Genç kadın kumral saçlarını parmak uçlarıyla düzeltirken bir yandan da yanındaki adamla konuşmaya devam ediyordu.
" Ulaşacağımız bilgiye ulaştık işte. Daha neyi bekliyorsun ki? "
Evren sağ elini vitesten çekip direksiyonu kavrarken dikiz aynalarını kontrol etti.
" Önce Cansu ile konuşmam gerek. "
Gözde, kadının ismini işittiğinde gerilmişti. Uzun ojeli tırnaklarını çıplak bacaklarına sürterken mırıldandı.
" Demek artık o da biliyor. Nasıl güvenebildin aklım almıyor gerçekten. "
Adam sesli bir soluk çekerek önündeki aracı solladı. Kadının söylenmelerini kulak ardı etmek o an için en iyi seçenekti. Işıklara takıldıklarında telefonunun ekranını, Cansu'nun yerini tespit etmek için açmıştı. Saatlerdir ondan haber alamıyordu ve aklının büyük bir köşesini kapladığı da su götürmez bir gerçekti. Işık sarıya döndüğünde, Evren elde ettiği sonuçtan hiç hoşlanmamış bir biçimde ekrana bakıyordu. Tüm bedeni yay gibi gerilirken arkadan gelen korna sesiyle kahvelerini yola kaldırdı ve gaza yüklendi.
" Gözde... seni yol üstünde bıraksam sorun olur mu? Acil işim çıktı. "
Gözde keyifsiz bir sesle sorun olmayacağını söylerken Evren çoktan Vedat'ın numarasını tuşlamıştı. Telefon anında açıldı.
" Alo? "
Evren yoldan ayırmadığı bakışlarını huzursuzlukla kısmış, direksiyonu kavrayan parmaklarını büyük bir güçle sıkıyordu.
" Vedat bir isim atıyorum sana. Detaylı bakar mısın? "
" Gönder abi. "
Adam bir iki tuşlamayla uygulamaya girip Bora Tekin yazdı. Ekranda beliren fotoğrafa çatık kaşlarıyla bakarken, Gözde'nin dikkati de telefondaydı. Birkaç dakikadan sonra Vedat yeniden konuştu.
" Temiz. "
Evren memnuniyetsiz bir biçimde soluyarak sordu.
" Kardeşi olacak bir de İklim mi ne... "
Vedat birkaç dakikayı da İklim Tekin için ayırdıktan hemen sonra yine aynı yanıtı vermişti. Fakat bu yanıt belki de ilk defa Evren'i mutsuz ediyordu. Çenesini serçe kaşırken Gözde'yi bırakacağı kavşağı kaçırdığını fark edip sessiz bir küfür patlattı. Hemen sonra ise Vedat'a döndü.
" Vedat, ne yap ne et bana bunlarla ilgili bir şey bul. Gerekirse didik didik et ama bul. "
Vedat daha yanıtlayamadan telefonu kapatmıştı. Gözde, adamın sinirli profilini izlerken merakına yenik düşerek sordu.
" Kim ki bu yakışıklı? "
Fakat bu soru, Evren'i daha da kızdırdı. Birden burnundan soluyarak yanında oturan kadına dönmüş ve boğuk bir sesle konuşmuştu.
" Yakışıklı mı sence bu adam? "
Sorusunun her hecesinden memnuniyetsizlik akıyordu. Gözde de sertçe yutkunduktan hemen sonra engel olamadığı bir tebessümle yanıtladı onu.
" Yani hoş bir adam ama... senin kadar değil tabii... "
Evren sert bir solukla yeniden yola döndüğünde; Gözde içten içe, onun kendisini kıskandığını düşünüp keyiflenmişti. Ona göre adama yakışıklı demesi Evren'i sinirlendirmişti çünkü onun da kendisine hisleri vardı. Yüzüne yayılan gülümseme gittikçe genişlerken parmaklarıyla oynamaya başladı. Yıllardır birlikte çalışıyorlardı. En mahrem sırlarını dahi paylaşacak kadar önemsediği biriydi onun için. Bir gün onun da kendisine aşık olacağını biliyordu ve gittikçe buna yaklaşıyor gibi hissediyordu. Birden aklına Cansu ile seviştikleri geldi ve yüzü aniden asılıverdi. Belki de kadın yalan söylemişti. Nereden bilebilirdi ki? Hem Evren kendi ağzıyla ona güvenmediğini söylememiş miydi? Güvenmediği, sevmediği biri ile sevişecek biri değildi o. Çapkın adamlardan değildi. Sertçe yutkunduğunda araba ani bir frenle durmuş ve ister istemez irkilmişti.
" Metro girişi şurada. "
Gözde ona bozulsa da belli etmedi. Arabasını şirkette bırakıp Evren ile yemek yemeye çıktıklarında, kendisini evine bırakacağını ummuştu. Böyle olacağını bilse kendi arabası ile gelirdi. Derin bir iç çekti ve yine de teşekkür ederek arabadan indi. Evren ise kadına hiçbir yanıt vermeden gazı kökledi. Cansu'yu bir an evvel o herifin evinden almak istiyordu.
***
Yuvasında çevrilen anahtarın sesini işittiklerinde Cansu bir çırpıda gözlerini silip telaşla fısıldadı.
" Tüm bunlar aramızda. "
İklim de onun gibi kızaran gözlerini ovuştururken başını sallamıştı. Bozulan sinirlerini, kadının babasına gün yüzü görmemiş küfürler ederek yatıştırmaya çabalasa da pek başarılı olamamıştı. O adamın hapislerde çürümesini istiyordu.
" Abini bir şekilde ikna et, Evren konusunda lütfen. " dedi Cansu sonra.
İklim bu kez nihayet konuşmayı başardı.
" Merak etme halledeceğim. "
Nasıl olacağını bilmese de abisiyle konuşup Evren'in üstündeki şüpheleri ortadan kaldıracaktı. Şu geçen birkaç saat içerisinde Evren'e acımış hatta onu anlamaya dahi başlamıştı. Belki de göründüğü kadar şirret biri değildir diye düşündü. Tüm bunlar olup biterken Bora seslenerek içeriye giriş yaptı.
" İklim! "
İki genç kadın birden hole dönüp tepeden tırnağa yorgun vaziyetteki adama baktılar. Bora, Cansu'yu da burada gördüğüne şaşırdığında kaşları yukarıya kalkmıştı. Onun çoktan evine döndüğünü düşünüyordu.
" İyi misiniz? " diye sordu ikisinde de gözlerini gezdirerek.
Cansu sessiz kalırken İklim yanıtladı.
" İyiyiz abi. "
Bir süre sessizlik oluştu. Sonra İklim dayanamayıp konuştu.
" Aç mısın nohut yaptım? "
Bora kardeşine öfkeli olduğunu göstermekten asla çekinmeyen bakışlarıyla başını iki yana salladı.
" Kalsın. "
" Abi... ben özür dilerim. "
Fakat adam bu defa kolay kolay yumuşamayacaktı.
" Bunu baş başayken konuşacağız. "dedi sert bir dille.
Bunun üzerine Cansu da öne doğru hamle yapmıştı.
"Şey ben gideyim artık, geç oldu zaten. "
İklim gitme dercesine kolunu kavrarken Bora, bedenini kadına çevirdi.
" Hayır kal. Yani, git diye demedim. "
Onun hala, o evde tehlike altında olduğunu düşündüğünden bırakmak istemiyordu. Cansu tam ağzını açıp itiraz edecekken çalan zilin sesi dikkatlerini dağıtmayı başardı. Bora elindeki çantayı ayağının dibine bırakıp arkasını döndüğünde İklim, Cansu'yu biraz daha kalması için ikna etmeye çalışıyordu. Adam kapıya varıp açtığında karşısında hiç beklemediği birini görmenin şaşkınlığıyla afallamıştı. Evren son derece gergin bir biçimde kapının önünde kaya gibi dikiliyordu. Kahveleri adamın elalarını teğet geçip içeriye yöneldiğinde sıktığı dişlerinin arasından konuştu.
" Cansu'yu almaya geldim. "
Cansu, Evren'in sesini işittiğinde panikle kapıya koşmuştu. Hiçbir şey demeden ayakta dikilen Bora'nın yanından geçip dışarıya çıktığı an, Evren elini sıkıca kavrayıp onu kendisine doğru çekti. Yaptığı hamle hırpalayıcı değil, tamamen sahipleniciydi. Oradaki herkese haddini bildiriyordu bunu yaparak.
" Evimize gidelim mi, konuşmak istediğim şeyler var? " dedi gözlerini kadının mavilerinden bir an ayırmadan.
Sesi pürüzsüz, kararlı ve toktu. Cansu sertçe yutkunurken başını salladı. Hemen sonra omzunun üstünden arkadaki ikiliye bakıp teşekkür etti. İklim el sallayarak onunla vedalaşırken Bora, kardeşiyle aynı fikirde değildi. Arkasını dönüp bahçe kapısına doğru ilk adımını atan çiftin ardından seslendi.
" Cansu, emin misin? "
Onun tehditle Evren'in yanında kaldığına inanıyordu ve bir şeyler yapamamak erkeklik gururunu zedeliyordu. Kadını göz göre göre o caninin eline bırakmayı kendine yediremiyordu. Evren olduğu yerde durduğu an kaskatı kesilmişti. Cansu, adamın elini kavrayan parmaklarını sıktığını hissettiğinde telaşla Bora'ya döndü.
" Sorun yok." dedi bir çırpıda.
Evren neyden bahsettiklerini anlayamıyor fakat kesinlikle rahatsız hissediyordu. Ne gibi bir sorun olabilirdi ki karısını almasında? Bora sessiz kaldığında Cansu, Evren'i ileriye doğru sürüklemeye başladı. Adam kafasında dönüp duran sorularla istemeyerek de olsa ilerlerken kısık fakat güçlü bir sesle sordu.
" Ne sorunundan bahsediyor bu? "
Cansu, olay çıkmasından endişelenerek adamı çekiştirmeyi kesmezken; Evren bir yanıt almadan bahçeyi terk etmeyeceğini ortaya koyar gibi olduğu yere çakılmıştı. Bunun üzerine kadın da durdu ve onu sakin tutmak arzusuyla tane tane konuştu. O esnada iki kardeş de kapının önünde durmuş onları seyrediyordu.
" Bir şey yok... eve gidelim anlatacağım. "
Fakat Evren bu yanıttan tatmin olmamıştı. Kaşları hızla kavislenirken sıktığı dişlerinin arasından tısladı.
" Sinirlenmeye başlıyorum. "
Genç kadın da bunun farkındaydı, zaten tüm paniğinin sebebi de buydu. Sertçe yutkunduğunda pes edercesine ellerini havaya kaldırdı.
" Bak... kolumdaki morlukları gördüler ve senin yaptığını sandılar. "
Evren işittiklerine inanamaz gibi dehşetle gözlerini büyüttüğünde Cansu yalvarır tonda fısıldamaya devam ediyordu.
" İyi olduğumdan emin olmak istiyorlar hepsi bu... Lütfen artık eve gidelim. "
Adam çileden çıkmasına ramak kaldığını hissederken hayretle soludu.
" Onlar iyi de ben mi kötüyüm? "
Kadın artık açıkça yalvarıyordu.
" Hayır tabii ki... Söyledim senin yapmadığını. " diyerek yeniden adamın kolunu kavramak için hamle yaptı fakat Evren müsaade etmedi.
Tepesi atmıştı resmen, sinir tüm hücrelerinde dolaşıyordu.
" Ama inanmamış belli ki. " dedi sertçe.
Cansu ortalığın karışmasına engel olmak için akla karayı seçerken karşılık verdi.
" Sadece temkinli davranıyor. "
Fakat söylediği şeyler Evren'i sakinleştirmek bir yana dursun daha da fitilliyordu sanki. Adam bu defa sesini yükseltmekte bir beis görmemiş ve kadının yüzüne eğilerek sinirle solumuştu.
" Lan o kim oluyor da benim karımla ilgili temkinli davranıyor?! "
Bunu der demez adeta burnundan soluyarak arkaya doğru döndüğünde Cansu adamı kolundan tutup durdurmaya çalıştı.
" Evren lütfen... "
Aynı anda İklim de abisini içeriye çekmeye çalışıyordu.
" Abi gel.. konuşalım bir... "
Fakat iki adamın da gözü birbirinden başkasını görmez haldeydi. Bora'ya göre, Evren'in bu fevri tavırları şüphelerini açıkça kanıtlar nitelikteydi. Evren ise damdan düşer gibi hayatlarına giren bu adamın karısını sahiplenmesine, hele ki kendisinden korumaya kalkmasına katlanamıyordu. Uzun adımlarla iki kardeşin yanına döndüğünde Cansu da kolundan çekiştirmeye devam ederek peşinden gelmişti. Adama hiçbir şekilde gücünü yettiremiyordu. Evren keskin bakışlarını karşısındaki adamın gözlerine dikti ve kısa bir an sakinleşmek için kendine zaman tanıdı. Cansu ile arasını hala tam düzeltememişken her şeyi daha da bok etmek istemiyordu.
" Yardımınıza minnettarız ama bu kadarı yeter. " dedi buz gibi bir sesle.
Bağırmamış fakat tavrıyla ve üslubuyla dövmüştü adamı. Bora da kaşlarını çattığında devam etti konuşmaya.
" Karım belli ki sizi sevmiş, her fırsatta buraya geldiğine göre... " dedi sıktığı dişlerinin arasından.
Al işte, tutamamıştı kendisini. İklim telaşlı bakışlarını Cansu'ya yönelttiğinde, Evren elini kaldırıp Bora'ya bir adım daha yaklaştı.
" Onun hatırına, tatsızlık çıkartmıyorum. Ama herkes haddini hududunu bilsin. Benden daha iyi bilemezsiniz onun iyiliğini. "
Cansu dudaklarını kemirerek adamın koluna ahtapot gibi yapışmış, herhangi bir hamlede müdahale etmek üzere hazır olda beklerken; şaşırtıcı şekilde Bora hiçbir şey demeyince, Evren de sert bir soluk verip yeniden arkasını dönmüştü. Çıkışa doğru iki adım daha attıklarında ise beklenen şey geldi.
" Yine de... bir şeye ihtiyacın olursa ara beni. "
Cansu her şeyin kontrolden çıkacağını anladığında, Evren'in de dakikalardır atmaya meyilli haldeki tepesi nihayet atmıştı. Birden kadını bıraktı ve hışımla ardına dönüp bağırarak adama doğru ilerlemeye başladı.
" Ne ihtiyacı lan! Benim karşılayamayıp da senden isteyeceği ne ihtiyacı olacak sanıyorsun sen?! "
Bora ansızın yakasına yapışan elleri ittirmeye çalışarak karşılık verdi.
" Lafın gelişi... "
Evren ise adamın onca çabasına karşılık onu daha sıkı kavrayıp kendine doğru sertçe çekerken kükredi.
" Lafının gelişini siktirtme bana! "
Bora gömleğinin yakalarına yapışan parmaklardan kurtulmak için Evren'in bileklerini kavradığında ikisi de burnundan soluyordu. Cansu bir yandan, İklim bir yandan çığlık çığlığa ikiliyi durdurmaya çalışırken Bora adamın damarına basmaktan çekinmemişti.
" Şu tavrına bak. Şiddet eğilimli bir herifsin sen! "
Evren artık tahammülünü iyice yitirdiğinde avaz çıktığı kadar bağırmış ve tüm sokağı inletmişti.
" LAN SENİ GEBERTİRİM! "
Bununla birlikte yakasından tuttuğu adamı da geriye doğru sertçe ittirmiş ve düşmesine neden olmuştu. İklim panikle abisine doğru hamle yaparken, Evren kolundan çekiştiren kadının elini bir kez daha sıkıca kavradı ve onu hışımla ilerletmeye başladı. Biraz daha burada durursa bu adamı gerçekten de öldürecekti. Cansu, telaşlı bir şekilde onun yanında koşar adımlarla ilerlerken adam derin ve sık nefesler alıyor, sinirini üstünden atmaya çalışıyordu. Kadını arabaya bindirdikten sonra sıktığı dişlerini gıcırdatarak son kez artlarında bıraktıkları ikiliye baktı ve sonra hızlı adımlarla kendi kapısına ilerledi. Koltuğa yerleşip kapıyı sertçe çektiğinde Cansu korkudan çıtını dahi çıkartmıyordu. Evren'in kontrolünü kaybettiğinde ne kadar ürkütücü bir hal aldığını daha önce de birkaç kez deneyimlemişti. Böyle zamanlarda ortadan yok olmak istiyordu. Adam çalıştırdığı arabayı son sürat evlerine doğru sürerken Cansu sıkıca kapı koluna tutunmuştu.
Yol yarım dakika kadar ya sürdü ya sürmedi. Korumaların önünde durduklarında, Cansu hızla kapısını açıp kendini dışarıya atmıştı. Evren de kadının peşinden arabadan indi ve korumalara minik bir işaretle arabayı garaja kaldırmalarını emretti. Cansu uzun ve hızlı adımlarıyla bahçeyi arşınlarken kocası da peşindeydi. Bir an evvel eve girmek ve kendisini odasına kapatmak isteyen kadını kapının önünde yakaladı. Fakat korumalara malzeme vermek istemediği için kapıyı açıp onunla birlikte içeriye girdi ve arkalarından kapıyı kapattı. O esnada Cansu sessizce bekliyordu. Muhtemelen şimdi öfkesinin hedefi kendisiydi.
Evren kadının kolunu sıkıca kavrayan parmaklarını yavaşça gevşetirken, diğer eliyle burun kemiğini birkaç kez sıkıp bırakmıştı. Birkaç derin nefes aldı ve kendini sakinleştirmeyi bir nebze olsun başardı. Bunları yaparken gözleri kapalıydı. Kadın dişlerinin arasına alıp çekiştirdiği alt dudağını, adamın gözlerinin açılıp kendisininkilere dikilmesiyle aniden bıraktı. Ve ardından yavaşça yutkundu.
" Polis çağıracaklardı, konuşmak için gitmiştim. " dedi çatallı çıkan sesiyle.
Evren birkaç saniye sessizce kadının yüzünü inceledi. Bu esnada Cansu ise bu garip sessizliği bölmek arzusuyla anlatmaya devam ediyordu.
" İklim'i ikna ettim ama. O da Bora'yla konuşacak. "
Evren'in burun delikleri büyüyüp küçülürken, kadın bakışlarını ne yapacağını bilemez bir tavırla etrafta gezdirdi.
" Gittiğimde bir çocuk evine girmişti... elinde bıçak vardı. Kıza saldırınca ben de... bırakıp dönemedim. Gözünden yaralandı, dikiş atıldı. "
O konuştukça, sessizlik daha da büyüyordu sanki. Artık kulaklarına çarpan kendi sesinden rahatsızlık duymaya başlamıştı. Mavilerini yeniden adamınkilere kaldırdığında duraksadı. Ne diyecekse deseydi ya, neden bakıyordu öyle dik dik? Ve nihayet beklediği şey gerçekleşti. Evren dümdüz bir sesle beynini yiyip duran o soruyu dile getirdi.
" Yakışıklı mı? "
Fakat Cansu anlayamamış, kaşlarını havalandırırken sormuştu.
" Ne? "
" Doktor. " dedi bu defa adam tiksintiyle.
Kadın daha da şaşırdı.
" Ne diyorsun... anlamıyorum... "
Evren, sorusuna yanıt almakta kararlıydı.
" O... doktor bozuntusu yakışıklı mı sence? "
Cansu gözlerini kaçırırken istemsizce kaşlarını da çatmıştı. Ne alakaydı şu an?
" Nereden çıktı bu şimdi? "
Adam derin bir soluk çekti burnundan.
" Cansu. "
Kadın da yeniden kaldırdı başını.
" Ne bileyim ben? Bana ne ki bundan? "dedi huysuz bir tavırla.
Evren ise zar zor zapt ettiği sinirinin bir kez daha tepesine tırmandığını hissederek kadını iki kolundan yavaşça kavradı.
" Cansu, doktor yakışıklı mı değil mi? "
Kadın bu saçma soruya daha fazla tahammül edemeyerek sesini yükseltti.
" Aah! Yeter! Yakışıklı veya değil! Ne önemi var? "
Evren birkaç saniye öylece baktı kadının gözlerine. O esnada kadın da mavilerini, adamın seğiren çene kemiğinden ayırmaya çalışıyordu. Biraz ürktüğü gerçekti.
" Beni beğenmiyor musun artık? "
Cansu aldığı yeni soruyla daha da şaşkına döndüğünde gözleri yeniden buluştu.
" Sevdiğini söylemiştin bana... ben tek mi yaşadım bunca şeyi? " diye devam etti Evren konuşmaya.
İçinde biriken onca şey, bir kıskançlık yüzünden ortaya saçılırken hissettiği tek şey canının ne kadar yandığıydı. Ona fırsat tanımak, kendi haline bırakmak istedikçe, içinde devasa bir kaybetme korkusu büyümeye başlamıştı. Sakinleşemiyordu.
" Evren... " diye araya girmek isteyen kadına müsaade etmeden sordu.
" Ya, sen beni hiç mi özlemiyorsun? "
Cansu, aldığı bir diğer soruyla iyice aptala döndüğünde, Evren'in öfkeli ifadesi tamamen hüzne bulanmıştı.
" Ben özlemekten kafayı yiyorum. Sen hiç mi istemiyorsun beni artık? " derken kadına doğru minik bir adım daha attı ve aralarındaki mesafeyi sıfıra indirdi. Sonra çatallı ve boğuk bir sesle,
" Cansu... sıkıldın mı benden? " diyerek dile getirdi en büyük korkusunu.
Kadının ne kadar ele avuca sığmaz biri olduğunu çok iyi biliyordu. Bu ilişkiye başlarken de en çok korktuğu şeydi bu. Kıyafet değiştirir gibi sevgili değiştirdiğini, kimseyle duygusal bir bağ kurmadığını, çoğunun ismini dahi hatırlamadığını çok iyi biliyordu. Onlardan biri mi olmuştu şimdi kendisi de? Bitmiş miydi yani onunla işi? Başkasını mı istiyordu artık? Buna tahammül edemezdi. Bu kuşkuya da tahammül edemiyordu.
" Ya sen, neden benden bu kadar uzaklaştın? Neden affedemiyorsun beni? " diye serzenişte bulundu en sonunda.
Kadın sessizliğini korurken acı dolu bir fısıltıyla sordu.
" Beni mi suçluyorsun olanlar için? "
Bunları düşünüp durmaktan kafayı yiyecekti. Artık bir cevap alması gerekiyordu. Alnını kadının alnına dayadı ve gözlerini yumup birkaç saniye soluklandı. Cansu ise ne yapacağını, ne diyeceğini bilemez bir halde adamın parmakları arasında titriyordu. Onu suçluyor muydu, hayır. Bir tek babasını suçluyordu. Fakat ona kızgın mıydı, evet. Daha çok ise kırgındı. İşte belki de affetmesinin önündeki tek engel buydu.
" O... " dedi Evren güçsüz bir sesle.
Kadın ne diyeceğini bilmese de duymaktan hiç hoşlanmayacağına emindi.
" Doktor, kafanı mı karıştırdı? " bu da ikinci büyük korkusuydu.
Cansu'nun ilgisinin tamamen bir başkasına yönelmesinden deli gibi korkuyordu. O adam hayatlarına birden girmişti, hatta kahramanca bir giriş yapmıştı. Cansu ondan etkilenmiş olabilir miydi gerçekten de? Bu düşüncelerle cebelleşirken dişlerini birbirine kenetlemekle kalmamış, kadının kollarını kavrayan parmakları da tutuşunu sıkılaştırmıştı. Eğer öyleyse ne yapacaktı peki? Göğsünün daraldığını, aldığı nefeslerin yetmediğini hissederken kadının sessizliği kalbini hançerliyordu sanki. Aklını kaçırmak üzereydi.
" Bir şey söyle... " diyerek inledi sonunda gözlerini yeniden açarak.
" Yalvarırım hayır de. "
Kadın, adamın çaresiz ve perişan halde oluşuna katlanamazken bayılacak gibi hissediyordu. Kulaklarında sağır edici bir uğultu çınlamaya başlamıştı. Gözleri kararıyor, başı dönüyordu. Ellerini kaldırıp güç bela, adamın dirseklerinden tutundu. Adamın,
" Cansu... karıştırmadı kimse kafamı desene! " diye haykırmasıyla kadın daha fazla kendini tutamayarak tek nefeste itiraf etmişti her şeyi.
" Evren, hamileyim. "
Instagram:@ailkesandikli

