Aras’ın nefesi, sarnıcın nemli havasında küçük buhar bulutlarına dönüşüyordu. Ensesindeki namlunun metalik soğukluğu, babasının kasetteki son uyarısıyla birleşince zaman durmuş gibiydi. "Şu an tam arkanda duran adama sakın güvenme."
"Yüzüğü yavaşça bırak dedim Aras. Sabrımı zorlama," dedi o boğuk ses.
Aras, gözlerini kapatıp sesi zihninde analiz etti. Tanıdıktı ama bir o kadar da yabancı... Ses tellerine yerleştirilmiş bir cihazın yarattığı metalik bir tahrifat vardı. Aras, ellerini yavaşça yukarı kaldırırken mühür yüzüğünü masanın kenarına, babasının kanlı pardösüsünün hemen yanına bıraktı.
"Kimin için çalışıyorsun?" diye sordu Aras, sesi buz gibiydi. "Nuri Bey’i sen mi öldürdün?"
Arkasındaki gölge hafifçe güldü. "Nuri sadece bir piyondur. Tıpkı baban gibi... Ama sen, Aras... Sen bu oyunun hem kurbanı hem de anahtarısın."
Tam o sırada, sarnıcın uzak köşelerinden bir yankı yükseldi. Polis telsizi sesi! Selim ve ekibi binaya yaklaşmış olmalıydı. Arkasındaki adamın dikkati bir anlığına dağıldı. Aras, bir dedektifin en büyük silahının dikkati olduğunu kendine hatırlatarak o saniyeyi kullandı.
Aras aniden eğilip adamın dizine sert bir darbe indirdi ve aynı hızla yerdeki masayı devirerek kendine siper yaptı. Karanlıkta iki el silah sesi yankılandı; mermiler sarnıcın kadim sütünlarından kıvılcımlar sıçrattı.
"Dur Aras! Eğer beni öldürürsen babanın neden öldüğünü asla öğrenemezsin!" diye bağırdı gölge, karanlığa karışırken.
Aras, devrilen masanın arkasından fırlayıp adamın peşine düştü. Ancak maskeli figür, sarnıcın labirent koridorlarını ezbere biliyordu. Bir sütunun arkasında köşeye sıkıştırdığını sandığı anda, karşısında sadece yere atılmış siyah bir palto ve ses değiştirici cihazı buldu.
Adam buhar olup uçmuştu ama geride bir şey bırakmıştı. Yerdeki paltonun cebinden küçük, kadife bir kutu çıkıyordu. Aras kutuyu açtığında nefesi kesildi. İçinde babasının ölmeden önce üzerinde çalıştığı, yarım kalmış bir mekanik saatin parçaları ve bir not vardı:
"Çarklar dönmeye başladı Aras. 30 günün var. 30 gün sonra İstanbul’un kalbi duracak."
Tam o anda, sarnıcın duvarındaki tozlu bir gösterge takırdayarak çalıştı ve kırmızı rakamlar belirdi: 29:23:59...
Selim ve polisler içeri daldığında, Aras’ı dizlerinin üzerine çökmüş, elindeki parçalara bakarken buldular.
"Aras! İyi misin? Kimdi o?" diye bağırdı Selim.
Aras başını kaldırdı. Gözlerinde daha önce hiç görülmemiş bir karanlık vardı. "Bilmiyorum Selim. Ama bildiğim bir şey var: Bu şehir, devasa bir saatin içine kurulmuş ve birileri kurma kolunu çevirmeye başladı."
5. Bölümün Sonu
Dedektif Notu: Bazen en büyük düşman, seninle aynı dili konuşan ama farklı bir gerçeğe inanan kişidir.