İçeriğe geç

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 27 · 4 dk okuma

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 27

27. BÖLÜM: BİR MELEĞİN VEDASI, KANLI YEMİN VE ÖLÜMSÜZ MİRAS

Issız deponun soğuk betonuna süzülen kan, sadece Gündüz’ün bedeninden değil; orada bulunan herkesin ciğerinden bir parçayı koparıp götürmüştü. Yunus, dizlerinin üzerinde, göğsüne bastırdığı sevdalısının cansız bedeniyle donakalmıştı. Yanağındaki o tek buse hâlâ sıcacıktı ama Gündüz’ün nabzı durmuş, o derin ve dertli bakan gözleri sonsuz bir uykuya dalmıştı.

​Hilal, kucağında ağlayan minik oğluyla birlikte Gündüz’ün yanı başında feryat ediyordu. Şokun ve dehşetin etkisiyle titreyen elleriyle Gündüz’ün yüzüne dökülen kıvırcık kahküllerini geriye itti. "Bizi kurtarmak için... Kendi canını hiçe saydın Gündüz..." diye fısıldadı, sesi gözyaşları arasında boğularak.

​O sırada deponun kapısının dışında, yakındaki bir dinlenme tesisinde mola vermiş olan Gece’nin telefonu çaldı. Gece, turneden dönmek üzereydi; otobüsün penceresinden dışarıyı izlerken neşeyle telefonunu açtı. Arayan Yunus’tu.

​"Yunus? Kardeşim, dönüyoruz biz, yoldayım. Birkaç saate yanınızdayım Allah’ın izniyle. Nasıl gidiyor bizimkiler, akademi nasıl?"

​Telefonun diğer ucundan önce derin, yırtıcı bir sessizlik yükseldi. Ardından Yunus’un hıçkırıklarla boğulan, tanınmaz haldeki sesi duyuldu:

​"Gece... Gece, yetiş kardeşim..."

​Gece’nin içini bir an birden buz gibi bir korku kapladı. Oturduğu koltukta doğruldu: "Yunus! Ne oluyor? Hilal iyi mi, çocuk iyi mi? Konuşsanıza!"

​Yunus, gözyaşları içinde zorlukla kelimeleri toparlayabildi: "Rakip akademinin adamları... Hilal ile oğlunu kaçırmışlar. Gündüz... Gündüz onları kurtarmak için tek başına depoya gelmiş... Gece, kardeşin... Gündüz vuruldu Gece! Kanı durduramıyorum... Kardeşin gitti Gece!"

​Gece’nin elindeki telefon yere düştü. Otobüsün koridorunda yankılanan o feryat, araçtaki herkesin yüreğini dağladı. Gece, ilk bulduğu araçla adeta zamanı yararak Adana’ya, kardeşinin vurulduğu o lanetli depoya ve hastaneye doğru yola çıktı.

​Hastanenin morg kapısının önü ana baba gününe dönmüştü. Bizim Sığınak Müzik Akademisi’nin yetim öğrencileri, sevenleri, dostları gözyaşları içinde bekleşiyordu. Gece hastaneye vardığında, kapıda üstü başı kan içinde duran Yunus’u ve kucağında çocukla yıkılmış haldeki Hilal’i gördü.

​Gece, Yunus’un yakasına sarıldı; gözlerinden alevler saçılıyordu: "Hani emanetimdi?! Hani birbirimize siperdik?!"

​Yunus gıkını bile çıkarmadı, başını önüne eğdi. Hilal öne atılarak Gece’nin kolunu tuttu, ağlayarak araya girdi: "Yapma Gece! Yunus’un bir suçu yok! Gündüz bizi kurtarmak için kendi canını feda etti. Bizi vuracaklardı, 'Canımı alın onları bırakın' dedi! Bizi o kurtardı Gece!"

​Gece, morgun soğuk kapısına sırtını dayayarak yere çöktü. Yanağındaki şimşek biçimindeki yara izi öfkeyle, acıyla seğiriyordu. Yıllarca sokakların soğuğundan, açlıktan, ön yargılardan koruduğu, gözünden sakındığı o minik kardeşi, yetimlerin anası Gündüz artık yoktu.

​Ertesi gün kaldırılan cenazede Adana adeta kenetlendi. Binlerce insan, vakur duruşuyla, bağlamasının dertli teliyle ve kimsesiz çocuklara açtığı kucağıyla tanınan bu genç kadını dualarla sonsuzluğa uğurladı. Gündüz’ü vurmaya cürret eden o cani ve arkasındaki rakip akademi patronları ise emniyetin amansız takibiyle yakalanıp ömür boyu demir parmaklıklar arkasına gönderildi.

​Cenazenin ardından eve dönüldüğünde, salonda derin ve ağır bir sessizlik hâkimdi. Beşikte hiçbir şeyden habersiz uyuyan Gündüz’ün minik kızı, annesinin kokusunu arar gibi huzursuzca kıpırdıyordu.

​Hilal, yaşlı gözlerle beşiğin yanına diz çöktü. Bebeği kucağına aldı, kokusunu içine çekti. Ardından salonda duran Gece ve Yunus’a dönerek kararlı, çelik gibi bir sesle konuştu:

​"Bu çocuk bana Gündüz’ün en büyük ve en son emanetidir. Şahit olun, Hak şahit olsun ki... Ben bu yavruyu kendi öz evladımdan ayırmayacağım. Onu Gündüz’ün ahlakıyla, Gündüz’ün edebiyle, kendi öz kızımdan daha öte bağrıma basıp büyüteceğime yemin ederim. Onun anasının eksikliğini hissettirmemek benim bu dünyadaki boynumun borcudur."

​Yunus ve Gece, Hilal’in bu soylu yemini karşısında gözyaşlarını tutamadılar. Yunus, Gündüz’ün bıraktığı o son buse ve parmağındaki nişan yüzüğüyle gencecik yaşında gönül kapılarını dünyaya tamamen kapattı; hayatını sadece akademiye ve Gündüz’ün mirasına adadı.

​YILLAR SONRA

​Araya giren uzun yıllar, acıları hafifletmemiş ama o acılardan devasa bir iyilik çınarı büyütmüştü.

​Bizim Sığınak Müzik Akademisi’nin adı, kapısındaki devasa pirinç tabelada artık "Gündüz Müzik Akademisi" olarak parıldıyordu. Türkiye’nin dört bir yanından gelen kimsesiz, yetim ve imkânı olmayan yüzlerce çocuk burada ücretsiz müzik eğitimi alıyor, hayata tutunuyordu.

​Akademinin yıl sonu büyük anma konserinde stüdyo hıncahınç doluydu.

​Sahneye önce Gece çıktı; elinde gitarı, saçlarında kırlarla kardeşinin bıraktığı bayrağı gururla taşıyordu. Yanında eşi Hilal ve büyüyen oğlu duruyordu. Yunus ise vakur duruşuyla mikrofona yaklaştı.

​Ve sahnenin tam ortasına, ışıkların altına 18 yaşına basmış genç bir kız adımladı.

​Gözlerindeki o tanıdık buğulu bakış, alnına düşen kıvırcık kahkülleri ve kucağındaki bağlamasıyla annesi Gündüz’ün birebir kopyasıydı. Hilal’in gözü gibi bakıp büyüttüğü, öz evladından ayırmadığı o minik kız, şimdi annesinin mızrabını devralmıştı.

​Genç kız mikrofona yaklaştı, salondaki binlerce kişiye bakarak konuştu: "Ben bugün burada sadece bağlama çalmıyorum. Beni canı pahasına koruyan bir annenin, beni öz evladı gibi büyüten bir yengenin ve arkamda dağ gibi duran bir ailenin sesi olarak buradayım."

​Genç kız bağlamanın mızrabını vurduğu an, salonda adeta zaman durdu. Gece gitarıyla, Yunus o duru ve manevi sesiyle eşlik etti. Hep birlikte Gündüz’ün yıllar önce yazdığı o unutulmaz besteyi seslendirdiler.

​Salondakiler gözyaşları içinde ayağa kalkıp onları alkışlarken, akademinin bahçesindeki ulu çınarın dalları arasından süzülen rüzgâr, sanki Gündüz’ün ruhunun orada, sevdiklerinin yanı başında huzurla tebessüm ettiğini fısıldıyordu. Gündüz, canıyla sevdiklerine siper olmuş; geride asla silinmeyecek baki bir gök kubbe ve ölümsüz bir miras bırakmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.