Oy vermeden geçmeyelimmm 🖤
Genç kadın kapının hemen önünde doktorun kendilerini bilgilendirmesini beklerken tırnak etlerini yolmaya başlamıştı. Dakikalar günler kadar uzun gelmeye başladığında daha fazla dayanamadı ve kapıyı açıp içeriye girdi. Tam da o esnada doktor gerekli muayeneleri tamamlayıp raporlamış, odayı terk etmek üzere harekete geçmişti. Karşısında yorgun ve bir o kadar da agresif tavrıyla dikilen genç kadını gördüğünde duraksadı. Hemen sonra elindeki dosyayla kapıyı işaret ederek fısıldadı.
" Dışarıda konuşalım. "
Cansu adama zorluk çıkartmadan girdiği kapıdan geri çıktığında, Evren de hemen kapının önünde onu bekliyordu. Kırklı yaşlarının başındaki doktor burnunun üstüne düşen gözlüğünü tek parmağıyla kaldırırken boğazını temizledi. O sırada korumalardan biri kapıyı kapatmıştı.
" Durumu stabil. Kurşunu çıkarttık, ameliyat sonrası da herhangi bir komplikasyon oluşmadı. Biraz ağrı dışında bir şikayeti de yok babanızın. "
Cansu tüm bunları dinlerken gergin bir şekilde avuç içlerini tırnaklıyordu.
" Fakat yine de yaşını ve kalp geçmişini göz önünde bulundurarak iki gün daha müşahede altında tutulması gerektiğini düşünüyorum. " dedikten sonra etrafındaki korumalarda göz gezdirdi.
" Ayrıca en az iki hafta istirahat etmesi gerek. Yoğun tempolu bir işi var anladığım kadarıyla, bir süre çalışmasın. "
Genç kadın, doktorun söyleyeceklerini bitirmesinden sonra ne yapacağını bilemez bir halde arkasındaki adama dönmüştü. Adamın gözleri anında kadınınkileri buldu. Tam konuşmak üzere ağzını açtığı sırada göz ucuyla, yanlarından geçip giden doktora bakıp duraksadı. Yeterince uzaklaştığına emin olduğunda ise konuştu.
" Kim bu adamlar? Bizden ne istiyorlar? "
Evren kadını yanıtlamak için dudaklarını araladığı esnada Hamza yanlarına gelmiş ve kadının dikkati birden ona çevrilmişti. İki uzun adımda adamın karşısına geçti ve çatık kaşlarının altından attığı keskin bakışlarıyla konuştu.
" Bugüne kadar hiç sormadım. " dedi tek nefeste.
Adam kızı yaşındaki kadının gergin yüzüne bakarken, Evren de onu kontrol altında tutabilmek için yanına yaklaşmıştı.
" Hep bir bildiği vardır dedim. Sustum. " derken işaret parmağını havaya kaldırıp adamın göğsüne doğrultmuştu.
" Ne işle ilgilendiğini, neler karıştırdığını irdelemedim. Ama şimdi... " diye girdiği sözü babasının sağ kolu olan yaşlı adamın hırıltılı sesi bölmüştü.
" İş hayatında böyle tatsızlıklar olur. "
Cansu işittiği şeye inanamazken kaşları havalanmış gözleri ise faltaşı gibi açılmıştı.
" Sen bu yaşanana tatsızlık mı diyorsun? " diye sordu hayretle.
Hemen sonra ise adama konuşma fırsatı dahi tanımamış ve suratına okkalı bir tokat geçirmişti. Yaşlı adam başta olmak üzere herkes şok içerisinde olan biteni seyrederken kadının tiksinti dolu sesi koridoru inletti.
" Tatsızlık böyle olur! "
Hamza yediği tokadın sarsıntısıyla dengesini güçbela korurken hemen yanlarındaki korumalar da adamın koluna girip onu tutmuştu. Bununla eş zamanlı olarak Evren ise kadının belini kavradığı gibi onu havaya kaldırmış ve çırpınışlarına aldırmadan ortamdan uzaklaştırmaya başlamıştı. Cansu var gücüyle debeleniyor, ağza alınmayacak küfürler sıralıyorken Evren tüm sabrı ve dirayetiyle onu koridordan çıkartmış ve görece boş bir yerde nazikçe bırakmıştı.
" Sakinleş. " diye emretti tok bir sesle.
Kadın bu beklenmedik tavırla daha da öfkelense de kolunu silkip adamın parmaklarından kurtarmak dışında bir şey yapmadı. Burnundan solurken tek eliyle yüzüne düşen saçlarını geriye doğru atmıştı.
" Sokuk herif. " diye homurdandı sonra kendi kendine " Tatsızlıkmış. "
Evren kadını olduğu yerde bırakıp birkaç metre ilerideki se sebiline ilerlemiş ve onun için bir bardak su almıştı. Geri döndüğünde Cansu şakaklarını ovuyor ve dişlerini gıcırdatıyordu. Elindeki bardağı uzattı.
" Ağrı kesici bulalım. "
Cansu adama bir şey demeden elindeki bardağı alırken, öfkeden titreyen eli yüzünden suyun yarısı yere boşalmıştı. Evren ise o esnada etrafta gözlerini gezdirerek hemşire aramakla meşguldü. Birkaç saniye içinde beyaz önlük içerisindeki genç bir kızı görüp yanına yaklaştı.
" Affedersiniz. Ağrı kesiciye ihtiyacımız var... "
Kız yeşil iri gözlerini karşısındaki adamın gergin yüzünde gezdirirken onun ne kadar çekici olduğunu fark etmiş adeta nefesi kesilmişti. Bakışlarını adamın yüzünden güçlükle ayırmışken vücudunu süzmeden de edemedi. Sonra birden kaşlarını çatıp adamın omzuna dokundu.
" Yaranız açılmış. "
Evren o ana kadar hiç fark etmediği kanamayı gördüğünde alt dudağını yaladı.
" Ağrı kesici daha acil. "
Kız gözlerini yeniden adamın gözlerine kaldırdığında başını salladı.
" Tamam gelin benimle. Hem ağrı kesici vereyim hem de yaranıza bakayım. "
Evren hiçbir şey demeden arkasını dönüp Cansu'ya el işareti yaptığında, genç kadın elinde tuttuğu pet bardağı buruşturmuş onları izliyordu. Sonra derin bir nefes aldı ve adama doğru ilerlemeye başladı. İkisi birlikte hemşirenin peşine takıldıklarında Cansu kızın, Evren'e olan hayranlığını elbette ki fark etmişti. Fakat görünen o ki Evren pek farkında değildi. Birlikte küçük bir odaya girdiler ve kızın dolaptan ilaç, sargı bezi, pamuk çıkartmasını beklediler. Kız gereken her şeyi aldıktan sonra arkasını dönmesiyle Evren'in yanı başında dikilen Cansu'yu görmüş ve ilgiyle sormuştu.
" Siz ne istemiştiniz? "
Evren gayet olağan bir şekilde yanıtladı onu.
" Eşim için lazım ağrı kesici. "
Kızın yüzüne oturan afallama ifadesi, Cansu'nun gözlerini devirmesine yeterken göz göze geldikleri an kibirle gülümsedi. Bunu fark eden hemşire ise yavaşça yutkunarak gözlerini kaçırmış ve elindeki tabletten bir hap çıkartıp kadına uzatmıştı.
" Arveles, alerjiniz falan yok değil mi? "
Cansu kadının elindeki hapı alıp ağzına atarken cıkladı. Evren ona su getirmek için hamle yaptığında, kadın hapı çoktan dilinin üstüne koyup tükürüğüyle yutmuştu. Adam şaşkınlıkla kadına bakarken kadın omuz silkti. Hemşire elindekileri masanın üzerine bırakırken Evren'e hitaben konuştu.
" Gelin oturun şöyle, bakayım yaranıza. "
Cansu parmaklarıyla şakaklarına baskı yapmaya devam ederek omzunu duvara yaslarken Evren de hemşirenin gösterdiği sandalyeye oturmuştu. Pansuman yenileme işlemi yaklaşık on dakika kadar sürdü ve sonrasında teşekkür ederek odadan ayrıldılar.
" Kalbi kırıldı. " dedi kadın biraz olsun hafifleyen baş ağrısına minnet duyarken.
" Kimin? " diye sordu Evren gerçekten de anlamayarak.
Cansu ona siktir et bakışı atıp önden önden ilerlemeye başladı. Adam da derin bir nefes alıp kadının peşine takılmıştı yeniden. Adımlarının Nihat Beyin odasına doğru yöneldiğini fark ettiğinde çekinerek konuştu.
" Cansu gel biraz dinlen. Baban uyuyor zaten. "
Fakat kadın onu umursamadan ilerlemeye devam etmişti. Odasına girdi ve uyanmasını beklemeye başladı. Aradan geçen saatlerin sonunda Nihat Bey, odaya gelen bir başka hemşire tarafından yemek yemesi için uyandırılmıştı. Hemşire, yemeği yemesi için yardıma ihtiyacı olup olmadığını sorarken Cansu kollarını göğsünde kavuşturmuş babasının yorgun çehresini inceliyordu.
" Gerek yok sağ olasın. " diyerek tepsiyi kucağına alan adam hemşirenin odadan çıkmasıyla gözlerini damadına çevirip sordu.
" Evler ne durumda? "
Evren ellerini önünde birleştirip patronuna bir adım yaklaşırken yanıtladı.
" Cam ve kapıları yenilediler. Duvarlardaki delikler için usta çağırmış çocuklar. Bu geceye kalmaz diyorlardı. "
Yaşlı adam başını ağır bir şekilde aşağı yukarı salladı.
" Eve dönmeyi düşünmüyorsun herhalde? " diye konuşmaya giren ise kendi kızıydı.
Adam ona bakma tenezzülünde dahi bulunmadan tepsideki kaşığı eline alırken konuştu.
" Sen karışma. "
Cansu hiddetle soluyarak karşılık verdi.
" Çıldırdın mı? Niyetin ölmek mi senin? "
Nihat Bey bu defa az önceki gibi sakin kalmamış ve adeta kükremişti.
" Sen karışma dedim! "
Kadın olduğu yerde irkilirken bakışlarını Evren'e çevirdi. O da en az babası kadar gergin görünüyordu. Tam ağzını açıp ona saldıracakken kapı açıldı ve içeriye tanıdık bir sima girdi. Kadın sarı kısa saçlarını her zamanki gibi dalgalandırmış ve kulağının arkasına almıştı. Üzerinde beyaz bir döpiyes vardı ve elinde de minik bir Prada çanta. Cansu onu tepeden tırnağa eleştirel bakışlarla süzerken babasının sesi duyuldu.
" Hale, vaziyet nedir? "
Hale patronuna buruk ve endişeli bir tebessüm bahşederken yatağın başucunda durmuştu. Kırk üç yaşındaydı fakat fit fiziği, bakımlı saçları ve botokslu yüzüyle yirmiliklere taş çıkartırdı.
" İyi misin? " diye sordu titrek bir sesle.
Cansu onu hiçbir zaman yüzde yüz samimi bulmadığından yine gözlerini devirdi.
" Gördüğün gibi. " dedi yaşlı adam.
Hale elindeki çantayı yatağın üstüne bırakırken derin bir nefes aldı.
" Durum şu, tüm haber kanalları sizden bahsediyor ve hastanenin önü basın kaynıyor. "
Nihat Bey kaşlarını çatarken devam etmesini istercesine başını salladı.
" Ne biliyorlar? "
Hale iki eliyle birden kısa saçlarını arkaya ittirirken yanıtladı.
" Durumun kritik olduğunu ve ameliyata alındığını. Çıktığın bilgisini henüz geçmedik. Hastaneyi de uyardık tabii. "
Adam bir kez daha başını salladığında kadın devam etti konuşmaya.
" Ben diyorum ki, saldırıyı yapanların kim olduğunu bulana kadar hayatta olduğunu saklayalım. Zaman kazanmış oluruz. "
Nihat Bey bunu duymaktan hiç hoşlanmamış gibi yüzünü buruştururken Hale gerilmişti.
"Dolapdereliler tabi, başka kim olacak? " diye azarladı onu.
Kadın itiraz etmek için dudaklarını araladığında fırsat vermemişti.
" Olmaz öyle şey. Bugün hastaneden çıkıyorum, evime dönüyorum. Korkak gibi saklanacak ya da kaçacak değiliz! " derken son kelimelerini kızına bakarak söylemişti.
Cansu sabır dilenen bir tavırla iç çektikten hemen sonra lafa girdi.
" İki gün daha buradasın. "
Nihat Bey bu kez aynı sevimsiz bakışı kızına atmıştı.
" Evren, doktoru çağır bana. "
Evren kendisine verilen emir üzerine odayı terk ederken Cansu da peşine takıldı. Odadan çıkıp kapıyı kapattıklarında kadın adama yanaşıp telaşla konuştu.
" Doktoru ikna etmesini engellemeliyiz. "
Çünkü babasının gücünün yetmeyeceği bir Azrail vardı, ona da bu seferlik gol attığı söylenebilirdi.
" Babanı biliyorsun, ne desek dinlemez. " dedi adam koridorda ilerlerken.
Cansu düşünceli bir şekilde, adamın yanında yürümeye devam ederken mırıldandı.
" Ben önden bir konuşayım o zaman. Belki işe yarar. "
Evren ise yalnızca başını salladı.
" Eve mi döneceğiz? " diye sordu bu defa kadın, sesindeki huzursuz tını somut bir şeymişçesine kendini belli ederken.
Adam bu kez durmuş ve kendisiyle birlikte duraksayan kadının yüzüne bakmıştı.
" İstersen bir süreliğine başka bir yere gidebiliriz. " diye bir öneride bulundu, yüzde yüz inisiyatif alarak.
Fakat Cansu huzursuzca soludu.
" Babamı yalnız bırakmak istemiyorum. "
Bu defa adam da düşünceli bir şekilde karşılık verdi.
" İstersen bir süre babanla birlikte de kalabiliriz? " dedi bu kez.
Fakat hiçbir öneri Cansu'yu rahatlatmaya yetmiyordu. Sıkıntıyla iç çekerken bakışlarını kaçırmıştı.
" Ya tekrarı olursa? "
Evren kadını sakinleştirmek istercesine elini yavaşça omzuna koydu ve uysal bir tınıyla konuştu.
" Endişe etme, güvenliği arttırdık. Ayrıca yüksek ihtimalle meseleyi çözecek gibiyiz. "
Cansu bakışlarını yeniden onunkilere kaldırdığında sordu.
" Mesele ne ki? "
Fakat Evren, aldığı soru ile elini kadının omzundan çekmiş ve gözlerini kaçırmıştı.
" Anlaşıldı. " diye soludu kadın sinirle.
" Sen karışma diyeceksin sen de. " diye homurdanarak önüne döndü ve yeniden ilerlemeye başladı.
Adam da peşine takılmıştı.
" Hayır, öyle demeyeceğim. "
Cansu onu umursamadan adımlarını hızlandırdığında Evren uzanıp kolunu kavramış ve durmasını sağlamıştı. Kadın dönüp bir kez daha adamın kahvelerine bakarken sinirliydi.
" Daha on yaşındayken yemin ettim Cansu. " dedi kadının aksine ılımlıydı tavrı.
" İyi. Anladık ağzın sıkı. " diye homurdandı bu kez genç kadın.
Evren ise bunun üzerine derince bir nefes çekmişti. Cansu bir kez daha önüne döndüğünde ikisi de sessizce ilerlemeye devam etti. Birkaç metre sonra asansörlere varmış ve beklemeye başlamışlardı. Gelen asansöre girdiklerinde peşlerinden giren insan kalabalığı onları en dibe kadar itti. Genç kadın kabinin içindeki sirkülasyonda yabancı bir adamla yaşlı bir kadının arasında sıkışık vaziyette kalmıştı. Ona kalsa kalabalık olması falan çok da sorun değildi. Clublardan alışıktı fakat önündeki teyze çok öksürüyordu. Elini ağzına kapatıp geriye doğru adımlamaya kalktığında arkasındaki adamın göğsüne çarpmış ve panikle başını çevirmişti.
" Affedersin. "
Adam sorun yok dercesine göz kırptığında koyu gözleri, dikkatle kadının çehresini turluyordu. Cansu yavaşça yutkundu ve yeniden önüne döndü. Tam o esnada ara bir katta asansör durunca Evren herkesi ittirerek bir şekilde Cansu'ya ulaşmış ve adamla arasındaki iki santimlik boşluğa bedenini zorla sokmuştu. Elini kadının beline hafifçe yerleştirirken kulağına doğru fısıldadı.
" Benim. "
Cansu onun geldiğini burnuna dolan kokudan anlamıştı bile. Adamın hafif bir parfüm kokusu vardı. Erkeksiydi fakat keskin değildi. Cansu daha önce hiç bilmediği bu kokuyu ilk olarak Evren'de almış ve fazlasıyla da sevmişti. Bakışları belinin kenarında emaneten duran parmaklara indiğinde ürperdiğini hissetti. Çok geçmeden asansör tekrar durmuş ve inecekleri kata gelmişlerdi. Arka arkaya asansörden çıktıklarında Evren, kadının belindeki elini de çekmişti. Sessizce koridor boyu ilerlediler ve nihayet doktorun odasına vardılar. Kapıyı tıklatıp içeriye girdiklerinde adam elinde bir dosya dolusu evrakla uğraşmaktaydı.
" Buyurun? " dedi gözlüğünün üstünden odasına giren ikiliye bakarak.
" Nihat Şahinşah, " diye söze giren Evren'i doktorun sesi böldü.
" Ne oldu? "
" Bu gece taburcu olma ihtimali olup olmadığını sormak için beni gönderdi. " dediğinde genç kadın, onun fazlasıyla yumuşattığı cümlesine yüzünü buruşturmuştu.
Babası böyle bir ihtimali danışmak için falan yollamamıştı Evren'i. Git ve o adamı buraya çağır demişti, doğrudan. Doktor başını olumsuz anlamda sallayıp yeniden dosyalara döndüğünde cıkladı. Evren bu defa daha dürüst olmaya karar verdi, içeriye doğru bir adım daha atmadan önce kapıyı ardından kapatmıştı.
" Aslında çıkmak konusunda ısrarcı. Sizi görmek istiyor. Biliyorsunuzdur, hastanenin önü de basın dolu. "
Adam başını yeniden dosyalarından kaldırdığında tek kaşını kaldırmıştı.
" Bak delikanlı, hastane benim değil. Ha benim olsaydı bile, reklamın iyisi kötüsü olmaz derdim. Ama bir doktor olarak babanızı hiç değilse bir gece daha burada tutmak zorundayım. Öyle iletin kendisine. "
Evren alt dudağını yalarken Cansu girmişti söze.
" Sizi çok iyi anlıyoruz. Bizim isteğimiz de bu yönde. Fakat biraz zor biridir, sizden duymadıkça rahat durmayacak. "
Doktor derin bir iç çektikten sonra başını salladı.
" Peki, yarım saate uğrayacağım. "
Evren resmi bir şekilde teşekkür ederken Cansu da yalandan bir tebessüm sunmuş ve odadan çıkmıştı.
" İnşallah ikna olur. " diye mırıldandı kendi kendine.
Babası için gerçekten de endişeleniyordu. Evren de yanındaki yerini alırken yeniden ilerlemeye başladılar.
" Adam haklı. "
Cansu başını çevirip ne demek istediğini anlamak için Evren'in yüzüne baktı.
" Baban hastanenin sahibine ulaşır ve ikna ederse doktoru da engelleyemez çıkmasını. "
Kadın kaşlarını çatarken içeride dönen konuşmanın bu minvalde bir konuşma olduğunu yeni idrak ediyordu.
" Ne yani? " diye sordu hayretle, " Yol mu gösterdi bize? "
Evren omuz silkti yalnızca.
" Göstermediyse bile, olacak olan bu. "
Kadın sıkıntıyla bir kez daha önüne döndüğünde hemen sağ taraftaki odadan çıkan tek kolu sargılı adamla çarpışmaktan son anda kurtulmuş ve dikkatli bakınca tanımıştı onu.
" Berat? " dedi endişeli bir sesle.
Berat, Cansu ve Evreni fark ettiğinde durdu ve hafif bir baş selamı verdi.
" İyi misin? " diye sordu bu kez kadın gözleriyle adamın vücudunu kontrol ederken.
" Ufak bir operasyon geçirdim, mühim bir şey yok. Sen iyi misin? "
Evren adamın, kendisini uyarmış olmasına rağmen senli benli konuşmaya ısrar edişine gözlerini devirirken Cansu, onunla mini bir sohbete başlamıştı. Ayaküstü yaptıkları birkaç dakikalık hoşbeşi Evren'in sabırsız sesi sonlandırdı.
" Sonra hasret giderirsiniz. Baban bekliyor. "
Berat, üzerindeki bakışların ağırlığını konuşmanın başından beri hissediyordu zaten. Evren kendisinden pek haz etmiyor gibiydi. Belki de söylentiler gerçeği yansıtmıyordu ve aralarındaki şey evrak üzerinde bir evlilikten ibaret değildi. Eğer öyleyse kendisine bilenmesine hak verebilirdi. Gerçi bu kadar samimi olmalarının da tek sebebi Cansu'ydu. Bu durumda asıl kızması gerektiği kişi karısı olmalıydı.
" Ne kadar daha hastanedesin? " diye sordu Cansu, Evren'in huysuzluğunu kulak ardı ederken.
" Yarın çıkıyorum. "
" Tamam, güzelce dinlen. Görüşürüz sonra. "
Adam başını salladı sadece. Cansu da önüne döndü ve çoktan yürümeye başlayan adamın peşine takıldı. Berat'tan nefret ettiğinin farkındaydı, bunda payının büyük olduğunu da biliyordu çünkü zaten başlarda Berat'ı kullanırkenki amacı o yönde olmuştu. Fakat sonradan genç korumanın aslında kafa bir tip olduğuna karar vermişti. Ya da sadece can sıkıntısından saracak başka birini bulamamıştı. Neyse de neydi. Sonuç olarak arada iki çift laf edebileceği birinin olması iyi geliyordu. Neredeyse koşar adımlarla ilerleyen adama yetişmek için adımlarını hızlandırırken söylendi.
" Ya dursana! "
" Oyalandık zaten. " diye yanıtladı adam onu tersçe.
Saniyeler içerisinde yeniden asansöre binmişlerdi. Kadın göz ucuyla hemen yanında duran adamı incelerken, gerginliğinin sürdüğünü kolaylıkla görebiliyordu. Derince bir nefes aldı ve sonra fısıldadı.
" Bir zararı yok. "
Evren, kendisine dediğini anlasa da neyden söz ettiğini anlayamamış ve başını çevirip kadına bakmıştı.
" Berat'ı diyorum. " diyerek omuz silkti bu defa kadın.
Adam hiçbir şey demeden önüne döndüğünde devam etti konuşmaya.
" Ben gittim üstüne hep, yoksa rahatsız ettiği falan yok. "
Neden şimdi Berat'ı onun gözünde aklama girişiminde bulunduğunu o da bilmiyordu. Muhtemelen genç koruma ile aralarındaki arkadaşlığın veto yemesinden çekiniyordu.
" İyi çocuk. " dedi son olarak.
Tam o esnada asansör durmuş kapısı da açılmıştı. Evren gürültülü bir şekilde soluyarak kadının sırtına elini yerleştirdi ve hafifçe ittirdi.
" Hadi Cansu hadi. "
▪️Merhaba nasılsınız? Oyları unutmayalım.
▫️Minik kıskanmalar mı başladı bizimkilerde ne?
▪️Sizce Evren Berat'ı kıskanıyor mu yoksa laubali tavrına mı uyuz oluyor?
▫️Sizce Cansu'nun babası ne ayak?
