İçeriğe geç

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 23 · 2 dk okuma

GÜNDÜZÜN GECESİ

Bölüm 23

23. BÖLÜM: KALBİN DİLİ VE EDİP BİR İTİRAF

​Gündüz ve Yunus’un akademideki o muazzam meşk videosu, sadece Türkiye’de değil, sınırları aşan bir sükse yapmaya devam ediyordu. Radyolar, televizyonlar ve kültür-sanat programları ikiliyi canlı yayınlarına davet etmek için sıraya girmişti. Ancak ne Gündüz’ün ne de Yunus’un pırıltılı ekranlarda görünmek gibi bir derdi vardı. Onların sığınağı da, dertleştiği yer de yine akademinin o mütevazı çatısıydı.

​Bir akşamüstü, dersler bittikten sonra akademi sakinleşti. Gece ile Hilal, yaklaşan düğünlerinin detaylarını konuşmak üzere içerdeki odada vakit geçirirken, Yunus ile Gündüz yine bahçedeki çınarın altına geçtiler. Hava hafifçe serinlemiş, gökyüzü turuncudan mor renge dönmeye başlamıştı.

​Yunus, çantasından çıkardığı zarif, deri kaplı bir defteri masanın üzerine koydu. Gündüz, meraklı gözlerle deftere bakarak gülümsedi.

​"O defter nedir Yunus Bey? Yeni bir ilahi mi kaleme alıyorsunuz yoksa?"

​Yunus, mahcup bir edayla başını önüne eğdi. Parmakları defterin kenarında gezindi. Sesi her zamanki gibi tane tane ve vakurdu:

​"Aslında bir süredir kalbime düşen cümleleri yazıyordum Gündüz Hanım... Ama siz hayatıma girdiğinizden beri, o cümlelerin adresi de, anlamı da değişti."

​Gündüz bir an duraksadı. Gözlüklerinin arkasındaki gözlerinde hafif bir şaşkınlık ve merak belirdi. Geçmişte yaşadığı o ağır hayal kırıklığı, 'ayrı dünyaların insanıyız' denilerek gururunun ayaklar altına alınması zihninden bir film şeridi gibi geçti. Ama Yunus’un duruşunda ne kibir vardı ne de korkaklık... Sadece derin bir hürmet ve samimiyet okunuyordu.

​Yunus defteri yavaşça açtı ve yazdığı son beyti okumaya başladı:

​"Sazın teline dokunan o dertli mızrap,

Harap olmuş gönlüme oldu en güzel hitap...

Ne şöhretin pırıltısı, ne dünyanın süsü,

Sende gördüğüm iffettir kalbimin tek süsü..."

​Yunus okumayı bitirip defteri kapattı. Gözlerini Gündüz’ün gözlerine dikti. Bakışlarında en ufak bir zorlama ya da gürültü yoktu.

​"Gündüz Hanım," dedi sesi titreyerek ama son derece net bir tonla. "Ben bu zamana kadar kalbimi dünyalık sevdalardan uzak tutmaya çalıştım. Fakat sizin o dik duruşunuzda, bağlamanıza vurduğunuz her mızraptaki çilede ve Hak’ka olan bağlılığınızda hakiki bir ruh gördüm. Ömer’in veya bir başkasının sizi sığ kalıplarla yargılaması, sizin pırlanta gibi kalbinizi gölgeleyemez. Ben sizinle aynı yolda, aynı kıbleye dönerek, aynı türküyü çağırarak yürümek isterim. Eğer siz de müsaade ederseniz, kalbinizin talibiyim..."

​Gündüz’ün boğazı düğümlendi. Gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama bu kez acıdan veya kırgınlıktan değil; değer görmenin, anlaşılmanın ve hak ettiği saygıyı bulmanın verdiği o derin huzurdandı. Yunus, onun yaralarını sarmak için bir lütuf gibi sunmuyordu sevgisini; onun varlığına, ruhuna ve iffetine hayran olarak talip oluyordu.

​Gündüz derin bir nefes aldı. Yüzünde uzun zamandır görülmeyen o duru, sıcacık gülümseme belirdi:

​"Yunus Bey... Ben çok zor yollardan geçtim. Kalbim çok kırıldı, ön yargıların soğuk yüzüyle çok sınandım. Ama sizin sesinizde de, kelamınızda da bir yalan görmedim. Yolumuz da, dert ortağımız da bir olsun... Ben varım."

​O sırada kapı aralığından onları izleyen Gece ve Hilal birbirlerine bakıp gülümsediler. Gece’nin gözleri gururla dolmuştu. Kardeşi nihayet hak ettiği değeri, hak ettiği insanı bulmuştu.

​Gece, arkasını dönüp gökyüzüne baktı. Artık fırtına dinmiş, karanlık tamamen çekilmişti. Gündüz ve Gece için hayat, kendi yazdıkları o en güzel, en huzurlu besteyle yeniden başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.