İçeriğe geç

GÜMÜŞ EL KÜLLER VE KAN

Bölüm 1 · 3 dk okuma

GÜMÜŞ EL KÜLLER VE KAN

Bölüm 1

Bölüm 1 : Zehrin Mimarı ve Düşen Taht

Bölüm 1: Zehrin Mimarı ve Düşen Taht

Gümüş El Hanedanlığı’nın mermer sütunları ardında fısıldanan her söz ya bir övgü ya da bir ölümdü. Halk, Kral Valerius’un adaletini ve merhametini göklere çıkarırken, sarayın en karanlık dehlizlerinde bambaşka bir senaryo ilmek ilmek dokunuyordu. Kralın en büyük abisi Alaric, doğumuyla kazandığı ama zekasıyla elinden kaçırdığı tahtı geri almak için yıllardır tek bir gün bile uyumamıştı.

Herkes Alaric’i sadık bir komutan, kardeşinin gölgesinde kalmayı kabullenmiş sakin bir hanedan üyesi olarak biliyordu. Kimsenin haberi yoktu; ne saray muhafızlarının ne krallığın bilge kâhinlerinin ne de babasının dizinin dibinden ayrılmayan genç Prenses Elysia’nın...

Alaric’in planı aceleye getirilmiş bir suikast değildi; zamana yayılmış, kusursuz bir sanat eseriydi.

Gölgelerin Arasındaki Plan

Alaric, krallığın sınırındaki çöllerden getirttiği, tıp kitaplarında bile adı geçmeyen "Kuzgun Özü" adlı yavaş etkili bir zehri saray başhekimini tehdit ederek temin etmişti. Bu zehir, kurbanını bir gecede öldürmüyor; aylarca süren bir halsizlik, ardından zihinsel bir bulanıklık ve en sonunda kaçınılmaz bir kalp durması yaratıyordu. Böylece herkes Kral Valerius’un amansız bir hastalığa yakalandığını düşünecekti.

Alaric, planını kusursuzlaştırmak için her gece kralın şarap mahzenine iniyor, nöbetçileri altınla susturuyor ve kardeşinin en sevdiği fıçılara bu zehri bizzat zerk ediyordu. Sadece bu da değil; ordunun içindeki bazı generalleri gizli ittifaklarla kendi tarafına çekmiş, kral öldüğü an şehri abluka altına alacak planları çoktan hazırlamıştı.

Oğlu Aurelius bile babasının bu karanlık planlarından habersizdi. Aurelius, amcası Valerius’a ve kuzeni Elysia’ya derin bir sevgiyle bağlıyken, babası Alaric onun bu saflığını sadece planını maskelemek için kullanıyordu. "Bırakın oğlum kralı sevsin," diye fısıldardı Alaric karanlık odasında kendi kendine gülerek. "Böylece benden kimse şüphelenmeyecek."

Son Akşam Yemeği

Aylar süren sinsi planın son safhasına gelinmişti. Kral Valerius son birkaç haftadır yatağından kalkamayacak kadar bitkin düşmüştü. Saray hekimleri çaresizdi. Kral, son bir gayretle hanedanlığı bir arada görmek, abisi ve çocuklarıyla helalleşmek için yatağının etrafında büyük bir akşam yemeği verilmesini emretti.

O akşam, görkemli yemek salonunda ağır bir hava vardı. Masanın bir ucunda babasının solan yüzüne bakarak gözyaşlarını gizlemeye çalışan Prenses Elysia, diğer ucunda ise onun acısını kalbinde hisseden kuzeni Aurelius oturuyordu. İki gencin gözleri masanın üzerinden birbirini bulduğunda, henüz adını koyamadıkları ama her şeyden korumak istedikleri o gizli bağın sıcaklığıyla teselli buluyorlardı.

Masanın başköşesinde ise Alaric oturuyordu. Yüzünde bir abinin derin üzüntüsü maskesi vardı.

Kral Valerius, titreyen eliyle kadehini kaldırdı:

"Gümüş El’in ihtişamı, ailemizin birliğiyle daim olsun. Kardeşim Alaric... Ben göçtüğümde bu çocukların ve krallığın yükü senin de omuzlarında olacak," dedi sesi fısıltı gibi çıkarak.

Alaric ayağa kalktı, kardeşinin gözlerinin içine baktı ve kendi elleriyle zehirlediği şaraptan bir yudum alarak kadehini kaldırdı. "Gözün arkada kalmasın, sevgili kardeşim. Hak yerini bulacak," dedi. Bu sözün arkasındaki dehşeti salondaki kimse anlamadı.

Tahtın Düşüşü

Gece yarısını geçtiğinde sarayın çanları acı acı çalmaya başladı.

Elysia, babasının odasından yükselen çığlıklarla yatağından fırladı. Koridorları yalınayak koşarak geçti. Kralın odasının kapısına vardığında, içerideki manzara krallığın kaderinin değiştiğinin resmiydi.

Kral Valerius, yatağında cansız yatıyordu; gözleri tavana dikilmiş, teni bir ceset beyazlığına bürünmüştü. Hekimler başlarını öne eğmişti. Elysia babasının göğsüne kapanarak hıçkırıklara boğulurken, odanın kapısında Alaric belirdi. Yüzündeki sahte kederi hızla silip arkasındaki muhafızlara döndü.

"Kral öldü!" diye bağırdı Alaric, sesi tüm sarayda yankılandı. "Hekimlerin dediğine göre bu bir hastalık değil, tahtı ele geçirmek isteyen hainlerin işi! Şehri kapatın, ordunun başına geçiyorum. Meşru varis olarak tahtı koruma altına alıyorum!"

Aurelius, babasının bu ani ve soğukkanlı tepkisi karşısında donakalmıştı. Elysia ise gözyaşları içinde başını kaldırıp amcasına baktığında, ilk kez onun gözlerinde acı değil, yıllardır gizlenen o karanlık zafer parıltısını gördü.

Kral ölmüştü. Kimsenin bilmediği o gizli plan başarıya ulaşmış, hanedanlığı ve iki kuzeni geri dönülmez bir felaketin ve acı dolu bir aşkın içine sürükleyecek olan fitil ateşlenmişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.