İçeriğe geç

GÜNAHKÂR

Bölüm 25 · 11 dk okuma

GÜNAHKÂR

Bölüm 25

G-25

Genç kadın, bıraktığı yerde oturmaya devam ediyordu fakat kendisinin boşaltmış olduğu bar taburesinde başka bir adam oturuyordu. Kırklarına yakın olduğunu düşündüğü adam iri bedeniyle kadının üstüne çökmüş, kulağına bir şeyler söylerken sağ eli ise kadının yırtmacından açıkta kalan baldırını sıkıca kavramıştı. Dişlerini sıkıca kenetlerken ikilemde kaldı Evren. İçinden gelen, yanlarına gidip Cansu'yu oradan almaktı fakat buna ne hakkı vardı ki? Bugüne kadar bir kez dahi karışmamış ve tabiri caizse kadının her şeyine seyirci kalmışken şimdi bu içindeki yakıcı öfke de neyin nesiydi? Az önce ufak bir yakınlaşma yaşadılar diye miydi tüm bunlar? Burnundan solurken gözlerini yumdu sıkıca ve kendini tokatlama isteğiyle başa çıkmak için çabaladı.

" Sahiplenemezsin amına koyayım. " diye homurdandı ağzının içinden, kendi kendine.

Sonra ansızın aklına gelen şeyle gözlerini açıverdi. Kadın ayarlarıyla öyle bir oynamıştı ki, asıl görevini unutturmuştu resmen. Kıskançlıktan gözü dönmese aklına gelirdi elbet fakat birkaç dakika sakinleşmek ve kadından etkilendiğini sindirmekle zaman kaybetmişti. Karşısındaki manzaraya baktığında aklına gelen ilk şey Cansu'yu okşayan bir adam düşüncesi olmamalıydı. Cansu'ya yaklaşan yabancı bir adam tehlikesi olmalıydı. Sertçe yutkunurken kahvelerini adamın üstünde dolaştırdı hızla. Kim olduğunu, tehlike arz edip arz etmediğini anlamak için süzdü onu. Adam ise o esnada, kadının baldırını kavrayan avcunu yukarıya taşımış ve belini tutup onu kendine sertçe çekmişti. Tam da bu hareketiyle fark etti Evren, adamın tişörtünün altındaki kabzayı. Ve birden mantıklı tarafını devreye sokmak için sert bir soluk çekti.

Adam silahlıydı ve muhtemelen sıradan biri değildi. Cansu çok sarhoştu ve adamın yüzünü bile net görebildiğini sanmıyordu. Bir şeyler yapmalıydı fakat olay çıkartmadan yapmalıydı. Gözlerini kısıp etraftaki gürültülü kalabalığı incelerken kaşlarının arasında derin bir çukur oluşmuştu. Şayet silahlı bir çatışma çıkarsa çok fazla kişiyi tehlikeye atacakları muhakkak olduğu gibi; kendisi tekken adamın yandaşları olup olmadığı da soru işaretiydi. Etrafta hızla dolandırdığı dikkatli bakışları şüpheli birilerini tespit etmese de bu ihtimali göz ardı edemezdi. Sol elinin içiyle belindeki silahı yoklarken aklına bir fikir gelmişti. Olay çıkartmadan kızı buradan götürmek gerekmiyordu belki de? Koruması olarak olay çıkartmasa da kocası olarak çıkartabilirdi. Hem de seve seve çıkartırdı. Omurgasını dikleştirirken role girmek için fazla çabalamasına gerek kalmamıştı. Cansu biraz şaşıracaktı hatta öfkelenecekti belki fakat güzel bir açıklaması vardı.

Hızlı ve sert adımlarıyla hemen gözünün önündeki ikiliye doğru ilerlerken parmaklarını kütletti. Adama kitlenmiş vaziyette hışımla yürürken makul olan tarafı, dozunu kaçırmaması gerektiğini hatırlatıyordu kendine. Bu sinirle hareket ederse sonucunda silahlar çekilirdi. Makul kalmalı, kıskanç bir koca gibi karısını alıp adamı biraz tartaklayıp gitmeliydi. Nihayet yanlarına vardığında gözleri kadının bedeninde fütursuzca dolanan ellerdeydi. Kaşları alabildiğine çatıldı.

" Ne oluyor lan?! " diye kükredi kontrolsüzce.

Cansu, adamın sesini işittiğinde sıçrayarak ayrılmıştı yabancıdan. Telaşla büyüyen mavileri korumasının gergin yüzünü bulduğunda afalladı. Asıl sana ne oluyor diye bağırmak istedi yüzüne fakat olaylar o kadar hızlı gelişti ki kadın yalnızca seyredebildi. Evren birden adamın üstüne atılıp yakalarından kavramış ve onu oturduğu tabureden kaldırmıştı. Etraftakiler çığlıklar eşliğinde uzaklaşırken barmen güvenliği çağırmakla ilgili bir şeyler geveliyordu. Evren, adama fırsat vermeden bir kez daha kükredi. Bu kez yüzüne doğru.

" Karıma mı dokundun lan sen sikik! " derken tek elini adamın yakasından çekip bileğine indirmiş ve sıkıca kavrayıp havaya kaldırmıştı.

" Bunla mı dokundun?! "

Cansu şaşkın bir şekilde Evren'i izlerken alkolden mi yoksa durumun absürtlüğünden mi bilinmez dut yemiş bülbüle dönüvermişti. Ne dönüyordu burada? Kadının iç dünyasındaki çatışmayı yabancının acılı inleyişi böldü. Evren adamın bileğini sert bir hamleyle ters çevirmiş ve sıktığı dişlerinin arasından tıslamıştı.

" Sikerim seni! Senin karıma giden yolunu, o yola basan ayağını sikerim! "

Evren de farkındaydı haddi aştığının fakat bir anda olmuştu işte. Tam da şu an eğer etraflarında bu yabancının adamları varsa hamle yapmamaları için hiçbir neden yoktu. İşi fiziksel bir boyuta taşımamalıydı. Fakat tutamamıştı kendini. Ansızın geriye doğru ittirdi adamı ve Cansu'ya dönüp elini kavradığı gibi hızla ilerletmeye başladı. Genç kadın şaşkınlık içerisinde adamın peşinde sürüklenirken kalabalığı yara yara mekandan çıktılar. Adeta koşar adımlarla sahilde ilerlerken kadın olayın şaşkınlığını üstünden atmayı başarmış ve nihayet konuşmuştu.

" Ne yapıyorsun sen be? " diye çemkirdi adama.

Fakat Evren onu bir an evvel buradan uzaklaştırmayı kafasına koyduğundan çekiştirdiği elini daha sıkı kavramıştı.

" Yukarıda önemli bir şeyin kaldı mı? " diye sordu sinirinin geçmediğini belli eden sert bir sesle.

Cansu kaşlarını çatarken neyden bahsettiğini anlayamamıştı.

" Cansu odada alman gereken bir şeyin var mı? " diye sordu bu kez Evren, kadına dönerek.

" Eşyalarım... kıyafetlerim... " diye geveleyen kadına tahammülsüz bir sesle bağırdı adam bu kez.

" Başka bir şey Cansu, ikame edemeyeceğin bir şey! "

Kadın bunun üzerine adamdan çekinmiş ve hızla iki yana sallamıştı başını. Diğer eliyle sıkıca sapından kavradığı çantasını gösterdi.

" Cüzdan ve telefonum yanımda." dedi sonra kısık bir sesle.

Adam başını onaylarcasına sallayarak önüne döndü yeniden.

" Tamam çıkıyoruz otelden. "

Kadın neden diye sormak istese de ondan çekindiğinden konuşamamıştı. Hızlı adımlarla arka girişten girdikleri oteli aynı şekilde hızlı adımlarla terk ederken etraftakilerin ilgili bakışlarını görmezden geliyorlardı. İnsanlar adamın adeta sürükleyerek götürdüğü genç kadına şaşırarak ve biraz da endişelenerek bakarken dakikalar içerisinde ön kapıdan çıkıp arabaya doğru yol aldılar. Tüm bunlar olurken Evren telefonunda birkaç tuşlama yapmış ve sonra birini aramıştı. Arabaya vardıklarında anahtarı çıkartıp kilitleri açtı ve kadına binmesi için bir baş hareketi yaparak kendisi de şoför koltuğuna yerleşti. Telefonu arabanın içindeki tutacağa oturturken kontağı çalıştırmış ve park halinden çıkmıştı. Telefon nihayet açıldığında Evren ani bir manevrayla otelin garajından çıkmış, son sürat oradan uzaklaşıyordu. Tüm bunlar olurken gözleri de sık sık aynadan arkayı kontrol ediyordu.

" Alo? "

Evren, karşı hattan gelen adamın sesini işittiğinde gergin bir şekilde konuştu.

" Sana attığım konuma bir bak. Ben taramayı başlattım fakat direksiyondayım. Kontrol edemiyorum. "

Karşı taraftan birkaç mekanik ses geldi önce, sonra ise adam konuştu yeniden.

" Erkek mi kadın mı arıyoruz? "

Evren sert bir soluk çekti burnundan, bunu yaparken de yanında meraklı gözlerle kendisini seyreden kadına ters bir bakış atmıştı.

" Erkek. Ama belli de olmaz kayıtlara ne girildiği... " dedi ve bir süre sessizlik oluştu.

Sonra devam etti konuşmaya, karşısındaki adamla konuşuyor olsa da kendi kendine bir düşünce trenini oluşturuyor gibiydi hali.

" Silahlıydı. İlk akla gelen ruhsatlı olması tabii ama yine de belli olmaz. Kendi adıyla kayıt yaptırmamış da olabilir. " sonra dönüp kadına baktı yeniden.

O esnada Cansu adamın silahlı olduğu bilgisiyle kaşlarını çatmıştı gergince. Aynı kişiden mi söz ediyorlardı?

" Sana bir şey söyledi mi? İsim falan. Ya da başka bir şey? Oda numarası? " diye sordu Evren tahammülsüz bir şekilde seri seri.

Adamla aralarında geçen konuşmada neler dönmüş olabileceğini düşünürken yeniden öfkelendiğini hissetmeye başlamıştı. Direksiyonu kavrayan parmaklarını sıktı gayriihtiyari. Cansu bir süre düşünse de hiçbir şey anımsamadığını fark edip başını iki yana salladı. Evren sertçe yutkunurken yeniden aramaya döndü.

" Çift fazlı güvenlik kamerası kullanıyorlar. Girişte 6 arkada 8, katlarda ve koridorlarda 5'er tane var. Hiçbirinin kör noktası yok. " derken düşünceli bir tavırla sakalını sıvazladı.

" Sahili gören kameraların menzili muhtemelen 20 metre. "

Karşı hattan birkaç mekanik sesin yanında belli belirsiz mırıltılar geldi bu kez. Saniyeler sonra Evren aklına yeni gelmiş gibi ekledi.

" B3 formatından girmeyi dene, A2'yi geliştiriyordum daha. "

" Tamamdır. "

Cansu tüm bu konuşulanları kafası son derece karışmış bir vaziyette dinlerken alkolün bulandırdığı zihninin de yavaştan açılmaya başladığını hissediyordu. Nihayet üstündeki şaşkınlık ve gerginlikten sıyrılmayı başarabildiğinde sordu.

" Bana bir açıklama yapacak mısın? "

Evren ona yan bir bakış attı fakat umursamadı. Bu Cansu'yu kızdırmıştı. Kaşları derince çatılırken oturduğu koltukta dikleşti.

" Evren? "

Evren kadını bir kez daha duymazdan gelse de susmayacağını bildiğinden telefondaki arkadaşına hitaben konuştu.

" Vedat kapatıyorum, bir şey bulursan ara. "

" Tamam abi dikkat edin. "

Evren aramayı sonlandırdığında Cansu bedenini ona çevirmiş cevap almayı bekliyordu.

" Evren! " dedi bu kez daha hiddetli bir şekilde.

Adam sinirle solurken yanıtladı kadını.

" Herifin belinde silah vardı Cansu. " sesi alçak olsa da sertti.

Tavrı açıkça suçlayıcıydı. Mantıklı olan dikkatsizliğine sinirlenmek olsa da o sanki başka şeyler için suçluyordu kadını, içten içe. Kadın kirpiklerini kırpıştırırken sesli bir iç çekti ve devam etti konuşmaya.

" Belli ki peşimize adam takmışlar. "

" Kim? Dolapdereliler mi? " diye sordu bu kez genç kadın telaşla.

" Muhtemelen. " diye yanıtladı adam onu ve derin bir sessizlik oluştu.

Kadın bedenini yavaşça öne döndürmüş beline bağlı emniyet kemerine tırnaklarını geçirirken olan biteni sindirmeye çalışıyordu. Peşlerinde biri vardı demek. Niyeti neydi? Geçen sefer yarım kalan işi tamamlamak mı? Birden içinin ürperdiğini hissetti ve irkildi. O adamla yakınlaşmıştı bir de. Evren fark etmese çok daha başka yerlere bile gidebilirdi mesele.

Sonra yan gözlerle bütün bedeni gerginlikten kasılmış olan adama baktı. Onu belki de ilk defa bu denli gergin görüyordu. Gözlerini yola çevirirken Evren'in bunca şeye nasıl dikkat ettiğini sorguluyordu. Adamın koruma olduğunu, hatta babasının güvenmesine bakılırsa oldukça iyi bir koruma olduğunu biliyordu tabii. Fakat yine de şaşkındı. O etrafa attığı bakışları hep anlamsız ve kasıntı bulsa da adamın kafasında işleyen çarkların önemli bir bütünün parçaları olduğunu yeni fark ediyordu. Kaşları havalandı hayretle. Kamera sayısını, görüş açısını tutmuştu adam aklında. Üstelik bunları ne ara tespit etmişti? Sürekli dipdibe değiller miydi? İç çekti hafifçe. Belki de onu biraz hafife alıyordu. Üstelik telefonda yaptıkları konuşmanın yarısını anlamamıştı bile. Neyi geliştirmekten söz ediyordu? Bu ve türevlerini içeren düşüncelerle yol boyu sessizlik içinde oturdu genç kadın. Soracak çok fazla sorusu vardı fakat sırası olmadığını biliyordu. Evren çok tersti. Bir ara yalnızca babasına haber vermek istediğini söylemiş karşılığında ise köşkteki korumalarla çoktan haberleştiğini öğrenmişti. Yani babası güvendeydi.

***

Eve döner dönmez Evren kadını bırakıp Nihat Beyin yanına gitmişti. Her ne kadar Cansu da gelmek istediğini söylese de evden çıkmasına razı gelmemişti. Yaklaşık bir saattir de Nihat Bey ve diğer korumalarla toplantı halindeydiler. Yaşlı adam önce, kızını alıp gittiği tatil için sağlam bir fırça çekmiş sonra asıl meseleye geçiş yapmıştı. Ne kadar araştırsalar da adamın kim olduğuna dair bir bilgiye ulaşamamışlardi henüz. Fakat hepsinin aklında Dolapdereliler olduğu açıktı.

" Ne aşamadayız? " diye sordu adam.

Bu soruyu patrona bu şekilde rahatça sorabilmek gücünü damadı olmasından aldığı su götürmezdi. Diğer korumalar da merakla baktılar yaşlı adama. Adam kırışmış alnını sıvazlarken çevirdi mavilerini damadına ve ters bir bakış atmaktan alıkoyamadı kendini. Ona sinirliydi çünkü tedbirsizce davrandığını düşünüyordu. Evden çıkmamalarını söylemişken otele gitmeleri yetmezmiş gibi bir de tek gitmişlerdi.

" Anlaşmaya çalışıyoruz hâlâ. Sinan'ı bulamadık. "

Sinan Fırat. Dolapdereliler'in anlaşma şartıydı. Kendisini bulup paket halinde teslim ettikleri takdirde çekeceklerdi ellerini Şahinşah Holding'ten. Fakat adam sansar gibiydi. Giremediği delik yoktu. Sinsi ve sessiz hareket ediyordu. Bir an Istanbul'daysa bir an Londra'dan geliyordu haberi.

Evren de tıpkı kayınpederi gibi çatılan kaşlarını bir an olsun gevşetmezken tek eliyle saçlarını dağıttı gelişigüzel. Sonra burnundan sesli bir soluk bırakıp baktı adama yeniden.

" Tamam. İlgileneceğim. Şimdi eve dönmem gerek Cansu yalnız. "

Nihat Bey onun bu tavrına içten içe bilense de diğer korumaların yanında bir şey demek istemedi. Gözleriyle çık anlamına gelecek bir bakış attı yalnızca. Evren de bu talimatla hafifçe başını eğip ortamdan ayrılmıştı. Cansu'nun başına öncekinden çok daha fazla koruma diktiğinden güvende olduğundan şüphesi yoktu aslında fakat kadının böyle bir anda yalnız kalmasına gönlü razı gelmiyordu. Muhtemelen panik içerisinde kendini yiyordu şu an. Seri hareketlerle arabasına binip eve doğru yola çıktı. Bu gece uyumayacak ve şu programı tamamlayacaktı. Hiç değilse Sinan denen herifi bulmasına yarayacak kadarını halletse yeterliydi. Tabii, evde kendisini soru bombardımanına tutacak bir kadının var olduğunu hesaba katmamıştı.

Adam geleli yarım saat ya olmuş ya olmamıştı fakat üstünü bile değiştirmesine müsaade etmeden sorguya çekmişti Cansu onu. Adam oturduğu koltukta geriye yaslanırken derince iç çekti. Kadına bilmesi gerektiği kadarını anlatmış fakat onu tatmin edememişti. Cansu cevapsız kalan sorularının siniriyle adamın karşısındaki koltuğa otururken, yeni duş aldığını belli eden nemli saçlarını omzundan arkaya doğru ittirdi. Üstündeki bol tişörtün omuzları ıslanmıştı fakat kadın bunu pek umursamıyordu.

" Cansu. " dedi en sonunda adam.

Kadın mavilerini adamın yorgun kahvelerine dikti.

" Bırak da duş alıp kendime geleyim. Kafam çok dolu, yapacak bir ton işim var. "

Genç kadın onun adeta yalvarırcasına söylediği şeyle daha fazla inatlaşmamış ve gözlerini kaçırmakla yetinmişti. Adam da bunun üzerine oturduğu koltuktan kalktı ve ağır adımlarla salonu terk etti. O dediği gibi duşa girdiğinde kadın da sigara içmek için bahçeye çıkmıştı. Gözleri Berat'ı arasa da bulamadı. Hasta falan mıydı acaba? Gerçi daha mesaisine vardı fakat bu aralar gelmiş olurdu. Bunu Evren'e sormayı aklının bir köşesine yazarken paketinden çıkarttığı sigarayı dudaklarının arasına alıp masadaki çakmağa uzandı. Sigarasını tutuştururken bakışları kısılmış ve yavaştan ağaran gökyüzüne çevrilmişti. Güneş doğmak üzereydi. Aslında yorgun da hissediyordu fakat uykusu yoktu. Kafasına dönüp duran binlerce soruyla uykusu olsa dahi uyuyamazdı zaten...

Bir saat kadar sonra Evren duşunu alıp üstüne rahat bir şeyler geçirmiş ve demlediği kahveyi iki fincana aktarıp Cansu'nun yanına çıkmıştı. Kadın önüne konan fincana bakarken Evren saatler öncesine nazaran sakin bir sesle konuştu.

" Uyumayacak gibisin. "

Cansu mavilerini başında dikilen adama çevirirken başını iki yana sallamıştı. Evren de bu cevabı beklediğinden sessiz kaldı. Fakat sonra elinde kendi fincanıyla içeriye yöneldi.

" Çalışmam gerek. " diye bilgilendirme yapmayı da ihmal etmedi.

Fakat eve ilerleyen adımlarını kadının sorusu durdurmuştu.

" Berat nerede? "

Evren işittiği soruyla dudaklarından sesli bir soluk bırakırken homurdanmadan edemedi.

" Fark etmesen şaşardım. "

Cansu adamın ne dediğini duymuş olsa da üstelememişti. Evren'in Berat'tan haz etmediğini biliyordu ne de olsa.

" Arka tarafta artık. " diye kabaca yanıtladı adam kadına dönmeden.

" Neden? "

Gözünün önünde durmasın diye, diyemediği için sabırsız bir şekilde konuştu.

" Öyle uygun gördüm. "

INSTAGRAM: @ailkesandikli

WATTPAD: @ailkesandikli

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.