Eylül ayının ilk haftası Kadızade Köşkü'nde ağır ağır ilerliyordu.
On beş Eylül'de mektepler açılacaktı. Daha vakit vardı; fakat Kadızade Köşkü'nde hazırlıklar son güne bırakılmazdı. Hele Hatice Hanım'ın elinde bir iş varsa, o işin son dakikaya kalması neredeyse mümkün değildi.
Sabahlar yine namazla başlıyor, ardından odalar toplanıyor, mutfak ateşi yakılıyor, kahvaltı hazırlanıyor ve köşkün günlük işleri kendi alışılmış düzeninde devam ediyordu. Eylül güneşli başlamıştı fakat yazın o ağır sıcaklığı artık çekilmişti. Açık pencerelerden içeri giren rüzgâr, perdeleri hafifçe kıpırdatıyor, bahçedeki ağaçların yapraklarını birbirine değdiriyordu.
Köşkte mektep hazırlıkları sürerken kış hazırlıkları da çoktan başlamıştı.
Bu işlerin başında ise Hatice Hanım vardı.
Ona göre kış hazırlığı için erken diye bir şey yoktu.
Yıllar içinde öğrenmişti ki ihtiyaç kapıya dayandığında hazırlık yapmaya çalışmak, hazırlığı zamanında yapmaktan her zaman daha pahalıya ve daha zahmetli olurdu. Bu yüzden daha havalar tamamen soğumadan odunlar, çıralar, gaz yağı, kışlık kıyafetler ve mutfakta uzun süre dayanabilecek erzaklar birer birer tamamlanıyordu.
O pazar günü Mahmut Efendi'nin elinde uzun bir liste vardı.
Sabah erkenden köşkten çıkmış, önce çarşı tarafına doğru yola koyulmuştu.
Bugünkü alışverişin özel bir kısmı vardı.
Kadızade ailesi kuruyemiş ve şekerleme konusunda da öyle her dükkâna uğrayıp alışveriş yapanlardan değildi. Payitahtta namı bilinen, Kapalıçarşı civarındaki seçkin dükkânlardan biri vardı. Dükkânın sahibi sattığı malların kalitesine son derece önem verir, ürünleri yalnızca toptancıdan almakla yetinmez, mümkün olduğunca yetiştiği yerlerden getirilen malları tercih ederdi.
Antep fıstığı Antep'ten, fındık Karadeniz'den, ceviz ise uygun görülen menşelerden seçilir; dükkâna ulaşan her ürün yeniden kontrol edilirdi.
Bu yüzden Kadızade Köşkü'nün mutfağına giren kuruyemişin yalnızca lezzetli olması yetmezdi.
İyi olması gerekirdi.
Mahmut Efendi listeyi dükkân sahibine uzattı.
On kilo ceviz.
On kilo Antep fıstığı.
On kilo fındık.
Bunların bir kısmı mektepte kızların gece derslerinden sonra yiyecekleri küçük atıştırmalıklar için hazırlanacaktı. Bir kısmı köşkte kahvenin yanında ikram edilecek, bir kısmı da mutfakta yapılacak tatlı ve hamur işlerinde kullanılacaktı.
Liste bununla da bitmiyordu.
Yazın son hazırlıkları da tamamlanıyordu.
Yerden ısıtma sisteminde kullanılacak odunlar ve çıralar eve getirilecekti. Havaların beklenenden erken soğuması ihtimaline karşı hazırlıklar şimdiden yapılmıştı. Elektrik kesintisi yaşanması ihtimali de hesaba katılmış, gaz yağı da alışveriş listesine eklenmişti.
Kadızade Köşkü'nde kimse “nasıl olsa gerekmez” diyerek bir ihtimali yok saymazdı.
Gerekmeyebilirdi.
Ama gerektiğinde hazır bulunması daha makbuldü.
Öğleye doğru Mahmut Efendi'nin arabası yeniden köşkün büyük kapısından içeri girdi.
Bahçedeki mermer yoldan ilerleyen araba, konağın önünde durduğunda çalışanlar alışverişleri indirmeye başladı. Kuruyemiş çuvalları, erzak sandıkları ve diğer ihtiyaçlar mutfağa taşındı.
Nefise Hanım her zamanki gibi mutfak defterini açtı.
Alınan her şey miktarı ve tarihiyle birlikte kaydedildi.
“Ceviz, on kilo.”
Kalem kâğıt üzerinde ilerledi.
“Antep fıstığı, on kilo.”
Bir satır daha.
“Fındık, on kilo.”
Defter kapatılmadan önce tarih de yazıldı.
Böylece köşkte neyin ne zaman alındığı, ne kadarının kullanıldığı ve ne kadarının kaldığı takip edilecekti.
Tam bu sırada Mahmut Efendi'nin getirdiği başka bir şey Necip Bey'in çalışma odasına ulaştı.
Bir pusula.
Kerem Ali Bey'den gelmişti.
Necip Bey zarfı eline aldığında yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Zarfı dikkatlice açtı ve kâğıdı okumaya başladı.
> Sevgili babam ve ailem,
Evvela selam eder, ellerinizden öperim.
Görev yerime sağ salim şekilde vardım. Yol biraz uzun sürdü. Allah'ın izniyle görevimi bir an önce tamamlayıp evime dönmek istiyorum.
Mektubun sonundaki adres, şu an bulunduğum yerin adresidir.
Herkesi tek tek selamlarım. Sizleri önce Allah'a, sonra birbirinize emanet ederim.
Kerem Ali Kadızade
Oğlunuz
Çiçeklizade sokağı no 32 askeri bölge komutanlığı
Necip Bey mektubu bir kez daha okudu.
Oğlunun sağ salim vardığını öğrenmek içini rahatlatmıştı. Görev için evden ayrılan bir evladın ardından insanın zihninde türlü düşünceler dolaşırdı. Hele Kerem Ali gibi genç yaşından beri vazifesini ciddiye alan bir delikanlının nerede olduğunu bilmek, babası için her şeyden önce huzur meselesiydi.
Kâğıdı dikkatlice katladı.
Çalışma masasının çekmecesini açıp diğer önemli yazışmaların arasına yerleştirdi.
Çekmeceyi kapattığında aşağıdan mutfaktan gelen sesler duyuldu.
Kaşıkların birbirine değen sesi...
Tabakların hazırlanışı...
Bir yerlerden gelen hafif sohbet...
Öğle yemeği hazırlanıyordu.
Necip Bey pencereye doğru yürüdü.
Bahçede rüzgâr biraz daha belirginleşmişti.
Yaşlı ağaçların dalları hafifçe sallanıyor, köşkün yüksek duvarlarının üzerinde hareket eden gölgeler oluşturuyordu.
Bir süre sonra ev halkı öğle yemeği için toplandı.
Sofra her zamanki gibi düzenliydi fakat bugün özellikle sade tutulmuştu. Pazar gününün dinginliği sofraya da yansımış, kimsenin acele etmediği sakin bir öğle yemeği olmuştu.
Yemekten sonra erkekler kendi işlerine, kadınlar ise köşkün günlük düzenine döndüler.
Bir yerde çamaşır hazırlanıyor, başka bir yerde mektep için ayrılacak eşyalar yeniden gözden geçiriliyor, mutfakta yeni gelen erzakların yerleri belirleniyordu.
Neşe'nin odasında mektep için hazırlanan sandıkların son kontrolleri yapılırken Lara'nın odasında geçen seneden kalan eşyaların hangilerinin kullanılabileceği konuşuluyordu.
Köşkte hayat böyle günlerde dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan görünürdü.
Fakat bu evin sıradanlığı bile kendi içinde bir düzene sahipti.
Her şeyin zamanı vardı.
Her eşyanın yeri.
Her işin bir sırası.
Ve herkesin üstüne düşen bir vazifesi.
Akşam saatlerine doğru güneş yavaş yavaş alçalmaya başladı. Gün boyunca kendisini gösteren rüzgâr, akşamüstü biraz daha serinlemişti.
Bahçedeki ağaçların arasından geçen hava, yazın son günlerinin geride kaldığını belli ediyordu.
Akşam yemeği hazırlandı.
Namaz vakti gözetilerek sofranın saati ayarlandı. Yemek yenildi, ardından köşk yeniden gece düzenine geçmeye başladı.
Mutfak toplandı.
Ertesi gün için yapılacaklar gözden geçirildi.
Bir köşede mektep hazırlıkları devam etti.
Bir başka odada Hatice Hanım kış için yapılacak işleri defterine not etti.
Necip Bey ise çalışma odasında gün içerisinde aldığı pusulayı düşündü.
Kerem Ali uzaktaydı.
Neşe'nin boynunda taşıdığı gümüş madalyonun kapağında onun küçük resmi vardı.
Köşkteki herkesin kendi gündemi, kendi hazırlığı, kendi düşüncesi vardı.
Fakat o akşam, farkında olmadan birkaç kişinin zihninde aynı isim dolaşıyordu.
Kerem Ali.
Eylül günleri ilerliyor, mektebin açılmasına günler kalıyordu.
Kadızade Köşkü'nde ise hayat, her zamanki gibi sessizce kendi yolunda ilerlemeye devam ediyordu.
Sevgili nazik okuyucu Hatice Hanım'ın kış hazırlıklarını detaylı görmek ister misin yorumların benim için çok değerli