Adam aramayı sonlandırdıktan sonra odasının orta yerinde öylece durup düşündü. İşler kontrolünden çıkmaya başlamıştı. Son günlerde kendini bu meseleye fazla vermediğini, bunun yerine Cansu ile ilgilenmeyi tercih ettiğini biliyordu. Telefonunu cebine tıkarken sesli bir iç çekti. Bugüne kadar her bir anını planlayan adam ilk kez planlamadığı bir şey yapmış ve aşık olmuştu. Ortada bir suçlu var mıydı bilmiyordu fakat varsa da o kesinlikle kendi aptal yüreğiydi; Cansu değil. Kadına sabah bok gibi davrandığını anımsadığında yüzü daha da asıldı. Ona durumu nasıl izah edebileceğini bilmese de gönlünü almalıydı. Sorumsuz davranışlarının acısını ondan çıkartamazdı. O bunu hak etmiyordu. Omuzları çaresizlikle çökerken kendine bir kez daha kızdı, ona aşık olmak zayıflığını gösterdiği için. Belki de en aşık olmaması gereken kadına aşık olduğu için...
Derin bir nefesi ciğerlerine doldurduktan sonra daha fazla zaman kaybetmeden odasından çıkmış ve kadını aramaya başlamıştı. Fakat evin her yerini gezmesine rağmen onu bulamayınca birden telaşlandı. Telefonunu çıkartıp kadının konumunu tarattığında telefonunun evde olduğunu fark edip daha da paniklemişti. Telefonunu bile almadan nereye gitmişti bu kadın? Üstelik kendisine haber de vermemişti. Seri adımlarla evden çıktığında kapıdaki korumalara seslendi.
" Cansu'yu gören oldu mu? "
Korumlar birbirine kısa bir bakış attıktan sonra arabasının anahtarını veren adam öne doğru çıkmıştı.
" On dakika oldu çıkalı. Arabamı istedi. "
Evren kısa bir afallamadan sonra gergince sordu.
" Nereye gittiğini söyledi mi? "
Adam bu kez başını iki yana sallamıştı.
" Hayır ama... "
Evren tek kaşını kaldırdı.
" Ama? "
Koruma sertçe yutkundu, bunu söyleyip söylememek konusunda kararsızdı çünkü iç meselelerine karışmak istemiyordu fakat kadının o hali de pek iyi değildi. Evren'in bilmesi gerektiğini düşünüyordu.
" Şey ağlıyordu, üstünde geceliğiyle koşarak çıktı. "
Adam işittiği cümleyle kaskatı kesildiğinde, genç kadının telefon konuşmasını dinlediğini anlamıştı.
" Sikeyim." diye homurdanarak arkasını döndü ve garaja doğru koşar adımlarla ilerledi.
Konuşmanın ne kadarını duymuştu bilmese de bir şeyleri çok yanlış anladığına emindi. Bu düşüncesi, garajdaki arabasını görmesiyle de tasdiklenmiş oldu. Eli saçlarının arasına giderken hırsla inledi. Hızlı adımlarla garajdan çıktığında az önce konuştuğu korumaya seslendi.
" Arabanın plakası neydi? "
Telefonu yanında olmasa da korumalara tahsis edilen arabaların her birinde GPS olduğundan, hiç değilse nereye gittiğini bulabilecekti. Fakat konumu öğrendiğinde bedeninde konaklayan sinir tavan yapmıştı.
" Hayır Cansu, yapma bunu bize... " diye söylenerek bir diğer korumanın arabasına doğru ilerlemeye başladı.
***
Genç kadın, ne yapacağını bilemez bir halde olduğu yerde dikilirken Yağız önce uzaklaşmakta olan korumaya bakmış sonra ise kadına doğru hamle yapmıştı. Cansu ne olup bittiğini bilmese de az çok anlayabilmişti ve bununla yüzleşmek istemiyordu. Birden arkasını dönüp arabaya yöneldi fakat Yağız onun uzaklaşmasına izin vermeden koşarak kolundan kavradı.
" Cansu. " dedi yumuşacık bir sesle.
Genç kadın kolunu silkmek istedi fakat genç adamın elinden kurtulamadı.
" Gel konuşalım bir. "
Cansu başını hızla iki yana sallarken tiksintiyle fısıldadı.
" İstemiyorum bırak. "
Bir yanı deli gibi onun kendisini rahatlatacak şeyler söylemesini diliyor olsa da aptal bir kadın değildi. Her şey açıkça ortadaydı. Ancak Yağız ısrarcıydı. Kadını kavradığı kolundan sürükleyerek dövme stüdyosuna ilerletmeye başladığında sesi telaşlı fakat davranışlarının aksine hala uysaldı.
" Gel konuşalım, anlatacağım. "
Cansu çırpınmaya devam etse de kendisinden epey yapılı adamın elinden kurtulmayı başaramamış ve kendini stüdyonun içinde buluvermişti. Yağız kapıyı kapatıp bariz bir gerginlikle kadına döndüğünde, Cansu ilerideki masanın üstünde duran para dolu zarfa bakıyordu. Midesinin bulandığını hissetmesiyle mavilerini zarftan ayırıp yeniden arkadaşına çevirdi. Yağız ise bal rengi irislerini kızın yüzüne dikmiş söyleyecek kelime arıyordu. Fakat öyle hazırlıksız yakalanmıştı ki bu duruma, nasıl toparlayacağını bilemiyordu. Genç kadın aniden dolan gözlerini karşısındaki adamdan çekmeden sordu. Sesi titrek ve güçsüz çıkmıştı.
" Babam mı? "
Sorusu öyle büyük bir hayal kırıklığı barındırıyordu ki Yağız kısa bir an ona üzülür gibi oldu. Ellerini havaya kaldırıp ona doğru bir adım attı.
" Bak göründüğü gibi değil. "
Cansu burnunu çekti sertçe.
" Nasıl? "
Genç adam bocaladı bir an. Toparlamalıydı bu durumu ama nasıl?
" Cansu gerçekten göründüğü gibi değil... " diyebildi yalnızca.
Genç kadın bu kez sinirle bağırdı.
" Nasıl?! "
Yağız gergince elini saçlarına atıp hırsla karıştırırken bakışlarını yere dikmişti. Olduğu yerde telaşla kımıldanmaktan başka bir şey yapmıyor ve bu durum kadını daha da çileden çıkartıyordu. Cansu bu defa kendini tutamayıp hıçkırdı.
" Tamamen yalan mıydı? "
Yağız bal rengi gözlerini bir kez daha kadına kaldırdığında onun suyuna gitmekten başka çaresi olmadığının farkındaydı.
" Hayır. Hayır gerçekten. Sadece, paraya ihtiyacım var Cansu. Bak... ilk karşılaşmamızdan sonra baban bana ulaştı. Ben de... Bak... hiçbiri yalan değildi. Sadece çaresizdim... "
Genç kadın duyduğu her bir kelimeyle derinden sarsılırken gözlerinin karardığını hissedip sendeledi. Yağız ise hala onu ikna etmeye çabalıyordu.
" Bak yemin ederim ki kötü bir niyetim yoktu. Sadece birkaç bilgi istedi benden. Zararsız şeyler. "
Cansu birden başını kaldırıp adamın yüzüne dikti ölü mavilerini.
" Sen söyledin. " diye fısıldadı.
Yağız'ın yüzü panikle kasılırken kadına doğru bir adım daha atmıştı fakat Cansu ellerini havaya kaldırıp onu durdurdu.
" Okuldan atıldığımı sen söyledin! Uyuşturucu kullandığımı sen söyledin! "
" Cansu... " diyerek inledi genç adam.
Cansu fark ettiği şeylere inanamaz gibi ellerini yüzüne kaparken başını iki yana sallıyordu.
" Bunca yıl... dostum sandım ben seni... bunca yıl... " diye sayıklarken kendini kaybetmişti.
Babası nasıl bir adamdı böyle? Ona arkadaş kiralayacak kadar mı aşağılıktı? Ya Yağız? Başı çatlayacak gibi olduğunda ellerini indirip mavilerini bu kez de ilerideki masaya dikiverdi. O esnada Yağız ise çırpınmaya devam ediyordu.
" Cansu lütfen... bak... senin iyiliğin içindi... "
Kadın, adamın dilinden dökülen her bir kelimenin yalan olduğunun farkındaydı. Yalnızca onlarla yüzleşmek, onları kabullenip de sindirmek öyle güçtü ki o an için... Buraya teselli bulmak için gelmişti ve şimdi içinde bulunduğu duruma inanmak istemiyordu. Yağız kadına bir adım daha attı ve elini uzatıp kolunu yavaşça kavradı. Bu temasla Cansu irkilerek yeniden kendisine bakmış ve kolunu sertçe silkmişti. Kaşları derince çatılırken nefretle soludu.
" Ne kadara kiraladı seni? "
Yağız sesli bir nefes bıraktı dudaklarından. Her şey çığırından çıkmıştı. Kadını kandıramayacağının farkındaydı. Hiç değilse anlaşmaya çalışabilirdi. Gözlerini kısa bir anlığına yumdu ve sonra açıp Cansu'nunkilere dikti.
" Cansu... bana kızgınsın. Kırgınsın. Ama unutma. Öyle ya da böyle. Ben senin arkadaşınım. Tek arkadaşınım Cansu. Bu gerçek. Arkadaşlığımız gerçek. "
Genç kadın bir kez daha midesinin bulanmasıyla yüzünü buruşturdu.
" Ne gerçekliğinden söz ediyorsun sen be?! " diye haykırırken adamı göğsünden sertçe geri ittirmişti.
Yağız geriye doğru sendelerken son kez çırpındı.
" Cansu... paraya ihtiyacım var. Borca batık durumdayım. Lütfen. Bak anlaşabiliriz. "
Genç kadın adamın pişkin bir tavırla konuşmasını hayretle seyretti.
" Bak... senin de işine yarar bu durum. Babana neyin iletilmesini istersen, onu iletirim. Lütfen bozma bunu. "
Cansu bu son sözlerle artık tam anlamıyla çileden çıkmıştı. Birden öne atılıp masanın üstündeki zarfı kavradığı gibi kapıya yöneldi. Yağız, kadının ne yapacağını anladığında hızlı bir refleksle kolunu kavramış fakat onun kapıyı açıp da zarfı dışarıya savurmasına engel olamamıştı. Zarfın içindeki banknotlar havaya uçuşarak etrafa saçılırken sokaktakiler kısa bir şaşkınlıktan hemen sonra tavuk sürüsü gibi paralara saldırdı. Yağız, aklını kaçırmış gibi kadını geriye doğru savurmasıyla kendisini sokağa attı. Bir yandan insanların ellerindeki paraları almaya çalışıyor bir yandan da yerdekileri toparlıyordu. Cansu onun bu aciz görüntüsüne nemli gözleriyle bakarken savrulmasıyla düştüğü yerden elinden güç alarak doğrulmuş ve ayaklarını sürüyerek stüdyodan çıkmıştı. Tek arzusu yalnız kalmaktı fakat Yağız buna izin vermedi. Avuçlarında sıkıştırdığı paraları bırakmadan kadına doğru atıldı ve onu kolundan yakalayıp yeniden stüdyoya soktu. Kapıyı çarptıktan sonra kilitlemiş ve paraları masaya bırakmıştı. Çoğunu kurtaramamıştı fakat şu an için önemli olan bu değildi. Cansu'yu ikna etmek zorundaydı. Cansu ise ağlayan gözleriyle masanın üstündeki buruşmuş banknotlara bakıyordu.
" Bu muydu benimle arkadaşlığının bedeli? " diye sordu soğukkanlı bir sesle.
Fakat görüntüsü öyle perişandı ki... Yağız ona doğru ilerlerken tüm ılımlılığını kaybetmiş vaziyetteydi. Güzellikle olmazsa zorla, onu ikna edecekti. Kadını kolundan kavradığı gibi hırsla sarstı. Cansu onun bu ani değişimine korkarak bakarken onun bal rengi gözleri de kadının yüzünde nefretle dolanıyordu.
" Kaç yıl çektim ben seni! Senin gibi şımarık, aptal, sorumsuz bir kıza kaç yıl katlandım! Haberin var mı senin? "
Cansu dudağının titremesine engel olmak ister gibi dişledi. İşittiği şeyler daha fazla canını yakamaz sanıyordu fakat hayır, yakıyordu. Kim tek arkadaşından bu sözleri duymak isterdi ki?
" Sen kendini kolay mı sanıyorsun lan! Doyumsuz! Şımarık! Bencil! Küstah! Aptal bir kadınsın Cansu sen! Kolay mı sanıyorsun seni çekmek! Vazgeçilmez misin sen! Bir kez sikiştik diye bırakamadım mı sandın aptal! "
Genç kadın artık dayanamayıp hıçkırdığında Yağız onu bir kez daha sarstı.
" Bana bak! Bunca yıl ben seni çektim, şimdi de sen beni çekeceksin lan! Bunca yıl her Allah'ın günü senin sikik dertlerinle ben uğraştım ben! Bitiririm kızım seni! Duydun mu? "
Cansu, adamın elleri arasında tir tir titrerken başının döndüğünü hissediyor fakat onun kendisini sarsmasına engel olamıyordu. Yağız yüzünü kadının yüzüne yaklaştırırken artık canını yakıyordu.
" Duydun mu! " dedi tehlikeli bir tınıyla.
Genç kadın hıçkıra hıçkıra ağlarken cevap alamamak onu daha da çileden çıkartıyordu.
" Cevap ver! "
" Bı-rak... " diye inledi kadın acıyla.
Fakat Yağız hiç oralı değildi.
" Güzellikle kabul et Cansu! Bela olurum kızım başına! Hayatını sikerim lan senin! Yaparım biliyorsun Cansu! "
Genç kadın perişan halde çırpınırken artık hayal kırıklığından değil canının acısından ağlıyordu. Kollarının mosmor olacağına emindi. Adamın resmen gözü dönmüştü.
" Bırak! " diye feryat etti bu kez.
Fakat Yağız'ın merhamet etmek gibi bir düşüncesi yoktu. Para kaynağını kaybedecek olmanın telaşı öyle bir kaplamıştı ki bedenini, kendini kontrol edemiyordu. Neredeyse oracıkta boğuverecekti genç kadını. Tam o esnada kapının kolunun zorlandığını işitip ikisi de o tarafa döndü. Kapı kolu bir kez daha zorlanırken bu sefer Evren'in gür ve öfkeli sesi duyuldu.
" Açın kapıyı! "
Cansu bağırmak için ağzını açtığı an Yağız avcunu ağzına kapatmış ve yüzüne doğru fısıldamıştı.
" Son şansın Cansu. Tamam de bana. "
Kadın, kısılan gözlerinden akan yaşlardan adamın yüzünü dahi seçemezken tepinmeye devam etti. Evren kapıya omzuyla vurmayı denerken Yağız, kadının ikna olmayacağını anlamış ve öfkesine yenik düşüp onu arkasındaki dövme koltuğuna ittirmişti. Sonra kendi de üstündeki tişörtü çıkarttı ve kadının üstüne çöktü. Madem güzellikle de zorlamayla da anlaşmayı kabul etmemişti, madem ki o hayatını karartmayı seçmişti. O halde Yağız da onunkini karartacaktı. Bir yandan kadını zapt etmeye çalışırken bir yandan da pantolonunun düğmesini çözüyordu. Cansu, adamın altında çaresizce çırpınırken ağzına kapanan el yüzünden boğuk çıkan sesiyle çığlıklar atsa da Evren'e sesini duyuramıyordu. Evren omzuyla açamadığı kapının kilidine tek bir saniye düşünmeden belinden çıkarttığı silahla ateş ettiğinde, kilit kırılarak düşmüş ve kapı da açılmıştı.
Adam hızla içeriye girdiğinde ise karşılaştığı manzara başından aşağıya kaynar suların dökülmesine sebep olmuştu sanki. Yağız kadının bacaklarının arasına girmiş, dudaklarını da onun dudaklarına yaslamıştı. Elleriyle Cansu'nun kollarını sıkıca tutuyor olmasa Evren belki de kadının çırpındığını anlayabilirdi fakat o an baktığı açıdan görünen şey karısının Yağız ile bir dövme koltuğunda sevişiyor olduğuydu. Gözleri öyle kararmıştı ki gerçeği göremedi. Hızla ve var gücüyle adamın üstüne atılıp onu ensesinden tuttuğu gibi kadının üstünden kaldırmış ve gün yüzü görmemiş küfürler eşliğinde dövmeye başlamıştı. Cansu, üstünden kalkan ağırlıkla, güçlükle nefes aldığında akabinde birden hıçkırdı. Fakat Evren onu ne duyuyor ne de görüyordu.
Genç kadın hem ruhen hem de bedenen hırpalanmıştı. Şayet Evren içeriye girmese, Yağız ne kadar ileri giderdi bilmiyordu ve bunu düşünmek bile korkudan titremesine neden oluyordu. Bacaklarını utançla kapatıp koltuktan hızla kalktığında midesi kasıldı. Tecavüze uğraması an meselesiydi. Onu zapt etmiş, zorla öperken gözleri öyle dönmüştü ki adamın. Zorla içine gireceğinden korkmuş, bu düşünce içini korkuyla doldururken midesini de fazlasıyla bulandırmıştı. Birden başının döndüğünü hissedip sendeleyerek duvara tutundu. Yağız'ın niyetinin onu aşık olduğu adamdan ayırmak olduğunun farkındaydı ve sadece bu bile öylesine canını yakıyordu ki... Çünkü öyle istemişti o da. Canını yakmak, sahip olduğu tek güzel şeyi ellerinden almak... Oysa bilmiyordu bile, o güzel şeyi çoktan kaybettiğini...
Midesi bir kez daha kasıldığında daha fazla kendini tutamamış ve sesli bir şekilde öğürerek ayaklarının dibine kusmuştu. Kusmaktan nefret eden Cansu, sahip olduğu tek arkadaşının saldırısından zor kurtulmuş ve onun stüdyosunda iki büklüm vaziyette kusmuştu. Oysa yıllardır, kusacağı zaman şakaklarını ovan da, saçlarını toparlayan da hep Yağız olmuştu. Gözlerinden yaşlar sicim gibi boşalırken dizlerinin üstüne çöküp bir kez daha öğürdü. Evren ise kendini kaybetmiş gibi dövdüğü ve tam anlamıyla yüzünü dağıttığı adamı, kadının sesini işitince bırakmıştı. Kim bilir Cansu'nun durumunu fark etmese hangi noktada bırakırdı dövmeyi?
" Seni öldürürüm gram vicdan azabı duymam. " diye tısladı yüzüne doğru.
Sonra hızla Cansu'nun yanına vardı. Kadın başını duvara dayamış güçlükle nefes alırken onu kollarından kavrayıp havaya kaldırdı ve kucağına alarak stüdyodan çıkarttı. Evren, ihanete uğradığı düşüncesiyle öfkeden kudursa da Cansu'nun iyi görünmediğinin farkındaydı ve endişelenmişti. Kadını geldiği arabanın yolcu koltuğuna kadar taşıdıktan sonra yavaşça içeriye yerleştirmiş ve kapıyı kapatmıştı. Cansu öyle perişan haldeydi ki ne itiraz edecek ne de karşı koyacak gücü vardı.
Evren sürücü tarafına yerleştikten sonra kapının gözlerine bakıp su aradı fakat yoktu. Sonra uzanıp torpidoyu açtı. Nihayet içeride bir şişe su bulduğunda alıp kapağını açtı ve yanında oturan kadına uzattı. Cansu hiç sesini çıkartmadan şişeyi kavramış ve titreyen elleriyle zor zapt ederek birkaç yudum içmeyi başarmıştı. Adam arabayı park halinden çıkarttığında, soluklanabilmesi için camları da açtı. O, kadının böyle bitik görünmesinin nedenini Gözde ile yaptığı konuşma zannederken Cansu ise derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyordu.
Az önce olanlar üzerine düşünmekten kaçıyordu. Aksi takdirde aklını kaybedecekti. Bunca şeyi nasıl hazmedeceğini, nasıl atlatacağını bilmiyordu. Üstelik paylaşabileceği bir kişi bile kalmamıştı artık. Aslında hiçbir zaman var olmamışlardı. En acısı da buydu. Koltuğun üstünde iki büklüm olurken başını cama çevirdi ve sessiz sessiz ağlamaya devam etti.
Dakikalar sonra Evren arabayı boş bir alanda durdurduğunda Cansu ağlamaktan acımaya başlayan gözlerini yummuş öylece oturuyordu. Artık tek bir göz yaşı dahi kalmamıştı. Tüm bu olanların hepsi kötü bir rüya gibi geliyordu. Gerçek olamazlardı. Gerçekten yaşamış olamazdı. Buna inanmak için çırpınıyordu içten içe. Çünkü akıl sağlığını ancak bu şekilde koruyabilirdi.
Evren kadına bakmaktan imtina ederken sesli bir soluk verdi önce. Kadına bir özür borçlu olduğunu biliyordu fakat kesinlikle onun sandığı sebepten değil. Onu aldatmamıştı. Asla yapmazdı böyle bir şeyi. Yalan söylediği içindi özür gereksinimi. Fakat onun kendisini dinleme zahmetine dahi girmeden soluğu fuckbudyysinin yanında hatta onun altında alması... Ellerini yumruk yapıp direksiyona geçirdiğinde genç kadın oturduğu yerde sıçrayarak ona döndü. Adamın direksiyona bastırdığı elleri kanlanmıştı. Yüzünü buruşturdu bu görüntüyle. Parmak boğumlarındaki kuruyan kan Yağız'a aitti. Üstelik yalnızca kıskandığı için bu hale getirmişti onu. Bir de gerçeği bilseydi hayatta bırakır mıydı?
Cansu yavaşça yutkunarak önüne çevirdi bakışlarını. Konuşmaları gereken çok şey olduğunu bilse de içinden tek bir kelime etmek dahi gelmiyordu. Tükendiğini hissediyordu. Saatler önce aldatıldığını öğrenmiş, o da yetmemiş aslında hiç arkadaşı olmadığını ve hayatının babasının avuçlarında olduğu gerçeğiyle yüzleşmişti. Üstelik bir de, arkadaşım dediği adamın saldırısına uğramıştı. İçi ürperdi birden. Midesi kasıldı yeniden. Hangi birini düşünüp, hangi birine üzülecekti? Dayanamıyordu artık. Kaldıramıyordu hiçbirini. Bu kadarı çok değil miydi?
Kadın, kendi kendine olan bitenin gerçekliğini sorgulamakla meşgulken yan tarafındaki adamdan bitik ve çatallı bir ses duyuldu.
" Beni mahvedeceğine ant içmiştin hani. Sen kazandın. "
Cansu sertçe yutkundu. Ona olan bitenin görünenden farklı olduğunu söylemek dahi gelmedi içinden. Çünkü tüm bunları dile dökebilecek kadar güçlü hissetmiyordu kendini. Üstelik mahvolan kimdi, ondan da hiç emin değildi. Gözleri yeniden nemlendiğinde dişlerini sıkıca birbirine kenetledi. Birkaç dakika derin bir sessizlik içerisinde kavruldu ikisi de, sonra ise kadın konuştu güçsüz çıkan sesiyle. Savaşacak gücü kalmamıştı.
" Bırak beni gideyim o halde. "
Evren bunun üzerine burnundan güler gibi bir ses çıkarttı fakat asla keyifli değildi. Daha çok alay eder gibiydi. İşin aslı, kadının kendisiyle alay ettiğini düşünür gibi...
" Nasıl yaptın bunu bize? " diye sordu bu kez bakışlarını kadının yüzüne çevirerek.
Açıkça suçlayıcıydı bakışları. Ancak Cansu sessiz kaldı. Aldatan kendisi değildi. Oydu. Nasıl bunu soracak yüzü bulabiliyordu? Gözlerini kapatıp başını geriye yasladı. Yok olmak istiyordu. Çünkü daha fazla acıyacak yeri kalmamıştı.
" Nasıl lan nasıl! " diye kükredi adam birden.
Ve bu genç kadını bir kez daha yerinden sıçratmaya yetti. Gözleri açılırken sırtını kapıya yaslamış ve ürkek bakışlarını öfkeden deliye dönen kocasının yüzüne dikmişti. Fakat bu çekingenliği çok kısa sürdü çünkü artık o da öfkeliydi. Ne hakla sorguluyordu kendisini? Bu ne yüzsüzlüktü? Kaşları derince çatılırken sıktığı dişlerinin arasından tısladı o da.
" Bunu soracak en son kişi bile değilsin! "
Evren işittiği cümleyle daha da öfkelenirken burun delikleri genişlemişti. Kadın onun bu halinden biraz ürkmüyor değildi fakat daha yoğun hissettiği şeyler vardı. Hayal kırıklığı gibi.
" Ben seni aldatmadım! " diye bağırdı adam birden.
Kadın gözlerini yumdu. Hala kendisini aptal yerine koymaya çalışıyordu. İnsanda azıcık mertlik olurdu. Evren'de gramı dahi yoktu. Aldattıysa aldattım demek neden bu kadar zordu? Gözleri açılırken tiksintiyle konuştu.
" Yalan söyleme artık. "
Adam hırsla soluyarak önüne döndü. Her şey o kadar berbat bir hal almıştı ki, artık neresinden tutup da düzeltebilirlerdi? İşin kötü tarafı şuydu ki, ikisi de birbirini yanlış anlarken bu yanlış anlaşılmayı düzeltmeye yeltenmeyecek kadar öfkeli hissediyorlardı. Cansu adamın bir şey demeyeceğini fark ettiğinde devam etti konuşmaya.
" En acısı da ne biliyor musun? " dediğinde adam yan gözlerle baktı ona.
Kadın dudak büktü hafifçe ve omuz silkti. Dinlediği konuşmada canını en çok yakan kısımdı bu. Şu an buna takılması ne kadar mantıklıydı sorgulamadı. Dünyası başına yıkılmış da olsa içindeki kız çocuğunun sızısına kulak vermeyi seçti.
" Ben sana koşulsuz şartsız güvenirken sen bana hiç güvenmemişsin. "
Evren bu defa çileden çıkmış bir şekilde saçlarını dağıtarak tüm bedeniyle döndü kadına.
" Lan! İlk fırsatta fuckbuddysine koşan sadakatsiz bir kadına neden güveneyim?! " diye kükredi.
Cansu gözlerini bir kez daha acıyla yumarken yanaklarına süzülen yaşlara aldırış etmedi. Gerçekten de o an için istediği tek şey yok olmaktı. Zor geliyordu yaşamak artık. Külfetli geliyordu. Tutunacak tek bir dalı dahi kalmamıştı. Başını sessizce önüne çevirdi ve usulca ağladı. Bu adama hiçbir açıklama yapmayacaktı. Zaten yapmak neyi değiştirirdi şu saatten sonra?
Evren ise kendiyle savaş veriyordu hala. Olan biteni açıklayıp ondan hesap sormak ile, açıklamayı hak etmediğine inanmak arasında gidip geliyordu. Gururu vardı elbet. Hem de ne gurur. Fakat kadına olan zaafı daha büyüktü. İçinden gelen onu terk edip gitmek de olsa yapamayacağını da en iyi o biliyordu. İlk kez tadıyordu bu duyguyu. İlk kez birini bu denli sahipleniyordu. Kaybetmenin düşüncesine dahi tahammülü yokken nasıl sırt çevirebilirdi ki ona? Bu savaşı yine aklı değil kalbi kazandı. Çünkü kendini aklamalı, kadının kendisine olan aşkını tekrar kazanmalıydı. Aksi mümkün dahi değildi. Her ne kadar aldatıldığına da inansa... Kendine ihanet etti ve açıklamaya çalıştı. Sesi kısık ve gücenmiş çıkıyordu bu kez.
" Sana söyleyemeyeceğim bir şey hakkında araştırma yapıyoruz. Bu yüzden iletişim halindeyiz. "
Kadın gözlerini hafifçe araladı fakat başını kaldırmadı. Bu açıklamanın tatmin edici en ufak bir tarafı dahi yoktu. Evren sert bir soluk çekti ve sesini yükselterek devam etti.
" Aldatmadım. Aldatmam. Allah kahretsin ki sana olan muhtaçlığım gururumun bile önünde. "
Cansu'nun içi titredi. Yüreği sıkıştı bir an. Fakat bu kısa sürdü. Zira ruhu paramparçaydı hala.
" Anlatamam Cansu. Yalan söyledim evet. Ama sadece bu. "
Evren, kadının kendisine dönmesini, bir şey demesini bekledi. Hiç değilse pişman bir gözle bakmasını. Ona bile tamamdı. Pişmanlığını azıcık hissetse affetmeye razıydı. Fakat Cansu dönmedi. Bu açıklamadan daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Fakat yapamazdı. Tam o an arabayı dolduran zil sesiyle ikisinin de dikkati tutacaktaki telefona kaydı.
Gözde Eker arıyor...
Cansu'nun kaşları anında çatılırken Evren'den önce davranmış ve hızla telefonu eline alıp aramayı yanıtlamıştı. Evren kadının elindeki telefonu almak için öne atıldığı an Gözde'nin sesi duyuldu.
" Haklıymışsın Evren. Haluk Talas, Demeter'in eski sevgilisiymiş. Yani Demeter onunla kaçmamış. "
Cansu dehşete düşmüş bir ifadeyle Evren'e döndüğünde adam gergin bir şekilde kadının elindeki telefona bakıyordu. Sonra beklemeden uzandı ve telefonu alıp aramayı sonlandırdı. Telefonu cebine tıkarken arabayı çalıştırdı. Cansu ise ondan bir açıklama bekliyordu.
" Ne diyor bu Evren? " diye sordu hayret dolu bir sesle.
Demeter'in eski sevgilisini mi bulmuşlardı? Ne demek onunla kaçmamış? Bugüne kadar bildiği her şey yalan mıydı? Evren kendisini duymazdan gelerek gergin bir şekilde arabayı sürmeye başladığında koltukta ona doğru dönüp sesini yükseltti.
" Evren! Cevap ver! Ne demek sevgilisiyle kaçmamış! "
Adam sıktığı dişlerini gıcırdatırken keskin bakışlarını yoldan ayırmadı. Direksiyonu kavrayan parmakları bembeyaz kesildiğinde dahi tutuşunu gevşetmemişti. Gaza yüklenirken bir kez daha kadını yok saydı. Fakat Cansu sabırlı bir kadın değildi, soğukkanlı hiç değildi. Tüm hayatını altüst eden bugünün sonunda bir cevaba ihtiyacı vardı ve onu alacaktı. Öyle veya böyle. Birden atılıp direksiyonu kavradı ve kendine doğru çekti. Evren refleksle direksiyonu geri çekerken araba şeritten çıkıp bariyerlere sürtmüştü fakat çabucak toparlamayı başardı. Diğer şerittekiler art arda kornaya basarken adam adeta kükremişti.
" Napıyorsun?! "
Cansu arabanın içinde sarsıldığında torpidoya tutundu. Bir an gerçekten de bariyerlerden fırlayacaklarını düşünmüş ve ciddi anlamda korkmuştu. Fakat yine de merakı daha ağır basıyordu.
" Cevap ver bana! Demeter'i mi buldun?"
Evren artık öfkesini de, hareketlerini de kontrol edemez haldeyken bağırarak karşılık verdi.
" Sus artık! "
Ancak Cansu için her şey zaten bitmişti. Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Şu anda ölseler dahi umurunda olmazdı. Bir kez daha direksiyona hamle yaptığında Evren tek koluyla onu engellemiş ve adeta kapıya yapıştırmıştı.
" Niyetin bizi öldürmek mi Cansu?! "diye bağırdı bu kez ona dönüp.
Cansu ise gövdesini baskılayan kolla dakikalar önce yaşadığı o iğrenç ana dönmüş ve ürpererek kolunu ittirmişti. Gözleri aniden dolarken tüm nefretini tek seferde kustu.
" Evet! " diye bağırdı boğazı yırtılırcasına " Evet ölelim istiyorum! "
Adam kadını zapt edemeyeceğini kabullendiğinde aracı güvenlik şeridine sokup durdurdu. İkisi de soluk soluğa sakinleşmeye çabalarken Evren başını direksiyona yatırmıştı. Ne yapacaktı şimdi? Her şey zıvanadan çıkmıştı ve aklı öyle dağılmıştı ki, durumu toparlayabilecek kadar kendinde hissetmiyordu. Belki de buraya kadardır diye düşündü o an. Köşeye sıkışmıştı. Üstelik çok da yorulmuştu bu yükü sırtlanmaktan. Yıllardır içinde kök salan bu şüphe içini kemirirken ve gerçeğe bu kadar yaklaşmışken, bir şeyleri kontrol altında tutacak gücü kendinde bulamıyordu artık. Ona güvenmemişti hiç evet. Çünkü güvenemezdi. Çünkü o Nihat Şahinşah'ın kızıydı. Babasının sevgisini hissedebilmek için canına dahi kıyabilecek olan, tüm hayatı boyunca neden gittiğini bilmediği annesini bekleyen histerik bir kadındı. Nasıl derdi ona, muhtemelen baban ailemi öldürdü annen de sizi o yüzden terk etti diye?