
~☆~
Krallığımız ikiye ayrıldığından beri düşman krallıklardır. Gece ve gündüz krallıkları. Burası huzur ve aydınlık içindeyken.
Orası karanlık ve kaos içinde... bizim dünyamızın dengesi bozuldu ya fazla iyisin ya da fazla kötüsün. İkisinin tam ortası yok...
bugün iki krallığın birleştiği tek gün... dört yılda bir kere birleşir o da yirmi dokuz şubat günüdür. Yani bugün.
Gece on ikiden sonra düzenli bir şekilde dünyalarımız birleşiyor ve gün sonu yine saat on ikiyi gösterdiğinde geçitler kapanıyor. Saat tam şuan on ikiye geliyor. Büyük saatin çanlarının sesleri gelmeye başladı bile.
Sonra bir erkek sesinin gerinme sesi geldi. «iyi uymuşum» koşarak odamdaki büyük balkona çıktım. «affedersiniz. Sizi tanıyor muyum?»Siyah gözlü ve siyah kanatları olan adam ve aynı siyahlıkta saçları olan adam bana döndü. «hayır. Tanımıyorsun ve tanıyamazsın da» dedi. Gözleri gözlerime bakarak konuşmuştu.
«peki şu anda odamın balkonunda naptığınızı sorabilir miyim?» deyince buz gibi gülümsemesiyle «hayır. Sen çok mu soru sorarsın?» dedi ayağa kalkarak. «hayır» dedim. Yanıma kadar yaklaştı ve aramızda birkaç metre kalınca durdu. Önümde biraz eğilerek gözlerini gözlerime kenetledi. Biraz düşünür gibi yaptı. «baya kısaymışsın» yüzüm aniden kızardı. «kısa mı? Bence sen fazla uzunsun» yine düşünür gibi yaptı
«doğru ben iki metre boyundayım nerdeyse» dedi dalga geçer gibi.
Sonra birden gözleri kırmızı renge döndü. «bugün için teşekkürler küçük kız.» dedi ve kraliyet selamı vererek yanımdan o gördüğüm siyah kanatları açarak uçmaya başladı. Rigin sesini duydum «kiminle konuşuyorsun arina»
aniden rige döndüm. «kimse... kimse ile...» dedim. Birden beni kendine çekti. «hiçbir zaman için yalan söylemeyi beceremiyorsun» dedi. Güldüm. «haklısın sanırım» dedim. Kulağıma eğilerek fısıltılar eşliğinde sordu «kiminle konuşuyordun...» güldüm.
«inanır mısın bilmem ama siyah kanatları olan birini gördüm.» dedim.
Birden kollarını benden hızlıca çekti. Gözleri kocaman açılmıştı. Bir şeye sinirlenmişe benziyordu. «ne tarafa gitti» diye bağırdı.
«bilmiyorum» dedim korkuyla. «sana ne dedi?» dedi sertçe.
«neden böyle davranıyorsun rig anlamıyorum» dedim. Sertçe «o bir gece krallığı ailesinden. Krallığımızın yakınında dolanmamalı beni anlıyor musun?» dedi.
Başımı onaylar şeklinde salladım. Hızlıca yanımdan ayrıldı ve odanın kapanma sesini duydum. Başımı hüzünle eğerek. Kendimi ayın ışığına kaptırarak kendimce hayallere daldım.
Rig
Koşarak liam amcamın yanına gittim. «amca» dedim. Şaşırarak bana döndü. «gece krallığı ailesinin laneti devam ediyormuş» dedim. Şaşırmışa benziyordu. «bu imkansız lanet bozulalı çok oluyor» dedi.
«Lorenzoya haber yollamalıyım» dedi. Hızla eski bir kağıt ve cadı mürekkebi ile yazmaya koyuldu. Yazma işlemini bitirdiğinde ise ıslık çaldı beyaz baykuş gelerek mektubu aldı ve uçmaya başladı.
«rig eğer bu doğruysa krallıklar tehlikede. Efsane gerçekleşiyor demektir ve bu hepimizin ölümü getirir...» rig derin bir nefes aldı.
Sonra içeri babam girdi. «haber doğru mu? Şimdi jack söyledi. Havada uçan siyah kanatlar görülmüş...» dedi. Liam amcam ise derin bir düşünceye daldı. Sanki bizden sakladığı bir şeyler vardı. «lorenzodan haber beklemek zorundayız.
Hiçbir işe bulaşmamalıyız. Bugün gece ve gündüz krallığı için önemli bir gün. Krallığımızın birleştiği tek gün. Sorun istemiyorum» dedi. Babam ise «nasıl isterseniz kralım» dedi ve kraliyet selamı vererek odadan çıktı. Babam ve amcam hep birlikte kavga etmeden idare etmişlerdir krallığı. Bu da bizi güçlü bir krallık yapıyordu yıllardır.
Ben de kraliyet selamı vererek çıkarken liam amcam bir şeylerden şüphelenmiş gibi «arina sana emanet» dedi. Şaşırsamda. Gülerek. «kralın emri herkesten önde gelir» dedim. Güldü.
«çabuk öğreniyorsun» dedi. Güldüm. «öğretmenim çok iyi» dedim. Ve odadan hızla çıktım. Koridorda aptal gülümsemem ile sırıtıyordum. Birden farklı fısıltılar duydum. Bu fısıltılar sihir odasından geliyordu. Kulağım kapıda dinlemeye başladım «kralın oğlu ölürse eğer tahta benim çocuğum geçer» dedi bir kadın sesi. «gece kralının lanetli oğlunu bugün öldürün» dedi kadın hiddetle ve bir kahkaha patlattı.
Kapı açılacağı sırada hızla duvarın arkasına saklandım. Kadın tahmin ettiğim gibi gece krallığının geçidinden geçti. Bu önemli bir günde kimsenin ölmesine izin veremezdim.
En iyisi o aptalı bulmaktı. Hızla aşağı merdivenlerden indim. Dışarı çıktığımda arinaya hayranlıkla baktım.
Arinaya hep hayranlık duymuşumdur. Şimdilik bundan kendisinin haberi olmasa da. Güldüm kendimce ve karanlık yolda ilerlemeye başladım...
GECE KRALLIĞI
Sasha ve lorenzo hararetli bir şekilde kavga ediyorlardı. «sana demiştim» diyordu lorenzo bağırarak. «o benim oğlum ölmesine isin mi verseydim lorenzo» diye bağırdı sasha.
Lorenzo ve sashaya dayanamadı. «özür dilerim haklısın o senin de benim de oğlum» dedi. Ve sashaya sarıldı.
Sasha ve lorenzo ne kadar çok kavga etseler de çabuk barışırlardı. Bu da onların aşklarının büyüklüğüydü... lorenzo ise sakince oğlunun yaptıklarını düşünüyordu...
Kain ise krallığın kainidir. Ve kendince «night yapacağını yapmış yine» dedi ve yürüyerek odasına doğru ilerledi.
GÜNEŞ KRALLIĞI
Arinadan
Seszizce aşağı indim. Ormana doğru yürüdüm. Ay ışığında dans eden perileri izlemek istiyordum. Biraz yürüdükten sonra gölün oraya vardım ve gölün ışıklarını ve ay ışığında süzülen ışığın dans edişini ve perilerin çıkmasını bekledim.
O sırada arkamda bir hırıltı hissettim. Arkama dönünce onun siyah gözlerini gördüm. «sen... sen...»
«lütfen sus» dedi ve kayalığın yanına oturdu. Dikkatlice bakınca kanadının birinden kanlar geliyordu. «yaralanmışsın» dedim korkarak.
«bir şeyim yok» dedi. «hayır yaran mikrop kapabilir. Şifacıya görünmelisin» dedim. Ayağa kalkarak. Elimi tutarak beni yerime oturttu. «şuan sizin krallığınızdayken beni sizin şifacı nasıl iyleştirebilir» ah! Doğruydu. Tabii ya ne kadar aptalım. «sizin krallığa...»
«yaralıyım tek başıma gidemem» dedi. «ben... yardım...» sözümü kesti.
«yardım istenmiyorum. Kendim halledebilirim» dedi sertçe. Bağırark.
«ölmek mi istiyorsun?» dedim. Yine düşünerek «hayır» dedi.
«öyleyse» dedim. «tamam ama geçidi tek başıma açamam» dedi
«seninle gelemem» dedim.
«tek başıma açacak gücüm kalmadı. Güçlerimizi birleştirmeliyiz. Tek başıma o geçitten geçemem»
«seninle gelemem. Birazdan geçit kapanacak. Baksana gökyüzüne» dedim. Kolumu tuttu ve beni kendine çekti. «ölme mi istiyorsun?» dedi benim sözcüklerimi tekrar ederek. «iyi tamam. Seni geçitten geçirdikten sonra evime geri dönerim» dedim.
«tamam anlaştık» dedi. Ayağa kalktım. Onunda kolunu tuttum. «dediğim kelimeleri tekrarla» başımı salladım. «get wes you» dedi. Mor bir delik oluştu. O sırada rigin sesini duydum. «arina» diye bağırdı. Bir anda kendimi geçidin içinde buldum ama rigin son söyledikleri kulağımda yankılandı.
«bir daha asla evine dönemezsin. Geçit sonsuza dek kapanır...» kalbim küt küt küt atmaya başladı. «gözlerini kapat. Geçidin kötülük gücü fazla geldi.»
«bir daha evime dönemeyecek miyim?» diye bağırdı.
«hayır. İyilik ağır gelmedi. Kötülük fazla geldi. Sıkı tutun.» dedi ve kolumu daha sıkı tuttu.
Canım acımaya başlamıştı. Ailem ve sevdiğim herkesi bir daha asla göremeyecek miyim ... bu doğru olamaz...
«hayır» diye bağırdım ve gerisini hatırlamıyorum.
Krallığımız ikiye ayrıldığından beri düşman krallıklardır. Gece ve gündüz krallıkları. Burası huzur ve aydınlık içindeyken.
Orası karanlık ve kaos içinde... bizim dünyamızın dengesi bozuldu ya fazla iyisin ya da fazla kötüsün. İkisinin tam ortası yok...
bugün iki krallığın birleştiği tek gün... dört yılda bir kere birleşir o da yirmi dokuz şubat günüdür. Yani bugün.
Gece on ikiden sonra düzenli bir şekilde dünyalarımız birleşiyor ve gün sonu yine saat on ikiyi gösterdiğinde geçitler kapanıyor. Saat tam şuan on ikiye geliyor. Büyük saatin çanlarının sesleri gelmeye başladı bile.
Sonra bir erkek sesinin gerinme sesi geldi. «iyi uymuşum» koşarak odamdaki büyük balkona çıktım. «affedersiniz. Sizi tanıyor muyum?»Siyah gözlü ve siyah kanatları olan adam ve aynı siyahlıkta saçları olan adam bana döndü. «hayır. Tanımıyorsun ve tanıyamazsın da» dedi. Gözleri gözlerime bakarak konuşmuştu.
«peki şu anda odamın balkonunda naptığınızı sorabilir miyim?» deyince buz gibi gülümsemesiyle «hayır. Sen çok mu soru sorarsın?» dedi ayağa kalkarak. «hayır» dedim. Yanıma kadar yaklaştı ve aramızda birkaç metre kalınca durdu. Önümde biraz eğilerek gözlerini gözlerime kenetledi. Biraz düşünür gibi yaptı. «baya kısaymışsın» yüzüm aniden kızardı. «kısa mı? Bence sen fazla uzunsun» yine düşünür gibi yaptı
«doğru ben iki metre boyundayım nerdeyse» dedi dalga geçer gibi.
Sonra birden gözleri kırmızı renge döndü. «bugün için teşekkürler küçük kız.» dedi ve kraliyet selamı vererek yanımdan o gördüğüm siyah kanatları açarak uçmaya başladı. Rigin sesini duydum «kiminle konuşuyorsun arina»
aniden rige döndüm. «kimse... kimse ile...» dedim. Birden beni kendine çekti. «hiçbir zaman için yalan söylemeyi beceremiyorsun» dedi. Güldüm. «haklısın sanırım» dedim. Kulağıma eğilerek fısıltılar eşliğinde sordu «kiminle konuşuyordun...» güldüm.
«inanır mısın bilmem ama siyah kanatları olan birini gördüm.» dedim.
Birden kollarını benden hızlıca çekti. Gözleri kocaman açılmıştı. Bir şeye sinirlenmişe benziyordu. «ne tarafa gitti» diye bağırdı.
«bilmiyorum» dedim korkuyla. «sana ne dedi?» dedi sertçe.
«neden böyle davranıyorsun rig anlamıyorum» dedim. Sertçe «o bir gece krallığı ailesinden. Krallığımızın yakınında dolanmamalı beni anlıyor musun?» dedi.
Başımı onaylar şeklinde salladım. Hızlıca yanımdan ayrıldı ve odanın kapanma sesini duydum. Başımı hüzünle eğerek. Kendimi ayın ışığına kaptırarak kendimce hayallere daldım.
Rig
Koşarak liam amcamın yanına gittim. «amca» dedim. Şaşırarak bana döndü. «gece krallığı ailesinin laneti devam ediyormuş» dedim. Şaşırmışa benziyordu. «bu imkansız lanet bozulalı çok oluyor» dedi.
«Lorenzoya haber yollamalıyım» dedi. Hızla eski bir kağıt ve cadı mürekkebi ile yazmaya koyuldu. Yazma işlemini bitirdiğinde ise ıslık çaldı beyaz baykuş gelerek mektubu aldı ve uçmaya başladı.
«rig eğer bu doğruysa krallıklar tehlikede. Efsane gerçekleşiyor demektir ve bu hepimizin ölümü getirir...» rig derin bir nefes aldı.
Sonra içeri babam girdi. «haber doğru mu? Şimdi jack söyledi. Havada uçan siyah kanatlar görülmüş...» dedi. Liam amcam ise derin bir düşünceye daldı. Sanki bizden sakladığı bir şeyler vardı. «lorenzodan haber beklemek zorundayız.
Hiçbir işe bulaşmamalıyız. Bugün gece ve gündüz krallığı için önemli bir gün. Krallığımızın birleştiği tek gün. Sorun istemiyorum» dedi. Babam ise «nasıl isterseniz kralım» dedi ve kraliyet selamı vererek odadan çıktı. Babam ve amcam hep birlikte kavga etmeden idare etmişlerdir krallığı. Bu da bizi güçlü bir krallık yapıyordu yıllardır.
Ben de kraliyet selamı vererek çıkarken liam amcam bir şeylerden şüphelenmiş gibi «arina sana emanet» dedi. Şaşırsamda. Gülerek. «kralın emri herkesten önde gelir» dedim. Güldü.
«çabuk öğreniyorsun» dedi. Güldüm. «öğretmenim çok iyi» dedim. Ve odadan hızla çıktım. Koridorda aptal gülümsemem ile sırıtıyordum. Birden farklı fısıltılar duydum. Bu fısıltılar sihir odasından geliyordu. Kulağım kapıda dinlemeye başladım «kralın oğlu ölürse eğer tahta benim çocuğum geçer» dedi bir kadın sesi. «gece kralının lanetli oğlunu bugün öldürün» dedi kadın hiddetle ve bir kahkaha patlattı.
Kapı açılacağı sırada hızla duvarın arkasına saklandım. Kadın tahmin ettiğim gibi gece krallığının geçidinden geçti. Bu önemli bir günde kimsenin ölmesine izin veremezdim.
En iyisi o aptalı bulmaktı. Hızla aşağı merdivenlerden indim. Dışarı çıktığımda arinaya hayranlıkla baktım.
Arinaya hep hayranlık duymuşumdur. Şimdilik bundan kendisinin haberi olmasa da. Güldüm kendimce ve karanlık yolda ilerlemeye başladım...
GECE KRALLIĞI
Sasha ve lorenzo hararetli bir şekilde kavga ediyorlardı. «sana demiştim» diyordu lorenzo bağırarak. «o benim oğlum ölmesine isin mi verseydim lorenzo» diye bağırdı sasha.
Lorenzo ve sashaya dayanamadı. «özür dilerim haklısın o senin de benim de oğlum» dedi. Ve sashaya sarıldı.
Sasha ve lorenzo ne kadar çok kavga etseler de çabuk barışırlardı. Bu da onların aşklarının büyüklüğüydü... lorenzo ise sakince oğlunun yaptıklarını düşünüyordu...
Kain ise krallığın kainidir. Ve kendince «night yapacağını yapmış yine» dedi ve yürüyerek odasına doğru ilerledi.
GÜNEŞ KRALLIĞI
Arinadan
Seszizce aşağı indim. Ormana doğru yürüdüm. Ay ışığında dans eden perileri izlemek istiyordum. Biraz yürüdükten sonra gölün oraya vardım ve gölün ışıklarını ve ay ışığında süzülen ışığın dans edişini ve perilerin çıkmasını bekledim.
O sırada arkamda bir hırıltı hissettim. Arkama dönünce onun siyah gözlerini gördüm. «sen... sen...»
«lütfen sus» dedi ve kayalığın yanına oturdu. Dikkatlice bakınca kanadının birinden kanlar geliyordu. «yaralanmışsın» dedim korkarak.
«bir şeyim yok» dedi. «hayır yaran mikrop kapabilir. Şifacıya görünmelisin» dedim. Ayağa kalkarak. Elimi tutarak beni yerime oturttu. «şuan sizin krallığınızdayken beni sizin şifacı nasıl iyleştirebilir» ah! Doğruydu. Tabii ya ne kadar aptalım. «sizin krallığa...»
«yaralıyım tek başıma gidemem» dedi. «ben... yardım...» sözümü kesti.
«yardım istenmiyorum. Kendim halledebilirim» dedi sertçe. Bağırark.
«ölmek mi istiyorsun?» dedim. Yine düşünerek «hayır» dedi.
«öyleyse» dedim. «tamam ama geçidi tek başıma açamam» dedi
«seninle gelemem» dedim.
«tek başıma açacak gücüm kalmadı. Güçlerimizi birleştirmeliyiz. Tek başıma o geçitten geçemem»
«seninle gelemem. Birazdan geçit kapanacak. Baksana gökyüzüne» dedim. Kolumu tuttu ve beni kendine çekti. «ölme mi istiyorsun?» dedi benim sözcüklerimi tekrar ederek. «iyi tamam. Seni geçitten geçirdikten sonra evime geri dönerim» dedim.
«tamam anlaştık» dedi. Ayağa kalktım. Onunda kolunu tuttum. «dediğim kelimeleri tekrarla» başımı salladım. «get wes you» dedi. Mor bir delik oluştu. O sırada rigin sesini duydum. «arina» diye bağırdı. Bir anda kendimi geçidin içinde buldum ama rigin son söyledikleri kulağımda yankılandı.
«bir daha asla evine dönemezsin. Geçit sonsuza dek kapanır...» kalbim küt küt küt atmaya başladı. «gözlerini kapat. Geçidin kötülük gücü fazla geldi.»
«bir daha evime dönemeyecek miyim?» diye bağırdı.
«hayır. İyilik ağır gelmedi. Kötülük fazla geldi. Sıkı tutun.» dedi ve kolumu daha sıkı tuttu.
Canım acımaya başlamıştı. Ailem ve sevdiğim herkesi bir daha asla göremeyecek miyim ... bu doğru olamaz...
«hayır» diye bağırdım ve gerisini hatırlamıyorum.
