Yardımcı işini bitirmenin verdiği o hissiz rahatlıkla sargı bezlerinin geri kalanını sepetine tıktı. Asher’ın acıdan ve kan kaybından tir tir titreyen, bir kibrit çöpü kadar narin ve çelimsiz olan kolunu hiç önemsemeden, kabaca kavradı. Parmaklarını Asher’ın taze sarılmış yarasına basmaktan çekinmemişti; fırlatılan o soğuk güç karşısında Asher’ın dudaklarından boğuk, hırıltılı bir inleme döküldü.
Adam, bu narin kurdu sanki canlı bir varlık değil de pazar tezgahından artmış cansız bir et parçasıymış gibi sürükledi. Demir parmaklıkların ardındaki o dar, pis kokulu kafesin içine sertçe fırlattı. Asher’ın narin bedeni soğuk demir zemine çarptığında sırtındaki kırbaç izleri yeniden patlayacakmış gibi sızladı. Yardımcı, kafesin paslı kapısını büyük bir gürültüyle kapatıp sürgüyü çekti.
Arkasını döndüğünde, yüzünde sadistçe bir memnuniyetle sırıtarak odadan çıktı. Ağır ahşap kapının kapanma sesi, Asher’ı zifiri karanlığın ve kendi sızlayan yaralarının amansız yalnızlığıyla baş başa bıraktı.Kafesin köşesinde, bacaklarını göğsüne doğru çekip küçülmeye çalışarak saatlerce, belki de günlerce öylece yattı Asher.
Vücudunu saran o ucuz sargı bezleri kuruyan kanla birlikte tenine yapışıyor, her nefes alışında köprücük kemiklerine batan amansız birer azaba dönüşüyordu. İçindeki o vahşi kurt, tüccarın "Yarın farklı aletlerle, farklı derslerle devam edeceğiz," diyen o pis sesinin yankısıyla saklandığı karanlık köşede sessizce titriyordu. Ancak o vadedilen korkunç yarın, bu rutubetli bodrumda hiç gerçekleşmedi.
Çünkü o işkence gecesinin üzerinden ne kadar zaman geçtiğini kestiremediği bir şafak vaktinde, bodrumun kapısı bu kez tüccarın adamları tarafından değil; üzerlerinde simsiyah zırhlar taşıyan, ağır silahlı yabancı muhafızlar tarafından tekmeyle açıldı.
Asher ne olduğunu anlayamadan, o çelimsiz bedenini kafesten yaka paça çıkarıp kapalı bir at arabasının içindeki demir kafese zincirlediler.Gözlerini yeniden açtığında, kendisini şehrin en kuytu, en muazzam ve yeraltı aristokrasisinin toplandığı o devasa illegal müzayede salonunun podyumunda buldu. Boynunda kalın, gümüş telli bir köle tasması vardı; elleri ve ayakları podyumun mermerine sabitlenmiş ağır zincirlerle sıkı sıkıya bağlıydı. Üzerine geçirilen şeffaf, incecik köle kumaşının altından, bodrumdaki yardımcının aceleyle sardığı o kan lekeli sargı bezleri netçe seçilebiliyordu. Salondaki zengin, acımasız ve sapkın alıcıların gözleri, onun o "kibrit çocuk" anatomisinde vahşi bir açlıkla gezindi.
Dar omuzları, açlıktan kaburgaları teker teker sayılan çelimsiz göğsü ve korkuyla altına kıvırdığı gümüş tüylü kurt kuyruğu, oradaki herkesin iştahını kabartıyordu. Asher, başını öne eğmiş, gümüş gri saçlarının yüzünü kapatmasına izin vererek kaderine razı bir şekilde mermerin üzerinde diz çökmüş bekliyordu.
"Karşınızda soyunun hayatta kalan son safkanlarından biri! Narin, kırılgan ama asil bir kurt çocuk!"
diye haykırdı sunucu, elindeki kırbacı podyuma vurarak.
"Açılış fiyatı, bir milyon altın!"
Fiyatlar salondaki çığlıklar ve hırslı bağırışlarla saniyeler içinde katlandı. Asher, kendisi için biçilen o devasa rakamları duydukça ruhunun daha da derine, dipsiz bir uçuruma doğru battığını hissediyordu. Fiyat beş milyon altına ulaştığında salonda kısa, gergin bir duraksama yaşandı. Tam o esnada, salonun en karanlık, en üst locasından yükselen bir ses, tüm uğultuyu bıçak gibi keserek bütün salonu buz kestirdi.
"On milyon altın."
Ses o kadar bas, o kadar kalın ve o kadar mutlak bir otorite barındırıyordu ki, salondaki tüm baskın Alfatürleri içgüdüsel olarak başlarını öne eğdi. Kimse bu fiyatın üzerine çıkmaya cesaret edemezdi; kimse bu sesin sahibi olan yeraltı dünyasının en acımasız klan lideri Kael ile karşı karşıya gelmek istemezdi. Asher, kim olduğunu bilmediği, yüzünü dahi seçemediği o korkunç gücün sahibine satılmıştı.Birkaç saat sonra Asher, devasa ve görkemli bir şatonun zindan benzeri, geniş odasındaydı. Burası tüccarın bodrumu gibi leş gibi kokmuyordu; havada temizlik, soğuk taş ve buram buram yayılan pahalı bir tütün ile konyak kokusu vardı. Duvara bağlı yeni, parlak gümüş zincirler Asher’ın narin bileklerini havada tutuyordu. Dizlerinin üzerinde, pürüzsüz soğuk mermerin üzerinde otururken odanın ağır ahşap kapısı büyük bir gürültüyle açıldı.
İçeri sızan o ezici baskıcı Alfa aurası Asher’ın burnuna bir darbe gibi vurduğunda, tüm bedeni içgüdüsel olarak titremeye başladı. Ağır bot sesleri mermerde teker teker yankılandı ve devasa cüsseli bir adam Asher’ın tam önünde durdu. Gölgesi, Asher’ın o kibrit çöpü gibi zayıf bedenini tamamen karanlıkta bırakmıştı. Adam geniş omuzları ve üzerinde taşıdığı asil ama korkutucu siyah paltosuyla adeta bir ölüm ilahı gibi heybetliydi.
Adam hiçbir şey söylemeden yavaşça eğildi. Deri eldivenli iri eliyle, Asher’ın çenesini kavradı ve sertçe yukarı kaldırdı. Asher, korku ve dehşet içinde, kendisine bakan o kan kırmızısı, dipsiz gözlerle karşılaştı. Kael’in bakışları, tüccarın yardımcısının alelacele sardığı o boyun ve yanak sargılarına kaydı. Deri eldivenli parmağının ucunu, Asher’ın yanağındaki sargının üzerine sertçe bastırdı.Asher, taze kesiğin amansızca sızlamasıyla acı içinde inledi, kafasını geri çekmek istedi ama Kael'in pençeyi andıran parmakları çenesini sabitlemişti.
"Demek benim yeni oyuncağım sensin... Küçük kibrit çöpü,"
dedi adam, sesi odadaki taş duvarlarda yankılanırken. Dudaklarında tehlikeli, acımasız bir tebessüm belirdi. Bakışları Asher’ın acıyla titreyen kurt kulaklarına döndü.
"Seni benden önce bu kadar hırpalamalarına izin vermemeliydiler,"
diye fısıldadı Kael
"Bu dünyada, bana ait olan bir bedene... sadece ben acı verebilirim."
Kael parmaklarını Asher'ın çenesinden çekti ve deri eldivenini ağır ağır çıkarıp cebine koydu. Çıplak, sıcak elini yeniden Asher’ın sargılı boynuna doladı. Başparmağıyla Asher’ın hızla atan şah damarını bastırdığı an, Asher şok içinde nefesini tuttu. Çünkü Kael’in o simsiyah, dipsiz gözleri loş ışıkta bir saniyeliğine tamamen renk değiştirdi. Vahşi, yırtıcı ve karanlık bir altın sarısına dönüştü.Asher, karşısındaki adamın sadece güçlü bir insan mafya lideri olmadığını, dünyadaki en tehlikeli Alfa klan lideri olduğunu o an anladı. Kael’in çıplak teninden yayılan sıcaklık, Asher’ın sargılarının altındaki yaraları tuhaf bir şekilde sızlatırken, boynundaki o gümüş telli köle tasması birden kor gibi kızışmaya, Asher'ın tenini yakmaya başladı.
Ancak bu yanma hissi dışarıdan değil, tasmanın rünlerinden Asher’ın zihnine akan yabancı bir acıydı.Kael acımasızca gülümsedi, yüzünü Asher’ın hassas kurt kulağına yaklaştırarak nefesini tenine bıraktı:
"Tüccarın başlattığı dersleri bitirme vakti geldi, küçük kurt. Ama bu tasma boynunda olduğu sürece, çığlıklarını benden başka hiç kimse duyamayacak. Çünkü o, seni sadece bana itaat etmen için mühürlüyor."
Asher, boynundaki tasmanın getirdiği o zihinsel bağla birlikte Kael’in aurasının altında tamamen ezildiğini hissederken, şatonun dışından, gecenin karanlığını yaran devasa bir kurt uluması yankılandı. Bu sıradan bir uluma değildi; doğrudan Kael’in şatosuna meydan okuyan, Asher’ın geçmişinden gelen ve kokusunu çok iyi tanıdığı başka bir tehlikeli Alfanın intikam sesiydi. Kael’in gözleri koyu kurumaya yüz tutmuş kan kırmızısı rengine dönerken, Asher boynundaki tasmanın boğazını bir ilmik gibi sıktığını hissetti.
Devam edecek..