İçeriğe geç

Gümüş Köstüklü Saat

Bölüm 2 · 2 dk okuma

Gümüş Köstüklü Saat

Bölüm 2

Bölüm 2: İlk Şüpheli ve Gizli Bağlantı

Aras, Galata’nın labirentvari sokaklarında ilerlerken yağmur hızını artırmış, gökyüzü kurşuni bir karanlığa bürünmüştü. Malikânenin önündeki polis sirenlerinin ritmik mavisi, ıslak duvarlarda soğuk ve tekinsiz bir dans sergiliyordu. Komiser Selim, kapı eşiğinde Aras’ı bekliyordu; yüzündeki yorgun hatlar, gecenin geri kalanının pek de içaçıcı geçmeyeceğinin habercisiydi.

"Hoş geldin Aras," dedi Selim, sesinde gizleyemediği bir gerilimle. "İçerisi tam bir kaos. Nuri Bey’in çalışma odası... Sanki bir fırtına kopmuş ama hiçbir şey çalınmamış gibi."

İçeri girdiklerinde ağır bir mum isi ve rutubet kokusu Aras’ın genzini yaktı. Nuri Bey, devasa abanoz masasının üzerine yığılmıştı. Gözleri ardına kadar açıktı; sanki ölüm anında gördüğü şey, canını alandan daha korkunçtu.

Aras, profesyonel bir soğukkanlılıkla maktule yaklaştı. Masanın tam ortasında, Nuri Bey’in cansız parmaklarının hemen ucunda o kartvizit duruyordu. Aras’ın kendi adı ve ofis adresi... Ancak kartın köşesinde, çıplak gözle zor fark edilen küçük, iğne ucuyla delinmiş bir sembol vardı: Bir kum saati.

"Nuri Bey titiz bir adamdı Selim," diye mırıldandı Aras. "Bu kartı buraya katil bırakmadı. Nuri Bey, ölmeden saniyeler önce bir mesaj vermek için onu çekmeceden çıkarmış olmalı. Ama neden benim kartım?"

Aras, büyütecini cebinden çıkarmadan önce ellerine eldivenlerini geçirdi. Masanın üzerindeki dağınıklığı incelemeye başladı. Paha biçilemez antikalar yerli yerindeydi: 17. yüzyıldan kalma gümüş şamdanlar, Osmanlı dönemine ait el yazmaları... Hiçbirine dokunulmamıştı. Ancak masanın üzerindeki antika masa saati durmuştu. Akrep ve yelkovan tam 03:14’ü gösteriyordu.

"Saat kaçta bulundu?" diye sordu Aras.

"Hizmetlisi sabah 07:00'de fark etmiş. Ama saat neden durmuş, anlamadık."

Aras, saatin kurma koluna dokundu. Saat bozuk değildi, sadece durdurulmuştu. Arka kapağını hafifçe araladığında, mekanizmanın içine sıkıştırılmış küçük bir kağıt parçası gördü. Üzerinde sadece tek bir cümle yazılıydı:

"Zaman, sadece gerçekleri örtmek için bir perdedir."

Aras, odanın köşesinde duran ve titreyen hizmetliyle konuşmak için döndü. Genç adamın elleri öyle sarsılıyordu ki, tuttuğu bardaktaki su yere dökülüyordu.

"Nuri Bey dün gece bir misafir bekliyor muydu?" diye sordu Aras, sesini yumuşatarak.

"Hayır Aras Bey... Yani, kimseyi söylemedi. Ama son bir haftadır Galata Kulesi’ndeki o eski saat tamircisiyle, Mösyö Pierre ile sık sık telefonda tartışıyordu. 'Emanet hazır değilse bedelini ödersin' diye bağırıyordu telefona."

Aras, zihnindeki parçaları birleştirmeye başladı. Nuri Bey, sıradan bir antikacı değildi; o, tarihin tozlu sayfalarındaki sırları saklayan bir bekçi gibiydi. Ve şimdi, o sırlar Aras’ın kapısına kadar dayanmıştı.

Tam o sırada, odanın açık penceresinden içeriye sert bir rüzgar girdi ve masadaki kartviziti yere uçurdu. Aras kartı almak için eğildiğinde, masanın altındaki gizli bir bölmenin hafifçe aralandığını fark etti. Bölmenin içinde, Nuri Bey’in ölmeden önce saklamaya çalıştığı şey duruyordu:

Üzerinde Aras’ın babasına ait olan o eski gümüş mühür yüzüğü.

Aras’ın damarlarındaki kanın çekildiğini hissetti. Babası yirmi yıl önce bir faili meçhul cinayete kurban gitmişti ve o yüzük hiçbir zaman bulunamamıştı. Şimdi ise bir cinayet mahallinde, kendi kartvizitiyle yan yana duruyordu.

"Selim," dedi Aras, sesi titreyerek. "Bu dosya artık sadece bir hırsızlık ya da cinayet vakası değil. Bu, geçmişin bana gönderdiği bir hesap pusulası."

Dedektif Notu: Bir ipucu asla tesadüf değildir; o, katilin kurbanıyla, kurbanın ise dünyayla vedalaşma biçimidir.

(Sizce kitap içeriği uzun mu? Devam edeyim mi??)

Bölüm sonu

3 yorum