Adam işittiği cümlenin şaşkınlığıyla donakaldığında Cansu kendini açıklamaya çalışıyordu.
" Bayıldım demiştim ya, kan tahlili yaptırdım. Öyle çıktı ortaya... Bu yüzden görüştüm onlarla. Düşündüğün gibi bir sebebi yok. "
Evren beyninde yankı bulan uğultu yüzünden kadının hiçbir dediğini algılayamazken, ellerini de bedeninden çekmiş ve geriye doğru sarsak bir adım atmıştı. Cansu ise onun tepkisini endişeyle izliyordu. Adam çok geçmeden karalarına çöken hüzünle, bakışlarını kadının karnına indirmiş ve bundan anında büyük bir pişmanlık duyarak gözlerini sıkıca yummuştu. Kaşları derince çatılırken yumruklarını sıktı ve başını kapıya doğru hızla çevirdi. Genç kadın tüm bunları devasa bir hayalkırıklığı ve şaşkınlıkla karşılarken ne diyeceğini bilemedi bir an. Kabul, şaşıracağını biliyordu fakat heyecanlanır hatta belki mutlu bile olabilir diye umuyordu. Beklediği tepki kesinlikle bu değildi. Aniden onun da kaşları çatılırken derinden bir yerden kalbinin sızladığını hissetti. Evren bebeği istemiyordu. Tamam kendi de istememişti zaten ama... Canının yanışını hayretle karşıladı. Gözlerini kaçırıp karnına indirdiğinde ellerinin çoktan gayriihtiyari bir biçimde karnının üzerinde konuşlandığını fark etmiş ve irkilmişti. Neden istemiyordu ki bebeklerini? Birden ellerini indirdi ve silkelendi. Dişlerini birbirine sıkıca kenetlerken sertçe yutkunmuş ve sonra umursamaz tutmaya çalıştığı fakat açıkça agresif çıkan sesiyle konuşmuştu.
" Merak etme, aldıracağım zaten. "
Evren ise öne çöken omuzlarına tezat, hızlı aldığı soluklarıyla kendi kafasındaki seslerden başka her şeye kapalıydı o an. Yutkunmaya çabaladı fakat başaramadı. Hayal kırıklığı, pişmanlık, öfke her şeyi aynı anda hissederken tüm kontrolünü yitirmeye çok yakın olduğunun farkındaydı. Zira çok da değil saniyeler sonra tüm hisleri vahşi bir nefrete bürünerek içinden taşmıştı. Devasa bedenine sığamaz gibi ileri geri uzun adımlar atarken hırsla saçlarını çekiştiriyor ve ağza alınmayacak küfürler ediyordu. Cansu onu daha önce de kontrolsüz görmüştü fakat ilk defa böylesine şahit oluyordu. Adam avaz avaz bağırarak anlaşılması güç şeyler söylerken gözleri asla kadına değmiyordu.
" ÖLDÜRECEĞİM ONU! KENDİ ELLERİMLE ÖLDÜRECEĞİM! " diye kükrediğini seçti kulakları kadının.
Daha sonra ise deli gibi holün ortasında dönüp duran adamın, odasının kapısına defalarca kez yumruk atışını seyretti. Korkudan yanına yaklaşamazken çığlıklar atarak sesini duyurmaya çalışıyordu fakat nafile. Evren nihayet kapıda geniş bir göçük açmayı başardığında sinirden titreyen ellerini serbest bırakmış ve aniden durup cebindeki telefona sarılmıştı. Cansu iki avcunu birden ağzına kapatmış dehşet içerisinde, sevdiği adamın parmaklarının arasından dirseğine akan kanı seyrederken Evren her kimi aradıysa nihayet ulaşmayı başarmıştı.
" O soyunu siktiğimin orospu evladını bul bana Vedat! " diye kükredi bu kez.
Genç kadın olan biteni anlayamadıkça daha da paniğe kapılıyordu. Evren'i bu kadar öfkelendiren şey bebek miydi? Buna inanmakta güçlük çekiyordu. Üstelik aralıksız bir şekilde dakikalardır sövdüğü kişinin kim olduğunu da idrak edebilmiş değildi.
Vedat, arkadaşının hiddetli sesini işittiğinde tedirgin bir biçimde sordu.
" Ne oldu? "
Ancak Evren kimseye hiçbir şey açıklayacak vaziyette değildi. O herifi bulmak ve kendi elleriyle gebertmek dışında hiçbir şey istemiyordu.
" Lan siktirtme bana neyini nasılını! O ecdadına soktuğum, zürriyetini siktiğim şerefsizi bulacaksın bana! "
" Abi bir sakinleş anlamıyorum ki kimden bahsettiğini? "
Evren zıvanadan çıktığını ortaya koyan bir asabiyetle bir yumruk da duvara geçirdiğinde Cansu da tiz bir çığlık koy vermişti.
" Lan o Yağız denen ırz düşmanını girdiği delikten çıkartıp getireceksin bana Vedat! "
Genç kadın duyduğu isimle buz keserken, Evren küfürler ederek arkadaşına emir yağdırmaya devam ediyordu. Cansu dudaklarına kapattığı ellerini yavaşça aşağı indirdiğinde kocası hızını alamayıp evden çıkmaya yeltenmişti. Bu kadar gözünün dönmesinin tek nedeni, bebeğin Yağız'dan olduğuna inanmasıydı. Günlerdir karısı kendinden kaçıyor, asla yüzüne bakmıyordu. Ve Evren her ne kadar, Yağız'ın ne kadar ileri gittiğini öğrenmek için çabalasa da onu sıkboğaz etmekten hep kaçınmıştı. Oysa şimdi tüm taşlar yerine oturuyordu. Sevdiği kadın, arkadaşı sandığı o adinin tecavüzüne uğramış ve hamile kalmıştı. Bu gerçek göğüs kafesine tonlarca bir ağırlık olarak çöktüğünde elinden gelen tek şey o herifi bulup elleriyle canını almak olacaktı.
Cansu ise onun yanlış anladığını idrak ettiğinde ne yapacağını şaşırmış ve büyük bir paniğe kapılmıştı. Kapı kolunu kavrayıp büyük bir gürültüyle çelik kapıyı açan adamın arkasından avazı çıktığı kadar bağırdı fakat onu durdurmayı başaramadı. Bunun üzerine peşine takıldı ve bir kez daha haykırdı adamın ismini. Ancak nafile... En sonunda ise aklına gelen ilk ve tek şeyi haykırarak onu durdurmayı başarmıştı.
" Bizim bebeğimiz! "
Adamın ayakları dış kapının önünde yere mıhlandığında, kulağına tuttuğu telefon elinden kayıp yere düşmüştü. Cansu arkası dönük vaziyette duran ve omuzları sarsılsa dahi heybetinden bir şey eksilmeyen adama bir kez daha seslendi.
" Yağız bana bir şey yapamadı... sen geldin. "
Bu cümleler dudaklarından öyle güçlükle çıkmıştı ki bir an gerçekliğini sorguladı. En yakın arkadaşı bildiği adamın saldırısına uğradığı gerçeği kapkara bir gölge olup çöktü yeniden tepesine. Yutkunmaya çalıştı fakat beceremedi. Evren ise işittiği her bir kelimede daha da çöküyordu sanki. Yüreğini kaplayan is dağılırken dakikalar sonra ilk kez derin bir nefes çekebildi ciğerlerine. Sonra başını hafifçe sola yatırarak karısına döndürdü bedenini. Gözleri dolu dolu olmuştu. Cansu, onun ne tepki vereceğini kestiremezken Evren eve doğru uzun bir adım attı ve kadının karşısında durdu. Önce mavilerine baktı derince. İçi titredi. Sonra karaları bir kez daha fakat bu kez çok başka hislerle kadının karnına indi. İşte o an kendini tutamayıp dizlerinin üstüne çökmüş ve annesinin eteğine sarılan küçük bir çocuk gibi, kadının incecik belini kollarıyla sarmalayıp başını karnına bastırırken hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.
Cansu hızla atan nabzıyla öylece dikiliyor ve ilk defa ağlarken gördüğü adamı karmakarışık duygular eşliğinde yalnızca izliyordu. Evren ise büyük bir rahatlama yaşaması bir yana, bugüne kadar hayalini kurduğu tek şeyin gerçekleşmiş olduğuna inanamıyordu. Kendine ait bir yuva. Anne, baba ve kardeşini kaybettiği o geceden beri içindeki boşluğu ancak bu umutla doldurabilmişti. Tıpkı kendi ailesi gibi güzel, sevgi dolu bir aileye sahip olmak umudu. Omuzları sarsılırken tüm bedeni de titriyordu. Ne gözyaşlarını, ne de içinden gelen mutluluğu bastıramayacak kadar kaybetmişti kendisini. Fakat bir süre sonra nihayet hisleri bir nebze durulduğunda; gerçek bir tokat gibi çarptı yüzüne. Kadının belini kavrayan kolları kaskatı kesilirken güçlükle yutkunarak kaldırdı başını ve kan çanağına dönmüş çekik gözlerini karısının mavilerine dikti. Söylemek istediği ancak söylemeye de dilinin varmadığı o cümleyi kurmadan önce birkaç kez yutkundu. Sonra titrek bir sesle fısıldadı.
" Yalvarıyorum sana... alma bunu benden. "
