Bölüm 2: Kırılan Camlar, Başlayan Savaş
Kafeteryadaki ölüm sessizliği, Tuğra’nın uzaklaşan ayak sesleriyle birlikte yerini uğultulu bir fısıltı dalgasına bıraktı. Herkes gözlerini, bembeyaz tasarım ayakkabılarından süzülen kahve lekelerine bakan Nur Karahan’a dikmişti. Nur’un yumrukları sıkılmış, tırnakları avuç içine batıyordu. O kibirli, dokunulmaz maskesi ilk kez bu kadar net bir şekilde çatlamıştı.
"Ne bakıyorsunuz?!" diye kükredi Nur, kafasını aniden kaldırarak. Sesi her zamanki kontrollü tonundan uzaktı, öfkeyle titriyordu. "Önünüze dönün!"
Tek bir kelimesiyle koca salon saniyeler içinde başını önüne eğdi ama Nur için hasar çoktan verilmişti. Hızla kafeteryadan çıkıp tuvalete doğru ilerlerken, arkasından gelen yakın arkadaşı Selin’in topuk seslerini duyuyordu.
"Nur, inanamıyorum! Kim bu çocuk? Kendini ne sanıyor?" dedi Selin, nefes nefese tuvaletin kapısını kapatırken. "Hemen babana söylemelisin, kaydını sildirsinler!"
Nur, aynanın karşısına geçip lavabonun kenarlarına tutundu. Aynadaki yansımasına, dağılmış saçlarına ve gözlerindeki o vahşi öfkeye baktı. "Hayır," dedi dişlerinin arasından. "Babamı bu işe karıştırmayacağım. Eğer onu bu okuldan attırırsam, herkes benden korktuğu için gittiğini düşünecek. Herkes onun bana diz çöktürdüğünü hatırlayacak." Aynadaki yansımasına bakarak burnundan soludu. "Onu ben yıkacağım. Bu okulda Karahan kurallarının dışına çıkanların sonunun ne olduğunu kendi ellerimle göstereceğim."