Vadi, artık bir zamanlar olduğu o neşeli sığınak değildi. Gökyüzü tamamen kararmış, ay son bir kez veda etmek istercesine bulutların arasından solgun bir ışık sızdırmıştı. Doğanın kanunu, son hükmünü vermişti: Bir ruh, fani bir kalpte hapsolamazdı. Mizu’nun bedeni, artık bir insanın dokunamayacağı kadar şeffaf, bir rüya kadar uçucuydu. Çalgıcı, ellerini uzatıyor ama parmakları sadece soğuk bir buğuyla karşılaşıyordu. "Vakit doldu," dedi Mizu. Sesi artık sadece bir esintiydi. "Seni sevmek, bir mevsimi sonsuza dek durdurmak istemekti. Ama bak, kar taneleri düşmeye başladı. Her kar tanesi, senin benim için döktüğün bir damla gözyaşı olacak.". Genç adam, flütünü son bir kez eline aldı. Bu, hayatta çalacağı son ezgiydi. Flütü dudaklarına götürdüğünde, vadideki tüm rüzgar durdu. Öyle bir melodi yükseldi ki, dağlar kederinden sarsıldı, nehir yatağından taştı. Bu şarkıda; ilk karşılaşmanın heyecanı, el ele tutuşmanın sıcaklığı ve şimdi ise ayrılığın o devasa karanlığı vardı. Çalgıcı çaldıkça, Mizu’nun silüeti ışıklarla dans ederek havaya yükselmeye başladı. Tam o anda, Mizu son bir mucize gerçekleştirdi. Kendi ruhunun son parıltılarını, sevdiği adamın kalbine mühürledi. Artık Çalgıcı ölmeyecek, ama asla başka birini de sevemeyecekti. O, artık bu vadinin ebedi bekçisi, "Hüznün Ozanı" olacaktı. Mizu ise bir su damlasına, bir sis bulutuna dönüşerek evrenin ruhuna karıştı. Birbirlerine son kez baktıklarında, aralarındaki mesafe artık santimlerle değil, alemlerle ölçülüyordu. "Unutma," diye fısıldadı rüzgar Mizu'nun sesiyle. "Her bahar, beyaz kirazlar açtığında; ben o çiçeklerin kokusunda olacağım. Her kış, kar yağdığında; sen benim serinliğimi hissedeceksin. Biz hiç birleşemedik ama asla da ayrılmayacağız.". Ve Mizu, bir ışık patlamasıyla nehre geri döküldü. Nehir o an dondu. Su sustu. Çalgıcı, flütünü nehrin buz tutmuş yüzeyine bıraktı. O günden sonra kimse onun sesini duymadı, kimse onun yüzünü görmedi. Vadi, üzerine çöken o gümüş sislerle dış dünyaya tamamen kapandı.
Bölüm 4
Sonsuz Sessizliğin Şarkısı
