İçeriğe geç

Gümüş Otriş

Bölüm 6 · 9 dk okuma

Gümüş Otriş

Bölüm 6

Destek

Kimse cevap vermiyordu. Olanların gerçekliğini sorgularken Beril ve Yeşim çoktan yanıma gelmişti. Gözlerimden akan yaşlar sinirden dolayı ıslatıyordu yüzümü.

Kızlar elbisenin halini gördüğünde aynı anda

"Hiihh!" Sesiyle donakaldılar.

Uraz yanıma geldiğinde o da elbiseyi gördü. Kaşları çatılmış bir şekilde inceliyordu elbiseyi. Yanıma eğildiğinde göz göze geldik. Baktı, baktı ve baktı. Neden değişik bakıyordu. Suçlu gibi?

Hayır. O yapmamıştı. Yapmış olabilir miydi? Sonuçta tek konuştuğum rakibim Uraz'dı. Yapmamış olsun. Yapmamış olsun ki dünya ahiret iki elim yakasında olmasın.

"Ben yapmadım."

"Ben öyle bir şey söylemedim. Ağzımdan seni suçlayan tek bir ifade çıkmadı. Neden hemen savunmaya geçtin?" Bunların hepsini bir çırpıda söylemiştim.

"Gözlerin aksini söylüyor. Beni suçlayan bakışlarını bırak."

"Neden sana güveneyim?"

"Eğer seni yarışmadan elemek isteseydim. İki defa uyandırmazdım."

"Belki de bir plandı."

"Bu kadar aptalca bir plan yapmam ben. Ayrıca beni suçlamak yerine neden seni uyandırmayan arkadaşlarını sorgulamıyorsun?"

Sinirle baktım.

"Saçmalamayı kes!"

"Tamam. Sana benim yapmadığımı kanıtlayacağım."

Kafamı iki yana salladım. Gözleriminden akan yaşlar şiddetlenmişti.

"Canım. Ağlama lütfen. Bak bir çözüm yolu buluruz. Lekeyi çıkartmayı deneyelim." Dedi Beril bir yandan kolumdan tutmuş beni ayağı kaldırırken.

" Bu kumaştan o lekenin geçmesi için kuru temizlemeye vermemiz lazım. Ki onda bile lekenin geçip geçmemesi meçhul." Diyerek yanıtladı Yeşim.

Beril'in uyaran bakışlarını gören Yeşim daha sakin bir ses tonu ile konuştu.

"Eee... Elbisenin uçlarına gelmiş sadece. Kesebiliriz oraları. Kısaltırız elbiseyi."

"Elbise balık model. Keserseniz modelin bütünlüğü gidecektir."

Konuşan Uraz'dı.

Hiç kimse cevap vermedi.

*

Aradan bir saat geçmişti. Kızlar her ne kadar yanımda durmak isteseler de kendi elbiseleri ile ilgilenmek için yanımdan ayrılmışlardı. Biri bana komplo kurmuştu. Kim yapmıştı ama?

Önümde duran elbiseye baktıkça içimdeki sinir katlanıyordu. Elbiseye o kadar dalmıştım ki yanıma gelen marul kafayı fark etmemiştim.

"Geçmiş olsun."

"Kim yaptıysa ben ona geçiricem. Yeminim olsun." Bunları kısık sesle söylediğim için duymamıştı.

"Sen mi yaptın?"

"Hop yavaş gel. Ben bir şey yapmadım. Ordan bakınca suçluya falan mı benziyorum? İkidir bu soru soruluyor."

"Seninle ilk defa konuşuyoruz."

"İlkini Uraz sordu zaten. Gerçi hiç hoş olmadı. İnsan en yakın arkadaşını sorguya çekmez. Ama Uraz işte. Naparsın."

Kendi kendine mi konuştu pek anlamamıştım. Uraz yapmamıştı. Ve bunu bana kanıtlamak istiyordu.

"Neyse sen beni kedi misali parçalamadan kaçayım ben."

Daha şimdi tanışmamıza rağmen -ki buna tanışma denmezdi ismini bile öğrenememiştim- fazla samimi bir şekilde konuşmuştu.

Yarışmanın bitmesine çok az kalmıştı. Ve bu saatten sonra ne yaparsam yapayım değil dereceye girmek değerlendirmeye bile alınmayacağımı düşünüyordum. Durumumu jürilere açıklayacaktım. Elbisemin bu halde olması benim suçum değildi. Kimin suçuydu bilmiyorum ama o kişiyi bulduğum dakika canına okuyacaktım. Kim yapmıştı? Kim?

Yanlışlıkla yapılmadığı bariz belliydi. Kameralar. Evet kameralar olmalıydı. Tavana doğru baktım. Sadece mutfak alanında bir adet kamera gözüküyordu. Neden çalışma yerlerinde kamera yoktu? Belki mutfağın olduğu yerdeki kamera tüm alanı görüyordur. Allah'ım lütfen... Lütfen o kişiyi bulayım. Kameranın yanına gitmek için ayağa kalktığımda Urazı tepemde dikilirken buldum.

"Kameralar sadece mutfak tarafını çekiyor."

Bunu ben değil o söylemişti.

"Aklımı mı okudun sen az önce?"

"Belki."

Gözlerimi kısıp, kaşlarımı çattım.

"Edward Cullen?"

Gülümsedi.

"Bella Swan?"

Geri başını iki yana sallayarak konuştu.

"Edward Bella'nın zihnini okuyamıyordu gerçi de mi?"

Koltuğuma geri oturdum.

"Sen Edward değilsin ki olsan şuan durumumuz çok daha farklı olurdu. Ayrıca farkında mısın bilmiyorum ama senin zihnimi okumandan çok daha önemli konularımız var. Nerden geldik Edward, Bella konuşmaya?"

"Edward, Bella konusunu açan sendin. Ve asıl sen farkında mısın burda sana yardım etmeye çalışıyorum."

"Yardım dediğin şey durup benimle boş boş konuşmak mı?"

"Hayır kendi tasarımımı bırakıp senin elbisenin derdiyle uğraşmak yardım."

Elbisesine doğru baktım. Neredeyse bitmişti. Sadece otrişlerini dikmemişti.

"Sen kendi işine bakabilirsin. Bu saatten sonra benim işim yaş."

"Elbiseyi gördüğünde ilk beni suçlamıştın. Ne çabuk benim yapmadığıma inandın."

"Senin yapıp yapmadığına hâlâ emin değilim. Sadece artık çok da önemi kalmadı."

"Ne yani elbiseni bu hale getiren kişiyi unursamıyor musun? Bu kadar çabuk mu pes ettin?"

Derin bir nefes aldım.

"Biraz daha böyle konuşursan senin yaptığına emin olacağım ve o zaman pes etmiş miyim etmemiş miyim anlayacaksın. Neden gidip kendi tasarımınla ilgilenmek yerine burda duruyorsun?"

Gözlerimi elbisesine diktim. Konuşmasına fırsat vermeden tekrar konuştum.

"Ne kadar kabul etmek istemesem de elbisen muhteşem. Dereceye kesin girecek."

Önce kendi elbisesine sonra da kol saatine baktı. Hızlıca ayağa kalkıp masanının yanına gitti. Henüz tasarımına eklememiş olduğu gümüş renkli otrişleri alıp yanıma geldi.

Ve elinde tuttuğu otrişleri bana uzattı.

"Anlamadım?"

"Elbisenin leke olan yerlerini otrişle kapatacağız."

"Neden?" Bunu büyük bir şaşkınlıkla söylemiştim.

Kafasını hafif yana yatırıp anlam vermeye çalışan bir yüz ifadesiyle konuştu.

"Bir moda tasarım öğrencisisin. Bu yöntemi derslerde görmüş olmalısın."

Evet görmüştük. Çünkü modacılık sadece kumaş dikip sökmekten ibaret değildi. Modacılık bir kumaş parçasını hayal gücünde tasarlayıp gerçek dünyaya geçirmek, onu en iyi şekilde kullanmaktı.

"Onu anladım."

"O zaman?"

" Neden bana yardım ediyorsun? Kendi tasarımını göz ardı ederek benim elbisem için bana yardım ediyorsun. Anlamıyorum.

Yoksa elbisemi bu hâle sen getirdin ve şimdi vicdan azabı çektiğin için mi yapıyorsun?"

Son söylediğime ben bile inanmamıştım.

Gözlerine baktım. Kırılmıştı.

"Sen de dedin. Elbisem zaten dereceye girecek. Sadece dişli bir rakipsin ve emek verdiğini görüyorum. Bu yüzden yardım etmek istedim. Güvenmemen normal yeni tanıyorsun beni. Ama ben yapmadım. Sana bunu kanıtlamak istiyorum. Ve kanıtlayacağım. Sadece şimdi ilk planım elbiseni kurtarmak ve dereceye sokman için yardım etmek. İstemiyorum diyorsan da sen bilirsin."

Sözlerini söyledikten sonra otrişi masama bırakıp mutfağa geçti. Kahve makinasının sesini duyduğumda kendine kahve hazırladığını anladım. Masadaki otrişe ve saate baktım. Çok az bir süre kalmıştı. Başka şansım yoktu. Elbisenin üzerinde ölçüleri alıp ne kadar otriş kullanacağıma karar verdim ve Uraz'ın bana bırkatığı otrişin yarısını bir kenara koyup diğer yarısını dikmek için işe koyuldum.

*

Bitirebilmiştim. Elbiseyi tekrar canlı mankene giydirdiğimde sedece leke olan yerleri kapatmakla kalmayıp elbisemi daha da uç noktalara taşıdığımı anladım. Peki. Evrene enerji verme mevzusuna şu saatten sonra inanıyorum. Otriş kullanmak istiyordum. Hele ki gümüş otrişe aşık olmuştum. Fakat bu şekilde kullanmak benim için de süpriz olmuştu. Kendime uyarı! Bundan sonra içimden geçirdiğim her bir kelimeyi iki kez düşünecek ve detay verecektim. Son yarım saat kalmıştı. Herkesin tasarımı bitmişti. Hepsinin elbiselerine baktım. O an gözlerim sarı kafaya kaydı. Yarışmanın başından beri onu çok nadir görmüştüm. Masanın sonunda oturuyor olmasından da kaynaklanıyor olabilirdi bu tabii. Fakat asıl bana tuhaf gelen şey tasarımını hiç görememiş olmamdı. Herkesin tasarımını en azından bir kez de olsa görmüştüm. Ama onun tasarımını görmemiştim. Masasının yanında duran cansız mankenin üzerinde hiçbir şey yoktu. Acaba tasarım yapmadı mı diye düşünürken dolapların yanında duran gambocu görünce onun tasarımı olduğunu anladım. Hayır, gambocun üzerinde adı falan yazmıyordu - yazsa bile adını bilmiyorum - sadece gambocun önünde herhangi bir tehlikeye karşı hazır şekilde durması onun tasarımının olduğunu anlamamı sağlamıştı. Neden kaldırmıştı? Daha da önemlisi, hangi ara o elbiseyi tamamladı da gamboçlayıp astı? Aklımdaki onlarca düşüncenin sonu onu suçlamaya dayanıyordu. Gidip konuşabilir ağzını araybilirdim. Ama şuan daha önemli işlerim vardı. Mutfakta oturmuş marul kafayla konuşan Uraz'a baktım. Arkası dönük olmasına rağmen kafasını çevirip bakması Edward olduğu konusunda bir kez daha düşünmeme sebep olmuştu. Bu düşüncemi çürüten bir diğer düşüncemde onu uyurken görmüş olmamdı. Büyük bir Edward fanı olarak adım kadar emin oldugum bir şey vardı ki vampirler uyumazlardı.

Göz göze geldiğimizde kafamla masasını işaret ederek dudaklarımı oynatıp sessizce "gel" dedim. O da marul kafaya kısaca bir şey söyleyip omzuna yavaşça vurdu ve sandalyeden kalkıp yanıma geldi.

Yanıma geldiğinde önce yüzüme sonra da elbiseme baktı.

"İkinci olabilecek kadar güzel."

Kaşlarımı çattım.

"Bunu bir iltifat olarak kabul etmiyorum."

"Sen bilirsin." Omuz silkti. Gözlerimi devirip konuştum.

"Beni birinci yaptığımiza göre seni de ikinci yapabiliriz."

"Yanlışın var ben zaten birinci olacağım. "

Bir iki saniye durdu ve devam etti

"Evet elbisen güzel kabul ediyorum. Ama benim ki varken sen en fazla ikinci olablilirsin. Üzgünüm."

"Dinime küfreden Müslüman olsa."

Şaşırmıştı.

"Ne?"

"Hem kendin diyorsun sana yardım edicem ama fırsat vermiyorsun diye. Hem de sen benim sana yardım etmeme fırsat vermiyorsun."

Hızlı ve kafa karıştırıcı konuşmuş olmalıyım ki boş boş suratıma bakıyordu.

"Vakit kaybediyoruz. Hadi!"

Onun masasına doğru yürürken kolumdan tuttu. İçim bir tuhaf oldu. Neden oldu. Ay heyecanlandım. Salak mısın Piraye?

"Dur, ne yardımı?"

Bu sefer ben elimdeki otrişleri ona gösterdim.

"Paylaşımcı biriyim, gel de şu mükemmel elbiseni ikinci yapalım."

Güldü.

"Bunu bir iltifat olarak kabul etmiyorum."

Bende gülümsedim.

"Elbisen yere değiyor, bel kısmını ince göstermek istemişsin yani beline kullanmayacaksın bu otrişleri, yırtmaclarını da yeterince süslemişsin bu otrişleri kullanabileceğin tek yer etek ucu."

" Senin gibi birini kaybetmemek hayatımdaki en iyi kararlardan biri oldu."

Ne! Dur, ne dedi? Şaşkınlık ve derin nefes alıp vermelerimle ona baktığımda umursamaz gülümsemesi gitmiş omuzlarını diklestirmisti

" Yani sen iyisin ya... İyi... Hani elbisen güzel olmuş. Ben... Ben o yüzden dedim. Şey hani iyi bir tasarimcisin. Seni kaybetmemek onun için şey..."

İçten bir şekilde gülümsedim.

"Evet. Anladım. Bende zaten o yüzden işte otrişi paylaşmak-"

Sustum. Utanmıştım. Neden ki? Utanmamı gerektirecek ne yaşanmıştı ki az önce? Alt tarafı rakibim ile birbirimize celtinmence davrandık o kadar. Neden içimi ateş bastı ki?

Piraye. Aptallaşma Piraye.

"Eğer otrişleri bana vermezsen o dediğin şeyi yapamayız."

On saniye önceye kadar o da utanıyordu. Bundan eminim. O neden utanmıştı? Neden olacak Piraye. Senin kadar müthiş bir tasarımcı var karşısında. Tabii utanır.

Otrişleri ona veriyordum ki gözüm kolundaki saate takıldı. 20 dakika. Yarışmanın bitmesine 20 dakika kalmıştı! Otrişleri ona vermek yerine hızla elbisesinin etek ucu ölçüsünü almaya başladım.

"Noluyor?"

İşime devam ederken cevapladım.

"Dakikalar sonra yarışma bitiyor. Öyle bakmak yerine gel ve sende işe koyul."

*

"İşçiliğin gerçekten göz kamaştırıyor."

"Boşuna bu yarışmada değiliz herhalde..."

Neden bu kadar çabuk ruh halini değiştiriyorsun Piraye? Aynı dakika içerisinde hem özgüvensiz, pısırık biri hem de özgüveni tavan bir tasarımcı olabiliyordum.

4 dakika kala bitirmiştik. Herkes ayaklanmış elbiselerinin yanına gitmişti.

Uraz gözlerime baktı. Gülümsedi.

"Dereceye girmesi çok muhtemeldi. Ama otriş detayından sonra kesin gireceksin."

"Bunu iltifat olarak kabul edebilirim."

Cevabı gözlerimi devirip gülümsetti.

Elbisemin yanına gittiğimde jüriler içeri girmeye başlamıştı. Heyecanım her geçen dakika artıyordu. Elbisem güzeldi. Ama rakiplerime baktığımda onların da iddialı olduğunu görebiliyorudum. Masaya doğru eğildim. Uraz ona bir şey söyleyeceğimi anlayıp

"Teşekür ederim Uraz. Dereceye girer miyim bilmiyorum ama yaptığın fedakarlığı asla unutmayacağım. Benim için yaptığın şeyin ne kadar değerli olduğunu sana anlatamam. Eminim ki bundan sonrasında da nerede olursan ol çok başarılı olacağına eminim."

Eğer ikimiz de dereceye girmezsek yollarımız ayrılacaktı ve ben bunun şimdi farkına varmıştım. İstemsizce üzüldüm.

"Bu yaptığım bir başlangıç. Elbiseni bu hale kim getirdiyse bulmanda sana yardımcı olacağım. Ve asıl ben teşekkür ederim. Senin yaptığın şeyin benim için önemini bilemezsin."

"Ben bir şey yapmadım ki... Gerçekten her şey için teşekkür ederim Uraz."

"Yaptın." İçten bir şekilde yine gülümsedi.

"Teşekkür ederim-"

"Piraye."

Yutkundu.

"Piraye."

Nefes alış verişlerim sıklaştı. Gülümsemi durduramadığım için dudaklarımı bastırıp önümü döndüm. İsim öğrenme merasimimiz biraz geç olmuştu.

Jürilerin hepsi buradaydı. Saatler sekizi gösterdi. Biri veya birileri bana engel olmuş mahvolmama sebep olmuştu. Bir çift siyah göz ise hiç bir şeyin henüz bitmediğini bana hatırlatmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.