Neden intihar etmişti ki güzel bir hayata yelken açacağını söylemişti? Neden? Eğer evlenmek istemiyorsa ona söyleyebilirdi ve kaçabilirlerdi kasabadan. Ya da başka bir şey mi vardı? Onun bilmediği ve Lilianne'in de söylemek istemediği bir şey. Düşünmenin anlamı yoktu o gitmişti ve arkasında ne bir mektup ne de bir ipucu bırakmıştı.
Lilianne öldükten sonra kasaba sessizleşmişti. Miles bu sessizliğe dayanamadı ve kasabadan ayrıldı. Nerede olduğunu bilmeden Gladiolus'un bütün şehirlerini gezdi. Burada parası kalmayınca ne yapmasını gerektiğini öğrendi. Eğer ak para istiyorsa insanlara çalışmak için dilenmeliydi. Birçok dükkan en az işçi ile en çok verimi almaya çalışıyordu bu nedenle kimsenin yeni bir işçi almak gibi bir düşüncesi yoktu. Bu düşünceyi bu patronların aklına siz sokmalıydınız. Fakat Miles bundan çok sıkılmıştı. Başta iyi bir fikir gibi gelen bu yöntem patronların bir iki hafta sonra çabucak fikrini değiştirmesi ve onu kovması ile sonuçlanıyordu. Miles'in durumunda olan bir insan için bu yöntemde başka pek bir ak yol kaldığı söylenemezdi bu yüzden artık hem kirli hem kolay yoldan para kazanmanın zamanıydı. Yemeğe parası olmadığı her zaman çalmaya başladı Miles. Sahibi bir iki saniyeliğine kaybolmuş dükkanlardan, çantasını ya da cüzdanını kendinden biraz uzak bir yere koymuş insanlardan, erkekten, kadından ve çocuktan hepsinden çalıyordu ve bunda çok iyiydi de. Bunu fark eden çeteler bir gün Miles'i kapana kıstırdı ve onu patronlarına götürdüler. Ne zamandan beri onlardan kaçan Miles bundan yorulmuş ve patronlarının ne istediğini merak eder bir şekilde "Benden ne istiyorsunuz majesteleri." dedi. Ve tam da bu cümle ile suç dünyasına hızlı bir giriş yaptı.
Sonraki anıları silik silikti Miles'in, hırsızlık, sahte açık artırma, adam kaçırma, düşman krallıklara silah satma gibi suçlar sanki o sarhoşken yapılmış gibiydi. Ve şimdi de onursuz bir ölüm. Ama sanki biraz uzun olmuştu bu ölüm.
Gözlerini açtı. Üçününde önünde oturup onu dikkatlice izlediğini gözlerini açtığında ise irkildiklerini fark etti. Klun "Patron anılarının bu kadar uzun olacağını bilmiyorduk. Eğlencelileri var mıydı? Bize anlatabilmek için." dedi hala yüzünü dikkatlice incelerken. Alexa "Ben bundan daha uzun anıları olan insanlar tanıyorum ama bu da alkışlanacak bir süreydi." dedi ve üçü beraber alkışladılar. Miles "Neyden bahsediyorsunuz be." dedi hem tedirgin hem de şaşırmış bir halde. Alexa başını sola eğip Miles'e tatlı bir şekilde bakarak "Tedirgin olmana gerek yok bizde birkaç kere bunu yaşadığımızdan biliyoruz ama seninki garipti normalde senin gibi insanlar sadece bir kaç saniye düşünür. Sonuçta hayatları boyunca sadece suç işlemiş insanların hatırlayacağı pek anı olmuyor." dedi. Miles " Peki beni ne zaman öldüreceksiniz." dedi bundan bıkmış gibi. Klun "Ah, patron seni öldürmeyeceğiz hiçbirinizi öldürmeyeceğiz." dedi Miles ise hemen sözüne atladı. "Ne istiyorsunuz o zaman?" dedi. Klun "Bütün çetenin bizim arkamızda olmasını istiyoruz." dedi gülümserken, aklında hala Miles'in korkmuş ölümü bekleyen yüzü vardı.
Miles gülmeye başladı sonra ise kahkaha atmaya "Ha ha bunun cidden yaşanabileceğini mi düşünüyorsunuz." Alexa ise bunun üzerine sinirlendi ve eline yine sopayı aldı. "Patron ya aptalsın ya da cidden ölmek istiyorsun."dedi, Miles bunun üzerine kahkaha atmayı bıraktı. "Bak kaptan beni öldürüp kazığa oturtsanızda ya da bedenimi arabanın arkasına bağlayıp şehir boyunca ders olsun diye gezdirseniz de seninle anlaşmaya gitmezler. Yani bu iş beni aşar." dedi. Alexa ise ciddileşerek "Yani bütün çete her ay belirli bir maaş almak yerine bir gün aç uyuyup diğer günde açlığı hissetmemek için alkola mi kafa atmayı tercih eder." dedi.
Miles ise söylediklerinden tek kelime anlamadı ve soru sormaya başladı "Bununla ne demeye çalışıyorsun? Bir kere paralı askerlerliğinde bundan farkı yok. Hem senin ismin ne ki? Hem bu kadar gelmemizi istiyorsan ne kadar vereceksin şu an savaş bile yok." dedi. Alexa ise sıkılmıştı "Bak patron, ismim Alexa Haven bu ismi gidip kendi patronuna vereceksin tamam mı? Onunla konuşmak istediğimi eğer bu hafta boyunca benimle konuşmak için gelmezse kendisini bizzat bulacağımı söyle." dedi ve Miles'in ellerini çözdü. Miles elleri ve ayakları çözüldükten sonra ayağa kalktı ve Alexa'nın işareti ile astlarının kollarını ve ayaklarını çözdü.
George adamların önünde Klun ve Alexa da arkalarında yürüyorlardı. Onları arabanın arkasına koydular ve Alexa ve Klun da arkaya bindi. George ise öne geçip arabayı sürdü. Alexa "Patron ismini bahşeder misin lütfen." dedi büyük bir ciddiyetle. Patron ise "Miles" dedi umursamaz bir şekilde. Ve yol boyunca kimse ile konuşmadı, bizimkiler hanın önünde indiler ve arabayı uzaklaşana kadar izlediler. Sonra ise başta George olmak üzere hanın içine girdiler ve odalarına geçtiler. Yani hepsi aynı odaya çıktılar. George "Çok cimrisiniz." dedi bütün yüzü bu cümleyi kurduktan sonra acısada. Klun "Konaklamaya az para yemeğe çok para." dedi her zaman birbirlerine hatırlattıkları gibi. George "Yatak benim" dedi ve yatağın üzerine atladı. Klun da yere serecek bir şeyler bulmaya başladı.
Alexa "Şimdiden uyuyacak mısınız?" dedi pencereden aşağı bakarken. Klun onu izledi ve "Eğer oradakilerin ne için bizim peşimizden koştuklarını merak ediyorsan evet şimdiden uyuyoruz." dedi ve eline aldığı iki kalın yorganı yere serdi ve diğerini göstererek "Al bu da senin" diye onun da uyuması gerektiğini belirtti. Alexa da yorganın üzerine uzandı ve tavanı izlemeye başladı fakat kendini tutamayıp "Miles cadı avı falan dedi kimden bahsediyordu acaba. Duyduklarıma göre cadı avlarını kontluklar düzenliyormuş. Bu da demektir ki cadı avı büyürse en çok bundan etkilenecek olan insanlar biz olacağız." dedi ve sustu. Klun da konuşmaya dahil olmak istemeye istemeye "Evet ve yeni kontluk olduğumuza göre diğer kontlukların hepsinden daha çok etkileneceğiz. Bilemeyiz belki de savaşın alamadığı canlarımızı cadı avı alır." dedi bunun yaşanmamasını dileyerek. Ve ikiside konuşmayı bırakıp uyumaya çalıştılar.
. . .
Cyrus şövalyeleri ile birlikte at sırtında hala düzgün bir han bulmaya çalışıyordu. Gördüğü her hanın önünde onlarca hırsız ve sarhoş bekliyordu. Bu iş sandığından daha çok uzamıştı ve atları artık yorulmaya başlamıştı. Astlarından biri yanına yaklaşarak "Komutan Cyrus atlarımız yorulmaya başladı ve yanımızda da yemek kalmadı. Bu handan sonraki hana gidebilmek için atlarımızın yeterince gücünün kaldığını zannetmiyorum." dedi ve komutanının cevabını bekledi. Cyrus "Evet, bu hana giriyoruz o zaman." dedi ve atın dizginlerini hana doğru çevirdi. Ve bütün şövalyeleride onun arkasından ilerledi.
Şövalyeler sonunda bir hana girdikleri için mutluydular ama akıllarında hala neden on kişi geldikleri vardı. Evet serseriler savaştan sonra daha çok artmıştı fakat bir vasiye dokunacak kadar aptal ve kör değildiler. Yine de önlem almak iyiydi herhalde, böyle düşündüler şövalyeler. O sırada Cyrus handa ne kadar kalacaklarını planlıyordu. Bir iki saat yeterdi herhalde sonra tekrar yola çıkarlardı. Mildred'e döndükleri anda yapılacak şey eşyalarını toplamaktı. Kralın endişeli yüzü aklına geldi. Evet, ilk yapılacak şey kesinlikle eşyaları toplamak ve evlilik için düzgün bir takım yaptırmaktı.
Handa işleri bitti, tekrar yola koyuldular. Şövalyeler yeşilliklerin bol olduğu düz yolda Cyrus'ı takip ederken komutanlarının yoldan çıktıklarını fark ettiler. Aralarından biri atını hızlandırıp Cyrus'a yetişti ve "Komutanım Mildred'e giden yol burada, galiba yolu karıştırdınız." dedi. Cyrus şövalyelerden bıkmış gibi "Yollarımız burada ayrılıyor şövalyem." dedi ve diğerlerine de söylemek için atının dizginlerini şövalyelerinin yönüne çevirdi. "Burada yollarımız ayrılıyor, şövalyelerim. Ben Aster kontluğuna giderken sizde Mildred'e gidiyorsunuz. Bildiğiniz gibi çok özlediğim nişanlımı görmeye gideceğim. Bunu Dük ve düşese de iletin." dedikten sonra şövalyelerin ne diyeceğini beklemeden atının dizginlerini döndürüp çabucak gözden kayboldu.