyken bu olasılık da pek mümkün değildi.
Düşündü ve aklına o gün geldi, yanlarında onlar dışında 15-20 kişi vardı. Ve bu kişilerin hepsi büyük cüsseli yanlarında en az üç dört hançer bulunan kişilerdi. Peki o kız, mavi saçlı kız o gün dışında bir yerde gördüğüne emindi , peki nerede görmüştü? Aklına o anı getirmeye çalışıyordu ama kaçaklardan beyaz saçlı, yeşil gözlü ve kızıllıya göre çok daha açık tenli olanı sandalyesini sarsmaya başladı. "Tik tak, tik tak. Zaman doluyor gibi görünüyor patron aklına hala kurtulabileceğin bir plan gelmedi mi? Ne yazık, seni grubun beyni sanırdım ama galiba sen grubun kuyruğusun, hiçbir işe yaramayan kuyruğu." dedi kafasını adamın kafasına yaklaştırırken. Adamın o an aklına yıldırım gibi çöktü, o gün Valery'den çıkan ordunun başındaki mavi kısa saçlı kız ve hemen iki yanında duran beyaz ve kızıl saçlı adamları. Bunlar onlardı Maddox'un yıllardır savaştığı bölgeyi sonunda alan ordu.
Klun "Çok yavaşsın patron başta sizi bırakmayı düşünmüştüm ama arkadaşımın yüzünü bu hale getirdikten sonra bu pek mümkün değil." dedi ve patronu vurmak üzere ellerini yumruk yaptı. O sırada patron hemen söze atladı. "Sen paralı ordudansın değil mi?" dedi. Klun cevap vermedi ama yumruğu patronun yüzünün önünde durdu. Patronda yumruğun durduğunu görünce devam etti. "Mavi saçlı kız komutan ve sende 4 binbaşından birisin." Klun patron susunca bıkmış gibi "Bana bilmediğim bir şey söyle, patron." dedi. Patron ise "Eğer beni burada öldürürsen senin peşini bırakmazlar. Fakat eğer bizi yanına alırsan kimse sana dokunmaz ve yeni yardımcılar kaparsın." dedi bulduğu yolun kesinlikle tek yol olduğunu düşünerek.
O sırada sert bir cismin yere çarpma sesi geldi. Ve hepsi oraya döndü. Alexa duvara yaslanmış ve elindeki uzun boruyu da yere sabitlemiş bir şekilde odanın başında duruyordu ve "Benim bir sorum var patron eğer dediğin gibi büyük bir ordunun komutanı isem ve seni öldürürsem kim benim peşime takılır ki?" dedi sakince. Patron duraksamış soruya nasıl cevap vereceğini düşünmeye başlamıştı. Aptalcaydı, nasıl bu hale düşmüşlerdi? Tek yapmaları gereken onlardan parayı almaktı ama onları işkence evine sürüklemişlerdi. Arabadaki kahkahaları hatırladı ve kahkahaları duyduğu gibi nasıl yoldan sapıp onları buraya getirdiğini. Kız haklıydı, büyük patrona karşı gelip öldükten sonra kim onun intikamını almak isteyecekti ki buna nasıl daha önceden karar verememişti. Artık sonun ne olacağı belliydi kız ona o paslanmış sopa ile saldıracak ve arkadaşının intikamını alacaktı. Bekledi bir kaç kelimeyi ve o sopa darbesini... Gelmedi. Onun yerine kahkahalar ve gülüşmeler duydu ve ne olduğunu anlamak için gözlerini açtı. Kahkaha atıyorlardı. Kız ve oğlan ve yaralanmış olanda gülümsüyordu.
Ne olmuştu yoksa onları öldürmekten vaz mı geçmişlerdir? Hayır, vazgeçmiş olamazlardı büyük ihtimal başta kendilerini eğlendirecek ve sonra işkenceye başlayacaklardı. Patron "Eğleniyorsunuz ha eğleniyorsunuz. Galiba hayatımdaki son anı bu kahkahlarınız olacak o zaman bende gülmeliyim ha. Ha ha sonuçta tek eğlenecek olan siz olmamalısınız öyle değil mi ha ha? Bende eğlenmeliyim bir avuç hırsız yüzünden öleceğim için ha ha. Tek yaptığım suçlulara cezasını vermekti ama hırsız dediğim insanlar Krallık tarafından pohpohlanıyor ha ha ha. Hayat her zaman böyle namusu ile iş yapanlar değil en piçler her zaman yukarı çıkıyor ha ha. Ha ha ha." ve gözlerinden bir kaç yaş döküldü. "Ha ha gururumla öleceğimi sanıyordum ha ha." dedi kahkahaları kısılarak sönerken. Ve son birkaç nefesiyle şöyle dedi "Cesedimi sizi aldığım yere götürüp atın en azından kanlı bir cadı avına kurban gittiğimi düşünürler." Gözlerini kapattı ve tüm hayatını gözünün önünden geçirdi.
Hatırladığı ilk şey annesinin onun yüzünü temizlemesi oldu. Nasılda kirlenmişti o gün, atı ile oynamıştı başta sonra nasıl binildiğini bile bilmeden üzerine atılmıştı atının ve ilerlemesini beklemişti fakat at onu tüm gücüyle üzerinden atmıştı. Çamura saplanmış ve kolunu kırmıştı Miles. Babası çiftlik işleri ile uğraşırken onu görmüş koşarak onu kucağına aldıktan sonra yarasına bakmıştı. Babası ile hatırladığı en güzel anı buydu. İki yıl sonra ise babasını toprağa vermişti Miles.
Sonra aklına ilk aşkı geldi. Ne kadar güzel bir kızdı Lilianne gülümseyince yüzü bir farklı parlardı, gözleride gülümserdi sanki hele bir dans edince ondan zarifi, yücesi yoktu. Ona ayak uydurmak pek zordu o gülümserdi, siz sinirliyken ve o sinirliyken siz kahkaha atardınız. Nehrin yanındaki büyük üstü yontulmuş gibi düz olan taşın üzerine oturmuşlardı bir gün, Lilianne üzgündü. Ne olduğu sorulduğunda ise baktı genç adamın gözlerine ve zarif bir şekilde elini yanaklarına koydu. "Seni seviyorum Miles." dedi yanaklarını okşarken. "Sende beni seviyor musun?" Miles gözlerinin içine baktı Lilianne'in "Eğer bir gün ölürsem kalbimin üzerindeki et parçasını kes ve kalbimi oradan al. Bir kutuya koy ve yatağının yanı başındaki çekmecenin üzerine koy, kulaklarını kutuya yaklaştır eskisinden daha hızlı attığını duyacaksın." dedi Lilianne'in ellerini alıp dudağının üzerine koyup öperken. Bu anıda canlandıktan sonra sıra kötülerdeydi. Lilianne ile ayrılığı geldi aklına. Lilianne'in evine koşmuştu haberden sonra kapıyı tıklattı kimse açmadı, kapıyı yumrukladı kimse açmadı. Bu sefer sabrı taşmıştı kapıyı tekmeleyerek açtı. Ve Lilianne'in odasına hızla koştu. "Lilianne, Lilianne" diye bağırmaya başladı. Odasındaydı yatağın üzerine oturmuş sanki Miles'in gelmesini bekliyormuş gibi ona bakıyordu. Miles "Lilianne" dedi sesi sakinleşirken ona bakıyordu gözleri şişikti önceden ağlamış olmalıydı. Lilianne'in önünde diz çöktü ve ellerini onun ellerinin üzerine koydu. Lilianne ise şişmiş gözleri ile tutuşan ellerine küçümser bir şekilde bakıyordu. Miles'e ne için geldiğini sorar gibi baktı, Miles "İşittiklerim doğru muydu Lilianne?" dedi olumsuz bir cevap almak istiyor gibi. Ama ne yazık ki işittikleri doğruydu Lilianne ağzı ile değil gözleri ile cevap vermişti sorusuna. Miles üzülmüştü ama hala bir yol vardı.
Kaçmak. Basitti Miles onu hemen şimdi alıp gidebilirdi kasaba halkı ağzını açmaz hatta o ikisine yardım ederdi. Bunu aynen Lilianne'e söyledi fakat Lilianne oralı olmadı. Miles "Lilianne sana yemin ediyorum güzel bir yaşamımız olacak. İstediğin her şeyi önüne sereceğim."dedi. Lilianne yine de umursamıyordu. Miles dikkatini çekmek için "Seni seviyorum Lilianne. Herkesten ve herşeyden daha fazla." dedi. Lilianne bir anda gözlerini Miles'e dikti ve ayağa kalktı. "Miles kendini ne sanıyorsun. Hayatım sonunda güzelleşecekken bunu ellerimden almaya mı çalışıyorsun? Sonunda biraz refaha kavuşacakken kendi bencil duyguların için beni harcamayı mı düşünüyorsun? İstemiyorum ne seni ne de bahsettiğin mutlu hayatı. Defol git buradan." Miles bu söylenenlere şaşırmıştı fakat kendini hemen toparladı ve Lilianne'ı ikna etmeye çalıştı. Ama başaramadı her seferinde Lilianne'in hem umursamaz hem suçlayıcı tavırları onu zıvanadan çıkardı. Demek cidden Lilianne o adam ile evlenmek istiyordu. Bir kez olsun parayı düşünmeden yaşamak istiyordu. O zaman önünde durmak aptalcaydı. Miles kalbi kırık bir şekilde evden ayrıldı, bitmişti tam bu saniyede. Aklına Lilianne'in o suçlayıcı bakışları geliyor ve Lilianne'e daha çok sinirleniyordu. Ama siniri uzun sürmedi sabah kalktığında büyük bir gürültü onu karşıladı. Birileri bağıra çağıra ağlıyor yası tüm kasabaya duyuruyordu. Bu yaşlı birinin yası değildi ya da hastalıklı birinin, bu genç güzel ve yaşayabileceği bir çok anısı olmasına rağmen hepsinden kendi vazgeçen bir kızın yasıydı.
Birkaç gün önce gelen karnavaldan aldığı zehir ile kendi yatağında intihar etmiş güzel Lilianne'in yasıydı.