▫️Yıldızlayalım sonra da yorumlarda sarılalım birbirimize 🖤
Genç kadın, Hale'nin dahi engel olamadığı muhabirlerden yüzünü saklamak için üstün bir çaba sarf ederken; Evren de onu himayesi altına almış ve hızlı adımlarla arabasına götürüyordu. Onların hemen önünde koruma ordusu eşliğinde ise Nihat Bey, kendi arabasına ilerliyordu. Hale'nin tüm ısrarlarına rağmen, hayatta kaldığını gizlememişti. Bu onun için büyük bir güç savaşıydı. Herkese, özellikle de Dolapderelilere yenilmez olduğunu göstermek istiyordu. Gel gelelim, vaziyeti pek de iyi değildi. İyileşiyordu, iyiye gidiyordu elbet fakat biraz daha zamana ihtiyacı vardı.
Doktoru ikna edip taburcu olmak için gerekli işlemleri tamamlatırken bir de damadı ve kızına ültimatom vermişti. Cansu başka yerde kalmaları konusundaki ısrarlarının sonuç vermediğini gördüğünde bu defa birlikte kalmaları yönünde ısrar etmeye başlamıştı fakat Nihat Bey'in kararı kesindi. Herkes kendi evine dönecekti. Göğsünü gere gere, paşa paşa da oturacaktı evinde. Korkusuzca. Fakat göz ardı ettiği bir şey vardı: Cansu korkuyordu.
Evren, kadını oturtup kendi de sürücü koltuğuna yerleştikten hemen sonra arabayı çalıştırmış ve hastanenin bahçesinden çıkmışlardı. Ara ara aynalardan arkayı kontrol ediyor ve takip eden birilerinin olup olmadığını tespit etmeye çalışıyordu. Cansu ise oturduğu yerde tırnaklarını yemeye başlamıştı yeniden. İçinden gelen babasının evine gitmelerini söylemekken, babasının sert sesi kulaklarında çınlıyordu.
Herkes beni rahat bıraksın! demişti adam.
İnatlaşmanın sağlığına zarar vereceğinden endişelenmese bir saniye dahi durmazdı yerinde. Derin bir nefesi ciğerlerine çekerken huysuzca konuştu birden.
" Madem benim evim taranacaktı, beni niye evlendirdiler seninle? "
Evren böyle bir çıkışı hiç beklemediğinden mikro bir şaşkınlık ifadesiyle kadına bakmıştı.
" Taradıklarında hayatta kal diye Cansu. " dedi sonra tok ve her türlü duygudan arınmış bir sesle.
Kadın birden ürperdiğini hissetti ve kollarını bedenine sardı. Bunu fark eden adam da elini uzatıp klimayı açmıştı. Eski dinamiklerine dönmüşlerdi anlaşılan. Derin bir iç çekti Evren, göz ucuyla kadına bakarken.
Yol fazla sürmemiş nihayet evlerine dönmüşlerdi. Fakat Cansu bu konuda fazlasıyla isteksizdi, bunu belli edercesine de yavaş hareketlerle inmişti arabadan. Ve sonra sanki dejavu olduğunu hissetti. Yağız telaşlı bir suratla kapıdaki korumayla konuşuyordu.
" Yağız? " diye seslendi kadın.
Bunun üzerine genç adam aniden kendisine dönmüş, o da yetmemiş koşarak yanına gelip sıkıca sarmıştı belini.
" Aklım çıktı Cansu. " diye fısıldadı içten bir sesle.
Cansu böyle bir karşılamayı beklemediğinden şaşkındı. Havada kalan ellerini adamın sırtına yerleştirirken yavaşça yutkundu.
" Kaç kez aradım seni! " diye sitem etti bu defa adam.
" T-telefonumun nerede olduğunu bile bilmiyorum. " diye yanıtladı kadın onu.
Adam kollarını kadının bedeninden ayırıp geri çekilirken Evren yanı başlarında durmuş, onları izliyordu ve fazlasıyla tetikteydi.
" İyisin ama değil mi? " diye sordu adam bu defa kadının gözlerine bakarken.
Cansu başını salladı geçiştirmek ister gibi.
" Korkma bir şeyim yok. "
Yağız'ı ilk defa bu denli duygusal ve şeffaf görmenin şaşkınlığını yaşıyordu. Kendisine bu kadar değer verdiğini düşünmemişti hiç.
" Baban peki? " diye sordu bu defa adam.
Kadın derin bir geçirdi bunun üzerine.
" O da iyi. Dinlenmesi gerek. "
Yağız başını salladı hafifçe. Sonra varlığını yeni fark etmiş gibi, gözlerini Evren'e çevirdi.
" Geçmiş olsun. " dedi ona da.
Evren başıyla kabul etti temennisini. Hemen ardından Yağız tekrar kadına dönmüştü.
" Bana gelmek ister misin? Kalma bu evde. "
Cansu onun bu teklifine şaşırmıştı doğrusu. Hiç mi korkmuyordu onun da başına bela olmasından? Kadının kararsızlığını gördüğünde uzanıp bileğini kavradı ve iç kısmını iri baş parmağıyla ovmaya başladı.
" Hem rahatlatırım seni biraz. Ne dersin? "
Genç kadın bu teklife normal koşullarda direkt atlardı çünkü gerçekten de masaja ihtiyacı vardı ve Yağız nereden biliyorsa bu işi iyi beceriyordu. Fakat şu an kararsız kalmıştı çünkü mental açıdan da fazlasıyla bitkin hissediyor, yalnızca yatıp birkaç gün aralıksız uyumak istiyordu. Ancak arkadaşını yanıtlamaya fırsatı dahi olamadan Evren'in öfkeli tıslaması ulaştı kulağına.
" Fırsatçı piç. "
Kaşlarını çatıp az ilerisinde dikilen adama baktığında içi içine sığmıyormuş gibi kımıldanıyordu. Çok geçmeden de tek kolunu kadının omzuna atıp onu Yağız'ın çemberinden çekmiş ve eve yönlendirmişti.
" Gitmiyor hiçbir yere. Dön sen de, yaralanmanı istemeyiz. "
Yağız bunun uğradıkları silahlı saldırıya bir gönderme olduğu kadar, üstü kapalı bir tehdit olduğunu da fark etmişti. Cansu ise korumasının kolu altında huysuzca debelenirken eve doğru adımlıyordu.
" Ne yaptığını sanıyorsun ya sen? " diye sordu nihayet durduklarında.
Ve başını çevirip uzaklaşmakta olan arkadaşına baktı. Evren cebinden çıkarttığı anahtarla kapıyı açarken son derece gergin bir beden diliyle yanıtladı onu.
" Arkadaşım dediğin adama bak. Biz ne derdindeyiz o ne derdinde! "
Cansu sinirle soluyarak adamın önünden geçip eve girdiğinde Evren homurdanmaya devam ediyordu.
" Bana neyin iyi geleceğini biliyor sadece. " dedi kadın ağzının payını verircesine.
Evren bu yanıt üzerine olduğu yerde durmuş ve kadına oldukça sert bir bakış atmıştı. Cansu ilk defa gördüğü bu bakıştan çekinmediğini söylese yalan olurdu. Bakışlarını kaçırırken omuz silkmeyi de ihmal etmedi. Arkasını dönüp eve ilk kez, gerçekten baktığında pek çok şeyin yenilendiğini fark edip duraksamıştı. Evin içi zaten, olayın önceki gecesi Evren tarafından tarumar edilmişken, dışını da babasının mafyatik dostları halletmişti. Derin bir nefesi ciğerlerine çekerek durdu öylece holde. Ne yapacağını bilemez haldeydi. Odasına girmekten çekiniyordu. Evin herhangi bir yerinde bulunmaktan çekiniyordu. Evren bunu fark ettiğinde az önceki öfkesini geri plana atıp yanına vardı kadının.
" Gel hadi bir şeyler yiyelim. Acıkmışsındır. "
Cansu usulca salladı başını ve yavru ördek misali peşine takıldı adamın. Onun yanı başında durursa daha güvende olacağına dair bir inanç yerleşmişti içine.
***
Akşam karanlığı çöktüğünde kadın nemli saçlarını sarmaladığı havluyu başında sabitlemiş ve koltuğa uzanıp telefonuyla ilgilenmeye başlamıştı. Hemen yanındaki koltukta ise Evren laptopu kucağında, son derece ciddi bir suratla bir şeyler yazıyordu. Genç kadın bir süre onun çalışmasını izledi ve sonra ansızın sordu.
" Ne yapıyorsun? "
Adam soruyu işittiğinde kaşlarını kaldırdı ve bakışlarını kadına çevirdi.
" İş. " dedi yalnızca.
Cansu sıkıntıyla soludu. Bu konuyu ne zaman açsa geçiştiriyordu. Babasının ne yaptığından da, şirketin işleyişinden de bihaberdi fakat Evren'i orada bir yere de koyamıyordu. Kaşları çatılırken hafifçe doğruldu ve hemen adamın yanına oturdu. Gözleri merakla bilgisayarın ekranında gezinirken, ekranda gördüğü bir sürü sayı kafasını iyice çorba etmişti.
" Ne bu? " diye sordu bu kez, utanmadan.
Evren laptopun ekranını kapatırken iç çekti.
" Ne istiyorsun Cansu? " diye sordu dibinde oturan kadına dönerek.
Kadın omuz silkti tıpkı bir çocuk gibi.
" Bilmek. "
" Neyi? " diye sordu adam bu kez.
" Babam ne işler karıştırıyor ve sen bu işin neresindesin? "
Evren bir kez daha iç çekerken kucağındaki laptopu kavramış ve uzanıp ilerideki sehpaya bırakmıştı.
" Babanın uluslararası nakliye şirketi var ve ben senin korumanım. "
Cansu aldığı cevapla gözlerini devirmeden edemedi.
" Aynen Google'lasam ben de bulurdum bunu zaten. " diyerek homurdandı.
Evren onun bu tepkisine bıyık altından gülerken koltukta arkaya doğru yaslanmıştı.
" Bende sıra. " dedi tok bir sesle.
Cansu anlamayarak kaşlarını çattığında Evren yeniden konuşmuştu.
" Yağız'la neden arkadaş oldun? "
Kadının kaşları, bu soruyla daha da çatılırken Evren kendini daha iyi ifade etmesi gerektiğini fark etmişti.
" Yani.. onu diğerlerinden ayıran neydi? "
Cansu bir süre sessiz kaldı ve düşündü. Aslında cevabı hem basit hem de fazlasıyla karmaşıktı. Fakat yine de mümkün olan en sade şekliyle anlatmayı denedi.
" Çünkü beni olduğum gibi kabul ediyor ve fazlasını talep etmiyor. "
Evren, aldığı cevap yeterli geldiğinde sessizce önüne dönmüştü. Eli gayriihtiyari biçimde sakalına giderken düşüncelere dalıverdi. Cansu da aynı şekilde gözlerini parkeye dikmiş ve ortamdan kendini soyutlamıştı. Birkaç saat daha baş başa fakat yalnız biçimde salonda vakit geçirmelerinin ardından, artık ikisinin de yorgunluğu gün yüzüne çıkarken Evren laptopunu kapatıp kolunun altına aldı ve ayağa kalktı.
" Hadi yatalım artık, saatlerdir ayaktayız. "
Cansu yatalım kısmını irdelemek istedi bir an. Yani birlikte mi diye sormak istedi. Fakat yapmadı bunu. Bakışları gergin bir biçimde salonda gezindi. Tek kalmaktan korkuyordu. O geceki silah sesleri beyninin içinden çıkmak bilmiyordu. Sertçe yutkundu. Evren onun rahatsızlığını ya fark etmemiş ya da önemsememiş olacak ki çoktan arkasını dönüp ilerlemeye başlamıştı bile. Kadın da çaresizce takıldı peşine. Evren, odasının kapısı açıp içeriye girmeden önce başını çevirip kadına son kez bakmış ve iyi geceler dilemişti. Cansu ise yarım ağız karşılık verdi ona. Gecenin bok gibi geçeceği muhakkaktı. Adam odasına girip kapısını kapattığında ise sesli bir şekilde soludu. İnanılmaz uykusu vardı fakat uyuyabileceğine dair inancı yoktu.
Ayaklarını sürüye sürüye odasına girdi ve ışığını yaktı. Gelişigüzel kolaçan etti içeriyi. Yeni yapılan badana kokusu hala gitmemişti, yüzü buruşurken yatağının ucuna oturdu. Gözleri camına çevrildi o an. Olası bir başka saldırıda hedef direkt olarak yatağı gibi geldi gözüne. Sertçe yutkundu. Burada yatmasına, hiçbir şey yokmuş gibi sakince uyumasına imkan yoktu. Hızla kalktı yatağından ve bir çırpıda uzanıp yastığıyla pikesini alıverdi. Ardından hızlı adımlarla çıktı odadan. Evin en güvenli olduğunu düşündüğü yerine doğru ilerlemeye başladı.
O esnada Evren günlerdir aksattığı antrenmanını yapmakla meşguldü. Formunu ve dinçliğini korumasının tek yoluydu her gün yaptığı antrenmanlar. Koldan sonra biraz da göğüs çalışmış ve çok yorgun olduğundan bacağı yarına bırakmaya karar vermişti. Üstündeki terli tişörtü çekip çıkarttı ve kirli sepetine doğru savurdu. Hemen sonra kapının ardındaki havlusunu alıp odadan çıktı. Tek eliyle havluyu tutarken diğeriyle fazlasıyla ıslanmış olan saçlarını ayırıyordu tek tek. Normalde gündüzleri yapardı antrenmanlarını fakat bu gece yapmış olması da iyi uyumasına yardım edecek gibiydi. Uzun ve sessiz adımlarla banyoya girdiğinde havluyu astı küvetin tepesine ve ışığı yaktı. Hemen sonra altındaki eşofmanı çıkartmış ve onu da gelişigüzel katlayarak köşeye bırakmıştı. Altında baksırıyla kaldığında suyu ayarlamak için küvetin kapısını açmasıyla karşılaştığı manzarayla kaskatı kesildi. Eş zamanlı olarak, küvetin içinde kıvrılmış vaziyette uyumakta olan kadın da hem yanan ışıktan, hem de kapının sesinden rahatsız olarak gözlerini aralamış ve karşısındaki yarı çıplak Yunan heykeli gibi dikilen adama dikmişti bakışlarını. Çok geçmeden biraz daha aşağıya indi mavileri ve kocaman açılıverdi.
" Çüş! " diye haykırdığında adam kendini saklamak ister gibi arkasını dönmüş ve yerdeki eşofmanını alıp bir çırpıda üstüne geri geçirmişti.
Cansu üzerindeki pikeyi ittirerek küvetten çıkarken yavaşça yutkundu.
" Küçük demiştin? " diye sordu hayretle.
Evren ise kıpkırmızı kesilmiş suratıyla öylece dikiliyor, tek bir kelime dahi edemiyordu. Kadın sınırlarını zorlamaktan hiçbir zaman çekinmediği gibi yine çekinmedi. Adamın karşısına geçti ve gözlerine dikti mavilerini. Evren bu defa başını yana çevirmiş ve göz temasını bölmüştü, çekip gitmek için hamle yapsa da kadın tam önüne adım atarak kapıyla arasına girmiş ve engellemişti onu. Evren pes edercesine geri çekildi. Cansu ise bir süre düşünceli bir şekilde izledi adamın kaslı vücudunu, sonra yeni fark ettiğini gözler önüne serercesine bir coşkuyla haykırdı bir kez daha.
" İktidarsız mısın?! "
▪️Selam nasılsınız?
▫️Evet efendim bölümü nasıl buldunuz?
