Karşımızda duran adamı görünce olduğum yerde kaldım.
Ateş’in abisine ilk kez bu kadar yakından bakıyordum.
Yüzü Ateş’e benziyordu.
Ama gözleri…
Hiç benzemiyordu.
Soğuk ve boştu.
“Sonunda,” dedi.
Ateş önümde durdu.
“Onu buraya nasıl getirdin?”
Adam güldü.
“Ben getirmedim. O kendi geldi.”
Bakışları bana kaydı.
“Arel.”
Adımı söylerken içim ürperdi.
“Beni tanıyor musun?” diye sordum.
“Tanımamak mümkün mü?”
Ateş çenesini sıktı.
“Onunla konuşma.”
Abisi başını yana eğdi.
“Hâlâ aynı.”
“Ne?”
“Onu korumaya çalışıyorsun.”
Ateş bir adım öne çıktı.
“On iki yıl önce bitmiş olması gerekiyordu.”
Adamın gülümsemesi kayboldu.
“Hayır.”
Cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
“On iki yıl önce sadece yarım kaldı.”
Fotoğrafı bana uzattı.
Almak istemedim.
Ateş fotoğrafı onun elinden çekip aldı.
Baktığı anda yüzü gerildi.
“Bu nereden çıktı?”
Fotoğrafta babam vardı.
Yanında ise hiç tanımadığım bir kadın.
Ama fotoğrafın arkasında bir tarih vardı.
17 Ağustos.
Doğduğum gün.
“Bu kadın kim?” diye sordum.
Ateş cevap vermedi.
Abisi benim yerime konuştu.
“Annen.”
Nefesim kesildi.
“Ne?”
“Babanın sana yıllardır anlattığı hikâyenin tamamı doğru değil.”
Ateş abisine döndü.
“Yeter.”
“Gerçeği bilmeye hakkı var.”
“Senin gerçeği anlatmaya hakkın yok.”
Adam birkaç saniye Ateş’e baktı.
Sonra bana döndü.
“Annen o gece ölmedi.”
Dünya başıma yıkılmış gibi oldu.
“Ne dedin?”
Ateş’in yüzü bembeyazdı.
“Yalan söylüyor.”
“Öyle mi?”
Adam cebinden telefonunu çıkardı.
Ekranı açıp bana gösterdi.
Bir fotoğraf.
Yaşlı bir kadın.
Ama gözleri…
Bende.
Aynı gözler.
Aynı bakış.
Titreyen ellerimle telefona yaklaştım.
“Bu…”
Sesim çıkmadı.
Ateş telefonu elimden aldı.
“Bunu nereden buldun?”
Abisi cevap vermedi.
Sadece kapıya doğru yürüdü.
“Onu görmek istiyorsan yarın gece eski tren istasyonuna gel.”
Ateş arkasından bağırdı.
“Bir daha ona yaklaşma!”
Adam durdu.
Başını çevirmeden konuştu.
“Karar senin, Arel.”
Sonra gitti.
Garajın kapısı kapandı.
Sessizlik.
Ateş hâlâ elindeki telefona bakıyordu.
“Annem yaşıyor olabilir.”
Ateş gözlerini kapattı.
“Evet.”
“Sen biliyor muydun?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra bana baktı.
“Şüpheleniyordum.”
“Yine mi?”
Sesim titredi.
“Benden yine bir şey sakladın.”
Ateş yaklaşmaya çalıştı.
Ben geri çekildim.
“Dokunma.”
“Arel…”
“Bana bir daha yalan söyleme.”
Ateş sustu.
Sonra gözlerimin içine baktı.
“Tamam.”
Telefonum titredi.
Yeni bir mesaj.
Bu kez bilinmeyen numaradan değildi.
Annem.
Mesaj yalnızca üç kelimeydi:
“Ateş’e güvenme.”