İçeriğe geç

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 28 · 3 dk okuma

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 28

28. BÖLÜM: BİR KABUSUN ARDINDAN GELEN IŞIK VE GERÇEK MUTLULUK

Issız deponun soğuk betonu, göğsüne saplanan o amansız acı, Hilal’in feryatları ve Yunus’un çaresizce kanı durdurmaya çalışan elleri... Gündüz, kızıyla hiç vakit geçiremeden, onun büyüklüğünü göremeden karanlığa çekildiğini hissediyordu. Ruhunu kaplayan o derin çaresizlik ve dertli bağlamasının yarım kalan teli, göğsünü patlatacak gibi sıkıştırıyordu.

​"Eşhedü elle ilahe illallah..."

​Gündüz, boğazından kopan can havli bir feryat ve derin bir nefesle yatakta sıçrayarak uyandı!

​"GÜNDÜZ!"

​Yunus, duyduğu o dehşet dolu çığlıkla panik içinde yatakta doğruldu. Yanı başında duran eşinin kan ter içinde kaldığını, göğsünün hızla inip kalktığını ve gözlüklerinin ardındaki gözlerinden yaşlar boşaldığını görünce hemen ellerine sarıldı.

​"Gündüz! Bir tanem, buradayım... Geçti kurban olayım, geçti! Kabus gördün, buradayım bak!"

​Gündüz, titreyen elleriyle önce kendi göğsüne dokundu. Ne bir vurulma izi vardı ne de kan... Ardından elleri kendiliğinden karnına gitti. O zorlu, tehlikeli hamileliğinin son günlerindeki kocaman karnı hâlâ oradaydı. Kızının minik, güçlü tekmeleri, içeriden annesinin o hızlı yürek çarpıntısına cevap verir gibi ritim tutuyordu.

​"Yunus..." dedi Gündüz, hıçkırıklar içinde Yunus’un boynuna sarılarak. "Ben... Ben vuruldum sandım! Seni, kızımı, Gece’yi bıraktım sandım! Hilal’i, yeğenimi kaçırdılar... Ben tek başıma o depoya gittim, seni ve kızımı bir daha göremedim Yunus!"

​Yunus, gözünden sakındığı sevdalısını dualarla, şefkatle göğsüne bastırdı. Saçlarını öptü, yüzündeki soğuk teri sildi.

​"Rüya canımın içi... Mükemmel bir anne olma telaşından, hamileliğin verdiği o ağır yükten gördün hepsini. Bak; Hilal de iyi, Gece de turneden dönmek üzere yolda, ben de buradayım. Hiç kimse seni bizden alamaz, hiçbir güç seni kızından koparamaz."

​Gündüz, Yunus’un göğsünde tam derin bir nefes alıp sakinleşmeye başlıyordu ki... Kasıklarına saplanan anî ve çok şiddetli bir sancıyla feryadı yarıda kesildi! Gündüz, Yunus’un koluna sımsıkı yapıştı.

​"Yunus... Sancı! Bu kabus değil... Geliyor! Kızımız geliyor Yunus!"

​Yunus’un gözleri bir anda büyüdü. Ağlama ve kabus paniği bir anda yerini tatlı, büyük bir tatlı telaşa bıraktı. "Tamam! Sakin ol, derin nefes al! Hemen hastaneye gidiyoruz!"

​Aynı günün sabahında, Adana’nın üzerine doğan sıcak güneş, Bizim Sığınak Müzik Akademisi’nin ve ailenin üzerine adeta cıvıl cıvıl bir ışık düşürdü. Hastane odasının kapısı açıldığında Gece, turneden yeni dönmüş olmanın heyecanıyla, yanında Hilal ve kucaklarındaki minik oğullarıyla içeri daldı.

​Gündüz, yatakta sırtını yaslamış, kucağında pembe battaniyesine sarılı o minik mucizesini tutuyordu. Yunus ise yatağın kenarına oturmuş, ellerini eşinin ve bebeğinin üzerine koymuş, şükür dolu gözlerle onlara bakıyordu.

​"Kardeşim!" dedi Gece, gözleri dolarak içeri adımlayıp Gündüz’ün alnından öptü. "Dualarımız kabul oldu. Bak, sapasağlam buradayız, tam kadroyuz."

​Hilal, kucağındaki oğluyla yatağın yanına yaklaştı, Gündüz’ün elini tuttu: "Gündüz’üm... Bizi nasıl korkuttun ama bak, kızın tıpkı senin gibi etrafa ışık saçıyor."

​Gündüz, kucağındaki bebeğin alnına düşen o hafif kıvırcık saçları okşadı. Rüyasındaki o karanlık deponun, o acı vedanın tamamen silindiğini hissetti. Kızına gözlerinin içi gülerek baktı:

​"Adı Işık olsun..." dedi Gündüz, duru ve huzurlu bir sesle. "Bizim karanlıklarımızı aydınlatan, akademideki tüm yetimlerin umudu olan, hayatımızın ışığı olsun."

​Yunus, fısıltıyla "Işık..." diye tekrarladı. "Gündüz’ün Işığı..."

​YILLAR SONRA

​Bizim Sığınak Müzik Akademisi’nin bahçesindeki ulu çınarın altında devasa bir sahne kurulmuştu. Kapıdaki tabelada artık "Bizim Sığınak & Gündüz’ün Işığı Müzik Akademisi" yazıyordu.

​Sahnede Gündüz, elindeki bağlamasıyla duruyordu. Yanında gitarıyla Gece, mikrofonda duru sesiyle Yunus, arka planda çocuklarla neşeyle ilgilenen Hilal... Ve sahnede, annesinin boyuna gelmiş, gözlükleri, alnına düşen kıvırcık kahkülleri ve elindeki küçük bağlamasıyla minik Işık!

​Gündüz, akademinin yönetimini ve o mızrabın ruhunu Yunus ile birlikte kızına devretmişti. Işık, annesinin mızrap tutuşunu birebir taklit ederek bağlamanın tellerine vurduğunda, bahçedeki yüzlerce yetim ve kimsesiz çocuk coşkuyla alkışlamaya başladı.

​Gündüz, kızının o parlayan gözlerine ve yanındaki Yunus’un sevgi dolu bakışlarına baktı. Kabuslar bitmiş, karanlık tamamen çekilmişti. Gündüz vurulmamıştı, gitmemişti; kendi ışığıyla büyüttüğü ailesi, yetiştirdiği yetimleri ve bağlamasının dertli ama huzurlu teliyle hayatın tam ortasında sonsuza dek mutlu kalmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.