Spot ışıkları aynı anda üzerlerine patladığında, salonu dolduran binlerce kişinin uğultusu yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Sahne pırıl pırıldı ama Gündüz ve Gece için o ışıkların arkasındaki karanlık çok tanıdıktı. Gece gitarının sapını sıkıca kavradı, Gündüz ise mikrofonu iki eliyle birden tuttu. Gözlüğünün camına yansıyan ışıklar arasında, alnındaki kıvırcık kahkülünün gizlediği o babasının bıraktığı yara izi sızladı sanki. Ama Gece’nin sağ yanağındaki şimşek izini gördüğü an içindeki fırtına dindi.
Orkestra yavaşça melodiye girdi. O tanıdık, ciğerden kopan duygusal tonlar salonu sarmalarken Gündüz gözlerini kapattı. Tum Hi Ho’nun o hüzünlü ve derin melodisini söylemeye başladığı an, sanki yarışmada değil de çocukken yalnız kaldığı soğuk bir sokak köşesindeydi. Sesindeki o yaşanmışlık, kırgınlık ama bir o kadar da vazgeçmeyiş, ilk cümlede salondaki herkesin tüylerini diken diken etti. Jürinin elindeki kalemler durdu. Ön sıralarda oturan seyircilerin gözlerinden süzülen yaşlar, sahne ışıklarının altında parıldıyordu.
Gece, tam zamanında ikinci ses olarak girdi. İki yaralı ruhun sesi sahnede tek bir nefes gibi birleşti. Şarkının son notası yankılanıp bittiğinde, salonda birkaç saniyelik bir ölüm sessizliği oldu. Ve ardından... Salondan adeta bir alkış tufanı koptu. Jüri üyeleri ayağa kalkarak alkışlarken, ekrandaki puan panosunda tarihin en yüksek puanı belirdi. İlk birincilik onlarındı.
Ancak sahne arkasına döndüklerinde pırıltılı dünyanın karanlık yüzü onları bekliyordu. Rakipleri olan Kaan ve Melis, kulis koridorunun köşesinden onları kıskançlıkla izliyordu.
"Bu iki sokak çocuğunun bizi geçmesine izin vermeyeceğim," diye fısıldadı Kaan, dişlerinin arasından. Melis ise sinsice gülümsedi: "Merak etme, bir sonraki etapta o kıvırcık kızın mikrofonu da, o çocuğun özgüveni de kaza geçirecek."
Tam o sırada yanlarına, şov dünyasının pırıltısına alışkın olan iki yeni sima yanaştı. Erkek başrole yaklaşan alımlı bir kız ve Gündüz’ün yanına sokulan dikkat çekici bir genç adam... Onlara dostça gülümsüyorlardı ama yaklaşımlarında Gündüz ve Gece’nin o saf kardeşlik bağını sınayacak bir niyetin ilk tohumları vardı.
Gece, Gündüz’ün omuzuna kolunu atıp onu yanına çekti. "Ne olursa olsun," diye fısıldadı kulağına.
Gündüz gülümseyerek gözlüğünü düzeltti: "Ne olursa olsun, biz kardeşiz."
Büyük zaferin hemen ardından yaklaşan tehlikeden habersizce, kulisteki sakin köşelerine doğru yürüdüler. Şimdi önlerinde hem yeni tuzaklar hem de hayatlarına girmeye çalışan yabancılar vardı.